Akşener: Türkiye, Sömürge Valisi Aklıyla Yönetilemez

İYİ Parti Lideri Akşener, ekonomi üzerinden Erdoğan’ı sert sözlerle yüklenerek, “O cahilce konuştukça, dolar zıplıyor. O cahilce konuştukça, enflasyon artıyor. O cahilce konuştukça, olan her zamanki gibi milletimize oluyor, insanlarımız fakirleşiyor, gençlerimiz işsiz kalıyor. Paramızın değerini düşürerek, bağımsızlığımızı tehlikeye atıyorsunuz. Telsim olmayız dediğin o güçler var ya çiftçimizin bahçesini satın alıyor. Türkiye, sömürge valisi aklıyla yönetilemez” dedi.

Haber Merkezi / MHP Lideri Bahçeli’nin ABB Başkanı Mansur Yavaş için söylediği sözlere de yanıt veren Akşener,, “Biliyorsunuz, Sayın Bahçeli, dünkü grup toplantısından sonra, çıktı, hem de gazi meclisimizin çatısı altında, Sayın Mansur Yavaş’ı tehdit etti. Yok öyle yağma, Sayın Bahçeli. Mansur Yavaş’ın arkasında biz varız, Ankaralılar var. Yok öyle yağma, Sayın Bahçeli. Millet iradesinden kaçış yok. Hesap gününden kaçış yok. O sandık, elbet milletimizin önüne gelecek. İşte o gün geldiğinde, nefesi de, iradeyi de, karşınızda göreceksiniz. Hiç merak etmeyin.” dedi.

İYİ Parti Lideri Akşener, asgari ücrete ilişkin yaptığı değerlendirmede ise, “Bizim asgari ücret önerimiz brüt ücretin, yüzde 22 artırılıp, 4360 liraya çıkartıldıktan sonra çalışanlarımıza devlet tarafından, 555 lira ek bir ödeme yapılarak, ellerine geçen net ücretin, 4000 lira olmasıdır” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akşener’in açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Dolar 13 TL’yi aşmış, ticaret durmuş, sırtını saraya dayayanlar dışında millet kan ağlıyor.

O cahilce konuştukça, dolar zıplıyor. O cahilce konuştukça, enflasyon artıyor. O cahilce konuştukça, olan her zamanki gibi milletimize oluyor, insanlarımız fakirleşiyor, gençlerimiz işsiz kalıyor.

Paramızın değerini düşürerek, bağımsızlığımızı tehlikeye atıyorsunuz. Telsim olmayız dediğin o güçler var ya çiftçimizin bahçesini satın alıyor.

Türkiye, sömürge valisi aklıyla yönetilemez. Türkiye, bu cahillikle, hak ettiği yere yükselemez. Bu millet bu, iş bilmezliğe, daha fazla mahkum edilemez. Türk Milleti, kimsenin ırgatı değildir. Haddinizi, hududunuzu bilin artık.

Arkadaşlarımız, milletimizin sorunlarına, ve beklentilerine çözüm olması amacıyla, toplam 19 önerge verdiler. Ama ne oldu? 19 önergemizin tamamı, Cumhur İttifakı tarafından reddedildi. İşin acı tarafı da ne biliyor musunuz? Bu 19 önergenin her biri, milletimizin dertlerinin çözümü için, üzerinde hassasiyetle çalışılmış, hesapları titizlikle yapılmış önergelerdi.

‘Gençlik ve Spor Bakanlığı bütçesine, 8 milyar 500 milyon lira ilave ödenek verilsin. Böylece 1 milyon öğrencimize, ayda 1000 lira burs verelim’ dedik. Onlar ne yaptı? ‘Öğrencilere burs murs yok’ dediler.

Ekonomideki yangın, bırakın mutfağı, tüm haneyi yakarken, herhalde, vekillerinden geri kalmak istememiş olacak, Sayın Erdoğan ‘Afganistan ekonomisini, ayağa kaldırmamız lazım’ diyor.

Peki, geçen hafta ne oldu, biliyor musunuz? Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı, bir iktisadi teşekkül olan TİGEM, ürettiği 13 bin ton buğdayı, ton başına, 5320 liradan sattı. Yani devletin Bakanı, Mayıs ayında 2250 liradan, buğday fiyatı veriyor, üzerine bir de, “çok iyi fiyat” diye açıklama yapıyor, daha sonra, aynı Bakan’a bağlı bir kurum,
ürettiği buğdayı, Bakan’ın açıkladığı alım fiyatının, iki katından fazlasına satıyor. Rezalete bakar mısınız?

Bahçeli’ye yanıt

Biliyorsunuz, Sayın Bahçeli, dünkü grup toplantısından sonra, çıktı, hem de gazi meclisimizin çatısı altında, Sayın Mansur Yavaş’ı tehdit etti. Yok öyle yağma, Sayın Bahçeli. Mansur Yavaş’ın arkasında biz varız, Ankaralılar var.

Yok öyle yağma, Sayın Bahçeli. Millet iradesinden kaçış yok. Hesap gününden kaçış yok. O sandık, elbet milletimizin önüne gelecek. İşte o gün geldiğinde, nefesi de, iradeyi de, karşınızda göreceksiniz. Hiç merak etmeyin.

Biliyorsunuz, Sayın Erdoğan, ne zaman sıkışsa, eskinin akaryakıt kuyruklarından bahseder. Kotalı satışlardan bahseder. Önlenemeyen fiyat artışlarından bahseder. Peki kendisinin devri iktidarında, 2021’in Türkiye’sinde, durumlar nasıl? Mesela akaryakıt kuyrukları var mı? Var. Hem de sadece akaryakıt değil, Ekmek kuyruğu da var. Yağ kuyruğu da var.

Sayın Erdoğan ve arkadaşları, her ne kadar, içinde bulunduğumuz gerçek durumu, görmezden gelseler de, ülkemizde kur da, enflasyon da, almış başını gidiyor.

Asgari ücret

Biliyoruz ki, Tayyip Bey’i Üzmeyen İstatistikler Kurumu, yani TÜİK, sarayı memnun etmek için, her zamanki gibi, elinden geleni ardına koymayacak.

Yetkiyi aldığımızda asgari ücreti belirlerken aynı Malezya’da, Brezilya’da, Fransa’da olduğu gibi çeşitli makroekonomik göstergeleri temel alan, sağlıklı bir model benimseyeceğiz.

Bizim asgari ücret önerimiz brüt ücretin, yüzde 22 artırılıp, 4360 liraya çıkartıldıktan sonra çalışanlarımıza devlet tarafından, 555 lira ek bir ödeme yapılarak, ellerine geçen net ücretin, 4000 lira olmasıdır.

Nasıl ki rahmetli Özal, rahmetli Demirel dünyanın en pahalı uçağına binmedilerse Sayın Erdoğan da dünyanın en pahalı uçağına binmeden yaşayabilir. Sadece bir uçaktan vazgeçmenin bedeli bugünkü kurla 6 milyar lira kaynak sağlayacaktır.

Ekonominin başına işin ehli insanlar gelirse, Sayın Erdoğan da kıt bilgisiyle ekonomiye burnunu sokmak yerine dilini tutup işi ehline bırakırsa 2022 bütçesinde yer alan 240 milyar liralık faiz giderleri emin olun düşer.

Engelli Hakları Sözleşmesi’ni imzalayıp tüm politikalarda taban olarak uygulayacağız. İşveren ve iş arayan arasındaki bağı, kısaltmak için, Ortak İş Yönlendirme Mekanizmaları kuracağız. Engelli vatandaşlarımızın, gelir vergisi muafiyetini, onların avantajına olacak şekilde, yeniden düzenleyeceğiz.

İYİ Parti olarak iktidara geldiğimizde İspanya’daki CEAPAT benzeri bir kurumun yani Kişisel Bağımsızlık ve Teknik Yardım Merkezi’nin ülkemizde de kurulmasını sağlayacağız.

İYİ Parti olarak biz işe taksi probleminin büyük tartışmalara yol açtığı İstanbul’dan başlayacağız. Proje kapsamında mevcut taksilere yüzde 5 oranında ilave yapılmasını ama bu yeni taksilerin engelli vatandaşlarımızın öncelikli kullanımına uygun olarak tasarlanmasını planlıyoruz.

Sayın Erdoğan ve arkadaşları ülkemizi yönetemiyor. Bu artık gün gibi ortada. Sandık ufukta belirdi.”

İYİ Parti Lideri Akşener: Millet İttifakı’nın Adayı Cumhurbaşkanı Olacak

“13. Cumhurbaşkanı Millet İttifakı’nın adayı olacak” diyen İYİ Parti Lideri Akşener,  “Seçimlere giderken ittifak zorunlu. 2023 ya da daha önce Cumhurbaşkanlığı seçimine giderken kaç parti bir araya geleceğiz bunu söylemek şimdilik zor” ifadelerini kullandı. Akşener, Millet İttifakı olarak, Cumhur İttifakı’ndan farklı bir sistemleri olduğunu söyledi.

Eğitim sistemine ilişkin konuşan Akşener, “Ben okullardaki eğitim sebebiyle ben buradayım. Bu okulları açan hükümetin kendisi. Bu plansızlığı ortadan kaldıracağız. Mülakatı kaldırılacak” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Hemen atamaların yapılması gerekiyor. Bunların da peyderpey yapılması gerekiyor. Devlet okullarında sanat, spor bölümleri yok. Bana diyecekler ki kaynak yok. Kaynak şurada israfı, yolsuzluğu ortadan kaldırdığınız zaman ortaya çıkan kaynaklara şaşırırsınız.”

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan hakkında, “Dürüst buluyoruz biz kendisini” diyen Meral Akşener, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Nurettin Nebati’nin paylaşımlarına işaret ederek, “Yeni Bakan adayı kendisi sanırım o anlaşılıyor” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İsmail Küçükkaya ile Çalar Saat programının konuğu oldu. Akşener, Millet İttifakı’na yeni partilerin katılması yönündeki tartışmalara ilişkin “2023 ya da daha önce Cumhurbaşkanlığı seçimine giderken kaç parti bir araya geleceğiz bunu söylemek şimdilik zor” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfü Elvan hakkında, “Dürüst buluyoruz biz kendisini” diyen Akşener, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Nurettin Nebati’nin paylaşımlarına işaret ederek, “Yeni Bakan adayı kendisi sanırım o anlaşılıyor” ifadelerini kullandı.

Döviz kuru artışı ve akaryakıt istasyonlarındaki araç kuyrukları hakkında konuşan Akşener, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini eleştirerek, şu ifadeleri kullandı:

Bir kere yanlış yaptığınızda bunun adı kazadır. İkinci kere yanlış yaptığınızda onun adı hatadır.

Üçüncü kere aynı yanlışı yaptığınızda bu bir tercihtir. Bütün bunlar Sayın Erdoğan’ın başında bulunduğu partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ndeki arıza yanlışlık, denge ve denetleme mekanizmalarının ortadan kalktığı bir sistemde Sayın Erdoğan’ın bizzat şahsının tercihleridir.

Şimdi mazot kuyruğundaki araçları gördük. Çıkmış milletvekili arkadaş diyor ki araba bolluğu bu ne biliyor musunuz?

Bu programda da bütün televizyonlarda gittiğimde ben bir şey söyledim. Saray ayrı bir hayat tarzıdır.

Sizi vatandaştan koparır, paralel bir evren yaratır, paralel bir bürokrasi yaratır, paralel bir dünya ve hayat tarzı yaratır.

Aynısını yaşıyoruz. Bu düzlemden alınan kararlar, bu düzlem üzerinden yapılan tercihler de bugün karşımızda.

“Biz Çin’i örnek alarak yola çıktık şimdi Bangladeş’e doğru ilerliyoruz”

Akşener, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın döviz kurundaki artışları dış güçlere bağlamasına da tepki göstererek şu ifadeleri kullandı:

Petrol zammını, o kadar şaşırdım ki Sayın Erdoğan’ın konuşmasına İstiklal Savaşı yaptı ekonomide.

Şimdi dış güçler… Tamam kardeşim dış güçlerse açıkla kimmiş, hep beraber yanınızda duralım.

Dış güçler her şeyin sebebi. Yahu siz bu dış güçlerin bostan korkuluğu musunuz?

Biz Çin’i örnek alarak yola çıktık şimdi Bangladeş’e doğru ilerliyoruz. Dünyaya diyorlar ki ‘bizde ucuz iş gücü var.

Gelin buraya yatırım yapın. Burada demokrasi yok adalet yok. Ucuz iş gücü sunmanıza rağmen eksikler olduğu için.

Enflasyon hakkında ise Akşener şu değerlendirmeyi yaptı:

90’lar döneminde siz çok genç bir muhabirdiniz, ben de çok genç bir politikacıydım. Hiper enflasyonun Türkiye’ye nelere mal olduğunu gördünüz.

Türkiye’deki enflasyonun hipere gidecek diye bir endişem var. Buradan bizi izleyenleri uyarayım.

Enflasyon insanları fakirleştirir, ülkeyi fakirleştirir. Ben faize şunu yapın, bunu yapın demiyorum ama söylediğim şey şu bu enflasyon noktasında çok ciddi kararlı bir şekilde mücadele edin diyorum. Biz ne yapacağız, Bizim 4 sınıf diye bir kavramımız var.

Buraya şu kadar ekmelisiniz diyorsunuz. Tarım insan artık dünyada bir milli güvenlik meselesidir.

Çiftçileri tarımdan çıkarak bir sistemden bahsediyoruz. Teşvik etmek için sigortasını biz yapacağız.

Atatürk Orman Çiftliği’ni talan ettiler biz orada bir sistem kurarak tarımı kalkındıracağız.

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfü Elvan hakkında, “Dürüst buluyoruz biz kendisini” diyen Meral Akşener, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Nurettin Nebati’nin paylaşımlarına işaret ederek, “Yeni Bakan adayı kendisi sanırım o anlaşılıyor” dedi.

“13. Cumhurbaşkanı Millet İttifakı’nın adayı olacak”

Millet İttifakı olarak, Cumhur İttifakı’ndan farklı bir sistemleri olduğunu anlatan Akşener, Millet İttifakı’na yeni partilerin katılması yönündeki tartışmalar hakkında da şu ifadeleri kullandı:

Parlamenter sistem üzerinde anlaştık, o alanda da ortaklaşan 6 partiyiz. Millet İttifakı işbirliği üzerinden yan yana gelmiş bir siyasi organizasyon.

Daha doğrusu bizim sistemimiz koalisyon gibi. 6 partinin genel başkan yardımcıları bir araya geldiler, aşağı yukarı bütün genel başkanlara verilecek bir metni hazırlıyorlar.

Bu bir birliktelik. Diyelim ki seçimler geldi. O sisteme girerken ittifak zorunlu. O ittifakta partiler belli. Bizim ise 31 Haziran’da 2, 24 Haziran’da 4 parti, şimdiyse kaç siyasi parti bir araya geleceğiz, onunla ilgili bir şey söylemem zor.

13. Cumhurbaşkanı Millet İttifakı’nın adayı olacak. DEVA Partisi adına ben konuşamam yeni partiler tanınmaya çalışıyorlar saygı duyuyorum. Ama ittifaka katılmayı düşünürler mi bilemem.

Asgari ücret hakkında değerlendirmelerde bulunan İYİ Parti lideri Akşener, şu ifadeleri kullandı:

Doların çıkışı, TÜİK’e rağmen yüzde 40’ların konuşulduğu bu dönemde yeniden belirlenmesi lazım.

Bizim daha önceden yaptığımız çalışmaya göre 4 bin lira net ellerine geçecek rakam. Onun dışında 555 liralık bir vergi yükünden iş verenin rahatlatılmasına dair bir teşvik diye bir önerimiz var.

Bugün bir anda 13 lira 40 kuruşlara kadar gelen dolar, onun yansıdığı girdilerdeki bir maliyet artışılar gibi bakıldığı zaman bu dalgalanmalar tansiyon gibi. Herkes tansiyon hastasına döndü.

Yeniden değerlendireceğiz tabii ki bu doların rekorundan önce yapılmış bir çalışmaydı. Bu çalışma revize edilecek.

Türkiye çalışanlarının yüzde 50’lik kısmı asgari ücretle çalışıyor. Kime sorsam nerede çalışırsa çalışsın asgari ücretle çalıştığını söylüyor.

22 milyon çalışanın 10 milyonunun asgari ücretli olduğu söyleniyor, bu da başka bir fakirleşme sebebi.

İktidarın erken seçim eleştirilerini de değerlendiren Akşener, şöyle konuştu:

Problemler çoğaldı. Problemlerin çözümü için bir ortaklaşma söz konusu olmadığı zaman tek çare millete gitmektir.

Bir muhalefet liderinin veya muhalefet liderlerinin vatandaş adına, millet adına seçim isteme gibi bir hakları ve görevleri vardır.

Dolayısıyla seçim istemek vatan hainliği değildir. Seçime gitmek vatan hainliğiyle alakalı bir durum değildir. Bunları bir birine karıştırmayalım bu çok ayıp.

Vatan hainliği ve Türkiye’nin bekası diye bir kavramın içi boşaldı. Ben buna çok üzülüyorum.

“Sen nelere kâdirmişsin ey Sedat Peker”

Akşener, Erdoğan’ın dış güçler söylemini de eleştirerek şu ifadeleri kullandı:

Sayın Erdoğan ve arkadaşlarının her türlü içerideki başarısızlık ya da seçim kazanma kartı mutlaka dış güçler diye bir kavram.

Günü gelir Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan olur, günü gelir Hollanda olur, Almanya olur. Birleşik Arap Emirlikleri için Sayın Erdoğan’a hizmet eden iki gazetenin attığı manşet var ‘şerefsizler’ diye.

Tüm bunlara baktığınız zaman her söylediğiniz iç politika merkezli olup, Türkiye’nin geleceğiyle alakalı olmadığı için bu şekilde rezil rüsva olursunuz.

Akşener, iktidarın 15 Temmuz’un ortaklarından biri olarak nitelendirdiği BAE lideri ile anlaşmalar yapması hakkında ise şöyle konuştu:

Anlaşmanın içeriği nedir bilmiyoruz. Halbuki o içeriğin vatandaşla, siyasi partilerin liderleriyle paylaşılması lazım. Böyle bir tuhaf bir gizlilik içinde.

Yarın bir birinin ayağına bastığında aynı şeyler olur. Ama şunu demek isteyebilirim, sen nelere kâdirmişsin ey Sedat Peker. kadar önemli şeyler söyledi ki bir savcıda çıkıp soruşturma açmadı.

Bir vatandaşımız ‘yargının Tarafsız, bağımsız, korkusuz olmasını sağlayacak mısınız’ demişti. O kadar iddialar var ama yargıda hareket yok.

Akşener: Bu Ucube Sistemden Kurtulacağız

İYİ Parti Lideri Akşener, GP Lideri Davutoğlu ile yaptığı görüşme sonrası yaptığı açıklamasında, “Bizi yönetenler ayağını denk alsın. Bu iş bilmez cahil cehaletiyle övünen bu arkadaşları, sandıkta oylarınızla göndereceğiz. Bu ucube sistemden kurtulacağız” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin genel merkezinde Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu’nu ağırladı. Yaklaşık 1 saat süren görüşmelerinin ardından Akşener ve Davutoğlu ortak basın açıklamasında bulundu. Davutoğlu’ndan sonra açıklamalarda bulunan İYİ Parti Lideri Akşener, özetle şunları söyledi;

“Ben ekleyeceğim sadece şu var. Aynı şeyi 3. kez yapıyorsanız bu hatadır. Ekonominin bu durumu iktidarın tercihi. İstiklal Savaşı seçimi kazanmaya yönelik aba altından sopa göstermeye yönelikse kaosu çıkaran yönetemez o da paketlenir.

“Bu ucube sistemden kurtulacağız”

Bizi yönetenler ayağını denk alsın. ‘Milli paramız’ diyorlar. Hani yerli ve milli ya bunlar. İtibar israfla değil, paranın gücüyle olur. Eğitimle, sanayi ile olur. Ekolojiye yaptığınız yatırımla olur. Öğrencilerim arıyor. Akıllı mantıklı olsun. Bu ülkenin kaynakları yüksek.

Bu iş bilmez cahil cehaletiyle övünen bu arkadaşları, sandıkta oylarınızla göndereceğiz. Bu ucube sistemden kurtulacağız. Milletimize düşen oylarını kullanmaktır. Bu sandık eninde sonunda gelecek. Bu arkadaşlar aynı İstanbul’da, Ankara’da, Adana’da, Antalya’da, Hatay’da olduğu gibi ‘atta’ya gidecekler.”

GP Lideri Davutoğlu ise şunları söyledi;

“Erdoğan’ın ‘kurtuluş savaşı’ açıklamasını dinledim. Buradan kendisine çağrıda bulunuyorum. Elinizde tüm istihbarat verileri var. Bankacılık sektörüne dair bilgiler, giriş çıkışlar hepsi var. Çıkın açıklayın. Bu dış mihraklar kimler? Elinde Türk Lirası olanlar kaygılı. TL değiş tokuş edilmekten de çıktı.

Servetleri büyüyen bir grup ve elindeki TL değer kaybeden diğer grupta. Kurtuluş savaşı Türk Lirası’na değer kazandırırdı, kayıp değil. İktidar Türk varlıklarını ucuzlatıyor. 70’li yıllarda olduğu gibi Türkiye ödeme krizine girerse yeterli döviz stoku yoksa 70 sente muhtaç kalma riskimiz var. Önce iktidara karşı Kurtuluş Savaşı vermek gerek. Bütün bu duruma yol açmış faktörlerin farkındayız.

“Türkiye sahipsiz değil”

Türkiye sahipsiz değil. Onlar arasından istişare var. 28 Şubat zamanında olduğu gibi otoriter bir rejim kurulması tehlikesi altındayız. Buradan vatandaşlarımıza sesleniyorum, toplantı ve gösteri yapmak anayasal haktır bu hak kullanılabilir ama hiçbir provokasyona gelmeden, hukuki olarak süreçleri tamamlanmamış kontrolsüz kitle gösterilerinden uzak durmaya çağırıyorum.”

Akşener’den ‘Erken Seçim’ Çağrısı: Tek Çözüm

Denizlili vatandaşlara seslenen İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Türkiye bugün çok derin bir krizle karşı karşıya. Soruyorum bu iktidar millete gidiyor mu, aranıza gelebiliyor mu, aranıza gelmeye yüzleri var mı? Aynı Sayın Erdoğan’ın bundan 20 yıl önce söylediği gibi tek bir çözüm var seçim seçim seçim. Rahmetli Demirel’in mitinglerinde tencerelere vurulurdu açız diye. Şimdi o devir geri döndü. Türkiye’yi uçuracak denilen bu ucube sistem, 5 müteahhidi zengin etti, dolar euro uçtu ama vatandaş fakirleştikçe fakirleşti” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasına “Erdoğan her konuşmasında piyasaya güven vereceğine şüphe vererek kurun yükselmesine neden oluyor. Erdoğan, hayat pahalılığını tercih ediyor. Yandaşa dövizle garanti vererek yükünü vatandaşın üzerine yıkıyor” sözleriyle devam eden Akşener, “Ev fiyatları arttı, et fiyatları arttı. Otomobili araç olarak bilirdik, artık bir amaç haline geldi. Bir yatırım aracı haline geldi. Erdoğan’ın buram buram zeka kokan amaçları. Güler misiniz ağlar mısınız?” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Lideri Akşener, konuşmasının devamında, “Türkiye’de tarımın göz bebeği olması gereken Denizli’de 40 bin hektar alan tarım alanı olma yetisini kaybetmiş. Bu akıl dolu tarım politikasına bakarmısınız! Çiftçiyi perişan ettin, sanayiciyi perişan ettin. Bizim çiftçimize vermediğin desteği yabacı çiftçilere verdin. Sonra da çıkıp “Ben ekonominin kitabını yazdım” diyorsun öyle mi? Benim çiftçim haciz gelmesin diye traktörünü saklıyor, geçim sıkıntısı çekiyor. Yazıklar olsun” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Denizli’de 29 Ekim Bulvarı üzerindeki Özay Gönlüm Meydanı’nda miting düzenledi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından konuşan Akşener’in açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Niye buradayım biliyor musunuz? Çünkü memleketimiz darda, milletimiz zorda. Türkiye’de bugün analar tencereyi kaynatamıyor. Türkiye’de bugün babalar eve ekmek götüremiyor. Türkiye’de bugün gençler kaçıp gidecek ülke arıyor. Yazık değil mi, günah değil mi? Bu aziz millete varlık içinde yokluk yaşatmaya ne hakkınız var?

Testiye dadananlar var. Memleketin zenginliklerine dadananlar var. Milletin hakkına, hukukuna, alın terine musallat olanlar var. İşte bunun için yollardayız. İşte bunun için bugün buradayım. Milletin malını üç-beş müteahhidin kasasına akıtanlara ayna tutmak için buradayım.

Senin evladın işsizken; geline, damada, kayınçoya 5’er maaş bağlayanları utandırmak için buradayım. ‘Açız’ diyene ‘Abartıyorsun’ diyenleri yüzlemek için buradayım. Sen ay sonunu getiremezken, Saray’da sefa sürenlerin sefasını bozmak için buradayım. Sen borç içinde yüzerken, utanmadan uçan ekonomi masalları anlatanların yüzüne senin gerçeklerini çarpmak için buradayım.

“Türkiye’nin çözülemeyecek sorunu yok”

İş isteyenlere burun kıvıranların işçiyi, memuru, EYT’liyi yük görenlerin; sokakları kadınlara dar edenlerin, milletin malına çökenlerin devrini artık bitirmek için buradayım. Bu kötü gidişe artık bir dur demek için buradayım. Türkiye zengin bir ülke. Türkiye çok büyük potansiyeli olan bir ülke. Türkiye yoksulluğu değil, zenginliği hak eden bir ülke. Türkiye’nin çözülemeyecek sorunu yok.

Zengin, mutlu ve huzurlu bir Türkiye’yi inşa etmek için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz. Tek bir sorunumuz var, o da nedir biliyor musunuz? Bu ucube sistem ve beceriksizliğin kitabını yazan AK Parti iktidarıdır. Şimdi size sormak istiyorum: Bundan 3 yıl öncesine göre daha mı zenginsiniz? Bundan 3 yıl öncesine kadar evlatlarınız daha kolay mı iş buluyor?

Çiftçi kardeşlerim, mahsulünüz 3 yıl öncesine göre daha mı çok kazandırıyor? Esnaf kardeşlerim sattığınız malları yerine koyabiliyor musunuz? Dükkanı çevirebiliyor musunuz? EYT’li kardeşlerim 3 yıl öncesine göre daha mı mutlusunuz? Memur kardeşlerim, 3 yıl önce verdikleri sözü tuttular mı?

Hakkınız olan 3600 ek göstergeyi verdiler mi? İhracat yapan sanayici kardeşlerim, işleriniz 3 yıl öncesine göre daha mı iyi? Ev kadını kardeşlerim, domatesi, biberi, patlıcanı, yağı, unu, şekeri 3 yıl öncesine göre daha ucuza mı alıyorsunuz? Kasabın önünden geçebiliyor musunuz? Pazarda fileyi doldurabiliyor musunuz?

Senin duymak istemediğin feryat, işte burada. Senin görmek istemediğin gerçekler işte burada. Milletin gündemi işte burada. Bu cevaplar bana değil, geçen seçimde ‘Ver yetkiyi, gör etkiyi’ dediğin, milletimize verdiğin sözler. Millet sözüne güvendi, yetkiyi verdi. Bugün ülkeyi sen yönetiyorsun, o nedenle bu cevaplar sana sayın Erdoğan.

“Sandık geldiğinde milletin okkalı şamarını yiyeceksin”

Artık köprüden önceki son çıkıştasın. Ya milletini duyacak ve gereğini yapacaksın ya da ilk seçimde boyunun ölçüsünü alacaksın. Ya Saray’daki sefana ara verip gerçeklerle yüzleşeceksin ya da sandık geldiğinde milletin okkalı şamarını yiyeceksin. Bu kadar basit, bu kadar açık.

Türkiye bugün çok derin bir krizle karşı karşıya. Şimdi ben de size soruyorum: Bu iktidar şu anda millete gidebiliyor mu? Aranıza gelebiliyor mu? Aranıza gelmeye yüzleri var mı? Esnafın arasına girebiliyorlar mı? Halkın arasına, tarım köylüsünün arasına girebiliyorlar mı? Pamuk tarlasına girebiliyorlar mı? Pancarda varlar mı?

Çarşıda pazarda gezebiliyorlar mı? Gençlerin karşısına çıkabiliyorlar mı? Aynı sayın Erdoğan’ın bundan 20 sene önce söylediği gibi, öyleyse tek bir çözüm var: Seçim, seçim, seçim. Sayın Erdoğan’ın inadı Türkiye’yi her geçen gün uçurumun eşiğine sürüklüyor.

Rahmetli Demirel’in mitinglerinde kadınlar tencere tavaları birbirlerine vururlardı ‘Açız, tencere kaynamıyor’ diye. Tarih tekerrürden ibaret. İşte sayın Erdoğan’ın devri iktidarında tencereler birbirine vuruyor. 2001 yılındaki krizde bile 1.2 lira olan dolar bugün 11 lira. ‘Türkiye’yi uçuracak’ dedikleri bu ucube sistem 3 yılda doları uçurdu, enflasyonu uçurdu, işsizliği uçurdu.

“Geceleri döviz kurunu takip ederken uykularımız kaçıyor”

5 müteahhit daha zengin oldu ama milletimiz fakirleştikçe fakirleşti. Doğalgaz fiyatları ateş pahası, domatesin, patatesin, etin, sütün, yoğurdun, şekerin, yağın fiyatı ateş pahası. İşveren için maliyetler 2 katına çıktı. İşsizlik arttıkça artıyor. Artık geceleri döviz kurunu takip ederken uykularımız kaçıyor.

Sayın Erdoğan kafasına göre deney yapıyor ama yine olan milletimize oluyor. Buradan sayın Erdoğan’ı bir kez daha uyarıyorum. Şahsi hırsların uğruna milletimize daha fazla eziyet etme. Bu millet bu fakirliği hak etmiyor. Damadınla oyun kurdun, olmadı. Onu gönderdin, başkasını getirdin, tutmadı.

Mevsimlik Merkez Bankası Başkanları gelip gidiyor, tutmuyor. Anla artık sayın Erdoğan; okey oynar gibi ekonomi yönetilmez. Istaka dizer gibi kabine yapılmaz, bürokrat atanmaz, Bu ucube sistem yerinde durduğu sürece bu ülke şahlanmaz.

Biz ne kadar uyarırsak uyaralım sayın Erdoğan bildiğini okumaya, her şey yolundaymış gibi davranıp sorumsuzca konuşmaya tam gaz devam ediyor. Üstelik sadece kendisi değil, çevresi de aynı. Biliyorsunuz bu arkadaşların Japonya’ya karşı nedense özel bir ilgisi var.

Pandemi döneminde devletin haber ajansı aracılığıyla Japon esnafının derdiyle, fevkalade dertlenmişlerdi. Bir üzüldüler, bir üzüldüler… Japonların esnafları için çok üzüldüler, ağlayan bile oldu. Şimdi de cahil bir vekilleri aracılığıyla Japon Yen’inin dolar karşısındaki durumuna dertlenmişler. Çok üzülmüşler, Yen doların karşısında düşüyor diye çok üzülmüşler.

Yahu anladık bir yönetim krizi yaşıyorsunuz, kaybedeceğinizi anladınız, oynatmasına az kaldı doktor arıyorsunuz onu da anladık, anlıyoruz ve acil şifalar diliyoruz. Ama oynatacaksanız gidin bari ötede oynatın kardeşim. Bu milletin asabını daha fazla bozmayın. Bu nasıl bir rahatsızlıktır? Bu nasıl bir aymazlıktır? Bu nasıl bir utanmazlıktır? Ayıptır, günahtır.

Merak etmeyin. Az kaldı. İYİ Parti iktidarında, sanayicinin kullandığı elektriği, rekabet ettiğimiz ülkelerin seviyesine, hatta onun da altına düşüreceğiz. Böylece, sanayicimizin elinden alınan rekabet gücünü, geri vereceğiz. İktidarın beceriksizliği yüzünden, artan enerji fiyatlarına Denizlili üreticimizi kurban etmeyeceğiz.

Kayıt dışı istihdamı azaltmak için; belirli bir sayının üzerinde kayıtlı işçi istihdam eden işletmelere vergi ve SGK primi iadesi gibi destekler sağlayacağız. Böylece hem devletimize hem vatandaşımıza hem de işverene zarar olan kayıt dışı problemini ortadan kaldıracağız.

İktidara geldiğimizde ilk işimiz teşvik mekanizmalarını, yüksek faizli kredileri, vergi ve sigorta primlerini gözden geçirmek olacak. Böylece beceriksiz yöneticilerin aldığı kararların cefasını çeken vatandaşlarımızı, sanayicimizi rahatlatacağız. Bunun yanında; Denizli ekonomisinin temel sektörü olan tekstildeki kırılganlığın da farkındayız. Bunun için Pamukkale Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren moda tasarımı ve giyim üretim teknolojisi gibi bölümlerdeki öğrencilerimizin sektörün talepleri doğrultusunda, eğitim almaları için Üniversite-OSB-Kamu iş birliğini, Almanya’daki sistemi baz alarak kuracağız.

Böylece, hem sektöre nitelikli iş gücü sağlayacağız hem de öğrencilerimizin mezun olduktan sonra işsizlik sıkıntısını çözeceğiz. Tekstil sektörünün ana problemlerinden biri verimlilik. İşte bu nedenle bizim de verimliliği ve kaliteyi artırmayı hedefleyen, bir sanayi politikamız var. Bu nedenle beceri açıklarını il ve sektör detayında belirleyip buna göre beceri geliştirmeyi amaçlayan bir istihdam politikamız var.

Buradan, çiftçi kardeşlerime seslenmek istiyorum: Az kaldı, çektiğiniz bu zulüm bitecek. İYİ Parti iktidarında mevcut borç takiplerinizi durduracağız. Her türlü sübvansiyon haklarınızı koruyarak faizsiz, masrafsız, bir yıl ödemesiz, ertesi yıl sadece faiz ödemeli, anaparayı da 5 yıl vadeli olacak şekilde borçlarınızı ödeme imkanı sağlayacağız. Gelir garantili bir model sunarak daha sezon başlamadan ne ekeceğinizi ve ne kadar kazanacağınızı size söyleyeceğiz.

“Çiftçilerimize, bu milletin efendisi olduklarını yeniden hissettireceğiz”

Ziraat Bankası’nı bir tarım bankası haline getirip, Atatürk Orman Çiftliği Tarım Bilimleri Akademisi vasıtasıyla verimli tarım arazilerine, sanayi bölgesi kurulmasına, plansız kentleşmeye, tarım ve orman bölgelerindeki maden arama faaliyetlerine son vereceğiz. Ata tohumlarımız hayati öneme sahip olduğu için sertifikasyon çalışmalarına hız vereceğiz. İYİ Parti iktidarında, çiftçilerimize, bu milletin efendisi olduklarını yeniden hissettireceğiz.

Bir çocuğun bile tek seferde anladığını bu ülkenin başındaki sayın Erdoğan nedense 10 seferdir anlamıyor. Her seferinde çarpılıyor ama yine de gidip o parmağı o prize sokuyor. Ya zeka sorunu var ya da niyeti kötü. Bunun başka bir açıklaması yok. O da yetmezmiş gibi bu arkadaşımız son çarpılmasından sonra hatasından ders çıkarmak yerine böyle durumlarda sıkça yaptığı üzere, çareyi mukaddesatımıza sığınmakta buldu. ‘Nas var, faize göz yumamam.’ dedi. Haydi, buyurun buradan yakın…

Nas ne demek? Kuran-ı Kerim’in emirleri ve sevgili Peygamberimizin örnek hayatı demek. Buradan sayın Erdoğan’a seslenmek istiyorum: Doğrudur, Nas var. Ama Nas, başka konular için de var. Mesela; Beytülmale el uzatınca da Nas var. Mesela; ‘İşi ehline veriniz’ buyruğuna rağmen liyakatsiz kadroları milletin başına bela edince yine Nas var. Mesela, milletin başarılı evlatlarını mülakatlarda eleyip eşe, dosta, yeğene 5’er maaş bağlayıp kul hakkına girince de Nas var.

Sayın Erdoğan, madem Nas konusunda bu kadar hassassın o zaman neden milletimiz zorluklarla mücadele ederken sen gidip milletin hazinesinden her gün milyonlar harcayarak sarayında sefa sürüyorsun? Millete gelince Nas var da, sana gelince muaf mı oluyorsun? Ayıptır, günahtır.”

Kılıçdaroğlu Ve Akşener’den MB’nin Faiz Kararına Sert Tepki

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Merkez Bankası’nın faizi indirme kararına sert tepki gösterdiler. Akşener, “Mutlu musun Sayın Erdoğan?” derken, Kılıçdaroğlu, “Artık DUR Erdoğan! #HemenSeçim” dedi.

Haber Merkezi / CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Merkez Bankası’nın faizi indirme kararının ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile karara sert tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, açıklamasında, “Artık DUR Erdoğan! #HemenSeçim” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ise, Merkez Bankası’nın faizi indirme kararının ardından, “Yanlıştaki inadının milletimizin her bir ferdine 1 saatteki maliyeti 3000 lira oldu. Mutlu musun Sayın Erdoğan?” açıklaması ile karara tepki gösterdi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını (politika faizi) 100 baz puan indirerek yüzde 15’e düşürdü.

Merkez Bankası enflasyondaki yükselişe rağmen faiz indirimlerine eylülde 100 baz puan ile başlamış, geçen ay ise piyasa beklentilerini de aşan 200 baz puanlık indirim gerçekleşmişti.

Kılıçdaroğlu ve Akşener’den Ortak Çağrı: Bir An Önce Seçime Gidin

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i İYİ Parti Genel Merkezi’nde ziyaret etti. Kılıçdaroğlu ve Akşener görüşme sonrası yaptıkları ortak basın açıklamasında, iktidara bir an önce seçilme gidilmesi çağrısında bulundular.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Toplumun hangi kesimine sorarsanız sorun, her yerden bir feryat çıkıyor. Gecikilen her gün topluma maliyetini artırıyor. Ülkemizi seven, ülkemizin insanını seven, sorunların kısa sürede çözülmesi için çaba harcamayı kendisine görev edinen bir siyasal anlayışla açık ve net çağrımızı yapıyoruz: Ülkeyi yönetemiyorsunuz, yazıktır günahtır, daha fazla savurmayın, bir an önce seçime gidin.” derken İYİ Parti Lideri  Akşener’de “Sayın Genel Başkanımızın acil seçim, hemen seçim çağrısına katılıyorum. Çünkü seçimden başka yapacak çare yok.” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ekonomide yaşanan son duruma değinerek şunları söyledi;

“Değerli basın mensupları, ekonominin gidişi hiç de iyi değil. Aslında bunu politikacı olarak değil sıradan bir vatandaş olarak da hissediyoruz. Gerçek anlamda ifade etmek gerekirse mutfaklarda yangın var. Türk lirası olağanüstü değer kaybediyor. Fakat çözüm üretecek organ yok Türkiye’de. Normalde Merkez Bankasının fiyat istikrarıyla uğraşması gerekirken Merkez Bankası işlevini bırakmış, Türk lirasının değer kaybetmesi, dövizin yükselmesine seyirci olarak bakan bir kurum. Bu pozisyonda… Fiyat istikrarı konusunda yasal olarak yetkilendirilen bir kurum nasıl olur da sadece seyirci pozisyonda kalır? Müdahale edemiyor, müdahale araçları yok, rezervi yok, 128 milyar doları buharlaştırdılar nereye gittiği hala belli değil. Net rezervi eksi 35 milyar dolar. Müdahale edilemiyor.

“Tamamen akıldışı, bilgi dışı, bilim dışı böyle zırvalıklarla, saçmalıklarla bir ekonomi yönetilemez”

Bütün bunlara karşın bizim sorumluluğumuz var. Bu gidişe sessiz kalmak doğru değil, seyirci kalmak doğru değil. Çözüm üretsinler diyoruz, ekonominin gidişi konusunda bir şeyler söylesinler diyoruz, Türk lirasının erimesini nasıl durduracaklar bu konuda birisi çıkıp bir açıklama yapsın diyoruz karşımızda bir duvar var. Açıklama yok. Bizler de sorumluluk hisseden, bu ülkenin gidişatı konusunda sorumluluk hisseden Genel Başkanlar olarak bir araya geldik. Sonunda bütün fatura sokaktaki vatandaşa çıkıyor. Saraydakilerin keyfi yerinde. Türk lirası eriyor, döviz yükselince sadece seyirci kalıyorlar, gidişat konusunda “ya nasıl çözeceksiniz, bu gidişatı nasıl düzelteceksiniz” diye sorduğumuzda karşımızda bir duvar var. Garip bir yapıyla karşı karşıyayız. Ve tabi Türk lirası eridikçe Türkiye ekonomik standartların tamamen altında yoksul bir ülke görünümüne kavuşmuş oluyor, daha doğrusu o görünüme sahip olan bir ülke çıkıyor karşımıza. Her şeyi ucuzlamış, fabrikaları ucuzlamış, kurumları ucuzlamış, çok daha düşük bir dolarla tamamının satın alınabileceği yönündeki bir algı ortaya çıkmış. “Efendim ihracat yapacağız, ihracattan sonra Merkez Bankasının rezervi artacak, cari fazla vereceğiz, ekonomiyi düzelteceğiz…” Tamamen akıldışı, bilgi dışı, bilim dışı böyle zırvalıklarla, saçmalıklarla bir ekonomi yönetilemez.

Yine kendilerine çağrı yapıyoruz. Yönetemediğinizi biliyoruz yönetemiyorsunuz. Merkez Bankasının ya müdürü ol çık açıklama yap, ya da Merkez Bankasına eğer müdahale etmeyi ben doğru bulmuyorum diyorsan müdahale etme. Koskoca bir kurum sadece Türkiye’de değil dünyada itibarsızlaştırıldı. Kendisine açık ve net çağrıda bulunuyorum, yönetemiyorsun milletin sırtına daha fazla yük yükleme, bu kadar yükü bu millet çekemez. Bir an önce Türkiye’nin seçime gitmesi gerekiyor. Yazıktır, günahtır. Toplumun hangi kesimine sorarsanız sorun; ister esnafa, ister çiftçiye, ister emekliye, ister işçiye, ister memura, ister apartman görevlisine kime sorarsanız sorun her yerden bir feryat çıkıyor. Gecikilen her gün topluma maliyetini artırıyor. Bir zam yağmurudur geliyor. Ülkemizi seven, ülkemizin insanını seven, sorunların kısa sürede çözülmesi için çaba harcamayı kendisine görev edinen bir siyasal anlayışla açık ve net çağrımızı yapıyoruz. Ülkeyi yönetemiyorsunuz, yazıktır günahtır, daha fazla savurmayın, bir an önce seçime gidin. Yeni bir hükümet gelsin, doğru dürüst bu ülkeyi yönetelim, doğru dürüst bu ülke yönetilsin. Bunun yapılması lazım.

Bu nedenle Sayın Genel Başkanımızla ve arkadaşlarıyla görüştük. İYİ Partinin de iyi bir ekonomi kurmayı var, bizim de iyi bir ekonomi kurmayımız var. Dolayısıyla gidişattan duyduğumuz endişeleri karşılıklı paylaştık. Bu nedenle Sayın Genel Başkanı ve arkadaşlarını ziyaret ettim.”

İYİ Parti Lideri Akşener ise şunları söyledi;

“Ben de Sayın Genel Başkanımız ve arkadaşlarının bizi, partimize olan ziyaretlerinden çok büyük bir memnuniyet duyduğumu ifade etmek isterim. Türkiye’de tencerenin kaynayamadığı, işsiz gençlerin iş bulamadığı ve umudunun da kalmadığı, üniversite mezunu çocuklarımızın garsonluk yapmak üzere Kanada’ya, Avusturalya’ya, Yeni Zelanda’ya gitmek için yol aradıkları, yol bulmaya çalıştıkları, tencere kaynatamayan kadınların dertlerini benim kulağıma anlattıkları ve 23 aydır ilçe ilçe, esnaf esnaf, il il yaptığım gezilerde gittikçe ağırlaşan bu ekonomik tabloyu bizatihi yerinde görmüş bir şahıs olarak şuan itibariyle Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik şartların tahminimizden öte vatandaşlarımızı etkilediğini ve bu şahsım devletinin, bu partili cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ülkemizi uçuracak, aşıracak, kaçıracak söylemlerinin dışında tam tersine yere çaktığı ve büyük bir ekonomik problemle yani fakirlik, yoksulluk anlamında büyük bir problemle karşı karşıya olduğumuzu, ekonomisi iyi olmayan devletlerin bağımsızlığının da kuvvetli olmayacağını bilen, olmadığını bilen insanlar olarak biz vatandaşlarımıza bir çare gösterebilir miyiz, bir araya gelip ekonomi kurmaylarımızın bir araya gelip doların şuanda gelirken sordum 10.50 olduğu…

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin Türkiye’yi getirdiği nokta ortada”

Hani dolarla maaş almıyorum bana ne diyebilen 5 ve 10 maaşlı saray danışmanlarına söyleyecek sözümüz yok. Ama bu hem ihracatımızı, hem ithalatımızı, hem çiftçimizi, hem besicimizi, hem sanayicimizi, hem esnafımızı, üreten herkesi, üretmeye çalışan herkesi etkilediğini, etkileyeceğini ve elektrik faturalarından zaten bizar olan hem işletmelerimizin, hem esnafımızın, hem evlerin bu kışı nasıl geçireceğini, ısınma probleminin Türkiye’de çok ciddi bir biçimde karşımızda durduğunu, İstanbul merkezli Türkiye genelinde İYİ Parti olarak yaptığımız yoksulluk araştırmasında yoksulluğun öyle böyle değil, çocuklarımızı bodurluğa ittiğini, küçük çocuklarımızda protein eksikliğinin getirdiği bodurluğun ortaya çıktığını ve buna karşılık ekonomi kitabı yazıp onunla övünen ve devleti kendinin gören bir hükümet sistemiyle bir kişinin kararına, hislerine, duygularına, bilgisine, görgüsüne bağlı bir hükümet sisteminin Türkiye’yi getirdiği nokta ortada.

Dolayısıyla öncelikle vatandaşlarımızın, milletimizin derdine çözümleri üretip… Zaten her iki partide bunu yapıyor ama bir araya gelip acil çözüm reçetelerini ortaya koyup, kamuoyuyla paylaşıp bizim çözüm önerilerimiz biliyorsunuz minimal, kamu malı, alıp keşke kullansalar, keşke hayata geçirseler ama bu konuda bir çalışma yapma, ekonomi kurmaylarımızın bir araya gelmesine karar verdik. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu teklifini çok sevinçle karşıladığımı ifade etmek isterim. Millet İttifakının bugün itibariyle iki bileşeni olarak diğer siyasi partilerimizin de katılım göstermeleri halinde daha büyüyerek bu sistemi götürmemiz mümkün ama bugün itibariyle Cumhuriyet Halk Partisiyle İYİ Partinin ekonomi kurmayları bir araya gelip çalışacaklar.

Sayın Genel Başkanımızın acil seçim, hemen seçim çağrısına katılıyorum. Çünkü seçimden başka yapacak çare yok. Geçen sene kurban bayramıydı sanıyorum bir ağır krizle dış politikada karşı karşıya kaldığımız bir dönemde Sayın Erdoğan’a memleket masasını topla demiştim. Yani ister tek tek, ister bütün Genel Başkanları bir araya, muhalefet muhafık bir araya toplayın, görüşlerimizi alın ve devlet olarak ortak bir tutum alalım Türkiye devleti adına ortak bir tutum alalım dış politika açısından demiştim. Aslında bugün bu çağrıyı yapmam lazım ama o günden ağzım yandığı için yani bir inanılmaz hakarete uğradım o dönemde ben. Dolayısıyla artık yolun sonu görünmüştür. Daha fazla yıkıma, daha fazla yoksulluğa, daha fazla yoksunluğa bugün bir hocamızın eğitim konusunda uzman bir arkadaşımızın eğitim politikaları başkanlığına gönderdiği Sayın Şenol Sunat Hanımefendi’nin bana verdiği bir raporu okudum. Yoksulluğun yanında yoksunluk yani bunun ekonomik değeri var ekonomistler söylüyor gıda bulamamaya doğru giden, ihtiyaçları giderememeye, paran olsa dahi giderememeye doğru giden bir durum yoksunluk ama eğitimdeki yoksulluğa bağlı yoksunluk eğitime erişememe konusunda çok ağır bir problemle karşı karşıyayız. Bir yıl sonra hepimizin görüp eyvah diyeceğimiz bir konu bu. Bütün bunların ortadan kalkmasının yolu seçimin yapılması, hür ve bağımsız bir biçimde, tarafsız bir biçimde seçimlerin yapılıp milletimizin kimi tercih ediyorsa ona saygı duymanın yolunu açıp seçimlerin yapılması lazım. Ben de Sayın Kılıçdaroğlu’na katılıyorum.”

Soru / Cevap

Soru: Cumhurbaşkanının bugün açıklamaları oldu faizle ilgili bir sebep değil sonuçtur. Lütfü Elvan’ın da bu anlamda aslında bunun tersinde açıklamaları da olmuştu. Yarın da Merkez Bankasının bir faiz kararı olacak. Bağımsız, tarafsız bir karar olabilecek mi? Bu kararla ilişkili öngörüleriniz nelerdir?

Kemal Kılıçdaroğlu: Merkez Bankası müdürü Sayın Erdoğan konuşmuş sizin az önce söylediğiniz cümleyi kurarak. Artık durması lazım. Ya bu millete acıyın bari ya, bu millete acıyın. Kitabını yazdım diyor bu işin. Sen bırak kitabı kardeşim milletin defterini dürdün sen. Biz buraya niye geldik, niye konuşuyoruz iki Genel Başkan olarak. Ülke daha büyük acılar çekmesin, daha büyük felaketler yaşamayalım. Bakın kış geliyor yol, yöntem öneriyoruz şunları şunları şunları yapın hala Merkez Bankasına müdahale ediyor. Al kardeşim onu doğrudan doğruya Merkez Bankasını kendine bağla. Merkez Bankasının itibarını sıfırladılar Türkiye’nin de itibarını sıfırladılar. Türk lirası milli itibarımız değil miydi? Bakın bankalara bankalardaki mevduatın yarısından fazlası yabancı döviz. Hani bunlar milliydi, hani bunlar yerliydi? Doları olan kazanıyor, Türk lirasına sahip olan da kaybediyor.

Dolayısıyla bunların artık bu ülkeyi yönetme kapasiteleri yok, bilgileri yok, birikimleri yok, biran önce izzetü ikbal ile bab-ı hükümetten çekilsinler. Yönetemiyoruz desinler, bu millete daha fazla acı çektirmesinler. Yazıktır günahtır ya.

Meral Akşener: Şimdi Sayın Erdoğan’ın yaptığı konuşmayı izleyemedim ama arkadaşlar birazını söylediler. Gördüğüm şey şu, yani Merkez Bankası Başkanı yazlık ve kışlık olarak değiştiği için ömrünü doldurmuş gibi görünüyor. Belki Sayın Elvan’ı yani umarım istiskal etmeden görevinden kenara koyar. Çünkü o yapının içinde dürüst bildiğimiz bir insandır Sayın Maliye Bakanı. Bütün kurumları insanların şahsında yerle bir eden bir partili cumhurbaşkanımız var. Bütün mesele bu. Eğer ilkeler bu şekilde bir şahsa bağlıysa, ilkelerin dışında, hukukun dışında ben ne dersem o olur kardeşim diyen bir mantık var ise Sayın Erdoğan’ın bu konuşmalarının hiçbirini yadırgamak mümkün değil. Kendisi biliyorsunuz Nobel’e aday gösterilecek faiz sebep enflasyon sonuçtur tezi üzerinde. Kitabıyla beraber de bir ülke nasıl batırılır kitabıyla da umuyorum o da Nobel’e aday gösterilir. Türkiye maalesef parası pul olmuş, dış dünyada itibarı gitmiş, yerle bir diyemiyorum içim acıdığı için itibarı zedelenmiş ve yolsuzlukta marka olmuş bir ülke haline getirilmiştir. Dolayısıyla yani söylediklerinin bu çerçeveden okunduğu zaman hiç şaşırtıcı bir tarafı yok.

Soru: Efendim konuşmanızda sistem eleştirileri oldu ama bir de bir tartışma var 50+1 tartışması. Bununla ilgili de görüşlerinizi alsak?

Kemal Kılıçdaroğlu: Valla hangi oranı getirirlerse getirsinler bu millet bunlardan bıktı. 50+1, 20+1, 10+1 bilmem neyi getiriyorlarsa getirsinler bunlar artık gidici. Gideceklerini görüyorlar, ülkeyi yönetemediklerini herkes biliyor, saygınlıkları kalmadı, itibarları kalmadı, milletin arasına çıkamıyorlar. Üzüldüğüm nokta şu, seçimle gelen AK Parti milletvekilleri vatandaşın arasına giremiyor şu açıklamayı yapıyorlar; efendim tebdili kıyafetle gezeceklermiş. Ya hangi çağda yaşıyoruz Allah aşkına. Vatandaşın derdini dinlemek için tebdili kıyafetle mi gidip gezeceksin. Gir bakalım vatandaşın derdini bir dinle bakalım, öfkesini bir gör bakalım nedir bu vatandaşın durumu. Yönetemiyorlar. Biz ona iyilik yapıyoruz aslında. Seçim yap biran önce diyerek aslında ona iyilik yapıyoruz. Çünkü geçen her günün maliyeti onun için de, toplum içinde giderek ağırlaşıyor. Yazıktır, günahtır bu memlekete.

Meral Akşener: Şimdi tabi bu sorunun muhatabını şahsımı kabul etmiyorum onun muhatapları başka bu sorunun. Fakat bütün bunların arka planında sadece şu örnekle seçilemeyeceklerini gören bir siyasi iktidarın yani hangi yolu açıp hangi yolla kendime bir tekrar seçim kazandırabilirim endişesi var. Bu çok büyük bir endişe. Anahtar kelime endişe. Sadece şunu söyleyeyim, yer Kaman, gündüz pazarı var bir profesör arkadaşım iş yapmak üzere yani bir sosyal sorumluluk projesi için çalışmaya gitti, ses kaydı var. Bir taksiye bindi o takside şoföre bir şeyler sordu. Şoförün cevabı; hocam, kendisinin de hoca olduğunu söyledi. Hocam, sabahtan bugün Kaman’ın pazarı sabahtan şu saate kadar kazandığım para 50 lira, bunun 30 lirasını 30 yaşında ve işsiz oğluma vereceğim, 20 lirasıyla ben geçineceğim. Hocam 5 maaşlılar, 10 maaşlılar zehir zıkkım olsun hocam. Tokat bir gene veliler grubu. Torunu getirmiş hanımefendi, başı örtülü. Diyor ki, söyleyin onlara söyleyin 2 bin liralık başına eşarp bağlayanlara söyleyin, başında oyalı tülbent var. 2 bin liralık eşarp örtenlere söyleyin benim emekli maaşım bin 500 lira ben nasıl geçineyim. İnşallah aracılığınızla şahsım devletinin şahsı bunları duyar.

Akşener’den Erdoğan’a ‘Ahlak Yoksunu’ Yanıtı: Bitlere Fısıldayan Adam

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Sen bir partinin lideri olarak, bayansın bayan. Meclis’te o nasıl bir küfürdür? Ahlak yoksunu. Nasıl sen böyle bir küfrü yaparsın?” sözlerine “Kendisi bana ‘ahlak yoksunu’ demişti. Hızını alamayıp dün de artık suyumuzun kaynadığını söyleyip beni ve sizleri tehdit etti. Bitlere fısıldayan adamı durdurabilene aşk olsun.” şeklinde yanıt verdi.

Haber Merkezi / Meral Akşener, ekonomiye ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirerek, “Sayın Erdoğan; asıl ahlak yoksunu; ülkenin yarısı, açlık sınırı altında yaşarken, dolar 10 lira 42 kuruş olmuşken, utanmadan, sıkılmadan, yüzü bile kızarmadan, ekonominin kitabını yazdığını söyleyebilendir” ifadelerini kullandı.

Can Göktuğ Boz tarafından öldürülen Başak Cengiz cinayetiyle ilgili konuşan Akşener, “Bu ülkede kadınlar ne zaman huzurla yaşayabilecek? Katil, istanbul sözleşmesini yırtıp atanlardan cesaret aldı. İYİ Parti döneminde kadınlarımızı yaşatacağız. İstanbul sözleşmesini hızla uygulamaya sokacağız” dedi.

Meral Akşener, dolar kurundaki yükselişe işaret ederek, “Asrın hatası Sayın Erdoğan şimdi de şuursuzca ‘Ekonominin kitabını yazdık’ diyor. Ekonominin nasıl batırılacağına dair kitap yazılmamıştı, onu yazmak da sana kısmet oldu. Sen ve beceriksiz yönetiminin bu ülke tarihinde yazdığınız başka kitaplar da var” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satır başları şöyle:

“Sözlerimin başından bizim için önem taşıyan bir dış politika başlığına, Türk dünyasındaki gelişmelere değinmek istiyorum. Geçtiğimiz 3 Mayıs günü, güçlü Türk dünyası için 9 ilke ve hedef isimli çalışmamızı paylaşmıştım.

Konseyin isminin Türk Devletleri İşbirliği Örgütü haline getirilmesi, bir yatırım fonu kurulması, ortak tarih ve coğrafya kitaplarının hazırlanarak tüm okullarımızda okutulması, ortak bir televizyon kurulması, ortak bir turizm paketi hazırlanması ve en önemlisi Türkmenistan ve KKTC’nin de örgüte dahil edilmesi çağrısında bulunmuştum.

Yaklaşan İYİ Parti iktidarında hiçbir kardeşin, bir diğerine üstünlüğü olmadığı, egemen ve eşit devletler olarak kalkınmanın ve demokrasinin taçlandığı bir Türk işbirliği meydana getireceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.

Milletimizden yetkiyi aldığımızda ivedilikle Türk Dünyası Bakanlığı kurarak tüm kurum ve kuruluşları tek çatı altında toplayacağız. Ülkemizde artık her gün yaşar olduğumuz kadın cinayetleri soluğumuzu kesmeye devam ediyor.

Ülkemizde kadınlar öldüreceklerini bilerek yaşıyorlar. Nerede, ne zaman, kim tarafından, ne sebeple öldürüleceğini düşünerek yaşıyor. Gün ortasında bile yalnız yürümekten korkar halde yaşıyoruz. Geçtiğimiz hafta bir cani genç bir kadını, Başak Cengiz’i aramızdan aldı.

Başımız sağ olsun. Eğer o psikopatla karşılaşmamış olsaydı, eğer ülkemizde bir kadını öldürmek bu kadar kolay olmasaydı Başak kızımız şimdi aramızda olabilirdi. Bu cani Başak’ı ‘savunmasız’ diye hedef alıyor. Kürsülerden nutuk atmakla olmuyor Sayın Erdoğan. “Bir kadın” diyerek beni tehdit etmekle de olmuyor Sayın Erdoğan. Bu zalimlik ne zaman bitecek?

Erdoğan’a ‘ahlak yoksunu’ yanıtı

Son olarak geçen haftaki grup toplantımızda arkadaşlarının ilçe ziyaretlerimize gönderdiği provokatörler için söylediklerimi nedense üstüne alınmış. Kendisi bana ‘ahlak yoksunu’ demişti. Hızını alamayıp dün de artık suyumuzun kaynadığını söyleyip beni ve sizleri tehdit etti. Bitlere fısıldayan adamı durdurabilene aşk olsun.

Bu sefer ‘bayan’ dememiş, ‘şu kadın, bu kadın’ demiş. Az da olsa ilerleme var. Hanımefendiler yavaş da olsa öğretiyoruz. Sayın Erdoğan unutma bir gün hepimizin suyu ısınacak. Biz Allah’ın emri olan o güne hazırlıklıyız.

Düştüğün bu durumda artık sen bizi ahlak konusunda ahkam kesecek durumda değilsin. Senin kendine hayrın yok. Elindeki patlak ampulle aklın sıra güneşi aydınlatmaya çalışıyorsun. Madem bizim için teneşiri hazır etmişsin, gel sen ve arkadaşlarının kardeşine birlikte bakalım.

Asıl ahlak yoksunu kimdir biliyor musun? Gerçek olmadığını bile bile, bir kişiye iftira atan, ve bu iftiraları yaymak için, karanlık odalarda, trol besleyendir.

Asıl ahlak yoksunu; sarayına, yılda 3 milyar lira masraf ederken, şehit ve gazilere, sadece 18 milyon lira bütçe ayırandır!

Asıl ahlak yoksunu; bir yandan, dindar pozları takınırken, diğer yandan, milletin hakkını, hukukunu, ayaklar altına alan, ve kul hakkı yiyip, kıs kıs gülendir!

Asıl ahlak yoksunu; terörist başının mektubunu okutup, kardeşini de devletin televizyonuna çıkartan, Ve ondan sonra da, pişkin pişkin, önüne geleni terörist ilan edendir!

Asıl ahlak yoksunu; Yüce Türk Milleti’ne küfredenin, vergi borcunu silip, bir de üstüne, ihale üstüne ihale verendir!

Asıl ahlak yoksunu; onlarca belgeli, bilgili, yolsuzluk varken; Savcılara, “soruşturma yapmayın” diye, baskı yapandır!

Asıl ahlak yoksunu; yandaşlarına, yüzlerce milyarlık ödeme yaparken, öğretmene, emekliye, ETY’liye gelince, “kaynak yok” diyendir!

Asıl ahlak yoksunu; Yabancı devlet başkanlarının hakaretlerini, sineye çekip, havuz medyası eliyle, kendini kahraman ilan ettirendir!

Sayın Erdoğan; asıl ahlak yoksunu; Ülkenin yarısı, açlık sınırı altında yaşarken, dolar 10 lira 42 kuruş olmuşken, utanmadan, sıkılmadan, yüzü bile kızarmadan, ekonominin kitabını yazdığını söyleyebilendir!

Biz ahlakı, kadim tarihimizden, şanlı ecdadımızdan, ve bizden önce bu kutlu yola çıkıp, “önce millet önce memleket” diyerek, dimdik yürümüş, nice büyüklerimizden öğrendik. Ruhları şad, mekanları cennet olsun. İşte o yüzden bizim; sen ve yandaşların gibi, ülkenin başına bela olmuşlardan, milletin zenginliğine, bitler gibi dadanmışlardan, memleketi, güve gibi kemirenlerden, alacağımız, en küçük ahlak dersi olamaz.

“Asrın hatası sayın Erdoğan şimdi de şuursuzca çıkmış, ‘Ekonominin kitabını yazdık’ diyor”

Sayın Erdoğan bir yandan kürsülerden ahlak tiradları atarken diğer yandan da akıl dışı teorilerini 83 milyonun rızkı ile test ediyor. Şimdiye kadar ki testler başarısız oldu. Kendisi bir kez bile ‘hem ekonomiyi batırdım hem de 500 milyon dolarlık uçakla geziyorum böyle olmaz’ demedi.

Dolar 10.36 kuruş olsa da yandaşlarının ödemelerini yapmayı ihmal etmedi. Asrın hatası sayın Erdoğan şimdi de şuursuzca çıkmış, ‘Ekonominin kitabını yazdık’ diyor. Ekonominin nasıl batırılacağına dair bir kitap yazılmamıştı onu yazmakta sana nasip oldu.

“İYİ Parti her geçen gün büyürken, sen tıpış tıpış gidiyorsun”

Siz öyle şeylerin kitabını yazdınız ki inan kütüphanelere sığmaz ama artık devriniz bitti istesen de istemesen de milletimiz artık mutlu yarınları konuşuyor ve o güzel yarınlarda sen yoksun. Sen ve iktidarın tarih kitaplarındaki keyifsiz bir bölümden başka bir şey olmayacak, bu gerçeği artık kabul et.

İYİ Parti her geçen gün büyürken, sen tıpış tıpış gidiyorsun. Sen artık Türkiye’nin geleceğinde yoksun, maalesef henüz farkında değilsin. Bizim, artık siyaseten var olmayan bir adamın, fiktif gündemleriyle, kaybedecek zamanımız yok.

O, istediği kadar hedef göstersin, biz dün de korkmadık, bugün de korkmayacağız. O, istediği kadar tehdit etsin, biz yolumuzdan dönmeyeceğiz. O, istediği kötülüğü yapsın, istediği hakareti etsin, istediği iftirayı atsın; biz, milletimizle buluşmaktan vazgeçmeyeceğiz.

Ne diyor Abdurrahim Karakoç; “Ben milletim uğruna adamışım kendimi, Bir doğrunun imanı, bin eğriyi düzeltir. Zulüm Azrail olsa, hep Hakk’ı tutacağım, Mukaddes davalarda, ölüm bile güzeldir.”

Partimizi kurduğumuz günden bu yana, ısrarla, Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesi için, kırsal kalkınmanın, hayati önem taşıdığını vurguluyoruz. Tarımdaki çözümlerimizi, her fırsatta paylaşıyoruz. Çiftçimizin, köylümüzün içine düştüğü durumu, bizzat kendilerine, bu kürsüyü açarak dile getiriyoruz.

Ama maalesef, bizim bütün bu uyarılarımıza rağmen, çiftçimizi görmezden gelen, yanlış tarım politikaları, ve Tarım Bakanı’nın bizzat kendisi; ülkemiz için bir kalkınma ve millî güvenlik problemi hâline geldi. Neden mi? Çünkü; Son 16 yılda; 4,2 milyon hektar tarım arazimiz, tarım dışına çıktı. Yani, Konya’nın tarım arazisine eşdeğer bir alanı kaybettik.

Son 10 yılda; Tarımın istihdamdaki payı, yüzde 23’ten, yüzde 17’ye geriledi. Bunun sonucu olarak da, tarımdaki kadın istihdamı, dörtte bir oranında azaldı. Yine son 10 yılda; Tarımın millî gelire katkısı, 70 milyar dolardan, 48 milyar dolara düştü. Litresi 1,1 lira olan mazot, 8 katına çıktı.

Tonu 237 lira olan üre gübresi, 38 katına çıktı.Süt ve besi yeminin kilosu, 6 katına çıktı. Kanunda, “en az yüzde 1” olarak taahhüt edilen, tarım desteği oranı, yarı yarıya düştü. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de, bütün akarsu ve derelere, HES yapılmasına müsaade edildiği için, çiftçimizin tarlasını sulaması, baraj sahibinin inisiyatifine kaldı.

“Tarım Bakanı ise, saçma sapan açıklamalarına devam etti”

Hatta bir DEDAŞ yetkilisi, “Borçlu olan çiftçiler, boşuna ekim yapmasınlar. Biz onlara elektrik vermeyeceğiz.” diyecek kadar ileri gitti. Ama iktidarın çıtı çıkmadı. Bütün bu anlattığım trajik tabloya, sadece bakmakla yetinen, Tarım Bakanı ise, saçma sapan açıklamalarına devam etti.

Adeta, bir fıkranın yardımcı karakteri izlenimi veren, Sayın Bakan, daha çiftçiyle, yetiştirici ve besicinin, aynı şey olduğunu bile bilmiyor. Çünkü eğer bilseydi, “Zarar eden hiç çiftçimiz yok, ancak duruma göre, fiyatlarda iniş çıkışlar yaşayan, yetiştirici ve besicilerimiz var.” demezdi.

Ya da çiftçimize, “Önümüzdeki dönem kepek ekin.” evet, yanlış duymadınız, “kepek ekin” demezdi. Buradan kendisine sormak istiyorum: Söyler misiniz Sayın Bakan, ektiğiniz kepekleri, ne zaman biçiyorsunuz acaba?…Eğer kepeklerinizi hasat ettiyseniz, çiftçilerimize de bir an önce dağıtın. Çünkü memleketimizin her yanında, inek kesimleri son sürat devam ediyor.

Akşener: Yavşak Yavşak Konuşanlara Provokasyon Yaptırabilirsiniz

İYİ Parti Lideri Akşener, Lütfü Türkkan’ın Bingöl’de bir şehit yakınına ilişkin küfrü hakkında yaptığı açıklamada, “Millet bizi çağırıyor. Milletimizi dinliyor dertlerine çözümler üretiyoruz. Her dükkanın içinde A Haber’inize provokasyon yaptırabilirsiniz. Her dükkanın kapısında porno sitesi gezenlere, oralarda yavşak yavşak konuşanlara, yazı yazanlara provokasyon yaptırabilirsiniz. Yaptırın kardeşim. Sizden korkan sizin gibi olsun. Biz gezmeye, milletimizi dinlemeye devam edeceğiz” dedi.

Meral Akşener, Lütfü Türkkan hakkında, “Karşısındaki genel başkanına küfürler etmiş ahlaksız bir adam da olsa sinirlerine hakim olması gerekirdi. Hislerine yenik düştü, elbette bu hatayı maruz görecek değiliz” ifadelerini kullandı. İYİ Parti Lideri Akşener, eleştirilere yönelik verdiği yanıtta ise, “Şehide ‘kelle’ diyen şuursuzlar bize ahkam kesemezler. Şehitlerimizin ailelerinden özür dile Sayın Erdoğan, vakit muhasebe vakti” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satır başları:

“Gazi Mustafa Kemal Atatürk aramızdaki ayrık otlarını saymazken Türk milletinin her renkten vatandaşının saygıyla, şükranla andığı bir liderdir. Siyasi hayatı onunla ve değerleriyle mücadele etmekle geçenlerin kafası pek almasa da Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türk milletinin buluşma noktasıdır.

Görüyorum ki vefatından 83 yıl sonra bile neden hâlâ bu kadar sevildiğini anlamakta zorlanıyorlar. Elbette şaşırmıyoruz, önce millet, memleket demeyenlerin Gazi Mustafa Kemal’i anlamaları mümkün olamaz.

Son zamanlardaki bir sorunumuza değinmek istiyorum. O büyük mücadelenin en önemli özelliği aynı amaç uğruna birlikte çarpan yüreklerdi. Bugünde Türkiye’nin en önemli ihtiyacı budur. Bizim görevimiz AK Parti iktidarının aksi yöndeki tüm gayretlerine karşı milletimizin her bir ferdinin yüreğinin birlikte atmasını sağlamaktır.

“Bütün değerlerimizi ayaklar altına almış kirli bir zihniyet var”

Onlar kavga çıkarmaya çalıştıkça, havuz medyasının tuzakları ile sinir uçlarımızla oynadıkça, biz istediklerinin tam tersini yapıp sakin olmaya, akıllı davranmaya mecburuz. Unutmayalım ki karşımızda bütün değerlerimizi ayaklar altına almış kirli bir zihniyet var. Tam da bu nedenle bu durumu hatırlatmış ve uyarmıştım.

Milletimizin ayağına gitmemizden, dertlerini dile getirmemizden rahatsızlar. İktidarları için en büyük tehdit olarak görüyorlar bu yüzden büyük çirkinlikler yapacaklar demiştim. Nitekim, geçtiğimiz cuma AK Parti’nin planlı bir provokasyonu sonucunda talihsiz bir olay yaşadık.

Rakibinizin milletvekili bir hata yapmışsa siz de bunun üzerine yürüyeceksiniz. Lütfü Bey bir hata yaptı. Karşısındaki genel başkanına küfürler etmiş ahlaksız bir adam da olsa sinirlerine hakim olması gerekirdi. Hislerine yenik düştü, elbette bu hatayı maruz görecek değiliz.

Bu olay sayesinde AK Parti gönüllerindeki kadın ve şehit hassasiyetini keşfettiler. Dün akşam kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamalarda muhalefetten, STK’lara kim varsa demediğini bırakmadı. Utanmadan işi İstanbul Sözleşmesi’ne kadar getirdi. Hatta kantarın topuzunu kaçırıp Lütfü beyin kredi borcunu açıklayıp kanunları bile çiğnedi.

Bu ülkede Mustafa Kemal Atatürk’ün anasına Zübeyde Ana’ya genelevde çalışıyor diyenler oldu, Saray’da kabul edildiler. Bu ülkenin kadınlarına ‘Başı açık kadın perdesiz eve benzer’ dediler. Rize belediye başkanı, ‘Çözüm sürecine ne gerek var, her birimiz ikinci eş olarak Kürt kadınlarını alalım bu mesele çözülsün’ dedi.

Bu örnekleri sonsuz sayıda anlatabiliriz. Bunları söylemek bile benim içimi acıtıyor. Ahlak şövalyesi Erdoğan ve arkadaşlarının şehitlerimize olan saygısı, kadınlara olan hassasiyeti neresinden tutsanız rezillik, terbiyesizlik, saygısızlık.

Aziz milletim bir hususun altını kalın bir şekilde çizmek istiyorum. Ellerinde şehitlerimizin kanı olan teröristleri devletin televizyonuna çıkaranlar bize şehitlerimiz üzerinden ahkam kesemez. Şehide ‘kelle’ diyen şuursuzlar bize ahkam kesemezler.

Bu kürsüde şehit yakınları konuşurken yayını kesenler bize ahkam kesemez. Teröristler rahatsız olmasın diye bayrak indirenlerin, meşhur Habur rezaletinde o malum mahkemelerin kurulduğunda orada çalışan bir öğrencim beni aradı.

“Lütfü Bey bir hata yaptı”

‘Teröristler rahatsız olmasın diye Türk bayrağı ve Atatürk resimleri çadır mahkemelerinden çıkarıldı’ dedi. Türk bayrağını o mahkemelerden indirenlerin bize edecek tek kelime sözleri, verecek tek satır dersleri olamaz.

Şehitlerimizin ailelerinden özür dile Sayın Erdoğan, vakit muhasebe vakti. Lütfü Bey bir hata yaptı. Ancak kendisi yaptığı hata karşısında olgunluk gösterdi önce çıktı özür diledi sonrasında ise gereğini yapıp grup başkanvekilliğinden istifa etti.

Erdoğan ve arkadaşlarına sormak isterim. İnsanlar hatadan, günahtan münezzih değildir. Hukukta hatayı anlayıp özür dilediğiniz zaman başka bir sonuç çıkar, günah işlediğiniz zaman Allah tövbe yolunu açık tutmuştur. Onlar hatalarında boğulup tıpış tıpış giderken biz hatalarımızdan aldığımız derslerle her geçen gün büyüyoruz. İktidarın başındaki pek duyarlı beyefendiye bir çağrıda bulunmak istiyorum.

Lüftü Bey’in hatasından rant kovalayacağına milletin gözünde kaybettiğin itibarı sahte kabadayılık ile kazanmaya çalışacağına hazır şehitlerimiz, şehit ailelerimiz için yepyeni bir hassasiyet geliştirmişken atılması gereken adımları at. Mesele milletimize küfür eden Mehmet Cengiz’in ihalelerini iptal edip, küfürden sonra sildiğin vergi borçlarını hemen tahsil et.

Bunlar bir siyasi partiye hizmet etmenin sevap hanesine yazıldığını söyleyecek kadar zıvanadan çıktılar. İstanbul seçimlerinin meşhuru AK Parti Genel Başkan Yardımcısı diyor ki ’20 yıl Recep Tayyip Erdoğan’ı iktidarda tutmak ve onun yaptıkları sayesinde sevap hanemize yazılıyor olması çok büyük bir şey’ diyor. Rezalete bakar mısınız?

Neyin sevap neyin günah neyinde haram olduğu Kuran-ı Kerim’de yazıyor. Mesela hırsızlık, israf, yalan söylemek, iftira atmak, tuzak kurmak haram. Haram helal hesabı yaparken bunlar hiç akıllarına gelmiyor. Siyasette böyle tipler çıkabilir ama asıl mesele en baştakinin sessiz kalmasıdır.

İktidarın tüm dümenlerine, provokasyonlarına rağmen İYİ Parti her geçen gün büyüyor. Millet bizi çağırıyor. Milletimizi dinliyor dertlerine çözümler üretiyoruz. Her dükkanın içinde A Haber’inize provokasyon yaptırabilirsiniz. Her dükkanın kapısında porno sitesi gezenlere, oralarda yavşak yavşak konuşanlara, yazı yazanlara provokasyon yaptırabilirsiniz.

“Erdoğan istesen de istemesen de biz buradayız”

Yaptırın kardeşim. Sizden korkan sizin gibi olsun. Biz gezmeye, milletimizi dinlemeye devam edeceğiz. Kurulduğumuz günden bu yana iktidarın yoğun bir ilgisiyle karşı karşıyayız. İftiranın, çamurun haddi hesabı yok. Sebebi belli. Bizimle uğraşıp duruyorlar, nafile Sayın Erdoğan istesen de istemesen de biz buradayız.

İYİ Parti milletimizin yaşanabilir bir Türkiye’ye duyduğu hasretin adıdır. İYİ Parti milletimizin barışma zeminidir. Artık sıra bizde, son 4 yılda yaptıklarımız, başardıklarımız ve verdiğimiz mücadele Türkiye için neler yapacağımızın kanıtıdır.

Siyasette ahlakı da erdemi de bizden öğreneceksiniz. Millet nedir, millete hizmet nedir bizden öğreneceksiniz. Adalet, bereket, huzur nedir onu da bizden öğreneceksiniz. İYİ Partililer tuzak kurmaz, yeke yek yüz yüze mücadele eder.

Akşener, ‘Burası Kürdistan Tartışması’na Açıklık Getirdi

İYİ Parti Lideri Akşener, Siirt’te bir vatandaşla yaşanan ‘Burası Kürdistan’ tartışması üzerinden kendisini eleştirenlere yönelik, “Bir de bu arkadaşlar verdiğim cevabı yeterince sert bulmamış. Onlar istedikleri dümeni çevirsinler biz milletimizle buluşmaktan vazgeçmeyeceğiz. Onlar istedikleri kadar milletimizi bölmeye çalışsınlar, biz birleştirmeyi sürdüreceğiz. Biz bu ülkede Kürt ile Türk’ün karşı karşıya getirilmesine paydaş olmayacağız” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Birden İçişleri Bakanı ve küçük ortak mensupları feveran etmeye başladı. Nasıl olur da ‘Burası Kürdistan’ dermiş. Neye şaşırıyorsunuz? Bu kişi bir HDP çalışanı. Biz aylardır ne diyoruz? ‘HDP’yi PKK’yı yanında konumlandırıyoruz’ diyoruz. HDP, PKK ile arasına mesafe koymalıdır diyoruz. Kürdistan söylemi terör örgütünün. Bu durumda bizim için şaşırtıcı bir yanı yok. Cumhur İttifakı mensupları sırf bize saldıracaklar diye PKK’nın ajandasını Türkiye’nin gündemine taşıdılar.” ifadelerini kullandı.

Akşener, açıklamasına, “Siirt’teki Kürdün gündemi yoksulluk, işsizlikken bunlar onu konuşacaklarına Apo’nun gündemini konuşuyorlar. E mektup kardeşliği var ne yapalım, elbette öyle olacak. Batman’daki vatandaşımız geçim derdindeyken bunlar hamaset peşinde koşuyorlar. Kaç gündür PKK’nın söylemini gündeme getiren iktidar mensupları.. İnanamıyorum böyle bir akılsızlığa. Sayın Bahçeli ile Sayın Öcalan arasındaki mektup arkadaşlığını zaten biliyorduk da, Sayın Soylu’nun da bu sistemin paydaşı olduğunu bu olayla öğrenmiş olduk.” şeklinde devam etti.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akşener’in açıklamalarından satırbaşları şöyle;

“Türkiye’de kadın olmanın zor olduğu günlerden geçiyoruz. Bugün bir kadının istediği saatte, istediği yerde olması zor. İstediği işi yapması zor. İstemediği kişiyle evlenmemesi zor. Bugün bir kadının hayatta kalması bile artık zor.

Ülkemizde her gün başka bir kadın bu zorluklarla mücadele ederken hayatını kaybediyor. Daha geçen hafta Şebnem kardeşimiz öldürüldü. Kadın ayrılmak istediğinde saldırıya uğruyor, ‘hayır’ dediğinde cinayete kurban gidiyor. Çünkü Türkiye’de kadın ‘hayır’ dediğinde onun iradesini koruyacak olan yok.

Kadınlar sadece fiziksel değil psikolojik şiddetin de kurbanı oluyor. ‘O saatte orada ne işi var, onun psikopat olduğundan haberi yok muydu?’ deniliyor.

‘Ülkeyi yönetenler hiç utanmadan İstanbul Sözleşmesi’ni yırtıp attılar’

Biz bu yüzden bıkmadan usanmadan İstanbul Sözleşmesi Yaşatır diyoruz. İstanbul Sözleşmesi adım adım geliyorum diyen cinayetleri önleyen bir sözleşmedir. Şiddete meyilli olanları toplumdan ayıklayıp, kadınları koruyan bir sözleşmedir.

Ülkeyi yönetenler hiç utanmadan İstanbul Sözleşmesini yırtıp attılar. Bu ülkenin kadınları yerine birkaç Taliban kafalının aklına uymayı tercih ettiler. 21. yüzyılda Türkiye’yi yöneten şu zihniyete bakar mısınız?

Ülkemizde bugün kadına şiddetin en büyük dayanağı İstanbul Sözleşmesi’ni kaldıran sizlersiniz. Kadına şiddet uygulayan ruh hastaları, kadın katilleri sizinle gurur duyuyor olabilir, tacizciler, ahlaksızlar sizinle gurur duyuyor olabilir.

Şunu bilin ki bu ülkenin kadınları, gençleri sizinle gurur duymuyor. Bizler, bu ülkede azınlık değil çoğunluğuz. Ölçmez isterseniz sandık orada. Yetkiyi aldığımızda daha çayım masaya gelmeden İstanbul Sözleşmesi imzalanmış ve en keskin bir şekilde uygulanır olacak.

Geçen hafta Siirt ve Batman’daydım. Bizim ziyaretlerimizi artık havuz medyası da yakından takip ediyor. AK Parti ve küçük ortağı bizim ziyaretlerimizden rahatsız. Millet bizi çağırıyor onları da kaşıntı tutuyor. Bizim bu ziyaretlerimizi kendilerince baltalamak için her yolu deniyorlar.

Gün geliyor para verip slogan attırıyorlar, gün oluyor bizimle konuşan vatandaşlarımıza bile tebelleş oluyorlar. Havuz medyası da bunları çekmek için ortamda hazır bulunuyor. Bu sefer değişik bir şey oldu. Siirt’te her zaman ki AK Parti atraksiyonu dışında bu defa bir HDP çalışanı ziyaret ettiğimiz bir esnafa gelip ‘Burası Kürdistan’ dedi.

Birden İçişleri Bakanı ve küçük ortak mensupları feveran etmeye başladı. Nasıl olur da ‘Burası Kürdistan’ dermiş. Neye şaşırıyorsunuz? Bu kişi bir HDP çalışanı. Biz aylardır ne diyoruz?

*‘HDP’yi PKK’yı yanında konumlandırıyoruz’ diyoruz. HDP, PKK ile arasına mesafe koymalıdır diyoruz. Kürdistan söylemi terör örgütünün. Bu durumda bizim için şaşırtıcı bir yanı yok.

Cumhur İttifakı mensupları sırf bize saldıracaklar diye PKK’nın ajandasını Türkiye’nin gündemine taşıdılar. Siirt’teki Kürdün gündemi yoksulluk, işsizlikken bunlar onu konuşacaklarına Apo’nun gündemini konuşuyorlar. E mektup kardeşliği var ne yapalım, elbette öyle olacak.

Batman’daki vatandaşımız geçim derdindeyken bunlar hamaset peşinde koşuyorlar. Kaç gündür PKK’nın söylemini gündeme getiren iktidar mensupları.. İnanamıyorum böyle bir akılsızlığa.

Sayın Bahçeli ile Sayın Öcalan arasındaki mektup arkadaşlığını zaten biliyorduk da, Sayın Soylu’nun da bu sistemin paydaşı olduğunu bu olayla öğrenmiş olduk.

‘Kafamı kesin de görelim’

Biz bugüne kadar ne Sayın Bahçeli’ye ne MHP mensuplarına hakaret edecek, iftira atacak tek bir sözün sahibi olmadık. Sadece bir fikrin temsilcisi olduğu iddia edilen o yapının, o fikre duyduğumuz saygıdan, saygılı davrandık. Onlar bu saygıyı asla göstermedi.

Kabadayılık yapan tosunlara sesleniyorum; 2011’i hatırlayın. Ne yaşandı bu ülkede, Sayın Bahçeli’ye ne dendi bu ülkede… Elinize Zülfikar verilmişse gelin kafamı kesin de görelim.

AK Parti’nin havuz medyası verdiğim yanıtı yetersiz buldu, İçişleri Bakanı konuşana kadar MHP’den tık yoktu, İçişleri Bakanı konuştu bu arkadaş dedikodu yapıyor. İçişleri Bakanlığı dedikodu yapmaz. Bizim üzerimizden makamını muhafaza etmek için atraksiyon yapıyorsun ama seninle ilgilenmiyoruz.

‘Burası Kürdistan’ tartışması

Bir de bu arkadaşlar verdiğim cevabı yeterince sert bulmamış. Onlar istedikleri dümeni çevirsinler biz milletimizle buluşmaktan vazgeçmeyeceğiz. Onlar istedikleri kadar milletimizi bölmeye çalışsınlar, biz birleştirmeyi sürdüreceğiz. Biz bu ülkede Kürt ile Türk’ün karşı karşıya getirilmesine paydaş olmayacağız.

AK Parti, küçük ortak ve HDP duyulmasını istemiyor olabilir ama mesela lokanta işleten Siirtli esnaf kardeşim, yağın artan fiyatından bahsediyor. Az önce konuşurken ‘Sayın Öcalan’ demişim. Sizden ve milletimden özür dilerim. Aklımın ucundan geçmez bebek katiline sayın demek.

Dünyanın en güzel coğrafyasında, en bereketli topraklarında yaşıyoruz. Tarım ve hayvancılık bizim en büyük zenginliğimiz. İktidar, çiftçimize pandemi döneminde bile sahip çıkmadı.

Tarım sektörünü de sahipsiz bıraktı. AK Parti’nin tarım politikası adeta bir tutarsızlık politikasına dönüştü. Dünyada lider olduğumuz fındıkta hükümetin açıkladığı 26.5 liralık fiyat üreticinin maliyetinin bile altında kaldı. Yabancı bir firma çıktı fiyatı 25 liraya çekti. İktidar oturup seyretti.

Buğday, arpa, mercimek ve nohut içinde aynı şeyler geçerli. Ellerini vicdanlarına koyup çiftçimizin halini bir türlü görmediler.

‘Büyük ekonomist Sayın Erdoğan’ın vizyonu’

Sayın Erdoğan geçen Ekonomi Reform Paketi’ni açıkladığın günden bu yana ne oldu? Merkez Bankası görevden alındı, Hazine ve Maliye Bakanını gören yok. Enflasyon aldı başını gidiyor.

Hakkını yemeyelim dünyada bu akıl dolu stratejiyi uygulayarak fiyat istikrarını bir kenara koyuyoruz diyen başka ülkelerde var. Mesela Venezuela, Arjantin, İran, Sudan, Lübnan, Etiyopya ve Angola. Listenin güzelliğine bakar mısınız?

İşte size büyük ekonomist Sayın Erdoğan’ın ekonomi vizyonu. Kıskananlar çatlasın… Sayın Erdoğan görüyorum ki okulda bazı branş derslerini kopya ile geçmişsin.

O nedenle sorumlu siyaset anlayışımız gereği ekonomideki bazı temel olgular ile ilgili seni aydınlatma ihtiyacı duyuyorum. Sandığının aksine enflasyon öyle kenara konulacak kadar önemsiz bir problem değildir.

Kendini yabancı bir yatırımcı yerine koy Sayın Erdoğan. Enflasyonun belirsizlik getirdiği bir ekonomiye paranı getirmek için yüksek mi yoksa düşük bir faiz mi istersin? Tabii ki yüksek faiz istersin.

Bizzat Merkez Bankası tarafından yapılan çalışmalar düşük gelirli ailelerin yüksek gelirli ailelere oranla enflasyona daha fazla maruz kaldıklarını gösteriyor. Enflasyon fakiri daha fakir, zengini daha zengin yapıyor.

Maalesef Sayın Erdoğan’ın bu anlattıklarımı kavraya bileceğine dair şüphelerim var. Başarısız oldukları konuda kendisi eleştirilere kulak vermek yerine muhalefetin çözümü olmadığı algısı yaratmaya çalışır. Her zaman olduğu gibi bu konuda da çalışmamızı yaptık. İşte size İYİ Parti’nin enflasyonla mücadelede çözümleri.

Enflasyonu düşürmek için atılması gereken adımlar geciktikçe düşürmesi daha maliyetli oluyor. Ekonomi programımıza enflasyonu düşürmek ile başlayacağız. İlk sene sonunda tek haneli enflasyona orta ve uzun vadede ise yüzde 4-5 arası değişen bir enflasyona ulaşacağız.

Akşener’den Erdoğan’a Bütçe Tepkisi: Milletimize Attığı Son Kazık

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada İYİ Parti Lideri Akşener, 2022 yılı bütçesine değinerek, “Sayın Erdoğan’ın 2022 bütçesinde yoksulluğa, enflasyona, işsizliğe, gelir dağılımındaki adaletsizliğe çözüm yok. Erdoğan’ın giderayak milletimize attığı son kazığın bütçesidir” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, kurlardaki yükselişe de değinerek, “İktidarların becerikli ellerinde paramızın pul olduğu bir haftayı daha geride bıraktık. Bir kez daha gördük ki Sayın Erdoğan’ın milli güvenlik tanımı kendi koltuğundan başka bir şey değil” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında, “Partili cumhurbaşkanlığı sistemi ülkemiz için başlı başına bir milli güvenlik tehdididir. Türkiye her hafta yeni bir krizle karşı karşıya kalıyor. Olan her zamanki gibi milletimize oluyor” diyen Akşener, açıklamasının devamında, “‘2023’te dünyanın en güçlü 10 ülkesi arasına gireceğiz’ diyenler ilk 20 dışına çıkardılar. Gire gire gri listeye girdik. Türkiye’nin düşürüldüğü duruma bakar mısınız? Biz elbette ülkemizin itibarının yerle bir olmasını istemeyiz. Ülkemizin itibarını yerle bir eden bu tablo karşısında bize düşen görev milletimizden yetkiyi alıp bu utancı temizlemektir” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti lideri Akşener, “Bu ucube sistemin zorluklarını milletimizle aşacağız. Türkiye kaynakları, potansiyeli olan büyük bir ülke. Bizim için çözülemeyecek hiçbir sorun yok” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in konuşmasından satır başları şöyle;

İktidardakilerin becerikli ellerinde paralarımızın iyice pul, emeklerimizin zayi edildiği bir haftayı daha geride bıraktık. Geçtiğimiz hafta bir kez daha gördük ki Sayın Erdoğan’ın millî güvenlik tanımı kendi koltuğunun güvenliğinden başka bir şey değil. Koltuğunu sallayan her şey ve herkes kendisi için bir millî güvenlik tehdidi.

Geçinemiyor musun? O zaman teröristsin. İflasın eşiğinde misin? O zaman hainsin. Sosyal medyada eleştiri mi yazdın? O zaman millî güvenliğimiz için bir tehditsin. Bu ucube sistemin memleketimizi getirdiği şu ucube duruma bakar mısınız? Yazıktır, günahtır.

Oysa ülkemizdeki esas millî güvenlik tehditleri aslında nedir biliyor musunuz? Mesela evine ekmek götüremeyen babalar, tenceresini kaynatamayan anneler bir millî güvenlik tehdididir. Mesela mülakatlarda gelecekleri çalınan; huzuru, mutluluğu yurt dışında aramak zorunda kalan gençler bir millî güvenlik tehdididir.

Mesela toprağını ekemeyen çiftçiler, hayvanını besleyemeyen besiciler, üretemeyen sanayiciler bir millî güvenlik tehdididir. Mesela; “Ak Parti’nin kaderiyle devletin kaderi birdir.” diyen milletine yabancılaşmış siyasetçiler bir millî güvenlik tehdididir.

Mesela 5-10 maaşlı danışmanlar sarayda sefa sürerken asgari ücretin altında maaş alan emekliler bir millî güvenlik tehdididir. Mesela saray korkusundan yolsuzluk soruşturması açamayan savcılar bir millî güvenlik tehdididir.

Ezcümle tüm bunların gerçek sebebi olan Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi ülkemiz için başlı başına bir millî güvenlik tehdididir. Bu ucube sistemin pençesinde Türkiye her hafta yeni bir krizle karşı karşıya kalıyor ve ülkemiz bu kriz sarmalında hırpalanırken olan her zamanki gibi milletimize oluyor.

Nitekim; “2023’te dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasına gireceğiz.” diyenler bugün ülkemizi ilk 20 ekonominin bile dışına çıkarttılar. Bu vizyoner yönetim anlayışının sonucunda gire gire Gri Liste’ye girdik. Bu Gri listede dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasından hiçbir ülke yok.

İlk 20 ekonomisi arasından da yine hiçbir ülke yok. İlk 30 ekonomisi arasından ise sadece Türkiye var. Peki bu listede başka kimler var? Mesela bu listede Burkina Faso var. Zimbabwe var, Uganda var. Mesela Filipinler var, Kamboçya var, Suriye var. Gördüğünüz gibi listedeki her ülke başlı başına bir başarı hikâyesi.

Peki bu listeye neye göre giriliyor biliyor musunuz? Eğer ülkenizde yoğun miktarda para aklanıyorsa, terörist gruplar ülkenizden finansman sağlıyorsa ve siz bu sorunlara karşı hiçbir mücadele sergilemiyorsanız işte o zaman Gri Liste’ye giriyorsunuz. Şu rezilliğe bakar mısınız? Türkiye’nin düşürüldüğü duruma bakar mısınız? Yazıklar olsun.

Bu tip durumlar karşısında her zaman yaptıkları gibi hep bir ağızdan; “dış güçler” demeye başladılar. Biz elbette ülkemizin itibarının yerle bir olmasını istemeyiz. Biz elbette Türkiye’ye yapılan her haksızlığın her zaman karşısında oluruz… Biz elbette burada da bir haksızlık olduğunu biliyoruz.

Amma ülkemizi bu haksızlığa uğratanın da bizzat iktidarın kendisi olduğunu açıkça görüyoruz. Gri Liste’ye neden girdiğimizi daha iyi anlamak için öncelikle şu sorunun cevabını vermeliyiz. Nedir o soru? Türkiye’de gerçekten para aklanıyor mu? Evet, maalesef aklanıyor.

Hem de bizzat devlet eliyle aklanıyor. Mesela eğer yurt dışında paranız varsa veya yurt içinde kanunsuz yollardan kazandığınız parayı yurt dışına çıkardıysanız bu parayı aklamak için uğraşmanıza hiç gerek yok. Nasıl mı? Hemen varlık barışı için müracaat edip %1 komisyonla bu parayı kolayca aklayabiliyorsunuz. Yani %1 komisyon ödeyince kimse size; “O parayı nereden buldun?” diye hesap soramıyor.

“Tek Parti iktidarı milletimizin dertlerini umursamayı bırakalı çok oldu”

Yani bu ucube sistemde, iktidar diyor ki; ‘’Uyuşturucu mu satıyorsun? Getir paranı. Kaçakçılık mı yapıyorsun? Getir paranı.  Türkiye’den para mı kaçırdın? Getir paranı. %1 komisyonla paranı da aklıyorum, seni de aklıyorum.” Bu kadar basit. Çamaşır suyu reklamı değil, Ak Parti iktidarı…

İşte size kabile reisi yetkileriyle devlet yönetmeye kalkan Sayın Erdoğan’ın kabile devletleriyle bizi aynı listeye sokan güçlü Türkiye vizyonu. İşte size Türkiye’yi uçuracağını söylenen Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi. Tek Parti iktidarı milletimizin dertlerini umursamayı bırakalı çok oldu. Attıkları adımlarda, aldıkları kararlarda milletimizin gerçeklerine dair bir empati kırıntısı bile göremiyoruz.

Eğer aşırı zenginleşirseniz, eğer bambaşka paralele bir hayata evrilirseniz; dünyadan da koparsınız, vatandaştan da koparsınız, gerçekten de koparsınız. Bugün karşı karşıya kaldığımız durum aynen budur.Biliyorsunuz 2022 bütçesi Milletin Meclisi’ne geldi.

Normal şartlarda bir sonraki yılın bütçeleri toplumu heyecanlandırır. Çünkü millet yeni bütçenin sorunlarına çözüm getirmesini ümit eder. Hayatını kolaylaştırmasını, gelirinin artmasını, menfaatinin korunmasını bekler.
Bu yüzden heyecanlanır. Ancak maalesef Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçildiğinden beri milletimiz bu heyecandan yoksun.

Çünkü herkes biliyor ki Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm imkânları, bereketli topraklarımızın tüm zenginliği yine o 5 müteahhidin ve bir grup saray şımarığının hizmetine sunulacak. Nitekim aynı 2021’de olduğu gibi Sayın Erdoğan’ın 2022 bütçesinde; yine heyecan yok, yine umut yok.

Çünkü bu bütçede yoksulluğa çare yok. Enflasyona çare yok. İşsizliğe çare yok. Gelir dağılımındaki adaletsizliğe çözüm yok… Bu bütçede çitçilerimize yeterli destek yok. Milletin borçlarına çare yok. İşçinin, işverenin, emeklinin hayatını kolaylaştıracak adımlar yok.

EYT’liler yok, 4/B’liler yok. Hatta söz verilmesine rağmen 3600 ek gösterge bile yok. Ezcümle bu bütçede millet yok, millet. Peki ne var? Millet yok ama mesela 5’li müşteri garantisi çetesi var. Bütçeye onlar için 2022 yılında 42 buçuk milyar lira daha ödenek konulmuş. Bu ne demek biliyor musunuz? Milyonlarca çiftçiye verilen desteğin 2 katı para demek. Vicdansızlığa bakar mısınız?

2021 yılında 31 milyar lira olan bu ödenek önümüzdeki yıl için %37 artırılmış, 42 buçuk milyar liraya yükseltilmiş. Saray müteahhidine gelince artış gerçek enflasyon kadar. Ya demek ki enflasyon %37. Millete gelinceyse TÜİK’in makyajlı enflasyonu kadar bile değil. Utanmazlığa bakar mısınız? Vicdansızlığa bakar mısınız?

“Bu para milletin parası değil mi?”

Son dört yılda garantili işlere ayrılan ödenek 69 milyar lira. Önümüzdeki 3 yılda yapılacak ödemeler ise tahminen 143 milyar lira olacak. Biliyorsunuz Sayın Erdoğan ve arkadaşları doları çok sever. O yüzden bir de onların diliyle ifade edeyim. 2017-2024 dönemi için hazinemizden saray garantili çeteye ödenecek para toplam 25 milyar dolar.

Buradan; “Yol yapıyoruz, tünel yapıyoruz, köprü yapıyoruz, hastane yapıyoruz. Ama milletimizin cebinden bir kuruş çıkmıyor.” diyenlere sesleniyorum. Bu parayı nereden ödüyorsunuz? Bu para milletin parası değil mi? Ve siz bu kadar açık seçik yalan söylemekten hiç mi utanmıyor musunuz? Ayıptır, günahtır.

Ezcümle bu bütçe herhangi bir bütçe değildir. Bu bütçe bir savurganlık, bir israf bütçesidir. Bu bütçe milletin emeğini faizcilerin kursağına akıtan bir bütçedir. Bu bütçe Sayın Erdoğan’ın giderayak milletimize attığı son kazığın bütçesidir.

Sayın Erdoğan ve arkadaşları yine fantastik bir ekonomi teorisiyle karşımızdalar. Ülkemiz ekonomisi için ne kadar yararlı olduğunu milletçe özellikle son 3 buçuk yıldır tüm çıplaklığıyla deneyimlediğimiz; “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur.” doktrininden sonra bu fevkalade yetkin arkadaşlar şimdi de faizi indirip döviz kuru yükseldikçe ihracatın artacağını iddia ediyorlar.

Bir de isim bulmuşlar; “Rekabetçi kur” diyorlar. Bu müthiş yeni teori doğrultusunda geçtiğimiz hafta Merkez Bankası politika faizini 200 baz puan indirerek %16’ya çekti. Havuz gazetecilerinin bile savunamadığı bu akıl dolu hamle sonucunda parantez içi belki bu yeni hamle de Nobel’e aday olabilir.

Ekonomi bağlamında. Dolar 10 liraya dayandı. Kur lobisi kazandı, milletimiz kaybetti. Kararın bizzat Sayın Erdoğan’ın talimatıyla alınmış olduğunu cümle âlem bildiği için de Merkez Bankası bağımsızlığının tabutuna son çivi de bu şekilde çakılmış oldu.

Peki bakalım ihracat gerçekten artıyor muymuş? Onar yıllık dilimler hâlinde son 50 yılımızı inceledik. 1970-1980 arası 10 yılda ihracatımız 5 kat artmış. 1980-1990 arası hani korkunç günler diye tanımlanan o 10 yılda ihracatımız 4 buçuk kat artmış.

1990-2000 arası 10 yılda ihracatımız 2 kat artmış. 2000-2010 yılları arasındaki 10 yıllık süreçte ihracatımız 4 kat artmış. 2002-2010 yılları arasındaki Ak Parti dönemini baz alırsak ise ihracatımız 8 senede 3 kat artmış. Gelelim son 10 yıla. 2010-2020 yılları arasındaki 10 yıllık süreçte ihracatımız sadece %50 artmış.

Yani son 50 yılın en düşük ihracat artışı geçtiğimiz 10 yılda gerçekleşmiş. Peki bu artış döviz kuruna bağlı mı olmuş? Hayır. Mesela 2002-2010 yılları arasında döviz kuru sabit kalmasına rağmen ihracatımız 3 kat artmış. 2010’dan bugüne kadar ise sıkı durun.

“İhracatımız yerinde saymış”

Dolar kuru tam 6 kat artmış. Ama son 50 yılın en düşük ihracatı da yine bu yıllar arasında olmuş. Üstelik Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçtiğimiz son 3 yılda döviz kurları %110 artarken ihracatımız ise yerinde saymış. Sayın Erdoğan ve bol maaşlı danışman ekibi sizlere söylüyorum, iyi dinleyin. Demek ki neymiş?

Ülkemizde adalet sağlanmadıkça, hukuk işlemedikçe, liyakatli kadrolar iş başına gelmedikçe; ekonomiye güven tesis edilmedikçe, dışlayıcı kurumlar kapsayıcı kurumlara dönüşmedikçe, Sayın Erdoğan da Merkez Bankası’nın yakasından düşmedikçe kur ne kadar artarsa artsın ihracatımız artmazmış.

Dünya Bankası Girişim Anketi sonuçlarına göre firmaların, gümrük ve ticaret düzenlemelerini engel olarak görme eğilimi gittikçe artıyor.160 ülke arasında gümrüklerin etkinliği açısından 58’inci sırada yer alıyoruz. Bu konunun önemini şöyle anlatayım. Şirketlerimiz transit taşımada geçen her ilave 1 gün için %0,6 ila %2,3 arasında bir vergiye eşdeğer ek bir maliyetle karşılaşıyor.

Gümrüklerdeki 1 günlük fazladan bekleme ise ülkemizin ihracat artış hızını 1.4 puan azaltıyor. İşte bu nedenle küresel eğilimlerle uyumlu gümrük ve taşımacılık süreçlerini hızlandıracak blok zincir temelli bir platformu ihracatçımızın hizmetine sunacağız.

İhracatımızın %60’ı, denizyoluyla taşınıyor. Dolayısıyla limanlara erişim ve limanların daha etkin çalışması önceliklerimiz arasında yer alıyor. Biliyorsunuz, Ak Parti’nin en övündüğü alan taşımacılık alanında yaptıkları yatırımlardır.

Ancak bu yatırımların mal taşımaktan ziyade insan taşımayı hedeflediği ortada.Örneğin bugüne kadar yapılan demiryolu yatırımları, yük taşımacılığına çok da uygun değil. Oysa ihracata dönük demiryolu yatırımları hem ülkenin yatırım çekiciliğini hem de ihracatımızı artıracaktır.

Bu nedenle de İYİ Parti iktidarında limanlara erişimi kolaylaştıran çok modlu ve modlararası taşımacılığa izin veren lojistik yatırımlarına öncelik vereceğiz. Diğer ülkeler 4G konuşurken biz 4,5G konuşmaya başladık. Ama sadece konuştuk. Kâğıt üzerinde G’lerimiz çok.

“Şimdi sıra bizde. Şimdi sıra İYİ Parti’de!”

Ama iş internet hızına geldiğinde bazı üniversitelerimizin 3G’nin ötesine geçemediğini görüyoruz. Firmalarımızdan karanlık fabrikalar ve nesnelerin interneti gibi trendlere uymalarını bekliyoruz. Ama makine-insan ve makine-makine etkileşimini sağlayacak internet altyapımız maalesef yok. İşte bu altyapıyı da yetkiyi aldığımızda İYİ Parti olarak biz tesis edeceğiz.

Ülkemizin içerisinde bulunduğu bu tablonun değişimi inanın çok hızlı olacak. Çünkü bütün bu değişimler sadece iradeyle ilgili. AK Parti iktidarı elindeki tüm fırsatları kaçırdı. Milletimizin güvenini heba etti. O fırsatları değerlendirme sorumluluğu artık bizde. Onlar artık sırasını savdı. Şimdi sıra bizde. Şimdi sıra İYİ Parti’de!

Önümüzdeki 10 yılda Türkiye’nin gerçek potansiyelini ortaya çıkarmak için iktidara talibiz. Siyasi tarihimizin en liyakatli kadrolarını iş başına getirmek için iktidara talibiz. 83 milyon vatandaşımızı yokluktan kurtarıp hak ettiği bolluğa kavuşturmak için iktidara talibiz. Hamaset dışında hiçbir şey üretmeyen bu öfke siyaseti yerine; ahlaklı, vicdanlı ve makul bir siyaset için iktidara talibiz.

Ama hepsinden de önce; adalet için, huzur için, bereket için; güçlü, zengin ve mutlu bir ülke için biz Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Ülkesini seven devletinin hazinesine el atmaz. Milletini seven haram yemez, haram yiyenlere sessiz kalmaz. Devletini seven işini aklıyla, ahlakıyla ve içinde yanan vatan aşkıyla yapar. İYİ Parti’yi farklı kılan fıtrat işte bu fıtrattır.