‘Dezenformasyon Teklifi’nin TBMM’de Görüşülmesi Ertelendi

Cumhur İttifakı tarafından Meclis’e getirilen, sosyal medya ve internet haber sitelerine dönük düzenlemeleri içeren kanun teklifinin Meclis Genel Kurulu’ndaki görüşmeleri ertelendi. Gazeteciler teklifi “sansür yasası” olarak niteleyerek geri çekilmesini talep etmişti.

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, görüşmelerin ertelenmesine dair sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Basın Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik öngören kanun teklifinin TBMM Genel Kurul görüşmeleri, girişimlerimiz sonucu üzerinde parti gruplarının daha fazla müzakere edebilmesi için bu hafta ertelenmiştir” dedi.

Basın örgütlerinden tepki

Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Diplomasi Muhabirleri Derneği, DİSK Basın-İş Sendikası, Gazeteciler Cemiyeti, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, KESK Haber-Sen, Parlamento Muhabirleri Derneği, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın çağrısıyla Ankara Ulus’taki Atatürk Anıtı önünde bir araya gelen gazeteciler, AK Parti ve MHP’nin yasa teklifinin geri çekilmesini istedi.

Eylemde söz alan Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, TBMM önünde eylem yapılmasına izin verilmemesini eleştirerek, , “Bizi Meclis’ten uzaklaştırarak sezimizin çıkmayacağını düşünüyorlar. Basın değil, Ulus’a, Fizan’a sürülse sesini duyuracaktır” dedi. Bilgin, yasada basın organlarının kapısına kilit vuracak düzenlemeler olduğunu belirtti:

“Bu yasa temel insan haklarına haberleşme özgürlüğüne, basın özgürlüğüne aykırıdır. Yani anayasaya aykırıdır. Anayasayla güvence altına alınan haklarımıza aykırıdır. Sadece gazetecilerin özgürlüğünü değil tüm toplumun özgürlüğünü engellemektedir. Bu yasa tüm toplumu yazmaktan, eleştirmekten alı koyacaktır. Toplumsal otosansürü tüm ülkeye yayacaktır. Bu eylem tünelden çıkıştaki son yol ayrımıdır. Bu yasada gazeteciler, gazetecilerin görüşleri, basın özgürlüğü yok. Bu yasada susturma var. Biz gazeteciler bu yasanın geri çekilmesini istiyoruz. Yaşasın özgürlük, kahrolsun sansür.”

Dezenformasyonla mücadele gerekçesiyle gündeme getirilen, kamuoyunda ‘sosyal medya yasası’ olarak bilinen Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Adalet Komisyonunda kabul edildi. Teklifle; ‘gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan’ kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak. Basın kartı resmi kimlik belgesi olarak kabul edilecek.

Komisyonda kabul edilen teklife göre, yasal zemine kavuşturulmaları amacıyla internet haber siteleri ile basın kartına ilişkin hususlar Basın Kanunu’nun kapsamına alınarak radyo, televizyon, kamu kurum ve kuruluşlarının yürüttükleri enformasyon hizmetlerinde çalışan kamu personelinin basın kartı düzenlenmesi bakımından süreli yayın çalışanları gibi değerlendirileceği öngörülüyor.

Kılıçdaroğlu’ndan Selman’ı Ağırlayacak Erdoğan’a Tepki: Katille Kucaklaşacak

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı ağırlayacak olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tepki göstererek, “Devletin başındaki kişi, cinayet emrini veren katille kucaklaşacak” dedi.

Haber Merkezi / Kemal Kılıçdaroğlu, Pınar Gültekin’in öldürülmesine ilişkin davada katiline ceza indirimi uygulanmasına da değinerek, “Önce yakılan, sonra parçalanarak öldürülen bir kadın. Yargıç karar verdi, haksız tahrik indirimi sağladı. Müebbeti 23 yıla döndürdü. Hangi vicdan, hangi ahlak kabul eder?” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, basın, sosyal medya ve internet haberciliğine ilişkin düzenlemenin yasalaşmaması için parlamentoda sonuna kadar mücadele edeceklerini, yasalaşması halinde Anayasa Mahkemesi’ne götüreceklerini bildirdi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, basın mensuplarının özgürce yazmasını ve eleştirebilmesini, İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükte olmasını, parlamentonun toplumun sorunlarına çözüm üretmesini istediklerini söyledi.

Türkiye’nin büyük sorunları bulunduğunu ve herkesin bunun farkında olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, “Yargıya bakıyorsunuz adaleti dağıtmaktan uzak. Yönetime bakıyorsunuz, ne yaptığı belli değil. Saraya bakıyorsunuz, ayrı havalarda. İniyorsunuz alana, halka gidiyorsunuz, dünya kadar şikayet dinliyorsunuz.” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Güzel bir ülkede, huzur içinde, beraber yaşamak istiyoruz. Her evde huzur olsun, herkesin işi gücü olsun, gazeteciler özgürce yazsın, eleştirsinler istiyoruz. Demokrasi olsun istiyoruz, kadın erkek eşitliği olsun istiyoruz, İstanbul Sözleşmesi yürürlükte olsun istiyoruz. Her alın terinin değerli olduğunun kabul edilmesini istiyoruz, çatısı altında olduğumuz parlamento toplumun sorunlarına çözüm üretsin istiyoruz. Bir yerlerden, Saray’dan talimat alan bir parlamento istemiyoruz. Milli Kurtuluş Savaşı’nda dik duran parlamento yine aynı şekilde durabilmeli.

Bunları söylüyorum ama büyük sorunlarımız var bunun farkındayım zaten. Herkes de bunun farkında. Yargıya bakıyorsunuz adaleti dağıtmaktan uzak, yönetime bakıyorsunuz ne yaptığı belli değil, Saray’a bakıyorsunuz ayrı havalarda, iniyorsunuz alana halka gidiyorsunuz dünya kadar şikayet dinliyorsunuz. Yönetim ve halk arasında büyük bir uçurum var şu anda. Saray ne yaptığını bilmiyor, halksa perişan vaziyette. Çıkış noktasının tek adresi var. Adresin adı belli, Cumhuriyet Halk Partisi. Halkın partisi. Söz veriyorum halkıma her kuruşun hesabını veren bir yönetim gelecek. Herkesin iş güç sahibi olduğu bir Türkiye’yi inşa etmek için bir yönetim gelecek.

“Beraber, birlikte yaşadığımız bir Türkiye’yi inşa etmek zorundayız” 

İkinci yüzyıla giderken güzel, itibarlı bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Bütün kurumlarıyla saygı duyulan bir Türkiye. Yargıçları adalet dağıtacak, kamu görevlileri liyakat içinde halkına hizmet edecek, verilen her kuruşun hesabı halka verilecek. Temiz bir Türkiye, güzel bir Türkiye, aydınlık bir Türkiye. Beraber, birlikte yaşadığımız bir Türkiye’yi inşa etmek zorundayız. Karanlıkları aydınlığa çevirmek gibi temel bir görevimiz var bu görevi yapacağız. Söz veriyorum bu görevi ya yapacağız ya yapacağız. Aydınlığa çıkaracağız.

Pınar Hanım konuştu, yasama, yargı, yürütme. Kuvvetler ayrılığı. Şimdi bitti kuvvetler ayrılığı, kuvvetler birliği var. Bir kişiye bağlı her şey. Hakimi, savcısı, parlamentosu her şey ona bağlı. Bir sansür teklifi getirmişler. Vermişler milletvekillerinin eline Saray’da hazırlanmış ‘bunun altına atın imzaları.’ Atıyorlar imzaları. Ne olduğunu da bilmiyorlar, nasıl bir felaket olduğunun da farkında değiller. Efendim kimse Saray’ı eleştirmesin, kimse AK Parti’yi eleştirmesin, kimse MHP’yi eleştirmesin herkesin ağzına bant çekelim, hiç kimse konuşmasın dünyayı güllük gülistanlık gösterelim millete. Sanıyorlar ki bu millet bunu yutacak, yutmayız efendim yutmayız. Bu millet bunu yutmaz. Her şey meydanda her şey görünüyor.

Yasa teklifi getiriyorlar, komisyonda görüşülecek. Yargıtay’dan da bir üye istiyorlar, Yargıtay’dan da bir hakim geliyor. Komisyonda konuşuyor ‘ya bu doğru değil, bu uygulanması ciddi sorunlar yaratır bu yasanın’ diyor. Hemen AK Parti ve MHP milletvekilleri hakimi susturmaya çalışıyorlar. İşin içinden gelen adam bu yanlış diyor ama susturuyorlar. Büyük bir ihtimalle de pişman olmuşlardır.

Onlar tabii şöyle bekliyorlardı; Yargıtay’dan birisini istedik, hakim diye birisi gelecek, biz ne dersek altına mührü basacak ve diyecekler ki çok mükemmel bir tekliftir. Böyle birisini bekliyorlar. E namuslu bir yargıç gelmiş, ahlaklı bir adam gelmiş ‘yanlıştır bu’ diyor. Pınar Hanım dedi ki ‘Biz Silivri’de yatmaya alışığız.’ Silivri gerçekten de bu ülkenin tarihinde önemli bir isim olarak kalacaktır. Romanları olacaktır, adaletsizliğin tarihini yazmak isteyenler önce Silivri’ye bakacaklardır. Nazilerin toplama kampı gibiydi orası. Kimi buldularsa atıyorlardı içeriye. Sanıyorlar ki biz bunları söylemeyeceğiz. Siz bizi hala öğrenemediniz mi?

“Ülkenin itibarını birilerine satan adama Allah aşkına ne denir bu ülkede?”

Eğer İstanbul’da Suudi Konsolosluğu’nda bir cinayet işleniyorsa, o cinayetin bütün ayrıntılarını sorgulamak ve gerçeği halkla paylaşmak artı gerekli cezayı vermek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin görevidir. Eğer siz para uğruna, Türkiye’yi kötü yönettiniz, dilencilik yapıyorsunuz gidiyorsunuz birilerinden para istemeye ve tutuyorsunuz Türkiye’de görünmekte olan bir davayı ve işlenen bir cinayeti birilerinin talebi üzerine ve para uğruna Suudi Arabistan’a veriyorsunuz. ‘Al sen bak’ diyorsunuz.

Bunu yazan Yargıç, ‘Söz konusu davanın devri sanıklar açısından kendi davalarının yargıcı olmak sonucunu doğuracaktır’ diyor. Katille hakim aynı adam. Türkçesi bu. ‘Davalar bozulan ikili ilişkilerin düzeltilmesine diyet olarak verilmiştir’ diyor. Bu kadar açık bu kadar net konuyor ortaya. Şimdi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde vicdan sahibi olan herkese sormak isterim, devletin itibarını bu kadar ayaklar altına alan, para uğruna bu ülkenin itibarını birilerine satan adama Allah aşkına ne denir bu ülkede?

Cinayet öncesi geliyorlar zaten üç tane tuğgeneral, 2 tane yarbay iki teğmen 8 istihbarat elemanı geliyor. Katlediyorlar konsoloslukta devletinin itibarını İstanbul’daki Suudi Konsolosluğu’nun bahçesine gömüyorlar. Bunlar ülkeye asla ve asla itibar kazandıracak olaylar değildir itibar kaybettiren olaylardır. Sandığa gideceğiz demokratik yollarla ben bunların tamamını emekli edeceğim.

Bir de daha önceden beyefendi o kadar yüksekten atıyor ki, ‘Suudi Arabistan belgeleri dinlemek istedi ama bir de almak istedi. Dinletiriz, gösteririz ama vermeyiz. Verelim de ondan sonra bunları yok mu edeceksiniz?’ Verdiler. Ya adam bari sözünde durur ya. ‘Kaşıkçı başkonsoloslukta ne yazık ki alçakça bir operasyonla şehit edildi’ böyle diyor Erdoğan. Veliaht Prens dedi ki, gelecek olan beyefendi, ‘Cemal Kaşıkçı başkonsolosluktan çıktı’ diyor. ‘Ya Cemal Kaşıkçı çocuk mu? Dışarıda nişanlısı var onu alıp ayrılamaz mıydı? Bunlar dünyayı enayi zannediyor, bu millet enayi değil hesabını sormasını bilir’ diyor.

Kim enayi oldu? Bu millet değil doğru. Ama birileri kendisini enayi yerine koydu. Para için üç kuruş için üç kuruş üç tane Cent beş tane dolar için Türkiye’nin itibarı satıldı. Şimdi geliyor, gelecek yine kucaklaşacaklar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başındaki kişi cinayet emrini veren katille kucaklaşacak. Türkiye’nin itibarı, şerefi, onuru. Yerde bırakılan bir Türkiye değil ayağa kalkan onurlu güçlü bir Türkiye istiyoruz. Yapmadılar, onurumuzu ayaklar altına aldılar. Zaten başlangıç belliydi.

Bakın İsrail Mavi Marmara’da bizim 10 kardeşimizi şehit ettiler değil mi? Dosyayı verdiler mi Türkiye’ye? Vermediler. Hem de açık sularda. Bizimki yine esti gürledi. ‘Sana 20 milyon dolar vereyim dosyayı kapat’ dediler. Kapattılar. Onlar unuttu ama biz unutmadık. Rüşvet alandan büyükelçi yaparsanız baştan itibaren kokmaya başlar. Kokmaya başladı da zaten. Şimdi kucaklaşacak, ‘bana biraz para ver zor durumdayım’ diyecek. Ya onurunla dersinki kardeşim ben bu devleti yönetemiyorum, onurumla ben bu görevi bırakıyorum. Yönetecek kişi gelsin buraya yeni başkan da seçilsin ve Türkiye de bu rezaletten kurtulsun dersin kardeşim.”

Kur Korumalı Mevduat İçin Ek Bütçeden 40 Milyar Lira Ödenek Ayrıldı

TBMM’ye sunulan 1 trilyon 80 milyar liralık ek bütçede kur korumalı mevduat için 40 milyar lira ödenek öngörüldü. Kur Korumalı Mevduat (KKM) için mart, nisan, mayıs aylarında hazineden toplam 21.1 milyar lira ödeme yapılmıştı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla TBMM’ye sunulan ek bütçe teklifi ile 1 trilyon 750 milyar lira olan merkezi yönetim bütçe ödenekleri 1 trilyon 80 milyar lira artırılacak. Bütçe ödeneklerindeki artış yüzde 62 olacak. Bütçenin gelirlerinde de aynı tutarda artış olması öngörülüyor.

Habertürk’ten Ahmet Kıvanç’ın haberine göre, toplam 1 trilyon 80 milyar liralık ek ödeneğin 200 milyar liralık kısmı personel giderlerine ayrıldı. Mart ayında 11.7 milyar, nisanda 4.6 milyar, mayıs ayında da 4.8 milyar lira olan kur korumalı mevduat (KKM) için hazineden yapılan ödemeleri karşılamak amacıyla ek bütçe ile 40 milyar lira ödenek ayrıldı.

Ek ödenek kalemleri içinde BOTAŞ’a ayrılan tutar dikkat çekti. Doğalgaza uygulanan sübvansiyonlar nedeniyle BOTAŞ ve Türkiye Taşkömürü Kurumu’na 120 milyar 490 milyon lira sermaye transferi, BOTAŞ ve Elektrik Üretim A.Ş.’ye 14.5 milyar lira görev zararı için ödenek ayrıldı.

Faiz giderleri ödeneği toplam 89 milyar lira artırıldı. Bunun 43.5 milyarı iç borç faizlerine, 31.9 milyarı dış borç faizlerine, 7 milyarı kira sertifikası giderlerine, kalanı da diğer faiz giderlerine kullanılacak.

Toprak Mahsulleri Ofisi, ÇAYKUR, TİGEM, Et ve Süt Kurumu ile TÜRKŞEKER’e 18.8 milyar lira; TCDD’ye 8.4 milyar lira sermaye transferi için ödenek artışı yapılacak.

Sosyal Güvenlik Kurumuna işveren prim teşviki karşılığı yapılan ödemeler için 13.8 milyar, SGK’nın açığının finansmanı için 86.3 milyar, üniversite hastanelerinin silinen borçları için SGK’ya 1.3 milyar ödenek ayrıldı.

Karayolları Genel Müdürlüğüne yol yapım giderleri için 16.3 milyar lira, trafik garanti ve katkı payı ödemeleri için 5.6 milyar lira, yolların bakım ve onarım giderleri için 4.7 milyar lira; Sağlık Bakanlığına şehir hastanelerinin kirası için 3.6 milyar lira, hastane yapımları için 3.9 milyar lira ek ödenek aktarılacak.

Vergiden 1.1 milyar lira gelir bekleniyor

Ek bütçe ile 1 milyar 83 milyon lira vergi geliri, 36.5 milyar lira teşebbüs ve mülkiyet geliri, 1.7 milyar lira sermaye geliri, 116.8 milyar lira da diğer kalemlerden gelir öngörülüyor. Vergi iadeleri ve vergi indirimlerinin 158.2 milyar lira olması, böylece net gelirin 1 trilyon 80 milyar lirayı bulması hedefleniyor.

Teşebbüs ve mülkiyet gelirlerinin 29.5 milyarı kamu bankalarından elde edilen temettü gelirlerinden oluşuyor.

Geçici kurumlar vergisinden 315.3 milyar lira, gelir vergisinden 55 milyar lira, dahilde alınan katma değer vergisinden 162.3 milyar, özel tüketim vergisinden 157.3 milyar lira ilave gelir bekleniyor. ÖTV gelirlerinin 47.2 milyarı petrol ve doğalgaz ürünlerinden, 70.3 milyarı motorlu taşıt araçlarının satışından, 11.8 milyarı alkollü içkilerden, 17 milyarı tütün mamullerinden, 9.6 milyarı da dayanıklı tüketim malları satışından öngörülüyor.

Ayrıca, ithalde alınan katma değer vergisinde 284.1 milyar, tapu harçlarından 18.6 milyar lira gelir artışı bekleniyor.

HDP’li 10 Milletvekiline Ait Dokunulmazlık Dosyaları TBMM’de

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri; Dilşat Canbaz Kaya, Ayşe Sürücü, Feleknas Uca, Ayşe Acar Başaran, Şevin Coşkun, Mensur Işık, Nuran İmir, Gülüstan Kılıç Koçyiğit ve Remziye Tosun hakkında birer dokunulmazlık dosyası hazırlandı.

Haber Merkezi / Milletvekiline ait 11 dokunulmazlık dosyası TBMM Anayasa ve Adalet Karma Komisyonuna havale edildi.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

‘Ek Bütçe’ Teklifi TBMM’ye Sunuldu

‘Ek bütçe’ teklifi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla Meclise sunuldu. Toplam 1 trilyon 80 milyar 515 milyon 421 bin lira ek bütçe getirmesi beklenen teklifin gerekçesinde “enerji fiyatlarının halka yansıtılmaması için BOTAŞ’a bütçe aktarılması” ve “maaş artışları” konuları dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ile Bağlı Cetvellerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına sunuldu.

Teklif ile 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’na bağlı genel bütçe gelirinin toplam 1 trilyon 80 milyar 515 milyon 421 bin lira artırılması planlanıyor.

Teklifin gerekçesinde ise dikkat çeken ifadeler yer aldı. Gerekçe şöyle:

“Ek ödenek ihtiyacı; başta doğalgaz ve elektrik fiyatlarında yaşanan maliyet artışlarının vatandaşlarımıza yansıtılmaması için BOTAŞ’a yapılan kaynak transferleri, enflasyon nedeniyle kamu görevlilerinin maaş ve ücretlerinde yapılan artışlar, emekli maaşlarında yapılan artışlar, sosyal güvenliği olmayan vatandaşların sağlık prim ödemeleri, işveren prim teşviki ödemeleri gibi Sosyal Güvenlik Kurumu’na yapılan bütçe transferleri,

kamu idarelerinin elektrik, akaryakıt ve yakacak alımları ile taşımalı eğitim, ücretsiz ders kitabı, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri ile özel eğitim okullarında eğitim alan engelli bireylerin destek eğitim giderleri, savunma ve güvenlik kurumlarının ödenek ihtiyaçları başta olmak üzere mal ve hizmet alım giderlerindeki artışlar, memur aylık katsayısındaki artışa bağlı olarak aile hekimliği hizmetlerine ilişkin giderler, engelli evde bakım destekleri ve 65 yaş üstü bakıma muhtaç yaşlıların ve engelli vatandaşlarımızın aylıklarındaki artışlar,

ilk ve ortaöğretim öğrencilerine verilen burs ve harçlıklar, yurt dışına gönderilen öğrencilerin burs ve öğrenim giderlerindeki artışlar, sosyal yardım giderlerindeki artışlar, aday çırak ve çıraklar ile işletmelerde mesleki eğitim gören, staj veya tamamlayıcı eğitime devam eden öğrencilerin ücretleri için ödenecek Devlet katkısı ödemeleri, hububat üretimi yapan çiftçilerimize ödenen ilave girdi maliyet desteği, döviz kuru artışı nedeniyle uluslararası kuruluşlara yapılacak üyelik aidatı ve katkı payı ödemelerindeki artışlar,

hububat fiyatlarındaki artışların tüketicilere yansıtılmaması amacıyla TMO’ya yapılan görevlendirme giderleri ve diğer KİT görevlendirme giderlerindeki artışlar, maliyet artışları nedeniyle sermaye giderlerindeki artışlar, başta Elazığ, Malatya, Adıyaman ve İzmir illerinde yapılanlar olmak üzere afet konutlarının yapım giderleri ve diğer afet zararlarının karşılanması amacıyla yapılan giderler ile faiz ve diğer giderlerdeki artışlardan kaynaklanmaktadır.”

Akşener’den Erdoğan’ın ‘Adayınız Kim?’ Sorusuna Yanıt: Sen Gideceksin…

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘adayınız kim?’ sorusuna da yanıt vererek, “Sayın Erdoğan da, artık kendisine ayrılan sürenin, sonuna geldiğini görüyor. O nedenle, artık tek bir derdi var: Millet İttifakı’nın adayının kim olacağı… İşi gücü bıraktı, her fırsatta, “Adayınız kim?” diye soruyor. ‘Acaba benim yerime kim gelecek’ diye, büyük bir merak içinde. Hatta bunun için, sandığa gömüleceğini bile bile, adaylığını bile açıkladı” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Devir teslim heyecanıyla, geceleri uykularının kaçtığından eminim. Sen hiç merak etme. Senin yerine, özgürlük gelecek! Senin yerine, adalet gelecek! Senin yerine, demokrasi gelecek! Senin yerine, liyakat gelecek! Senin yerine; huzur gelecek! Senin yerine, bereket gelecek! Sen gönlünü ferah tut. Sen gideceksin, istibdat bitecek! Sen gideceksin; hürriyet gelecek! Sen gideceksin; güçlendirilmiş parlamenter sistem gelecek! Sen gideceksin, millet yeniden iktidara gelecek! Şimdiden kemerlerini bağlasan iyi edersin, Çünkü İYİ Parti iktidarına çok az kaldı.” ifadelerini kullandı.

Akşener, KYK yurtlarında yaşanan intiharları gündeme getirerek “Öğrencilerimizin yaşadığı barınma sorunu; onları dernek ve vakıflara ait, özel yurtlara mecbur bırakırken… KYK yurtlarının başıboş yönetimlerin eline bırakılmasına göz yumamayız” diye konuştu. Akşener, Akdeniz Üniversitesi’ndeki intiharlara değinerek, “Elmalılı Hamdi Yazır yurtlarında yaşananların soruşturulması için konunun takipçisi olacağız” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin açıkladığı gelire endeksli senet (GES) girişimini eleştiren Akşener, “Meğer devlet hava meydanları ile kıyı emniyetinin gelirlerini pazarlıyorlarmış. Bu gelirler daha önce millete harcanırken şimdi GES alan tasarruf sahibine gidecek” dedi. Kur korumalı mevduat hesabının maliyetinin 200 milyar lirayı bulacağını belirten Akşener, asgari ücretin enflasyona uygun olarak güncellenmesi gerektiğini söyledi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satırbaşları şöyle;

“Geçtiğimiz hafta ülkemizin çeşitli bölgelerin sel felaketleri meydana geldi. Zarar gören vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum. Dengesini bozduğumuz doğamızın bize bir mesajı var. 2 gün sonra 17 Haziran günü Dünya Çölleşme ve Kuraklıklaşma ile Mücadele Günü. Ülkemizin içinde bulunduğu Akdeniz havzası insan eliyle meydana gelen iklim değişikliği ile gittikçe daha da kuru bir bölge haline geliyor.

Isınma nedeniyle su kaynaklarımızdaki kayıpların derin bir su krizine yol açması riskiyle de karşı karşıyayız. Artan maliyetler nedeniyle toprağını boş bırakmak zorunda kalan çiftçilerimiz için çok daha hayati. Biz İYİ Parti olarak ülkemizin yeni bir krizi kaldıramayacağının farkındayız. İktidar mensuplarına açık bir çağrıda bulunmak istiyorum. İklim krizi meselesi iktidar-muhalefet meselesi değil, Türkiye’nin geleceğini kurtarma meselesidir. Biz ülkemiz için hayati öneme sahip iklim kriziyle ilgili atacağınız her türlü olumlu adımın yanında olacağız. O adımı atmak sizin sorumluluğunuzda.

Antalya’da Akdeniz Üniversitesi’nin içerisinde bulunan Elmalılı Hamdi Yazır KYK Yurdu’nda yaklaşık bir aydır intihar vakaları yaşanıyor. Zor buldukları yurtlarda neler yaşadıklarını bilmek zorundayız. Eğer ortada gençlerimizin hayatlarını baskılayan şartlar varsa bunu öğrenmek zorundayız. Öğrencilerimizin barınma sorunu onları özel yurtlara mecbur bırakırken ve Enes’İn acısı hale tazeyken KYK yurtlarının da başıboş yönetimlere bırakılmasına göz yumamayız.

Gerçeklerin bir an önce gün yüzüne çıkarılması için konunun takipçisi olacağız. Gençlerimizi karanlığa hapseden nedenlerin peşini bırakmayacağız. Ben defalarca bu kürsüden Erdoğan’ın vicdanına seslendim. Gel iktidar ve muhalefet el ele verelim bu ülkenin lügatından kadın, çocuk ölümlerini silelim dedim. Bu konuda tek bir somut adım atmadı, atmıyor. Çünkü kürsü şovları peşinde koşup hâlâ 3 maymunu oynuyor.

Nebati bakan bu kafayla GES’ten sonra milleti tamamen denklemden çıkarıp yandaş ekosistemin tamamı paylaşabilsin diye YES yani Yandaş Endeksli Senet çıkarırsa şaşırmayın. Gelire Endeksli Senet’ten önceki KKM’nin ülkemize maliyeti 220 milyar lirayı bulacak. Bu para bir çivi bile çakmadan Hazine’nin kasasından çıkacak. Bu para ile milletimize ve memleketimize çok daha faydalı işler yapılabilirdi.

220 milyar lirayla okullarda, sokaklarda, her yerde şahit olduğumuz çocuk yoksulluğu ve yoksulluk bitirilebilirdi. Mesela devlet okullarında 11 milyon öğrencimize ücretsiz kahvaltı ve öğle yemeği verilebilirdi. Yıllardır Hazine’de para yok diye görmezden gelinen kazanılmış hakları için mücadele veren EYT’li arkadaşlarımızın hakları verilebilirdi. Tüm bunlar esasında bir öncelik meselesi. Ne var ki AK Parti iktidarının hiçbir programında öncelik milletimiz olmuyor. İktidarın altına imza attığı tüm yanlışlara rağmen ülkemizi içinde bulunduğu bu çukurdan çıkarmaya geliyoruz.

Asgari ücrete rekor zam yaptık diye böbürlenenler hemen her ürüne neredeyse her gün gelen zamlarla zerre ilgilenmiyor. Bugün yeniden iktidara seslenmek istiyorum. Asgari ücretli vatandaşlar evine ekmek götüremiyor. Bir an önce asgari ücreti güncelleyin. Milletimizi ayın ortasına bile gelmeden eriyen maaşlar ile açlığa, çaresizliğe mahkum edemezsiniz.

Kendi eş, dostunuzu ihya ederken bu milletin evlatlarını görmezden gelemezsiniz. Artık kabul edin, sizin bu aziz millete verecek hiçbir şey kalmadı. Artık yapılacak belli. Getirin sandığı, millet karar versin. Türkiye sahipsiz değil, milletimiz de çözümsüz değil. Madem yapamıyorsunuz o zaman daha fazla gölge etmeyeceksiniz. Siz sadece sandığı getireceksiniz sonra da muhalefet saflarında yerinizi alıp oturup izleyecek ve ders çıkaracaksınız. Bu kadar basit.

“Dev yatırım’ dedikleri fabrika yerinden sökülüyor”

Bay Kriz’in peşkeş çekilen stratejik kurumumuzla ilgili ne nutuklar atıldı! Önce satmadık, kiraladık. Bunların hepsi aynı şahıs söyledi. Son olarak da peşkeş çekilmesini örtbas etmek için başka yalan uyduruldu. Dendi ki ‘Karasu’da farklı bir fabrika kuruyoruz, istihdamı artırıyoruz.’ Yandaş medya da günlerce yayın yaptı. Fabrikaya gittik. Yatırım matırım yok. Fabrika sökülüyor. Yanlış duymadınız. ‘dev yatırım’ dedikleri fabrika yerinden sökülüyor. İşte size Bay Kriz’in mangalda kül bırakmadığı yerli ve milli yatırım anlayışı. Milli ve stratejik kurumlarımızı yabancılara peşkeş çekmeyeceksin. Erdoğan’ın yerli ve milliliği lafta. Kendisinin son icraatı da yerli kaynaklarla elektrik üreten firmaları zora sokmak.

Asgari ücretli milyonlarca vatandaşımız evine ekmek götüremiyor. İğneden ipliğe her şeye gelen zamlara doğrultusunda, bir an önce, asgari ücreti güncelleyin. Sayın Erdoğan, o evler dipsiz birer dert kuyusu olmuş durumda. Sen onlara ‘şükürsüz” desen de; uzun uzun bakıp, o dertleri görmesen de; Nietzsche’nin söylediği gibi, o dert kuyusu, artık seni çok net görüyor.

“Sorunu öfkeyle değil, sağ duyuyla çözeceğiz”

Size garanti ediyorum. İYİ Parti iktidarıyla birlikte, Türkiye’de sığınmacı sorunu diye bir sorun kalmayacak. Ancak özellikle gençlerimizden, bir şey rica ediyorum: O da öfkenize yenilmemeniz… Sizleri haklı öfkeniz üzerinden, kendi oyun sahasına çekmeye çalışanları, lütfen dinlemeyin. Berbat göç politikalarına kurban arayanların, sizi manipüle etmelerine, sakın izin vermeyin.

Kendi beceriksizliklerine kılıf arayanların tuzağına, asla düşmeyin. Şunu bilin ki; sığınmacıları geri göndermek, uluslararası hukuktan doğan, en doğal hakkımız. Beşar Esad, kapsamlı bir af çıkartıp, sığınmacılara, ‘Ülkenize dönün’ diyor. Ama Sayın Erdoğan, ‘Durun daha karpuz kesecektik, durun daha vatandaşlık verecektik’ diyerek, buna engel oluyor. Yani şu anda, sığınmacıların dönmesini istemeyen ve bunu engelleyen, tek bir kişi var; O da bizzat Sayın Erdoğan.

Türkiye’de, bu sorunun çözülmeme ihtimali yok. Dolayısıyla; Sorunu öfkeyle değil, sağ duyuyla çözeceğiz. Nefret tiratlarıyla değil, diplomasi diliyle çözeceğiz. Boyun eğerek değil, dik durarak çözeceğiz. Sulandırmadan, saptırmadan, Türk Milleti’ne yakışır biçimde, devlet ciddiyetiyle çözeceğiz.

Millet İttifakı’nın adayının kim olacak?

Nitekim Sayın Erdoğan da, artık kendisine ayrılan sürenin, sonuna geldiğini görüyor. O nedenle, artık tek bir derdi var: Millet İttifakı’nın adayının kim olacağı… İşi gücü bıraktı, her fırsatta, “Adayınız kim?” diye soruyor. ‘Acaba benim yerime kim gelecek’ diye, büyük bir merak içinde. Hatta bunun için, sandığa gömüleceğini bile bile, adaylığını bile açıkladı. Devir teslim heyecanıyla, geceleri uykularının kaçtığından eminim.

Sen hiç merak etme. Senin yerine, özgürlük gelecek! Senin yerine, adalet gelecek! Senin yerine, demokrasi gelecek! Senin yerine, liyakat gelecek! Senin yerine; huzur gelecek! Senin yerine, bereket gelecek! Sen gönlünü ferah tut. Sen gideceksin, istibdat bitecek! Sen gideceksin; hürriyet gelecek! Sen gideceksin; güçlendirilmiş parlamenter sistem gelecek! Sen gideceksin, millet yeniden iktidara gelecek! Şimdiden kemerlerini bağlasan iyi edersin, Çünkü İYİ Parti iktidarına çok az kaldı”.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Biz Daha Ölmedik

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Son zamanlarda sureti kendinden menkul bazıları türedi. Bazıları gazeteci, bazıları araştırmacı olarak karşımıza çıkıyor. Bana muhalefeti öğretmeye çalışıyorlar. Muhaliflik dersi verenler, biz daha ölmedik, sizin ne mal olduğunuzu biz gayet iyi biliyoruz. Muhalefet ahlakla yapılır. Yazı yazmayan, konuşmayan adam bize muhalefet dersi veriyor. Biz kelle koltukta muhalefetimizi sonuna kadar yapacağız” dedi.

Haber Merkezi / Diyarbakır’da, geçen hafta gözaltına alınan 21 gazeteciyi gündeme getiren Kılıçdaroğlu, “Ya gazetecilerden ne istiyorsunuz? Bir siyasetçinin vazgeçmeyeceği tek bir şey varsa da o da medyanın özgürlüğüdür. 20’ye yakın gazeteciyi topluyorsun Diyarbakır’da hangi gerekçesiyle içerideler. Evrensel gazetesi tam bin gündür Basın İlan Kurumu ilan vermiyor. Neden_? Basın İlan Kurumun Basın İnfaz Kurumu’na döndürdüler. Niye vermiyorsun kardeşim, saraydakiler rahatsız diye mi? Yeni Asya gazetesine 864 gündür ilan verilmiyor niye kardeşim? Hangi gerekçeyle cezalandırıyorsun?” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gezi Eylemlerine katılanlara yönelik, “sürtük, çürük” ifadelerine tepki gösteren Kılıçdaroğlu, “”Erdoğan küfürbazdır. Kişi kendinden bilir ya, ‘Milletimizin dilinden konuşuyorum’ diyor. Millete de iftira atıyor. Bu millet zulmün karşısında duran bir millettir. Kendi küfrünü millete alet edemezsin. Onun düştüğü çukura düşmeyeceğiz” dedi.

AK Parti Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın, 2018 yılında yakın korumalarının silahlı saldırısıyla yaşamını yitiren Şenyaşar ailesinin adalet arayışına da dikkat çeken CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Şenyaşar ailesinin hakkını hukukunu savunmak suç olmaya başladı” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında öne çıkanlar şöyle:

“Adalet Yürüyüşü bizim tarihimizde değil dünya siyaset tarihinde önemli bir yere sahip. Bunu anlatırken duygulanırım. Bu konuya aslında hiç girmek istemedim ama. Açılış böyle olduğu için girmek zorunda kaldım. Bu ülkenin adaletsizliğe tahammülü yok artık. İnsanların düşünceleri kimlikleri inançları farklı olabilir. Ya arkadaş ne istiyorsunuz ya! Ne istiyorsunuz? Hakkı savunmak bile suç olmaya başladı!

O yürüyüş bir başlangıçtı adalet yürüyüşü bitmiş değil. Sürdürüyoruz onu. Hakkımızı ala ala ve milletin desteğini ala ala o yürüyüşü sürdürüyoruz. Devam da edeceğiz. O yürüyüş bizi 6 lideri buluşturdu. Bu işin felsefesinde o var. Hepimiz hukuku adaleti hakkı istiyoruz. O yürüyüş sonucunda büyük kentlerin şu anda Türkiye’nin nüfusunun yüzde 54’ü CHP’li belediyeler tarafından yürütülüyor. Diğer partileri de katınca yüzde 65’leri buluyor. Bu yürüyüş bitmiş değil. En son kişi adaletsizlikten şikâyet etmeyinceye kadar bu yürüyüşü sürdürteceğiz. Bunu yapmıyorsak siyasetin anlamı ne?

Bakın Pençe operasyonundan şehitlerimiz geliyor. Acılarını bile doğru dürüst yaşayamıyorlar. Bölücü örgüte karşı mücadele eden kahraman ordumuz güvenlik güçlerimiz hayatlarını veriyorlar. Bu ülkenin bağımsızlığı için, terör olmasın bu topraklarda diye. Bütün bunları düşünerek bütün vatandaşlarıma seslenmek isterim.

Ben size bize katılın derken bu iki kelimenin sıradan bir kelime olmadığın bu davetin de sıradan bir davet olmadığını bilmenizi isterim. Adalet istiyorsanız bu topraklarda hiçbir çocuk yatağa aç girmesin diyorsanız bu topraklarda beraber yaşayalım diyorsanız her evde tencere kaynasın diyorsanız, çiftçi alın terinin karşılığını alsın diyorsanız bize katılın.

Biri saraylarda yatarken biri yatacak yer bulamıyorsa bu haksızlığa dur demeniz gerekiyor diyorsanız bize katılın. Biz bunu istiyoruz. Temiz siyaset. Temiz siyaset istiyorsanız bize katılın. Bu ülkede benim ödediğim vergiyi siyaset nereye harcıyor diyorsanız bize katılın.

Temiz ahlaklı siyaset istiyoruz. Siyaset parlamentonun kirlilikten arınmasını istiyorsanız bize katılın diyoruz. Düşünün lütfen elinizi vicdanınıza koyun. Geçmişte a partisi b partisi diyebilirsiniz. Bugün farklı bir noktadayız. Olay bir parti olayı olmayı çoktan açtı olay artık Türkiye olayıdır. Türkiye geleceğidir.

Türkiye İstatistik Kurumu’na talimat veriyorsun enflasyonu düşük göster diye. Milyonlarca işçi emekli dul ve yetim düşük aylık alacak bunun için mi? Her türlü baskı olur mu? Hakkı savunmak ne zamandan beri suç olamaya başladı? İnsanlar bir devlet kurumunun önüne gidiyorlar. ‘Rakamları yanlış yayınlıyorsun’ diyorlar: ‘Birilerinin hakkını yiyorsunuz’ diyorlar.

Ya dul ve yetime ne veriyorsun zaten ya! Ona bir göz dikiyorsun. İşçiye memure ne veriyorsun zaten. Ona bile göz dikiyorsun. Bir taraftan bu olurken öbür taraftan çetelere Avrupa’daki enflasyon farkını da ödüyorsun. İnsaf ya. Bu mudur adalet? Bu haksızlık yeter artık diyorsanız bize katılın beraber olalım. Küçük dereler nehirleri oluşturur ve o nehirler okyanusa akar. Biz artık okyanusa akmak zorundayız.

Ya gazetecilerden ne istiyorsunuz? Bir siyasetçinin vazgeçmeyeceği tek bir şey varsa da o da medyanın özgürlüğüdür. 20’ye yakın gazeteciyi topluyorsun Diyarbakır’da hangi gerekçesiyle içerideler. Evrensel gazetesi tam bin gündür Basın İlan Kurumu ilan vermiyor. Neden_? Basın İlan Kurumun Basın İnfaz Kurumu’na döndürdüler. Niye vermiyorsun kardeşim, saraydakiler rahatsız diye mi? Yeni Asya gazetesine 864 gündür ilan verilmiyor niye kardeşim? Hangi gerekçeyle cezalandırıyorsun?

“Baronlar daha iyi bilir”

Türkiye’de ekilemeyen binlerce dönüm alan var, Sudan’da, Nijer’de, Venezuela’da yer kiralıyor. Venezuela’ya gidişleri başka nedenledir, baronlar daha iyi bilir. Çiftçi kardeşlerime sözüm var. Havza bazlı planlama yapacağız. Hiçbir çiftçinin traktörü, hayvanı haczedilmeyecek. Her köyde veteriner, ziraat mühendisi olacak. Elektrik ücretleri ürünü sattıktan sonra ödenecek, faiz uygulanmayacak. Güneşten enerji üreteceğiz, bütün çiftçilere elektriği ücretsiz vereceğiz.

Erdoğan ‘Kimse aç ve açıkta değil. Enflasyon sorunu yok, pahalılık var’ diyor. Şaşırmış. Enflasyonun, pahalılığın ne olduğunu bilmiyor. Dünya Gıda Örgütü’ne göre Türkiye’de 15 milyon kişi yetersiz besleniyor. Son 3 ayda 15 milyon kişiye 500 bin kişi daha ilave edilmiş. 5 yaş bebeklerin yüzde 6’sı yetersiz besleniyor. Bunun farkındalar mı?

Mazlumun dünyasında kıyamet kopuyor, zalim ise sarayında keyif içinde yaşıyor. Sarayda herkesin karnı tok. Çocukları milyon dolarları transferle uğraşıyorlar. Zalim fukaranın halinden anlamaz. Mazluma da Kaf Dağı’ndan bakar gibi bakıyorlar. Sırça köşkler yıkıldığı zaman hepsini göreceğiz.”

Erdoğan küfürbazdır. Kişi kendinden bilir ya, ‘Milletimizin dilinden konuşuyorum’ diyor. Millete de iftira atıyor. Bu millet zulmün karşısında duran bir millettir. Kendi küfrünü millete alet edemezsin. Onun düştüğü çukura düşmeyeceğiz. Bu küfür üzerine Türkiye’nin genç muhafazakar kadınlarına bir kez daha seslenmek istiyorum; ‘Bugün bunu söyleyen yarın size hayat tarzınız üzerinden küfredecektir. İstanbul Sözleşmesi sizin eseriniz. Ama Erdoğan bazı radikal kafaların baskısıyla sözleşmenizi elinizden aldı.

Radikal kafalar istiyor ki, muhafazakar kadınlar iş bulmasın, o radikal kafalar sana ‘süslüman’ diyorlar. Sana hayat şansı tanımak istemiyorlar. Kadın köleleşsin, baskı altında ezilsin istiyorlar. Radikaller Erdoğan’ı tehdit edip, kadın haklarının gasp etmenin zevkini aldılar. Sevgili kardeşim, yarın sana bambaşka yasaklar getirecekler. Onun için dur dememiz lazım. CHP eski CHP değildir. Beraberiz, birlikteyiz. Artık aynı değerleri savunuyoruz.

“Biz daha ölmedik”

Son zamanlarda sureti kendinden menkul bazıları türedi. Bazıları gazeteci, bazıları araştırmacı olarak karşımıza çıkıyor. Bana muhalefeti öğretmeye çalışıyorlar. Muhaliflik dersi verenler, biz daha ölmedik, sizin ne mal olduğunuzu biz gayet iyi biliyoruz. Muhalefet ahlakla yapılır. Yazı yazmayan, konuşmayan adam bize muhalefet dersi veriyor. Biz kelle koltukta muhalefetimizi sonuna kadar yapacağız.”

Kira Artışına Yüzde 25 Sınırlaması Meclis’ten Geçti

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın bugün açıkladığı ve kira artışlarını yüzde 25 ile sınırlayan düzenleme TBMM Genel Kurulu’ndan geçti. Düzenleme, yasanın yürürlüğe girdiği tarih ve daha sonraki tarihlerde yapılan kira sözleşmelerini kapsayacak ve 1 Temmuz 2023’e kadar geçerli olacak.

Bekir Bozdağı’ın “Yaptığımız çalışma sonucunda konut kiraları bakımından 1 Temmuz 2023’e kadar yenilenecek kira sözleşmelerinde bir önceki kira yılının yüzde 25’ini geçmemek koşuluyla yapılacak artışların geçerli olduğuna dair bir geçici hüküm Borçlar Kanunu’na Adalet Komisyonu’nda eklenecek” açıklamalarının ardından düzenleme Meclis Genel Kurulu gündemine alındı.

AKP ve MHP milletvekillerinin imzasıyla, Genel Kurul’da görüşülen Avukatlık Yasası’na madde eklenmesi için verilen önerge kabul edildi. Kiraların 1 Temmuz 2023’e kadar yüzde 25’le sınırlanmasına ilişkin önerge şu şekilde:

“Konut kiraları bakımından, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih ila (bu tarih dahil) 1-7-2023 tarihleri arasında yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmalar, bir önceki kira yılına ait kira bedelinin yüzde 25’ini geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki 12 aylık ortalamalara göre değişim oranının yüzde 25’in altında kalması halinde, değişim oranı geçerlidir. Bu kural, 1 yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır. Bu oranları geçecek şekilde yapılan sözleşmeler, fazla miktar yönünden geçersizdir. Bu fıkra hükmü, 344’üncü maddenin ikinci fırkası uyarınca hakim tarafından verilecek kararlar bakımından da uygulanır.”

Ankara’da düzenlenen “Uzlaştırma Ödül Töreni ve Sempozyumu”nda konuşan Bozdağ, yeni düzenlemenin, beklentileri karşıladığını umduğunu söyledi. Bozdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu düzenlemeyi yaparken geçici olmasına özellikle önem verdik. Geçici bir düzenleme. Bu düzenlemede, kiracı ve sahibinin hukukuna halel vermeden ikisinin de belli bir fedakarlıkta bir noktada durmasına da özen gösterdik. Umarım beklentileri karşılar. Umarım beklediğimiz sonuçları doğurur.”

Düzenleme 1 yıllık süreyi kapsayacak. Ev sahipleri ve kiracılar arasında ihtilaf olması halinde, sorunun daha hızlı çözülmesi için arabulucu formülü devreye girecek. Kira ihtilafları mahkeme yerine bu şekilde çözülecek. Arabulucu formülünün detayları henüz netleşmedi.

Türkiye’de ev sahipleri ve kiracılar, son dönemde üzerinde çalışılan önemli konulardan olan kira düzenlemesini merakla bekliyordu. Kira artışına sabit bir oran getirileceği duyurulmuştu.

Yeni düzenleme ile ilgili çalışmaları Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla; Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Ticaret Bakanı Mehmet Muş ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ birlikte yürütmüşlerdi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Akşener İktidara Yüklendi: Yoksullarla Dalga Mı Geçiyorsunuz?

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, ekonomik kriz üzerinden sert sözlerle eleştirerek, “Milletimiz güvensizlik içinde yaşarken, saray şürekasına göre her şey yolunda. Milletimiz yoksullukla boğuşurken, 5 maaşlı, 10 maaşlı, saray danışmanlarının keyifleri, her zamanki gibi yerinde” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Ülkede enflasyon, makyajlı hâliyle bile, yüzde 73 buçuk olarak açıklanırken, beceriksizliğiyle göz kamaştıran Nebati Bakan çıkıp ‘Biz bir yol ayrımına gittik. Enflasyonla büyümeyi tercih ettik. Bu sistemden dar gelirliler hariç, üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyor’ diyor.” ifadelerini kullandı.

Akşener, açıklamasını, “Böyle bir rezalet olabilir mi? Böyle bir pişkinlik olabilir mi? Yokluğa, yoksulluğa mahkûm ettiğiniz insanlarımızla bir de utanmadan dalga mı geçiyorsunuz? ‘Dar gelirli hariç, diğerlerinin işleri yolunda’ ne demek? Dar gelirli vatandaşlarımızı, vatandaştan saymayan, böyle bir umursamazlık olabilir mi? Siz nesiniz o zaman? Bostan korkuluğu mu? Bu sistem, sizin tercihiniz değil mi? Uçacak dediğiniz Türkiye, böyle mi uçacak?” sözleriyle sürdürdü.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satır başları şöyle:

“Bir hükümetin iyi veya fena olduğunu anlamak için hükümetten amaç nedir bunu düşünmek gerekir. Hükümetin 2 hedefi vardır. Biri milletin korunması ikincisi milletin refahını temin etmek. Bu iki şeyi temin eden hükümet iyi, edemeyen fenadır.

1923’de yapılan bu tespitteki hakikate bugünlerde tüm çarpıcılığı ile şahit oluyoruz. Bay Kriz ve olağanüstü ekonomi yönetimi sayesinde artık her yeni güne yeni bir zam haberiyle uyanıyoruz.

Artık zamla yatıyor, zamla kalkıyoruz. 2 bin 500 lira reva görülen emeklilerimiz, halk ekmek kuyruklarında sıra bekliyor. Akşam evde ne pişireceğini bilemeyen anneler, evine et, süt, yağ, hatta çocuğuna bez bile alamadığı feryat ediyor.

Saray şürekasına göre her şey yolunda. Milletimiz yoksullukla boğuşurken 5, 10 maaşlı saray danışmanlarının keyifleri her zamanki gibi yerinde.

“Utanmadan dalga mı geçiyorsunuz?”

Ülkede enflasyon makyajlı haliyle bile yüzde 73.5 olarak açıklanırken beceriksizliğiyle göz kamaştıran Nebati bakan çıkıp ‘Biz bir yol ayrımına gittik. Enflasyonla büyümeyi tercih etti. Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kar ediyor’ diyor. Böyle bir rezalet olabilir mi? Utanmadan dalga mı geçiyorsunuz? Bu ne demek? Dar gelirlileri vatandaştan saymayan bir umursamazlık olabilir mi? Siz bostan korkuluğu musunuz? Yazıklar olsun.

Neymiş enflasyon düşüşe girmiş. ÜFE üç hanede. Tırmanış devam ederken, TÜİK tez zamanda bu arkadaşın yardımına koşacak. TÜFE ve ÜFE oranlarından sorumlu daire başkanını görevden aldılar. 20 bölge müdürünü değiştirdiler.

TÜİK, domatesin, patatesin, kiranın ne kadardan hesaplandığını açıklamayacakmış. AB’den böyle bir talep gelmiyormuş.

TÜİK inandırıcılığını geri kazanmak için daha şeffaf olmak yerine kendisini bu ülkenin vatandaşına karşı değil, Sayın Erdoğan’a karşı sorumlu hissediyor. Tayyip Bey’i Üzmeyen İstatistik Kurumu olduğunu itiraf ediyor” diye konuştu.

Açıkladığınız rakamlar işçinin, memurun, emeklinin maaşlarını belirliyor. Gelin iki cihanınızı karartmayın. Gelin bu milletin ahını daha fazla almayın. Ya görevinizi layığıyla yapın ya da o görevlerden şerefinizle ayrılın.

Geçtiğimiz Mayıs ayında Danıştay ve Sayıştay’ın yıl dönümüydü. Her iki yargı kurumumuzda kadim devlet geleneğimizden damıttığımız köklü devlet kurumlarımızdır.

Sayın Erdoğan’ın en sevmediği kurumlarımızdır. Kendisi adeta devletimize, milletimize ve tarihimize ait ne varsa yıkmaktan, bozmaktan ve yozlaştırmaktan sorumludur. Aksini yapamadığı her şeye ve herkese de uyuz olur.

Nitekim iki kurumumuzun yıl dönümü törenlerinde yaptığı konuşmalarda her zamanki gibi yine bu ülkenin cumhurbaşkanını değil de adeta devlete karşı mücadele eden bir fanatiği gördük.

Sayıştay’a çıktı ve her zamanki yakışıksız tarzıyla ayar verdi. ‘Açık aramayın’ dedi. Yani işinizi yapmayın dedi. Hayırdır Bay kriz neden bu kadar korktun? Sayıştay’ın raporları zaten yolsuzluk ansiklopedisi gibi. Hiç kendini yorma çünkü devlet unutmaz.

Danıştay’a da hem sopa gösterdi hem de hukuk dersi verdi. Neymiş vesayete koltuk değnekliği yapan gizli, açık örgütlerin arka bahçesi haline dönüşen bir yargı millet adına karar veremezmiş.

“Çok mu zoruna gitti?”

Peki Danıştay’ın görevi ne? Hayırdır Sayın Erdoğan, İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanlığı kararıyla feshedilemeyeceğini duymak çok mu zoruna gitti? Cübbesine düğme dikemediğin erdemli ve ahlaklı savcıların olmasına çok mu bozuldun?

İlk seçimde yetkiyi alıp Türkiye’yi içine soktuğun bu kurumsallaşma çukurundan evvel Allah çekip biz çıkaracağız. Sende oturup muhalefet sıralarından memleket nasıl yönetilir kıskançlıkla izleyeceksin.

Döktüğü betonun yanına peyzaj olarak 3-5 fidan dikmeyi çevrecilik zanneden betonarme çapsızlık bizlerin gönlünde yara açıyor. Cennet doğamıza edilen ihanet değişmiyor. Marmaris Milli Parkı içerisinde bulunan Kızılbük Koyu’nda büyük bir doğa katliamı yapılıyor.

Rantiyeler yine iş başında. Buradan kağıt üzerinde Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanı olarak geçen, gerçekte ise çevremizin, şehirlerimizin tarumarına sessiz kalan Murat Kurum’a ve Muğla Valiliği’ne sormak istiyorum.

ÇED raporu gerekli değildir raporunu hangi amaca, hangi çıkar sahibinin amacına ve hangi beklentiye göre verdiniz? Neyin karşılığında göz yumuyorsunuz?

Çürük-sürtük tartışması

Bir sandıklı siyasi ömürleri kalanların acınası çırpınışlarına, kaçınılmaz sonlarını görenlerin hezeyanlarına, koltuğunu korumak için tüm değerlerini kaybedenlerin hakaretlerine maruz kaldığımız bir haftayı daha geride bıraktık.

Artık pis dillerini, öfkelerini, nefretlerini açık etmekten çekinmiyorlar. Millete hesap vereceğine hesap soran, hak yiyeni savunan kirli bir zihniyet ile karşı karşıyayız.

Sayın Erdoğan ve arkadaşları sayesinde bugün acaba ne olduk diye uyanıyoruz. Bugün acaba hangi hakarete maruz kaldık diye meraklanıyoruz.

Tarihin her döneminde aziz olan büyük Türk milleti, AK Parti iktidarı nezdinde bir gün hain, bir gün terörist oluyor, bir gün nankör oluyor, bir gün vicdansız oluyor, bir gün cibiliyetsiz oluyor.

Geçtiğimiz hafta da hiç utanmadan, sıkılmadan, zerre duraksamadan bu aziz millete ‘çürük ve sürtük’ dendi. Bu hakareti denize dökülüşünü unutamayan bir Yunanlı etmedi. Yazıklar olsun.

Sen bu ülkenin cumhurbaşkanı seçildiğinde bir yemin ettin. Bu yemini namusun ve şerefin üzerine ettin. Hani senin nerede yeminin? Hani nerede milletin huzuru ve refahı?

Nerede adalet? Nerede Atatürk İlke ve İnkılapları? Sen yeminini bozdun Sayın Erdoğan. Kibrinin esiri olup, hakikate kör olurken bozdun. İktidar sarhoşu olup, Meclisimizi vesayetin altına alırken bozdun. Milletin hazinesini yandaşlarına peşkeş çekerken bozdun.

Şimdi senin istediğin gibi yaşamıyor, konuşmuyor diye demokrasiyi, adaleti savunuyor diye seni beğenmiyor, istemiyor, oy vermeyi de düşünmüyor diye milletimize hakaret ederek bozdun.

Sen kendi egonu ‘hak ettikleri teşhisi koydum’ diye şişirmeye devam et. Sen bu hakareti sadece ‘gezici’ diye yaftaladıklarına ettiğini sanmaya devam et. Ben seni acı gerçekle yüzleştireceğim.

Gezi başlangıcından bizzat senin elinle rayından çıkarttığın kadar geçen süreçte, sağcısından solcusuna, muhafazakarından sekülerine, yaşlısından gencine herkesin istibdat rejimine karşı sergilediği bir ruh, bir duruş, bir direniştir. Bu işi tetikleyen ise bizzat ‘iki ayyaş’ söylemidir. O gençler ‘yeter artık’ dediler.

Sen bunu görmedikçe, oraya katılan kadınlara, erkeklere bu hakaretleri ettikçe çok daha derine batıyorsun sayın Erdoğan. Ne yaparsan yap bu ruhu yenemezsin.

Ne kadar sayıp sövsen de işte en sonunda böyle mağlup olursun. Hiç merak etme sana asıl dersi bu aziz millet sandıkta verecek.

Sen, “milletin dili” diye, edepsizliği haklı çıkarmaya çalışadur, Hakaret ettiğin bu aziz millet, sana en okkalı tokadını sandıkta gösterecek!

Çünkü; Birleştireceğine, nefret saçandan Cumhurbaşkanı olmaz! Çünkü; Milletin namusunu koruyacağına, namusa dil uzatandan, Cumhurbaşkanı olmaz!

Çünkü; Devletin varlığına sahip çıkacağına, kendini devlet yerine koyandan, Cumhurbaşkanı olmaz! Çünkü; Türkiye Cumhuriyeti’nin, şanını ve şerefini yücelteceğine, ayaklar altına aldırandan, Cumhurbaşkanı olmaz! Çünkü; Vatanın bölünmez bütünlüğünü savunacağına, Vatan toprağını, bir türlü sahiplenemeyenden, kupon arazi olarak görenden, Cumhurbaşkanı olmaz!

“Aziz Türk Milleti, artık senin gerçek yüzünü gördü”

Çünkü; Hukukun üstünlüğüne, adalete, anayasaya bağlı kalacağına, yandaşa, saraya, koltuğa bağımlı kalandan, Cumhurbaşkanı olmaz!

Ez cümle; Sözünden dönenden, yeminini bozandan, emanete hıyanet edenden, Cumhurbaşkanı hiç olmaz! Aziz Türk Milleti, artık senin gerçek yüzünü gördü.

Geri sayım başladı, bunun artık dönüşü yok. Sandık geldiğinde, milletimizin kutlu iradesi, seni o sandığa gömecek. Emin ol, çok az kaldı!

Gençlerimiz kendilerini; çaresiz, kimsesiz, sahipsiz hissediyor. Üstelik bu çocuklar, “şanslı” olarak nitelendirilebileceğimiz koşullarda yaşaması gereken çocuklar.

Büyükşehirde yaşayan gençlerimiz bile, bunları yaşıyor. Daha küçük şehirlerde, köylerde yaşayan, gençlerimizin, çocuklarımızın durumu, daha da vahim. Onlar, derin bir yokluk, yoksulluk ve imkânsızlık içinde yaşıyorlar. Çünkü; Onların elinden, Cumhuriyet’in imkânlarını aldılar.

Çünkü; Onların elinden, fırsatlarını aldılar. Çünkü; Onların elinden, yükselme, başarma, hayallerine kavuşma umutlarını aldılar.

Onların elinden, çocukluklarını, gençliklerini, en güzel yıllarını çaldılar. Bunun için de ilk önce, eğitime saldırdılar. Hatırlayın: Cumhuriyet için eğitim; köyü, şehri, zengini, fakiri ayırt etmeden, her tüten ocağın, geleceğe dair güveniydi.

Karda kışta, tüm zorluklara rağmen, gençleri okutan, yetiştiren azimdi. Onları geceleri, sobanın başında bile, ders çalıştıran umuttu. Her türlü koşulda, ideallerinin peşinden koşacak, memleketi, muasır medeniyetler seviyesine taşıyacak nesillerin teminatıydı.

Cumhuriyet eğitim seferberliğini; Köy okullarıyla başlattı. Önce, köylere gönderilecek öğretmenler yetiştirdi. Sonra o idealist öğretmenleri, köylere dağıttı. Bilimin ve fennin ışığını, memleketin dört bir yanına yaydı. Ne acıdır ki; bugün Cumhuriyetin bu vizyonundan, olabildiğine uzaktayız.

Ak Parti’nin eğitimde yol açtığı en önemli tahribatlardan biri, hiç şüphesiz, köy okullarının kapatılması politikasına, hız vermesiyle yaşandı. Son 20 yılda, 20 binden fazla köy okulu kapatıldı. Taşımalı eğitim sistemi denilen, garabet bir uygulamaya geçildi.

Sonuçta ortaya çıkan manzarada; Köy var, köyde çocuk var, ama okul yok… Bugün tam tamına, 722 bin 845 çocuğumuz, Köylerinden, şehir merkezlerine taşınıyor. Köy okulları kapatılınca; Millî bayramlarımız artık köylerimizde kutlanamıyor.

Artık İstiklal Marşımız, her Pazartesi köylerimizde okunmuyor. Bayrağımız göndere çekilmiyor. Köy okulları kapatılınca; Köy hayatı da, canlılığını kaybetti. Tarım bitti, hayvancılık bitti. Oysaki, Atatürk’ümüz ne diyordu: “Köyler ülkemizin kılcal damarları, köylüler de milletin efendisidir.” İşte biz, İYİ Parti olarak; Köylülerimize hak ettikleri itibarı, yeniden kazandırmak için çalışıyoruz.

Bugün maalesef; Cumhuriyet’in geleceği emanet ettiği o nesiller, artık o köylerden çıkmıyor. Çocuklarını köyden uzağa göndermek istemeyen ana babalar, ilk 4 yılın sonunda, çocuklarını okuldan alıyor. Özellikle kız çocuklarımız, erken yaşta okuldan alınıyor. Herhangi bir meslek sahibi olamıyor. Kimisi çocuk yaşta evlendiriliyor.

Gelecek hayali kuramıyor. TÜİK rakamlarına göre, kız çocuklarımızın erken yaşta evlendirilme oranı, erkek çocuklarımızın, tam 21 katı. Son 20 yılda, 1 milyon kız çocuğumuz, yaşları tutmadığı için, mahkeme kararı sonucu evlendirildi.

Bu sayı, resmî nikahlardan çıkan sonuç. Bunun üzerine bir de, kayıt altına alınmayan evlilikler var. Artık kızlarımız; “Titrerim mücrim gibi, baktıkça istikbalime” diyorlar. Halbuki mücrim olan onlar değil…

Esas mücrim olan; Bizzat Bay Kriz, uyguladığı yanlış politikalar ve bu ucube sistemin kendisidir. Bu kadar basit. AK Parti iktidarının, 2013-2020 yılları arasında; Köy okullarını kapatıp, hiçbir denetimi olmayan, karda kışta gidilemeyen, ya da 40–50 kilometre yol gidilen, taşımalı sistem için harcadığı para, eldeki verilere göre, 20 milyar lirayı aşmış durumda. Artan mazot fiyatları ve gıda enflasyonunu da dikkate alırsak; bugün, bu mali yükün, çok daha fazla olduğu, apaçık ortada…”

Kılıçdaroğlu’ndan Muhafazakar Kadınlara Çağrı: Bize Katılın

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Bize katılın derken çiftçileri üreticileri taksiciyi herkesi istiyorum ama muhafazakar genç kadınların da bize katılmasını istiyorum” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Muhafazakar genç kadın kardeşlerim size de iki çift lafım var. Bunların ne yaptığını biliyorsunuz. Gezi olayları dolayısıyla bu ülkenin kadınlarına nasıl hakaret edildiğini biliyorsunuz. Yarın döner bunlar size de hakaret eder. Ama biz şuna inanırız cennet anaların ayakları altındadır. Ve kadına saygı duyarız. Efendim CHP diyecekler bize hep CHP’yi kötülediler diyecekler şuna inanmanızı isterim; CHP eski CHP değil, siz de eski siz değilsiniz. Artık beraberiz artık birlikteyiz aynı değerleri savunuyoruz.” ifadelerini kullandı.

Gençlere de hitap eden Kılıçdaroğlu, “Her türlü haklarını koruyacağız. O gençlere yine sesleniyorum. İktidar değiştiğinde tweet atarsam başım belaya girer mi diye sakın düşünmeyim. Bizim iktidarımızda bizi rahatlıkla eleştirebileceksiniz. Her gencimiz düşüncesini özgürce ifade edecek, bunun sözünü veriyorum” dedi.

Bakan Nebati’nin “Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar. Çarklar dönüyor” sözünü eleştiren Kılıçdaroğlu, “Bir ülkenin Hazine ve Maliye Bakanı var olan sistemden dar gelirlerin zarar gördüğünü itiraf ediyor ve bu zarar aynen devam ediyorsa, hiçbir önlem alınmıyorsa bu iktidar kendi kuyusunu kazıyor demektir. Bu iktidarı hep birlikte göndereceğiz tepedekini de emekli edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasının büyük bölümünü ekonomik krize ayıran Kılıçdaroğlu özetle şunları söyledi:

“TÜİK’e müdahale ediyorlar. Enflasyonu düşük göster diye. Bu ne demektir işçiye emekliye dul ve yetime düşük maaş vereceğim. Düşük maaş vermek için baskı kuruyorlar.

İşçinin emeklinin hakkını niye vermiyorsunuz? Bunlar enflasyona sebep olmadılar ki. Enflasyonu yapan büyüten gerekçe olan sensin. İşçilere de emeklilere de dul ve yetimlere memurlara da sesleniyorum, hakkınızın yenmesini istemiyorsanız bize katılacaksınız.

Enflasyon için de bir sürü gerekçe buldular. Her seferinde uyduruyorlar. Ukrayna ile Rusya savaş halinde. Ukrayna’da yüzde 16,4; Rusya’da 21,7 enflasyon rakamları. Savaş halindeki iki ülkede enflasyon böyle.

Gerçek tüketici enflasyonu yüzde 160

TÜİK’in bütün baskılardan sonra kamuoyuna açıkladığı enflasyon ise yüzde 73,50. ENAG’ın yaptığı araştırmaya göre de gerçek tüketici enflasyonu yüzde 160,76. Bunu zaten vatandaş alışveriş yaparken görüyor.

Yaşanan ekonomik buhran dolayısıyla öyle bir noktaya geldiler ki şimdi sıra vatandaşı suçlamaya geldi. Erdoğan söylüyor; ‘Sorunun bir tarafında vatandaşlarımızın bir kısmının tasarruflarını hala döviz cinsinden yapmaktaki ısrarı var’. Sen dolarla borçlanıyorsun. Sen Türkiye’deki ihalelere avro dolar bazında nasıl garanti verdin? Kendisini suçlayacağına vatandaşı suçluyorsun.

Muhafazakar kadınlara seslendi

Bize katılın derken çiftçileri üreticileri taksiciyi herkesi istiyorum ama muhafazakar genç kadınların da bize katılmasını istiyorum. Muhafazakar genç kadın kardeşlerim size de iki çift lafım var. Bunların ne yaptığını biliyorsunuz. Gezi olayları dolayısıyla bu ülkenin kadınlarına nasıl hakaret edildiğini biliyorsunuz.

Yarın döner bunlar size de hakaret eder. Ama biz şuna inanırız cennet anaların ayakları altındadır. Ve kadına saygı duyarız. Efendim CHP diyecekler bize hep CHP’yi kötülediler diyecekler şuna inanmanızı isterim; CHP eski CHP değil, siz de eski siz değilsiniz. Artık beraberiz artık birlikteyiz aynı değerleri savunuyoruz.”