James Webb’in Mars’tan Çektiği İlk Fotoğraflar Paylaşıldı

Son olarak 1.350 ışık yılı uzaklıktaki Orion Nebulası’nı görüntüleyen James Webb Uzay Teleskobu, şimdi de Mars’ı görüntüledi: Artık gezegenin bu tam görüntüleri tüm kızılötesi aralığında inanılmaz hassasiyetlerde elde etmek mümkün.

Haber Merkezi / Teleskobun sağladığı görüntüler, Mars’ın doğu yarımküresini iki farklı kızılötesi dalga boyunda gösteriyor. Daha kısa dalga boyu (sağ üstte, üstte) yansıyan güneş ışığının bir sonucu. daha uzun dalga boyu görüntüsü rs yüzeyinden ve atmosferinden yayılan ısının yanı sıra konsantrasyonları hakkında bilgi veriyor.

Mars gibi yakın gezegenleri görüntülemek, çok uzak ve soluk nesneleri algılamak için tasarlanmış bir James Webb için zor bir görev. Kızıl Gezegen’den yansıyan güneş ışığı, teleskobun alıcılarına aşırı yükleme yaptığı için Villanueva ve ekibi, kısa pozlamalar alarak ve yalnızca dedektörlerden gelen ışığın bir kısmını örnekleyerek uyum sağlamaya çalıştı.

Bununla birlikte Webb, gezegenin atmosferine dair yeni verilere ulaşıldığını kaydetti. Teleskobun NIRSpec cihazı tarafından ölçülen verilerde, gezegenin atmosferinde su, karbondioksit ve karbon monoksit izlerini gözler önüne serdi. Bu veriler ayrıca gezegenin tozu, bulutları, kayaları ve daha fazlası hakkında da ipuçları sağlayabilecek.

Maryland’deki NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nden Geronimo Villanueva, yaptığı açıklamada, James Webb’in Mars üzerinden çalışırken uzak gezegenleri incelemekten daha zor bir iş yaptığını belirtti. Villanueva, “Artık gezegenin bu tam görüntülerini tüm kızılötesi aralığında inanılmaz hassasiyetlerde elde etmek mümkün” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Mars’tan yansıyan güneş ışığı, teleskobun alıcılarına aşırı yükleme yapıyor. Villanueva ve ekibi, görüntüleri kısa pozlamalarla ve yalnızca dedektörlerden gelen ışığın bir kısmını örnekleyerek almaya çalışıyor.

Ekip üyelerinden Sara Faggi, “Görüntüleri açtığımızda ve spektrumları aldığımızda, aslında verileri elde edebilmemiz ve bunların iyi veriler olması heyecan vericiydi” diye konuştu.

Çoğunlukla uzak evreni keşfetmek için tasarlanan James Webb Uzay Teleskobu, Mars’a dair çalışırken milyarlarca kilometre uzaklıktaki gezegenleri kaydetmekten daha zor bir işe imza atıyor. Temmuz 2022 tarihinden beri uzayı izleyen ve evrenden fotoğraflar sunan James Webb, bugüne dek Araba Tekeri Galaksisi, Phantom Galaksisi ve Tarantula Nebulası gibi uzak bölgeleri kaydetti.

James Webb Uzay Teleskobu, Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Kanada Uzay Ajansı (CSA) ve NASA tarafından gönderilmişti. Teleskop, en son 1350 ışık yılı uzaklıktaki Orion Nebulası’nı görüntülemişti. 10 milyar dolarlık maliyetiyle dünyanın en pahalı teleskobu olan James Webb, temmuz ayından bu yana Araba Tekeri Galaksisi, Phantom Galaksisi ve Tarantula Nebulası gibi uzak bölgeleri kaydetti.

NASA, Mars’ta ‘Organik Madde’ Hazinesi Buldu

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın Perseverance uzay aracı, Mars’ta organik madde hazinesi buldu. Eski çağlardan kalma bir deltayı inceleyen Perseverance, karbon bazlı moleküllerin yer aldığı iki kaya numunesi topladı.

ABD’deki prestijli Berkeley Üniversitesi’nden David L. Shuster, perşembe günü yaptığı açıklamada “Bunların, mevcut görevde topladığımız en önemli numuneler olduğunu net şekilde söyleyebilirim” dedi.

Numunelerin potansiyel yaşam izleri taşıyabileceğini belirten bilim insanları, bunların bir zamanlar Mars’ta hayat olup olmadığına dair bilgi sağlayabilmesi için incelemelerin artırılması gerektiğini söyledi.

Shuster’la görevde yer alan Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden Kenneth A. Farley de organik karbon moleküllerinin, yaşam izi taşımayan bir dizi kimyasal reaksiyon sonucunda oluşmuş olabileceğini ifade etti.

NASA’dan Sunanda Sharma ise numunelere dair “Bunu, başka bir gezegende hayat olup olmadığını dair potansiyel işaretlerin arandığı bir hazine avı gibi düşünürsek, organik madde bir ipucu olurdu. Deltada yaptığımız incelemelerde gittikçe daha sağlam ipuçları elde ediyoruz” dedi.

Bilim insanları, kurumuş bir deltanın yer aldığı 45 kilometre genişliğindeki Jezero kraterinin, Mars’ta 3,5 milyar yıl önce yaşam olup olmadığının araştırılması için en verimli bölge olduğunu düşünüyor.

Farley, “Burası, görev boyunca gerçekleştirilen incelemelerde bilimsel açıdan en büyük öneme sahip bölge. Gölde birikmiş, eski çağlardan kalma tortul kayaçların incelenmesi için en iyi fırsatı sunuyor” dedi.

Öte yandan NASA’daki araştırmacılar, Perseverance’ın taşıdığı cihazların, taşların niteliği hakkında net bilgi sağlayabilecek kapasitede olmadığını söyledi. Dolayısıyla numuneler, Dünya’ya getirildiğinde laboratuvarlarda incelenecek.

Avrupa Uzay Ajansı ve NASA, Mars’tan Numune Getirme Görevi (Mars Sample Return Mission) adı verilen bir proje kapsamında Kızıl Gezegen’e bir araç gönderip, Perseverance’ın bulduğu numuneleri geri getirmeyi hedefliyor. Görevin 2028’de başlaması, numunelerinse 2033’te Dünya’ya ulaşması planlanıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Mars’ın Tamamen Kızıl Olmadığı Ortaya Çıktı

Yeni bir araştırma Kızıl Gezegen olarak da bilinen Mars’ın tamamen kızıl olmadığını ortaya koydu. Mars’ın popüler tasvirleri, sonsuza uzanan kızıl kayaları çağrıştırıyor.

Ama NASA’nın Perseverance keşif aracı başka bir şey daha buldu: Yeşil bir şey. Bilim insanları Mars’ın Jezero kraterinin göl olduğu zamanlar hakkında bilgi arayan aracın kratere ulaşınca şaşırtıcı kayalar bulduğunu söylüyor.

İlk olarak, bilim insanları, zeminin sadece kraterin göl olduğu dönemde biriken tortul kayaçlardan oluşmadığını tespit edince şaşkınlığa uğradı. Burada volkanik kayaların da yer aldığı ve bunların çoğunlukta olduğu söyleniyor.

Dahası, bu kayalar olivin (magnezyum demir silikattan oluşan mineral -ed.n.) parçalarından oluşuyor. Bu, Hawaii plajlarına koyu yeşil rengini veren peridotun daha çamurlu ve o kadar parlak olmayan bir versiyonu.

Bulgu, gezegene 2020’de varan NASA’nın Mars keşif aracı Perseverance’tan Dünya’ya geri gönderilen ilk verilerin analiziyle elde edilen birçok bulgudan biri.

Bilim insanları, bu yeni çalışmada incelenenlere benzer kayaların Dünya’da bulunabileceğini ama bunların genellikle milyarlarca yıllık rüzgar, su ve Dünya’daki yoğun yaşantılarının geri kalanı tarafından tahrip edildiğini söylüyor. Öte yandan, Mars’taki çevrenin çok farklı olması nedeniyle bozulmadan kalmışlar.

Yeni makalenin araştırmacılarından, Purdue Üniversitesi profesörü Roger Wiens, “Gördüğümüz bu katmanlı volkanik kayaların bugünlerde Dünya’da sahip olduğumuz volkanik kayalardan farklı göründüğünü fark etmeye başladık” dedi.

Dünya’nın varoluşunun ilk dönemlerindeki volkanik kayalara çok benziyorlar.

Bu nedenle bu kayalar bize Dünya’daki yaşamın tarihi ve bir zamanlar Mars’ta yaşamış olabilecek uzaylılar hakkında bilgi verebilir.

Purdue Üniversitesi’ndeki bir başka araştırmacı ve profesör Briony Horgan, “Dünya’da yaşamın ilk nerede ve ne zaman evrimleştiğini daha iyi anlamamış olmamızın nedenlerinden biri, bu kayaların çoğunlukla yok olması; bu nedenle Dünya’daki eski ortamların nasıl olduğunu yeniden canlandırmak gerçekten zor” dedi.

Perseverance’ın Jezero’da dolaştığı kayalar, milyarlarca yıldır yüzeyde oturmuş, onları görmemiz için bizi bekliyor. Mars’ın Güneş Sistemi’nin ilk dönemlerini anlamak için önemli bir laboratuvar olmasının nedenlerinden biri de bu.

Bulguları açıklayan “Mars’ın Jezero kraterindeki bileşim ve yoğunluk açısından tabakalı volkanik arazi” makalesi bilimsel dergi The Science Advances’ta yayımlandı.

Mars’ta Yetiştirilmesi Gereken İlk Bitki Belirlendi

Bilim insanları, uzun zamandır Mars’ta mahsul yetiştirmenin uygun yollarını arıyor. ABD’deki Iowa State Üniversitesi’nden araştırmacılar, Mars’ta yetiştirilmesi gereken ilk bitkinin yonca olduğunu belirledi. 

Hakemli bilimsel dergi PLOS One’da 17 Ağustos’ta yayımlanan bulgulara göre yonca, Kızıl Gezegen’de yetiştirilecek diğer bitkiler için gübre görevi görebilir.

Çok uzak olduğu için Mars’ta insanları beslemek çok büyük bir zorluk teşkil ediyor. Gezegenin toprağı da ve suyu da ekinler için uygun değil. Bilim insanları bu yüzden uzun zamandır Mars’ta mahsul yetiştirmenin uygun yollarını arıyor.

Iowa State Üniverwsiesi’nde mikrobiyoloji okuyan Pooja Kasiviswanathan’ın yönettiği bir araştırma ekibiyse yoncanın Mars koşullarına uygun olduğunu belirledi.

Mars toprağına mümkün olan en benzer örneği hazırlayan ekip, yoncanın bu besin açısından fakir gezegende iyi yetişeceğini belirledi.

Ayrıca yoncadan gübre olarak yararlanılınca az bakım gerektiren, hızlı büyüyen ve fazla suya ihtiyaç duymayan şalgam, turp ve marul hazırlanan Mars toprağında başarılı bir şekilde yetiştirildi.

Araştırma ekibi, tatlı su ihtiyacının Mars’taki tuzlu suyun Synechococcus sp. PCC 7002 adlı deniz bakterisiyle arıtılarak karşılanabileceğini düşünüyor.

Öte yandan Kızıl Gezegen’deki toprak, araştırmacıların hazırladığı örnekten farklı olabilir. Yine uzmanlar, çalışmanın bilim insanlarına ve astronotlara umut verici seçenekler sunduğunu belirtti.

Araştırma ekibinde yer alan biyojeokimyager Elizabeth Swanner, “Hazırladığımız Mars toprağında hiçbir besin maddesi değişikliği yapmadan yonca yetiştirebilmemize çok şaşırdım” dedi.

Mikrobiyoloji öğrencisi Kasiviswanathan ise “Bulgularımızın, ileride NASA’nın Mars misyonuna yönelik araştırmalarını desteklemesini umuyorum” diye konuştu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Mars’taki “Uzaylı Yosununun” Sırrı Çözüldü

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, Mars’ta ilk kez 12 Temmuz’da ABD uzay ajansının Perseverance keşif aracı tarafından görülen tuhaf, spagetti benzeri bir madde yumağının ne olduğunu tespit etti.

Biyolojik ya da başka bir şekilde uzaylı kökenli olmayan madde, Şubat 2021’de keşif aracını Mars yüzeyine indiren giriş, alçalma ve iniş (EDL) donanımına ait Dacron ağının birbirine dolanmış bir parçası.

Dacron, genellikle yüksek performanslı yelken bezlerinde kullanılan, reçineye gömülü bir tür sentetik elyaftır fakat NASA’nın blog yazısına göre Perseverance keşif aracında muhtemelen termal koruma battaniyesinin bir parçasıydı.

Blogda, “Söz konusu ağ parçası önemli ölçüde çözülme/parçalanma geçirmiş gibi görünüyor, bu da güçlü kuvvetlere maruz kaldığına işaret ediyor” ifadesine yer verildi.

Ağ, Perseverance keşif aracının inişinden arta kalan ve daha sonra keşif aracının yoluna çıkan ilk enkaz parçası değil.

Haziranda Perseverance, bir kaya çıkıntısına takılmış, muhtemelen EDL’deki termal battaniyenin bir parçası olan parlak folyo benzeri bir madde parçası tespit etti. Ve nisanda Perseverance keşif aracıyla birlikte Mars’a inen Ingenuity helikopteri, kendisini ve Perseverance’ı Kızıl Gezegen’in yüzeyine güvenli bir şekilde getiren EDL’den arta kalan koruyucu kabuk ve paraşütün fotoğraflarını çekti.

Çeşitli iniş takımı kalıntıları Mars’a yumuşak bir iniş yapmanın kaçınılmaz bir sonucudur fakat Perseverance görev ekibi için bir zorluk teşkil edebilir.

Perseverance, Mars’ın daha önce ya da halen doğal yaşam formları içerip içermediğini kesin olarak cevaplayabilecek analizler için 2030’larda toplanıp Dünya’ya gönderilmek üzere Mars yüzeyinden kaya ve toprak örneklerini kazarak çıkarmakla görevli.

NASA, Mars’ın herhangi bir Dünya mikrobuyla kirlenmesini önlemek için fırlatmadan önce Perseverance’ı sterilize etmeye özen göstermiş olsa da keşif ekibinin, EDL’den hiçbir maddenin keşif aracı tarafından çıkarılan örneklerin hiçbirine girmediğinden emin olmak için aracın kameralarını kullanması gerekecek.

Blogda, “Örnek toplama ekipleri, geri dönen örnek kasasının bütünlüğünü sağlamak için olası kirlilik kaynaklarını takip etmeyi de sürdürecek” diye belirtildi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Mars’tan Alınan Örnekler, Ölümcül Organizmaları Beraberinde Getirebilir

NASA’nın uzay aracı Perseverance, Mars’ta olası yaşam belirtilerinin tespit edilmesi için örnek toplamayı sürdürürken, bazı bilim insanları bu çabalara mesafeli yaklaşıyor.

Mars’tan gelecek numuneleri Dünya’ya indirmek için projeler geliştiren uzay ajansı, görevin güvenlik riskini “son derece düşük” diye niteliyor.

Ancak bazı gökbilimciler ve uzay meraklıları, numunelerin Dünya’da ölümcül patojenlerin yayılmasına neden olabileceğini savunuyor.

NASA’nın kısa süre önce internet sitesinde başlattığı ankete katılan bir yorumcu, “Hiçbir ülke tüm gezegeni riske atmamalı” diye yazdı.

Katılımcıların çoğu, Kızıl Gezegen’den toplanacak numunelerin önce Dünya dışında, örneğin yörüngedeki bir laboratuvarda incelenmesini önerdi.

Scientific American dergisine açıklamalarda bulunan, astrobiyolog Barry DiGregorio da Mars numunelerinin Dünya’nın biyosferine zarar verme ihtimalini değerlendirmeye öncelik verilmesi gerektiğini ifade etti.

Uluslararası Mars Numune Teslimine Karşı Komite adında kar amacı gütmeyen bir kurumu yöneten DiGregorio’ya göre bunun en iyi yolu, numunelerin özel bir uzay istasyonunda veya Ay üssüne kurulacak bir araştırma laboratuvarında incelenmesi.

Bilim insanı ayrıca NASA’nın bu araştırmalarda yalnız olmadığına dikkat çekiyor. Örneğin Çin de Mars’tan toplanan malzemeleri doğrudan Dünya’ya getirmek için kendi görevlerini tasarlıyor.

DiGregorio, Çin’in bu araştırmalara dahil olmasından özellikle endişelendiğini aktardı.

“Numunelerin geri getirilmesi ulusal bir hedef olmamalı. Uzay yolculuğu yapan tüm ülkeler küresel bir çaba kapsamında verilerini gerçek zamanlı paylaşmalı” diyen bilim insanı sözlerini şöyle sürdürdü:

Aksi takdirde hiçbir ülke, diğerinin ne bulduğunu veya nasıl sorunlarla karşı karşıya kaldığını bilemez.

“Bunu çoktan bilirdik”

Öte yandan gökbilimcilerin önemli bir kısmı ve NASA’da görevli araştırmacılar, Mars’tan gelecek numunelerin burada herhangi bir sorun yaratmayacağından emin.

Astrobiyolog Steve Benner, “Mars’taki malzemeler Dünya için tehdit oluştursaydı bunu çoktan bilirdik” diye konuştu.

Buna göre Mars’a çarpan asteroitler genellikle gezegen yüzeyinden kaya parçalarını uzaya fırlatıyor. Böylece her yıl yaklaşık 500 kilogramlık Mars kayası Dünya’ya doğru yol alıyor.

Benner kendisinin de Mars’tan gelen bir asteroide sahip olduğunu ifade ediyor:

Dünya’da yaşamın ortaya çıkmasından bu yana 3,5 milyar yıldan fazla süre içinde, trilyonlarca kayaç benzer yolculuklar yaptı. Mars’ta mikrobiyota varsa ve Dünya’nın biyosferinde hasara yol açabiliyorsa bu zaten olmuştur. NASA’nın birkaç kilogram daha eklemesi fark yaratmaz.

Mars’ta Çöp Bulundu

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) tarafından Mars’a gönderilen uzay aracı Perseverance, Kızıl Gezegen’in yüzeyinde insan çöpleri tespit etti. Mars’ın yüzeyinde insan çöpüne ilk kez rastlanmıyor.

Perseverance ekibi, Salı günü Twitter’da paylaştıkları mesajda aracın Mars yüzeyine inişinde aşırı hava değişimlerinden korunması için üzerine sarılan termal battaniyenin parçalarına rastladıklarını açıkladı.

Robotun geçen yıl iniş yaptığı noktanın 2 kilometre uzaklığında bu manzarayla karşılaştıklarını belirten ekip “Bunu burada bulmuş olmak çok şaşırtıcı. Bu parça iniş sırasında mı buraya geldi yoksa rüzgâr mı buraya taşıdı?” ifadelerini kullandı.

Nisan ayında Ingenuity isimli helikopter, hem kendisinin hem de Perseverance’ın inişi için kullanılan teknik malzemeden geride kalan çöpleri görüntülemişti. Uzayda çöp izlerine rastlanması uzay kurumları açısından giderek daha büyük endişe yaratıyor.

Uzay misyonlarından geride kalan bot, kürek, Apollo uzay aracının Ay yüzeyinde bıraktığı araçlar gibi parçalar bakir olan gezegen yapılarının kirlenmesine yol açabiliyor.

Dünya’nın yörüngesi de uydular ve uzay çöpü nedeniyle kalabalıklaşırken Dünya’dan uzaya yapılacak yolculuklar da daha tehlikeli bir hal alıyor.

Ayrıca Dünya’yı çevreleyen bozulmuş uydular, tornavidalar, paraşütler ya da geride kalan diğer artıklar Uluslararası Uzay İstasyonu için de büyük risk yaratıyor.

Buna karşın uzayı kirlilikten korumak için alınan tedbirler çok sınırlı.

Uzayla ilgili mevcut yasalar 1967’de imzalanan Dış Uzay Anlaşması’nın çok ötesine geçebilmiş durumda değil.

San Francisco Üniversitesi’nden astronomi profesörü Aparna Venkatesan, uzayda çevre kirliliğinin önlenmesi için alınacak tedbirlerin uzayı insanlığın ortak mirası olarak tanımlamaktan geçtiğini söylüyor.

Perseverance uzay aracı, Şubat 2021’de yedi aylık yolculuğunu tamamlayıp Mars’a başarılı iniş yapmıştı.

Bir ton ağırlığındaki araç, milyarlarca yıl önce dev bir göl olduğu düşünülen Jezero adlı kratere inmişti.

Araç, Kızıl Gezegen’de geçmiş yaşam izlerini araştırıyor. Üzerindeki ekipman sayesinde mikroskobik görüntü elde edebilen Perseverance’ın elde ettiği veriler Dünya’ya gönderilerek değerlendiriliyor.

Perseverance’tan önceki Mars görevlerinde daha çok gezegenin yaşanabilirliği üzerine araştırmalar yapılmıştı.

2000’li yıllarda gezegende araştırmalar yapan Spirit ve Opportunity ile yakın zaman önce Curiosity, Mars’ın bir zamanlar daha sıcak ve ıslak bir gezegen olduğunu ortaya koymuştu.

(Kaynak: BBC Türkçe)

‘Mars’ta Sanılandan Çok Daha Uzun Dönem Su Vardı

Çinli bilim insanları, Çin’in Mars’taki robot gezgininin yeni ve önemli bir bulgusunu paylaştı. Buna göre Mars’ta eski bir okyanusun yeri olduğuna inanılan geniş havzada keşfedilen hidratlı mineraller, gezegenin yüzeyinde sanılandan daha uzun süre boyunca su bulunmuş olduğunu gösteriyor.  

Bilim insanları, Science Advances dergisinde Çarşamba günü yayınlanan makalede, Zhurong robotu tarafından geri gönderilen verilerin analizini paylaştı ve 700 milyon yıl öncesine kadar örneklenmiş minerallerde bile su belirtileri tespit edildiği açıklandı.

Daha önce Mars’ın ‘Hesperian Epoch’ olarak bilinen ikinci jeolojik çağının sona erdiği yaklaşık 3 milyar yıl öncesine kadar sadece ıslak yüzeye sahip olduğuna inanılıyordu. İçinde bulunan evreye ise ‘Amazon dönemi’ deniyor ve bu devirde yüzey suyu yok.

Araştırmacılar, Zhurong’un örneklediği mineralleri içeren toprağın, yükselen yeraltı suyu veya o zamandan beri buharlaşan erimiş buz tarafından oluşturulabilecek sert bir kabuğa sahip olduğunu yazdı.

Suyun tamamı kutuplarda kilitli halde

Çin araştırma robotu, geçen yıl mayıs ayında gezegene inişinden bu yana uçsuz bucaksız Utopia Planitia ovasını keşfetmeye devam ediyor. Zhurong, arazi hakkında veri toplarken iniş alanından yaklaşık 2 kilometre mesafe yol kat etti.

Son yıllarda, Avrupa Uzay Ajansı tarafından işletilen bir yörünge sondasından elde edilen verilerde de gezegenin güney kutbundaki buzun altında su keşfedildi.

Mars’taki suyun neredeyse tamamı kutup buzullarında kilitli halde bulunuyor. Yeraltı suyunu bulmak, gezegenin yaşam potansiyelini belirlemenin yanı sıra herhangi bir insanlı keşif görevi için de kalıcı bir kaynak sağlamanın anahtarı.

Mars’ta İşlenebilir ‘Su Rezervi’ Bulundu

Avrupa Uzay Ajansı (ESA).ve Rusya Uzay Ajansı’nın (Roscosmos) ortaklaşa yürüttükleri ExoMars projesi kapsamında yapılan araştırmalarda Mars yüzeyinin hemen altında ‘önemli miktarda’ su varlığı keşfedildi. Bilim insanları, bu rezervin gelecekte Mars’taki keşif etkinliklerini yürütenlerce kolaylıkla kullanılabileceğini açıkladı.

Su varlığı, Mars yüzeyindeki Valles Marineris kanyonunda bulundu. Valles Marineris ABD’deki Büyük Kanyon’dan yaklaşık 10 kat daha uzun ve beş kat daha derin. Haber, 15 Aralık’ta Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) yaptığı açıklamayla duyuruldu.

Suyu keşfeden Trace Gas Orbiter uydusu kanyon yüzeyinden bir metreden daha az derinlikte büyük miktarda hidrojen varlığı saptadı Rusya Bilimler Akademisi Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nden Alexey Malakhov, “Bu su buz ya da topraktaki diğer minerallerle kimyasal olarak bağlanmış su halinde olabilir. Ancak başka gözlemler bize, Mars’ın bu kesiminde bulunan minerallerin tipik olarak çok küçük yüzdelerde, bu yeni gözlemlerde anıtlandığından çok daha küçük miktarda su içerdiğini anlatıyor. Genel olarak bu suyun daha çok buz halinde olduğunu düşünüyoruz,” diyor.

Malakhov gözlemlerini özetlerken, “Valles Marineris’in merkezi bir bölümünün suyla dolu olduğunu gördük. Bu beklediğimizden çok daha fazla su, “diyor. ” Bu, sabit düşük sıcaklıklar nedeniyle su buzunun kalıcı olarak kuru toprağın altında bulunduğu, Dünya’nın permafrost bölgelerine çok benziyor.”

Keşif, Mars’taki ilk su belirtisi değil. Mars kutup bölgeleri buzullarla kaplı ve önceki ESA misyonları, gezegen yüzeyinin birkaç kilometre altında potansiyel su vahaları bulmuştu.

Bununla birlikte, en son bulgular, ESA’nın varlığından söz ettiği suyun çok daha ‘işlenebilir’ olduğunu gösteriyor ve ‘Valles Marineris’i, gelecekteki gezegene yapılacak insanlı keşif misyonları için daha da umut verici bir hedef haline getiriyor. Yeni bulunan sudan zengin alanın yüzölçümü Hollanda kadar ve derin Mars’ta su bulma umudu sunan kanyon sistemi Candor Chaos vadileriyle örtüşüyor.

(Kaynak: bianet)

Mars’ta Binlerce Antik Devasa Volkanik Patlama Keşfedildi

Mars’ın volkanik olarak aktif olup olmadığı hala tartışma konusudur. Kesin olan şu ki, kızıl gezegen geçmişte volkanik olarak çok aktifti. Mars’taki volkanik olayların çoğu, üç ila dört milyar yıl önce meydana geldi. Bu volkanik olaylar sonucu Güneş sisteminin en yüksek dağı olan 25 km yüksekliğindeki Olympus Mons meydana geldi.

Haber Merkezi / Son zamanlarda NASA, kuzey Mars’ın Arabia Terra bölgesinde, 500 milyon yıllık bir süre boyunca yaşanan binlerce ‘süper patlama’ya dair kanıtlar buldu.

Bu tip şiddetli volkanik patlamalar bilimin bildiği en şiddetli patlamalar. Dünya’daki nispeten daha küçük volkanik patlamaların, güneş ışığını engelleyebilen ve yüzey sıcaklığını önemli ölçüde azaltabilen karbondioksit, kükürt dioksit ve diğer aerosolleri saldığı bilinmektedir.

Aynısı Mars’ta da oldu, ancak yalnızca daha büyük bir ölçekte. Tek bir süper patlama, 400 milyon olimpik yüzme havuzu değerinde erimiş kaya ve gaz eşdeğerine sahiptir.

Arabia Terra analizine öncülük eden NASA’nın Maryland’deki Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nde jeolog olan Patrick Whelley , “Bu patlamaların her birinin önemli bir iklim etkisi olduğunu, belki de salınan gaz atmosferi daha kalın hale getirdi veya Güneş’i bloke etti ve atmosferi daha soğuk hale getirdi” dedi.

Mars’ın yüzeyi kraterlerle dolu. Nereye gidersen gidin, birkaç yüz kilometre içinde en az bir tane bulabilirsiniz. Bu kraterler iki şekilde oluşur: çarpma (kuyruklu yıldız, göktaşı veya asteroit ile) veya volkanik patlamalar.

Arabia Terra, Mars’ta patlayıcı volkan kanıtlarının bulduğu tek yer

Çok büyük volkanlar ömürlerinin sonuna geldiklerinde kaldera adı verilen ve bazıları düzinelerce kilometre genişliğinde olabilen dev bir deliğe çökerler. Arabia Terra’da tespit edilen bu kalderalardan birkaçı, NASA bilim adamlarını daha yakından incelemeye neden oldu. Arabia Terra, Mars’ta patlayıcı volkan kanıtlarının bulduğu tek yer.

Mükemmel yuvarlak olma eğiliminde olan çarpma kraterlerinin aksine, kalderalar, daha derin zeminler ve duvarların yakınındaki kaya sıraları gibi çökme belirtileri taşırlar.

Bilim insanları, Arabia Terra’da kül belirtilerini aramak için NASA’nın Mars Keşif Yörünge Aracı’ndan (MRO) gelen verileri kullandılar ve malzemenin iyi korunmuş birçok katmanını buldular; verilerde kayıtlı kül miktarını biriktirmek için binlerce süper volkanik patlama gerekeceğini düşündüler.

Dünya’da süper patlama yapabilen volkanlar, dünyanın her yerine dağılmış durumda. Bu tür son patlama 76.000 yıl önce Endonezya’nın Sumatra bölgesinde meydana geldi. Buna karşılık, Arabia Terra, bilim insanlarının henüz açıklayamadığı bu tür yanardağlar ile dolu.

NASA’da görevli bir jeolog olan Jacob Richardson , “Bu kadar küçük bir gezegen, tek bir yerde binlerce süper patlamaya neden olacak kadar kayayı nasıl eritebilir? Umarım bu sorular başka birçok araştırmayı beraberinde getirir” dedi.