Uzamış Kovid Sendromunun Dört Ana Biyolojik Nedeni

Dünya çapında en az 65 milyon kişinin uzun Kovid sendromundan muzdarip olduğu ifade ediliyor. Araştırmacılara göre, baş ağrısı, halsizlik, hafıza ve uyku sorunları gibi uzamış Covid sendromunun çoklu semptomları, dört ana biyolojik nedene dayanıyor.

ABD’deki (ABD) Yale Üniversitesi’nden immünolog Akiku Iwasaki, “Ben bu sayının, gerçek tabloya oranla çok düşük olduğunu düşünüyorum” diyor.

Iwasaki, diğer üç bilim insanıyla birlikte Almanya’daki Ulusal Bilimler Akademisi Leopoldina’nın sanal panelinde, Long Covid üzerine yapılan araştırmaların durumu hakkında genel bir değerlendirme yaptı. Panele katılan uzmanlar hemfikir: Virüsle ilgili hâlâ cevap bekleyen pek çok soru var.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 11 Mart 2020’de Kovid 19’u küresel bir pandemi olarak ilan etmesinden bu yana çeşitli aşılar ve ilaç tedavileri geliştirildi. Bu sayede hastalık ilk başlardaki dehşetini büyük ölçüde kaybetti.

Çoğu insan, koronavirüs enfeksiyonu sonrası tamamen iyileşirken, bazıları için ise hastalık, sonu gelmez başka şikayetleri de beraberinde getirdi. İngilizce “Long Covid” şeklinde ifade edilen ve uzamış ya da “post Kovid sendromu” olarak adlandırılan bu sürecin başlıca semptomları arasında kronik halsizlik, baş ağrıları ve hafıza problemlerinin yanı sıra saç dökülmesi ve libido kaybı gibi şikayetler yer alıyor.

65 milyon kişi uzun Covid hastası

Nature Microbiology dergisinde yer alan bir makalede, dünya çapında en az 65 milyon kişinin uzun Kovid sendromundan muzdarip olduğu ifade ediliyor. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) Yale Üniversitesi’nden immünolog Akiku Iwasaki, “Ben bu sayının, gerçek tabloya oranla çok düşük olduğunu düşünüyorum” diyor.

Iwasaki, diğer üç bilim insanıyla birlikte Almanya’daki Ulusal Bilimler Akademisi Leopoldina’nın sanal panelinde, Long Covid üzerine yapılan araştırmaların durumu hakkında genel bir değerlendirme yaptı. Panele katılan uzmanlar hemfikir: Virüsle ilgili hâlâ cevap bekleyen pek çok soru var.

Uzun Covid sendromuyla ilgili veriler çoğaldıkça Iwasaki ve diğer araştırmacılar, vücutta çok sayıda biyolojik değişikliğe yol açan bir dizi Long Covid semptomunu açıklamak için kullanılabilecek dört ana nedeni tanımlamayı başardı.

SARS-CoV-2 kaybolmuyor

ilk nedeni, koronavirüsün müsebbibi SARS-CoV-2’nin vücutta bulunan rezervuarları tarafından tetiklenen kronik enflamasyon olabilir. Enflamasyon, başta enfeksiyon ve yaralanmalar olmak üzere, vücudun herhangi bir zarara karşı verdiği koruyucu bir yanıt. Virüs kümeleri çoğalmaya devam ettikçe bağışıklık sistemi de sürekli teyakkuz durumda kalır.

Iwasaki, “Hem viral antijenlerin hem de viral RNA’nın, akut enfeksiyondan aylar sonra bile vücutta dolaşmaya devam edebildiğini gösteren bulgular giderek artıyor” diyor.

Covid-19 özbağışıklığı tetikliyor

Akut bir enfeksiyon, artık sadece mücadele edilmesi gereken virüse karşı değil, aynı zamanda vücudun kendi hücrelerine saldıran ve onları yok eden özbağışıklık reaksiyonlarını (otoimmünite) da tetikleyebilir. Iwasaki, bulaşıcı hastalıklar ve otoimmünite arasındaki bu bağlantının iyi bilindiğini söylüyor: “Bu nedenle, otoimmünitenin, uzamış Kovid’in başka bir nedeni olması mümkündür.”

Daha çok Kronik Yorgunluk Sendromu (ME/CFS) olarak bilinen Miyaljik Ensefalomiyelit buna bir örnek olabilir. Çoğu kişinin, uzun süreli yorgunluk olarak hissettiği şey aslında onlarca yıldır var olan ciddi bir nörolojik durum.

Berlin’deki Charité Hastanesi’nde kronik yorgunluk sendromu üzerine araştırmalar yürüten immünolog Carmen Scheibenbogen, “Otoantikorların, ME/CFS’nin gelişiminde rol oynadığına dair kanıtlar olduğunu” söylüyor.

Diğer virüslerin yeniden etkinleştirilmesi

Iwasaki, “Araştırdığımız üçüncü hipotez, Epstein-Barr virüsü (EBV) veya herpes (genital uçuk) virüsleri gibi latent (uyuyan) virüslerin reaktivasyonu” diyor.

Herpes virüsleri, enfeksiyondan sonra vücutta kalır ve bağışıklık sistemi teyakkuzda olduğu sürece herhangi bir soruna yol açmaz. Ancak Kovid 19 tarzı bir enfeksiyon durumundaysa herpes virüsü yeniden uyanabilir.

Iwasaki, araştırmacıların peşinde olduğu dördüncü hipotez hakkında şu bilgiyi veriyor: “Akut korona hastalığı ne kadar şiddetli olursa, uzun Kovid semptomlarının neden olabileceği kalıcı hasar olasılığı da o kadar artar. Bu dört biyolojik süreç ayrı ayrı, sırayla veya birlikte gerçekleşebilir.”

Aşılama, uzamış Kovid riskini azaltıyor

İsrail’in Ramat Gan kentindeki Bar-Ilan Üniversitesi’nden epidemiyolog Michael Edelstein, “Uzun Covid sendromunun önlenmesi, aşı olmak için bir başka neden” diyor. Aşılamanın, hastalığın ciddi seyrini bariz bir şekilde önlediğini ve böylece kalıcı hasar olasılığını azalttığını belirten Edelstein, “Meta-analizler, aşılanmış kişilerde uzun Kovid’e yakalanma riskinin yaklaşık yüzde 25-30 oranında azaldığını gösteriyor” saptamasını yapıyor.

Ancak Edelstein, aşılamanın uzamış Kovid sorununa nihai çözüm olmadığını da kabul ediyor.

Uzun Covid psikosomatik bir hastalık değil

Hastalık ve sonraki süreçle ilgili cevap bekleyen birçok soru olmasına rağmen, uzmanlar bir şüpheyi kesinlikle devre dışı bırakıyor: Uzun Kovid sendromunun semptomları arasında psikolojik bir neden bulunmuyor. Sendromdan etkilenen kişilerin günlük yaşamları üzerinde ağır bir yük oluştuğundan, psikosomatik fenomenler elbette bir sonuç olarak ortaya olabilir. Ama kesinlikle bir sebep teşkil etmiyor.

Iwasaki, kendisinin de katıldığı ve henüz hakem değerlendirmesinden geçmemiş bilimsel bir çalışmanın sonuçları hakkında, “Tanımlanan immünolojik özellikler, uzamış Kovid’i yüzde 96 doğrulukla öngörebiliyor. Ancak psikosomatik faktörlerin, hastalık nedeni olarak gösterilmesi için ortada hiçbir neden yok” diyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Son Sekiz Haftada Kovid 19 Nedeniyle 170 Binden Fazla Kişi Öldü

Son sekiz haftada yeni tip koronavirüs (Kovid 19) nedeniyle 170 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği duyuruldu. Ayrıca bu ölümlerin sadece raporlanan ölümler olduğu gerçek rakamların ise bundan daha fazla olduğu belirtildi.

Kırılgan sağlık sistemlerinin grip ve diğer hastalıkların yanı sıra, Kovid 19’un yüküyle başa çıkmakta zorlandığı da dile getirildi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, küresel sağlık durumuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

İleri Haber’in aktardığına göre, geçen yıl aralık ayının başından bu yana Kovid 19 kaynaklı haftalık ölümlerde yaşanan artışa dikkati çeken Ghebreyesus, “Son sekiz haftada 170 binden fazla kişi Kovid 19 nedeniyle yaşamını yitirdi. Bunlar sadece raporlanan ölümler, gerçek rakamlar bundan daha fazla” dedi.

DSÖ’nün en yüksek alarm seviyesi olan ‘Uluslararası Halk Sağlığı Acil Durumu’nu ilan etmelerinin üzerinden üç yıl geçtiğini aktaran Ghebreyesus, bu hafta Covid-19 Acil Durum Komitesi’nin, virüsle ilgili durumun halen küresel bir acil durum teşkil edip etmediğini tartışmak için toplanacağını söyledi.

Ghebreyesus, “Acil Durum Komitesinin tavsiyesini önceden almayacağım ancak birçok ülkede durum ve Kovid 19 nedeniyle artan ölümler beni endişelendiriyor. Salgının ilk başladığı üç yıl öncesine göre çok daha iyi durumda olsak da, salgına karşı küresel kolektif tepki bir kez daha baskı altında” dedi.

‘Virüs öldürmeye devam edecek’

Çok az sayıda kişinin, özellikle yaşlıların, yeterli seviyede aşılandığına değinen Ghebreyesus, birçok kişinin hatırlatma dozlarını almadığını belirtti.

Kırılgan sağlık sistemlerinin grip ve diğer hastalıkların yanı sıra, Kovid 19’un yüküyle başa çıkmakta zorlandığını da dile getiren Ghebreyesus, şöyle devam etti:

“Mesajım açık, bu virüsü hafife almayın, bizi şaşırttı ve şaşırtmaya devam edecek. Sağlık araçlarını ihtiyacı olan kişilere ulaştırmazsak ve yanlış bilgilerle kapsamlı olarak mücadele etmek için daha fazlasını yapmazsak virüs öldürmeye devam edecek.”

Paylaşın

Alman Otomotiv Devi Volkswagen, Kovid Faturasını İşçilere Çıkardı

Yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgını nedeniyle kapatılan fabrikada kayıplarını telafi etmek isteyen Volkswagen, fazla mesai yapılmasını talep etti. Normalde günde 8 saat mesai yapılan fabrikada 11 saat mesai yapacağı duyuruldu.

Alman otomotiv devi Volkswagen (VW), artan Kovid vakaları nedeniyle üretimi durdurduğu Çin’deki fabrikasında, kaybın telafi edilmesi için fazla mesai yapılmasını talep etti.

Siçuan eyaletinin başkenti Çengdu’daki fabrikada işçilerin günde 11 saat mesai yapacağı duyuruldu.

VW’nin Çinli otomobil üreticisi FAW Group’la ortak işlettiği fabrikada normalde 8 saat mesai yapılıyordu.

Alman şirket, işçiler arasında artan Kovid vakaları nedeniyle fabrikadaki üretimi 21 Kasım – 5 Aralık arasında durdurma kararı almıştı.

VW’nin bu dönemde ne kadar kayba uğradığı bilinmiyor. Firma, Birleşik Krallık’ın önde gelen gazetelerinden Telegraph’ın yorum talebine yanıt vermedi.

Aynı dönemde Alman firma, Jilin eyaletinin başkenti Çangçun’daki iki fabrikada da parça tedarik edilememesi nedeniyle üretime ara vermişti.

Şirketin Çin’deki araba satışları geçen yıl yüzde 14 düşerek 3,3 milyona gerilemişti.

Öte yandan katı pandemi kuralları nedeniyle protestoların yaşandığı Çin’deyse kasımda otomobil satışları yüzde 9,5 düşmüştü.

VW’nin baş finansman yöneticisi Arno Antlitz, artan enflasyon ve talepteki düşüş nedeniyle gelecek yılın çok daha zor geçeceğini söylemişti.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in yerel ve uluslararası kamuoyundan eleştiri alan “sıfır Kovid” uygulaması kapsamında seyahat kısıtlamaları, toplu testler, imalat, ticaret ve hizmetler sektöründeki işletmelerin faaliyetlerinin kısıtlanması gibi katı ve geniş ölçekli tedbirler alınmıştı.

Vakaları ortaya çıktığı yerde bastırmayı ve bulaşma zincirini kesmeyi hedefleyen bu stratejide, geçen ay patlak veren eylemlerin ardından hafifletmeler yapılmıştı.

Öte yandan yetkililer, özellikle mart sonuna kadar vakaların yüksek seyredeceği uyarısında bulunmuştu. Bunun üzerine bazı şehirlerde “panik alışverişi” yaşanmıştı.

Kovid test kiti, ağrı kesici ve soğuk algınlığı ilacı bulmak zorlaşırken, limon, şeftali konservesi ve takviyeli maden suyu gibi C vitamini içeren yiyecek ve içeceklerin bulunduğu raflar da kısa sürede boşalmıştı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Dikkat Çeken Araştırma: Kovid 19 Salgını Ergenlerin Beyinlerini Yaşlandırdı

Yeni yapılan bir araştırma, yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgınıyla bağlantılı stresin ergenlerin beyinlerinde fiziksel değişikliğe yol açtığını ve beyin yapısında salgın öncesindeki yaşıtlarına kıyasla daha yaşlandırdığını ortaya koydu.

Salgının dünya genelinde özellikle gençlerin ruh sağlığını olumsuz etkilediği her geçen gün yeni bir çalışma ile kanıtlanıyor. Karantina tedbirleri nedeniyle okulların ve diğer sosyalleşme alanlarının kapalı olması çocukların ve gençlerin duygusal sağlığına büyük zarar verdi.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Stanford Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırma ise salgınla bağlantılı stresin ergenlerin beyinlerinde fiziksel değişikliğe yol açtığını ve beyin yapısında salgın öncesindeki yaşıtlarına kıyasla daha yaşlandırdığını ortaya koydu.

Biological Psychiatry dergisinin Global Open Science bölümünde yayımlanan çalışma kapsamında araştırmacılar, San Francisco körfez alanındaki 81 ergenin salgın öncesi çekilen manyetik rezonans görüntüleme (MRI) taramasını, 82 ergenin Ocak 2020 ve Mart 2022 tarihlerinde, salgının sürdüğü ancak karantinanın kaldırıldığı dönemde çekilen MRI taramalarıyla karşılaştırdı.

Bu katılımcıların 64’ünün yaş ve cinsiyet gibi faktörleri açısından eşleştirildi.

Araştırmacılar karantina sonrasında değerlendirilen ergenlerin, salgın öncesindekilere göre ruh sağlığı sorunlarını daha ağır şekilde içselleştirdiğini fark etti. Daha da ötesi, karantina sonrası değerlendirilen ergenlerde beyin zarı kalınlığının azaldığı, hippokampal ve amigdala hacminin büyüdüğü ve beyin yaşının daha fazla ilerlediği anlaşıldı.

Sonuç itibariyle, karantina sonrasında değerlendirilen ergenler, tipik olarak yaşlılarda ya da çocuklukta kayda değer talihsizlikler deneyimlerde görülen nöroanatomik özellikler sergiledi. Bir başka deyişle bu ergenlerin beyinleri zamanından önce yaşlandı.

Araştırmacılar başka bir çalışma üzerindeydi

Çalışma esasında salgının ergenlerin beyin yapısını nasıl etkilediğini araştırmak için başlamadı. Araştırmaya katılan çocuklar, ergenlikte depresyonla ilgili uzun soluklu bir çalışma grubunda yer alıyordu. Ancak Kovid 19 salgını ile araştırmacılar planladıkları düzenli MRI taramalarını yapamadı.

Beyin taramaları yeniden başladığında ise, araştırmacılar çalışmaya kaldıkları yerden devam edemeyeceklerini anladı.

Euronews Next’e konuşan Stanford Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Ian Gotlib araştırmada büyük bir açık oluştuğunu belirterek, “İstatistiksel olarak bu açığı kontrol edebilirdik, ama bu o çocukların salgın öncesindeki çocuklarla aynı olduğunu varsayımına dayanıyordu ve biz durumun böyle olduğundan emin değildik” dedi.

Prof Gotlib, “Bu çocukların karantinalardan sonra yüksek oranda depresyon ve endişe ve üzüntü yaşadığını biliyorduk. Ama bilmediğimiz beyinlerinde değişim olup olmadığıydı. Ve beyinleri değişmişti” diye konuştu.

Prof Gotlib, bugüne kadar bu şekilde beyin yaşının ilerlemesi yalnızca şiddet, ihmal ya da ailesel sorunlar gibi kronik sıkıntılar yaşayan çocuklarda görüldüğüne dikkat çekti.

Beyin yapısındaki değişimler ne anlama geliyor?

Her ne kadar beyindeki fiziksel değişimler kulağa çok ciddi gelse de, bu değişimlerin ne anlama geldiği ya da  kalıcı olup olmadığı henüz bilinmiyor.

Prof Gotlib, “Bir karşılaştırma grubu yok. Önümüzdeki beş yıl içinde salgını yaşamamış çocuklarla kıyaslama yapamayacağız çünkü böyle bir grup yok” diyerek bu sorularının yanıtını bulmanın zorluğuna işaret etti.

“Belki bu değişim onları daha hızlı bir biyolojik yaşlanmaya götürür. Ya da belki bu geçici bir şeydir ve salgın stresine karşı bir tür tepkidir” diyen Gotlib, ergen beyninin hala esnek olduğunu ve görece daha kolay adapte olup değişebildiğine dikkat çekti.

Prof Gotlib, “Belki de bu salgın stresine uyumdur ve stres ne zaman azalırsa yaşlanma da yavaşlar” değerlendirmesinde bulundu.

Araştırmanın, kötüleşen ruh sağlığının değişebileceğini ortaya koymasının önemli olduğuna vurgu yapan Prof Gotlib, “İçine girip beyni doğrudan değiştiremezsiniz ama ruh sağlığını, depresyonu, anksiyeteyi doğrudan tedavi edebilirsiniz. Ve bence bu çok önemli” diye konuştu.

Gotlib bu gençlerin 20 yaşına geldiklerinde yeniden beyin taramasından geçeceklerinin bilgisini verdi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Dikkat Çeken Araştırma: Sars-CoV-2 Yüzde 99,9 Laboratuvar Kaynaklı

Almanya’da henüz yayınlanmamış bilimsel bir araştırma, dünya genelinde altı milyondan fazla kişinin hayatını kaybetmesine neden olan Sars-CoV-2 virüsünün laboratuvarda üretilme ihtimalinin yüzde 99,99 olduğunu ileri sürdü.

Şubat ayında ABD’de yapılan iki bilimsel araştırma araştırma, Covid-19’un kaynağının Çin hükümetine bağlı bir laboratuvar değil, Vuhan’daki hayvan pazarı olduğuna işaret etmişti. Fakat bu araştırmadan sadece bir sene önce Dünya Sağlık Örgütü Covid-19’un laboratuvar sızıntısı olduğu teorisini yok saymak için henüz “erken” olduğunu işaret etmişti.

Üç Alman araştırmacının kısa süre önce çevrimiçi olarak yayınladıkları ve henüz bilimsel bir inceleme sürecinden geçmemiş olan ön yayında, Sars-CoV-2’nin kasıtlı olarak genetiği değiştirilmiş bir virüs olduğuna dair argümanlar sunuldu.

Araştırmanın yazarlarından Valentin Bruttel, 2021 yazının başlarında Sars-CoV-2’nin genomundaki ilk anormallikleri fark ettiğini söyledi.

Bruttel, “Diğer moleküler ipuçlarıyla birlikte, sonuçlarımız bu virüsün yüzde 99,9 oranında yapay, muhtemelen doğal bir virüsün manipüle edilmiş bir kopyası olduğunu gösteriyor. Muhtemelen bunun için kullanılan yöntemler, sentetik virüsler üretmek için bireysel viroloji laboratuvarları tarafından da çok benzer bir biçimde kullanılıyor” dedi.

Sars-CoV-2 koronavirüsü resmi rakamlara göre altı milyondan fazla kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu. Bu rakamın gerçekte 18 milyon olabileceği tahmin ediliyor. Böylesine ölümcül bir virüsün kaynağı konusunda ise sis perdesi henüz resmi anlamda kalkmış değil.

“Covid-19 genomunda düzenli parmak izleri”

Sars-CoV-2 genomunda hedefe yönelik manipülasyon için bir tür “parmak izi” keşfettiklerini belirten Alman araştırmacılar, bunun virüsün genomunda düzenli olarak tekrar eden bir model olduğunu söylüyor. Bruttel, Sars-CoV-2 gibi RNA virüslerini genetik olarak değiştiren laboratuvarların, önce genetik materyali tek tek DNA yapı taşlarından bir araya getirdiğini açıklıyor. Bu yöntemde, genomda bu yapı taşlarının birleşme noktalarının yakınında görünür “tanıma bölgeleri” kaldığını işaret eden araştırmacı, bu bölgeler sayesinde birçok farklı yapay virüs varyantının kolayca oluşturulabildiğini de ifade ediyor.

Araştırmalarında bilinen yapay olarak yaratılmış virüslerin genomları ile doğal “model” virüsleri karşılaştıran Bruttel ve meslektaşları, doğal virüslerde tanıma bölgelerinin “tamamen rastgele dağıldığını” bununla birlikte genetik olarak bir araya getirilmiş virüslerde ise “her zaman belirli bir düzen” görüldüğünü söylüyor. Elde ettikleri ilk sonuçların ise doğal evrimin bu modeli tesadüfen üretmiş olma olasılığının “en fazla 100’de 1, muhtemelen çok daha düşük” olduğunu gösterdiğini sözlerine ekliyor.

Araştırmanın Sars-CoV-2’nin bir laboratuvarda sentetik olarak yaratıldığının bir kanıtı olmadığını ifade eden Alman araştırmacılar, virüsün desenini “bir cinayet silahı üzerindeki parmak izi”ne benzetiyor. “En az on başka sentetik RNA virüsünde de bulunan böyle bir modelin burada tamamen tesadüfen ortaya çıkmasının son derece düşük bir ihtimal olduğunu gösterdik” diyerek ihtimalin kuvvetli olduğunu vurguluyor.

“Saçma bir araştırma”

Araştırma dünyasının virüsün kaynağı konusunda ikiye bölünmüş olması nedeniyle araştırmaya bir kısım bilim insanı sert eleştiriler yöneltti. ABD’deki Scripps Araştırma Enstitüsü’nden immünolog Kristian Andersen Twitter’dan yaptığı paylaşımlarda çalışmayı “saçmalık” olarak nitelendirdi. Andersen, çalışmanın “bir moleküler biyoloji anaokulunda bile geçemeyecek kadar kusurlu” olduğunu yazdı.

Alman virolog Friedemann Weber de Andersen’in ön baskıya yönelik eleştirilerini Twitter üzerinden yineledi. Giessen Üniversitesi Viroloji Enstitüsü’nün başında bulunan Weber, mesajlarında Bruttel ve meslektaşlarının bahsettiği izler olmadan da virüsleri genetik olarak manipüle etmenin mümkün olduğunu savundu.

Bruttel, yapay virüsler tarafından kazara tetiklenen bir pandemi riskinin hala hafife alındığı uyarısında bulunuyor. “Yapay olarak üretilen pek çok virüs, Sars-CoV-2’den kat kat daha ölümcüldür.” Yaklaşık on yıl önce son derece tehlikeli kuş gribi üzerinde yaptığı genetik deneylerle infial yaratan virolog Ron Fouchier’i hatırlıyor. Bruttel şu uyarıda bulunuyor: “Bu şekilde değiştirilmiş bir virüs kaçarsa, karmaşık tedarik sistemlerimizin tamamen çökmesine yol açabilir.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

 

Paylaşın

Yeni Bir Koronavirüs Varyantı Geliştirildi; Bilim Dünyasından Tepki

Boston Üniversitesi’nden bilim insanları, öldürücülük oranı yüzde 80 olan yeni bir koronavirüs varyant elde ettiklerini öne sürdüler. ABD’li araştırmacıların açıkladığı bu gelişme bilim dünyasında kızgınlık yarattı.

Araştırmayı yürüten ekip bu yeni mutant varyantın insanlarda daha az öldürücü olmasının muhtemel olduğunun da altını çizdi ama aynı zamanda sonuçlar laboratuvar ortamında geliştirilmiş akciğer hücrelerinde beş kat fazla virüs parçacığı bulunduğunu da ortaya koydu. Makale henüz hakem denetiminden geçmedi.

Sputnik Türkçe’de yer alan habere göre, ABD’de Boston Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, koronavirüsün Çin’in Vuhan kentinde çıktığı sanılan ilk hali ile Omicron varyantını laboratuvar ortamında bir araya getirip öldürücülük oranı yüzde 80 olan yeni bir varyant elde ettiklerini öne sürdü.

Virüsün 2020’deki yayılışının arkasında da bu tarz deneyler yattığına inanıldığı için ABD’li araştırmacıların açıkladığı bu gelişme bilim dünyasında kızgınlık yarattı.

Sonuçları geçen hafta makale olarak yayınlanan deneylerde, ‘bağışıklık sistemini atlatan ve ciddi bir hastalığa yol açan’ bu yeni koronavirüs varyantının verildiği farelerin yüzde 80’i deneyler sırasında öldü.

Araştırmayı yürüten ekip bu yeni mutant varyantın insanlarda daha az öldürücü olmasının muhtemel olduğunun da altını çizdi ama aynı zamanda sonuçlar laboratuvar ortamında geliştirilmiş akciğer hücrelerinde beş kat fazla virüs parçacığı bulunduğunu da ortaya koydu.

Makale henüz hakem denetiminden geçmedi.

Boston’daki bu deneylerle ilgili konuşan eski İsrail Biyolojik Araştırma Enstitüsü Başkanı Shmuel Shapira, “Yasaklanmalı, ateşle oynuyorlar” dedi.

Şu ana kadar dünya genelinde 625 milyonu aşkın kişi Kovid 19 salgınından etkilendi, 6,5 milyondan fazla kişi de bu salgında hayatını kaybetti. Türkiye’de ise yaklaşık 17 milyon kişi bu salgından etkilenirken, 101 bini aşkın kişi de yaşamını yitirdi.

Koronavirüs hastalığı (Kovid 19), SARS-CoV-2 virüsünün neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Kovid 19’a yakalanan kişilerin çoğu, hafif ila orta düzeyde semptomlar göstermekte ve özel bir tedaviye ihtiyaç duymadan iyileşmektedir. Bazıları ise ciddi şekilde hastalanmakta ve tıbbi yardıma ihtiyaç duymaktadır. Bazıları ise hayatını kaybetmektedir.
Paylaşın

‘Kovid 19 Salgını’nda Haber İzlemeyenlerin Akıl Sağlığı Daha İyi

Yeni yayınlanan bir araştırma, yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgını sırasında, dengeli beslenen, güncel Kovid 19 haberlerini çok sık okumayan, fiziksel egzersiz yapanların, akıl sağlığının daha iyi olduğunu ortaya koydu.

Ekim 2021’de yayımlanan bir rapor, salgının ilk yılında dünya genelinde depresyon ve anksiyete prevalansının 4’te birden fazla arttığını ortaya koymuştu. Bilim insanları, majör depresyon vakalarında 53 milyonluk ve anksiyete vakalarındaysa 76 milyonluk artış görüldüğü sonucuna varmıştı.

Yeni bir araştırmaya göre, Kovid-19 pandemisi sırasında anksiyete ve depresyonun en büyük önleyicileri sağlıklı beslenmek ve haberlerden kaçınmaktı.

Bu iki yaşam tarzı değişikliği, akıl sağlığını dengeleme konusunda arkadaşlarla etkileşimden, bir rutini takip etmekten veya hobilerle uğraşmaktan daha etkiliydi.

Independent Türkçe‘de yer alan habere göre, Barselona’daki araştırmacılar tarafından gerçekleştirilen çalışmada bir yıl boyunca 942 yetişkin İspanyol gözlemlendi.

İki haftalık düzenli aralıklarla, katılımcılardan 10 farklı başa çıkma davranışını hangi sıklıkta kullandıklarını ve anksiyeteyle depresyon düzeylerini derecelendirmeleri istendi.

Daha iyi başa çıkmakla ilişkilendirilenler; dengeli beslenmek, güncel Kovid-19 haberlerini çok sık okumamak, fiziksel egzersiz yapmak, açık havada kalmak ve su içmek oldu.

Akraba ve arkadaşlarla konuşmak veya bir hobi edinmek gibi yararlı görülen bazı davranışların insanların akıl sağlığı üzerindeki etkisinin daha az olduğu tespit edildi.

Araştırmayı yönetenlerden Dr. Joaquim Radua, sonuçların “biraz şaşırtıcı” olduğunu söyledi. Radua, “Birçok kişi gibi, stresli zamanlarda kişisel iletişimin kaygı ve depresyondan kaçınmada daha büyük bir rol oynayacağını varsaymıştık” dedi ve ekledi:

“Bu sonuçlara dayanarak, herkese sağlıklı/dengeli bir diyet uygulamasını, stresli haberleri çok sık izlemekten kaçınmasını, dışarıda daha fazla zaman geçirmesini, rahatlatıcı aktiviteler gerçekleştirmesini ve fiziksel egzersiz yapmasını öneriyoruz.”

Bu çalışmanın insanların Kovid -19 sırasındaki akıl sağlığına odaklandığını belirten Radua, bu faktörlerin diğer stresli koşullara uygulanıp uygulanamayacağına daha fazla araştırmayla bakılabileceğini söyledi. Radua, “Bu basit davranışlar kaygı ve depresyonu önleyebilir ve önlemek, tedaviden daha iyidir” dedi.

Oxford Üniversitesi psikiyatri bölümünden Profesör Catherine Harmer, yer almadığı bu çalışmanın “önemli bilgiler” sağladığını ancak daha fazla teste ihtiyaç olduğunu söyledi:

Bu ilişkilendirmelerin nedensel olup olmadığını test etmek için gelecekte çalışma yapılmasına ihtiyaç var. Bu davranışlar mı ruh halinde iyileşme sağlıyor ya da tam tersi olabilir mi? Yani kendimizi daha iyi hissettikçe çevremizle daha olumlu etkileşime girmeye başlıyor olabilir miyiz?

Queensland Akıl Sağlığı Araştırma Merkezi’nin Ekim 2021’de yayımladığı bir rapor, pandeminin ilk yılında dünya genelinde depresyon ve anksiyete prevalansının 4’te birden fazla arttığını ortaya koymuştu. Bilim insanları, majör depresyon vakalarında 53 milyonluk ve anksiyete vakalarındaysa 76 milyonluk artış görüldüğü sonucuna varmıştı.

Paylaşın

Kovid 19, Diyabete Neden Olabilir Mi?

Yakın zamanda yapılan araştırma, Kovid 19 ile Tip-2 diyabet arasındaki bağlantıya işaret etti. Araştırma, Kovid 19’dan kurtulduktan sonraki bir yıl içinde, diyabet geliştirme olasılığının yaklaşık yüzde 40 daha fazla olduğunu gösteriyor. 

Haber Merkezi / Araştırmada, Kovid 19 ile enfekte olan 180.000 kişi ile enfekte olmayanlar karşılaştırdı. Çalışmanın yazarları, daha önce Kovid 19 ile böbrek hastalığı, kalp yetmezliği ve felç arasındaki bağlantıya işaret etti.

Ancak henüz belirlenmemiş olan şey, Kovid ile diyabet arasındaki korelasyonun aslında Kovid 19’un diyabete neden olduğu anlamına gelip gelmediğidir.

Şunu düşünün: Bir sahil kasabasında yaşayanlar, dondurma satışları arttıkça köpekbalığı saldırılarının da arttığını fark ediyor. Bu, dondurma yemenin sizi köpekbalığına karşı karşı konulmaz kılan lezzetli dondurma kokulu terler salgılamanıza neden olduğu anlamına mı geliyor?

Yoksa sıcak günlerde insanların daha çok dondurma yemesi ve ayrıca köpekbalığı istilasına uğramış sularda yüzme olasılığının daha yüksek olduğu anlamına mı geliyor? Bu hipotezlerden biri diğerinden daha olası görünebilir, ancak daha fazla araştırma yapmadan kim kesin sonucu söyleyebilir?

Aynı şeyin Kovid 19 ve diyabet arasındaki ilişki için de geçerli olduğunu söyleyen uzmanlar, Kovid 19’un bazı insanlarda diyabete yol açabilecek değişiklikleri tetiklemesi olasılığını vurguluyor.

Uzmanlar, Diyabet ve Kovid arasında kesinlikle bir ilişki var, ancak Kovid 19 ile diyabet arasında nedensel bir ilişki olup olmadığını söyleyebilmek için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini söylüyor.

Diyabet belirtilerine dikkat edin

Kovid 19 geçirdiyseniz (veya diyabet için başka risk faktörlerine sahipseniz), aşağıdakiler gibi diyabet semptomlarına dikkat etmeniz gerekiyor;

  • Bulanık görme
  • Yorgunluk
  • Çok aç veya susuz hissetmek
  • Çok fazla idrara çıkma (genellikle geceleri)
  • Kesiklerin veya yaraların yavaş iyileşmesi
  • Ellerinizde veya ayaklarınızda  karıncalanma veya uyuşma
  • Açıklanamayan kilo kaybı

Bu diyabet belirtilerini tanımak, durumunuzu en iyi şekilde yönetmek için uygun bir teşhis ve tedavi planı almanıza yardımcı olacaktır.

Kovid 19’un diyabete neden olup olmadığını kesin olarak henüz bilmesek de, Kovid 19 enfeksiyonunun diyabet riskinin artmasıyla ilişkili olduğunu biliyoruz. Araştırmalar devam ediyor.

Unutmadan… Dondurma yediyseniz köpek balıklarından uzak durun!

Paylaşın

Pandemide 608 Özel Tiyatrodan 503’ü Kepenk Kapattı

Yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgını, hayatın her alanında olduğu gibi kültür sanat yaşamına da ağır bir darbe vurdu, bu dönemde özel tiyatroların birçoğu kepenk kapatmak zorunda kaldı.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, koronavirüs salgının, sinema ve tiyatro sektörüne etkisiyle ilgili soru önergesini verdiği cevapta, 2021 yılı itibarıyla, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne kayıtlı 608 özel tiyatrodan sadece 105’inin aktif olarak faaliyet gösterdiğini açıkladı. Buna göre 503 tiyatro faaliyetini durdurdu.

Türkiye Gazetesi’ndeki habere göre, Bakan Ersoy, pandemide sinemaya verilen destekleri de anlattı. Ersoy, sinema sektörüne toplam 431 projeye 95 milyon 978 bin TL destek sağlandığını aktardı. 2021’de 159 film salonuna 15 milyon 900 bin TL maddi destek verildiğini söyleyen Ersoy, “Tiyatro ve sinema sektörüne toplam 167 milyon 920 bin TL destek sağlanmış oldu” dedi.

396 sinema salonu açık

Pandemi nedeniyle 16 Mart 2020’de tüm sinema salonlarının faaliyetleri durdurulmuştu. 1 Temmuz ve 20 Kasım 2020 tarihlerinde iki kez kapanan sinema salonları, yaklaşık bir yıl aranın ardından 1 Temmuz 2021’de tekrar film gösterimlerine başlamıştı. Bu süreçte 333 sinema hizmete girmişti. Aralık 2021’den bu yana da 396 sinema faaliyetine aktif olarak devam ediyor.

Paylaşın

Kovid 19’da Sosyal Medya Nasıl Bir Rol Oynadı?

Koronavirüs (Kovid 19) salgının başladığı dönemden itibaren pek çok kişi, salgına ilişkin bilgi edinmek ve gelişmeleri takip etmek için sosyal medyaya yöneldi. Bu davranış, hem olumlu hem de olumsuz yönlere sahipti.

Haber Merkezi / Yeni tip koronavirüs (Kovid 19), dünya genelinde ciddi bir akut solunum sendromu koronavirüs 2’ye (SARS-CoV-2) neden olurken, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Mart 2020’de koronavirüsü bir halk sağlığı acil durumu olarak ilan etti.

Kovid 19 pandemisi ile ilişkili ölümler dünya genelinde yüzde 2 ile yüzde 3 arasında bir orana ulaştı. Bu, yirminci yüzyılın başlarında meydana gelen İspanyol Gribi salgınından daha yüksek (H1N1) bir orandı.

Kovid 19 salgının başladığı dönemden itibaren pek çok kişi, salgına ilişkin bilgi edinmek ve gelişmeleri takip etmek için sosyal medyaya yöneldi.

Sosyal medya ve Kovid 19

Sosyal medya ve diğer dijital platformlar, bilgi sağlama ve iletişim kurmaya hizmet eden araçlardır. Ancak sosyal medya ve diğer dijital platformlarda Kovid 19’a ilişkin yanlış bilginin yayılması, virüsün kendisi kadar halk sağlığı için bir tehdit olarak görüldü.

Yanlış bilgi, toplumun güvenini aşındırarak, Kovid 19 salgının yayılmasını kontrol etme girişimlerini baltalayarak pandemiye verilen küresel tepkinin azalmasına hizmet etti.

Ayrıca, sosyal medyada ve diğer dijital platformlardaki Kovid 19 ve ilişkili ölümler hakkında karamsar bilgilerin yaygınlığı, zihinsel sağlık risklerini de artırdı.

Zihinsel stresi gidermek için sosyal medya ve ve diğer dijital platformlar kullanımından elde edilen fayda, sosyal medyanın aşırı kullanılması sonucunda tersine döndü.

Sosyal medya ve diğer dijital platformların en büyük avantajı bilgiye erişim kolaylığı sağlamasıdır. Bu kolay erişilebilirlik, kullanıcıya geniş fırsatlar sunmaktadır.

Kilit bilgilerin sağlanması, pandeminin zihinsel sağlık sonuçlarını azaltmaya yardımcı oldu. Kolay ve hızlı bilgiye ulaşmaya ek olarak, bu platformlar bir rahatlama aracıdır. Salgın gibi durumlarda bu zihinsel rahatlama çok önemli bir durumdur.

Z Kuşağı ve Sosyal Medya

Y kuşağı ve Z kuşağına mensup üyeler, diğer gruplara kıyasla sosyal medya ve diğer dijital platformlarla etkileşime girme olasılıkları daha yüksek. Y kuşağı ve Z kuşağına mensup üyeler, günde ortalama 5 dijital platformla etkileşime girmektedirler. Örneğin, TikTok, Twitter, Facebook, Instagram ve We Chat.

Uluslararası bir araştırma, yaygın algının aksine, bilimsel haber ve içeriğin, kişisel bilgiler, görseller, diğer makaleler ve doğası gereği potansiyel olarak ilgili olabilecek diğer bilgi türlerine kıyasla en fazla paylaşılmaya değer bilgi olduğunu ortaya koydu. Araştırmada, ayrıca, sahte haberlere karşı kullanıcıların farkındalığının yüksek olduğu da tespit edildi.

Sonuç olarak, dijital teknolojiler, Kovid 19 salgını gibi benzeri görülmemiş zor durumlarda hem avantajlar hem de dezavantajlar sunmaktadır.

Sosyal medya ve diğer dijital platformların oluşturabileceği potansiyel risklere ilişkin farkındalığın artması, bu platformların kullanımını olumlu ve faydalı bir şekilde daha etkin bir şekilde yönlendirmemize yardımcı olabilir.

Paylaşın