‘Çevre Dostu’ Güneş Kremleri Yeterli Koruma Sağlıyor Mu?

İngiltere’de tüketici haklarını takip eden bağımsız kuruluş ‘Which?’ tarafından yapılan araştırmada İngiltere’de satışta olan çevre dostu olarak bilinen mineral güneş kremlerinin zararlı morötesi (UV) ışınları önlemede yetersiz kaldığı anlaşıldı.

Araştırmada kimyasal ve mineral bazlı farklı markadan birçok güneş kremleri incelendi. İncelenen mineral güneş kremlerinin hiçbirinin paketlerinde belirttiği korumayı sağlamadığı görüldü.

Kimyasal bazlı kremler bu konuda daha iyi sonuç verse de bazı markalar koruma sağlamada yetersiz kaldı.

Mineral ve kimyasal güneş kremleri arasındaki fark nedir?

Kimyasal güneş kremleri oktosrilen gibi organik bileşenleri kullanarak morötesi (UV) ışınlarını filtreliyor.

Deri tarafınden emilen kremler güneş ışınlarını ya ışıktan aldığı enerjiyi ısıya dönüştürerek, ya da kimyasalın 3 boyutlu şeklini değiştirip kırmak suretiyle absorbe ederek koruma sağlıyor.

Ancak kimyasal morötesi (UV) ışın filtrelerinin çevreye olumsuz etkide bulunduğu biliniyor.

Mineral güneş kremleri bu nedenle çevreye duyarlı tüketiciler için son dönemde popüler hale geldi. Mineral kremlerin bazıları biyolojik olarak parçalanamayan ya da çevreye zararlı maddeler içerse de genel olarak çevre için güvenli olarak kabul ediliyor.

Bazı kimyasal güneş kremlerinin özellikle mercan kayakıları üzerinde zararlı etki yaptığı biliniyor. Önceki çalışmalarda kimyasal güneş ışını filtreleyicisi oxibenzona maruz kalan genç mercanları kendi iskeletine hapsederek büyümesini engellediği anlaşılmıştı.

Mineral güneş kremleri titanyum oksit ya da çinko oksit gibi inorganik mineraller kullanarak güneş ışınları bloke ediyor.

Deri tarafından emilmeyen ve deri yüzeyinde bir çeşit örtüleme yapan bu kremler bu sebeple hassas ciltler için de daha uygun bir seçenek olarak ortaya çıkıyor.

Güneş ışınlarnın birçok farklı türü bulunuyor. UVA ve UVB’ye fazla miktarda maruz kalındığında zararlı etkiileri ortaya çıkıyor. UVB güneç yanığına yol açarken, UVA cilt kanserinin sorumlusu olarak görülüyor.

Hangi güneş kremi markaları sınıfta kaldı?

Which?’in araştırmasına göre 30 koruma faktöre sahip beş mineral güneş kremi geçersiz not aldı. Bu markalar Alba Botanica, Clinique, Green People, Hawaiian Tropic ve Tropic oldu.

Öte yandan araştırmada süpermarketlerde satılan bazı ucuz güneş kremlerinin UVA koruması açısından iyi sonuç verdiği ortaya çıktı.

Bu ürünler arasında Asda, Avon, Lloyds Pharmacy Solero, Morrissons, Piz Buin AllergySuperdrug ve Ultrasun Family yer aldı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Kanser Hastalığı Tarihinde Bir İlk: Deneye Katılan Tüm Hastalar İyileşti

Bir kanser deneyi beklenmedik sonuçlar verdi ve deneye katılan tüm rektum kanseri hastalarında tamamen iyileşme görüldü. Fizik muayene, endoskopi, PET taramaları veya MRI ile saptanamayan kanserin her hastada kaybolduğu anlaşıldı.

Euronews Türkçe’den Sertaç Aktan’ın haberine göre; Ancak yapılan çalışma sadece 18 kişiden oluşan küçük bir grup olduğu için şimdi uzmanlar deneyin daha büyük bir grup ile tekrarlanması gerektiğini söylüyor.

New England Journal of Medicine’de 5 Haziran Pazar günü yayınlanan ve ilaç şirketi GlaxoSmithKline tarafından desteklenen çalışmaya dair bir makale yazan Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi görevlisi Dr.Luis A. Diaz Jr. bu türden bir sonuca ulaşan başka hiçbir çalışma bilmediğini söyledi.

Dr. Diaz, “Bu durumun kanser tarihinde ilk kez gerçekleştiğine inanıyorum” dedi. San Francisco’daki California Üniversitesi’nde kolorektal kanser uzmanı olan ve araştırmaya dahil olmayan Dr. Alan P. Venook da bunun bir ilk olduğunu açıkladı ve “Her hastada tam bir remisyon duyulmamış şey” dedi.

Bu rektum kanseri hastaları, kemoterapi, radyasyon ve büyük olasılıkla bağırsak, idrar ve cinsel işlev bozukluğu ile sonuçlanabilecek yaşamı değiştiren cerrahi zorlu tedavilerle karşı karşıya kalacaklar ve bazılarının kolostomi torbalarına ihtiyacı olacaktı.

Çalışmaya da bu prosedürlerden geçmek zorunda kalacaklarını düşünerek girdiler çünkü kimse tümörlerinin kaybolmasını gerçekten beklemiyordu. Ancak artık hiçbirinin daha fazla tedaviye ihtiyacı kalmadı.

Hiçbir yan etki gözlemlenmedi

Dr. Venook, başka bir sürprizin de hastaların hiçbirinde klinik olarak önemli komplikasyonların olmaması olduğunu ekledi.

Ortalama olarak, her beş hastadan biri, hastaların aldığı dostarlimab gibi ‘kontrol noktası inhibitörleri’ olarak bilinen ilaçlara karşı ters tepkiye veriyor.

İlaç altı ay boyunca her üç haftada bir verildi ve doz başına yaklaşık 11 bin dolara mal oldu. İlaç kanser hücrelerinin maskesini kaldırarak bağışıklık sisteminin onları tanımlamasına ve yok etmesini sağlıyor.

Reaksiyonların çoğu kolayca yönetilebilse de, kontrol noktası inhibitörleri alan hastaların yüzde 3 ila yüzde 5’i, bazı durumlarda kas zayıflığına, yutma ve çiğneme güçlüğüne neden olan daha ciddi komplikasyonlar geçiriyor.

Önemli yan etkilerin olmamasını Dr. Venook şu şekilde açıklıyor: “Ya yeterli hastayı tedavi etmediler ya da bir şekilde bu kanserler tamamen farklı.”

Araştırma nasıl geliştirildi?

Rektum kanseri araştırmasının ilhamı, Dr. Diaz’ın 2017 yılında liderliğini yaptığı ve ilaç üreticisi Merck’in finanse ettiği bir klinik araştırmadan geldi.

Vücutlarının çeşitli bölgelerinden kaynaklanan metastatik kanserli 86 kişiyi içeriyordu. Ancak kanserlerin tümü, hücrelerin DNA’daki hasarı onarmasını önleyen bir gen mutasyonunu paylaşıyordu. Bu mutasyonlar tüm kanser hastalarının yüzde 4’ünde görülüyor.

Bu denemedeki hastalar iki yıla kadar bir Merck kontrol noktası inhibitörü olan pembrolizumab adlı ilacı aldı. Hastaların yaklaşık üçte biri ile yarısı arasında tümörler küçüldü veya stabilize oldu ve daha uzun yaşadılar. Tümörler, denemeye katılanların yüzde 10’unda ise tamamen kayboldu.

Bu, Dr. Cercek ve Dr. Diaz’ı şu soruyu sormaya yöneltti: İlaç, hastalığın seyri sırasında, kanserin yayılma şansı bulamadan çok daha önce kullanılsaydı ne olurdu?

Sadece lokal olarak ilerlemiş rektum kanseri olan hastalar üzerinde bir araştırma yapmaya karar verdiler.

Rektuma ve lenf düğümlerine yayılmış ancak diğer organlara yayılmamış olan tümörlere sahip hastalar bulundu. Dr. Cercek, 2017 denemesinde aynı mutasyonlara sahip hastaların bir kısmına kemoterapinin yardımcı olmadığını fark etmişti. Tedavi sırasında küçülmek yerine rektum tümörleri büyümüştü.

Dr. Cercek ve Dr. Diaz, bir kontrol noktası inhibitörü ile immünoterapinin bu tür hastaların kemoterapi, radyasyon ve ameliyattan kaçınmasına izin vereceğini düşündüler.

Dr. Diaz, kontrol noktası inhibitörleri yapan şirketlere küçük bir denemeye sponsor olup olmayacaklarını sormaya başladı. Ancak şirketler deneyin çok riskli olduğunu söyleyerek teklifi geri çevirdiler. Çünkü araştırmacıların önerdiği yöntem nedeniyle hastaların tedavi edilebilecekleri noktanın ötesine geçecek şekilde tümörlerinin büyümesine neden olabilirdi.

Dr. Diaz, “Tüm standart sağlık sistemi ve sektör bu durumda hep ameliyatı adres göstriyor.” diyor.

Umutlar tükenmek üzereyken küçük bir biyoteknoloji firması olan Tesaro, araştırmaya sponsor olmayı kabul etti. Ancak Tesaro da GlaxoSmithKline tarafından satın alındı. Dr. Diaz, bu büyük şirkete çalışma için onay aldıklarını hatırlattı çünkü bu küçük deney şirket yöneticilerinin gündeminde değildi.

İyileşen ilk hastanın hikayesi

Deneyin ilk hastası 38 yaşında olan Sascha Roth’du ve ilk olarak 2019’da bir miktar rektal kanama fark etmişti. Ancak bunun dışında kendini iyi hissediyordu.

Yakında Georgetown Üniversitesi’nde kemoterapiye başlaması planlandı, ancak bir arkadaşı önce Memorial Sloan Kettering’de Dr. Philip Paty’yi görmesi için ısrar etti. Dr. Paty, kanserinin kemoterapiye iyi yanıt vermesini olası kılmayan mutasyonu içerdiğinden neredeyse emin olduğunu söyledi. Bu şekilde Roth’un klinik araştırmaya girmeye uygun olduğu ortaya çıktı. Eğer kemoterapiye başlamış olsaydı bu deneye katılamayacaktı.

Dostarlimab’tan tam bir tedavi beklemeyen Roth, deneme bittikten sonra radyasyon, kemoterapi ve muhtemelen ameliyat için New York’a taşınmayı planlamıştı. Beklenen radyasyon tedavisinden sonra doğurganlığını korumak için yumurtalıklarını bile aldırıp ameliyatla kaburga kemiklerinin arkasına yerleştirtti.

İlaç tedavisinden sonra Roth tamamen iyileşti ve aradan iki yıl geçmiş olmasına rağmen hala vücudunda kanserden eser yok.

Avasküler Nekroz (Osteonekroz) Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Avasküler nekroz veya osteonekroz, kemiğin büyüyen ucuna (epifiz) kan akışının tıkanması nedeniyle kemiğin hücresel ölümüdür. Ayrıca kemik enfarktüsü veya aseptik kemik nekrozu olarak da adlandırılır. 

Haber Merkezi / Kemiğin dejenere olmasına ve parçalanmasına, sonunda kemiğin çökmesine neden olur. 30 ila 60 yaş arasındaki kişilerde daha sık görülürken, hem erkekler hem de kadınlar eşit olarak etkilenir.

Nedenleri

  • Kan damarlarına zarar veren veya bükülen kemik kırığı veya eklem çıkığı
  • Kan lipid düzeylerinin artmasına ve kan damarlarında dislipidemik değişikliklere neden olan aşırı alkol alımı
  • Radyasyon tedavisi vasküler ve osseöz hasara neden olabilir
  • Kemik dokusuna giren ve kemik ünitelerini besleyen küçük kan damarlarının yağla tıkanması
  • Orak hücreli anemi ve gaucher hastalığı gibi hastalıklara bağlı tıkanıklık
  • Diğer nedenler arasında yüksek dozlarda steroid alımı yer alır, çünkü kandaki lipid düzeylerini yükseltir ve zayıf kan akışına zemin hazırlar.
  • Bifosfonat kullanımı, bu ilaçları kanser için alan hastalarda görüldüğü gibi çene osteonekrozunu artırabilir, ancak osteoporoz için değil
  • Organ nakli, özellikle böbrek nakli, osteonekroz ile bağlantılıdır
  • Daha yüksek avasküler nekroz riski ile ilişkili diğer bazı durumlar arasında pankreatit, diyabet ve sistemik lupus eritematozus bulunur.

Bununla birlikte, hastaların dörtte birinde neden bilinmemektedir.

Belirtileri

İlk aşamalarda avasküler nekroz asemptomatiktir, ancak sonraki aşamalarda eklem ağrısı oluşur. Ağrı hafif veya şiddetlidir, ancak sinsidir; kasık, uyluk veya kalça ile lokalizedir. Ağrı çoğu durumda eklem hareketini engeller. 

Komplikasyonlar

Avasküler nekroz, kemiğin yüzde 50’sinden fazlasını kapsadığında, kemik çöker.

Önleme

Avasküler nekrozu önlemek için bazı ipuçları;

  • Alkol alımından kaçınmak
  • Kan kolesterol seviyesini azaltmak
  • Çok yüksek dozda steroidlerden ve özellikle tekrarlanan veya yüksek doz kullanımından kaçınmak

Teşhis ve tedavi

Tanı, görüntüleme teknikleriyle tanımlanan fizik muayeneye dayanır. Avasküler nekroz, eklem kemiğinin çökmesini önlemek için erken tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Çoğu durumda, eklem ağrısı yaklaşık 8-12 ay içinde beklenen tedavi ile yerleşir ve eklemi sert bırakır, ancak başka fonksiyonel problemler olmaz.

Prognoz, etkilenen parçaya, nekrozun boyutuna ve kemik değiştirme hızına bağlıdır. Tedavi, ağrı ve inflamatuar reaksiyonları kontrol etmek için analjezik ve anti-inflamatuar ilaçları içerebilir.

Fizik tedavi, normal eklem hareketliliğini korumada ve geliştirmede faydalıdır. Alkol tüketimi ve steroid kullanımı gibi hızlandırıcı faktörlerden kaçınılmalıdır. Çok az vakada osteotomi, kemik grefti ve hatta eklem replasmanı gibi cerrahi işlemler gerekebilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Otoimmün Hastalık Türleri

Vücuttaki farklı organları ve sistemleri etkileyebilecek Yaklaşık 80 farklı otoimmün bozukluk türü vardır. Bu hastalıklardan bazıları hashimoto tiroiditi gibi oldukça yaygın olsa da, bazıları daha nadirdir.

Haber Merkezi / Çoklu organ sistemlerini etkileyen otoimmün hastalıklar;

  • Sistemik Lupus Eritematozus (SLE): Bu kronik otoinflamatuar bir hastalıktır. Kadınlarda daha sık görülmektedir. Tanı testleri, nükleik DNA ve RNA dahil olmak üzere nükleer proteinlere karşı antikorlar için genellikle pozitiftir. Alevlenmelerin tetikleyicilerinden bazıları UV radyasyonu, viral enfeksiyonlar ve stresi içerir.
  • İmmün Yetmezlik Virüsü (HIV): Enfeksiyonunun neden olduğu Edinilmiş Otoimmün Bozukluklar da görülür. HIV ile enfeksiyon, çeşitli organ sistemlerine ve dokulara zarar veren bağışıklık sisteminin tahrip olmasına neden olur.

Gözleri etkileyen otoimmün hastalıklar;

  • Akut ön üveit; Bu, göz irisinin en yaygın inflamatuar hastalığıdır. HLA-B27 ile güçlü bir genetik ilişki vardır.
  • Sjögren Sendromu; Bağışıklık sisteminin gözyaşı ve tükürük gibi nem üreten bezlere zarar verdiği otoimmün bir hastalık.

Artrit

  • Ankilozan Spondilit; Bu, otoimmün patolojinin neden olduğu yaygın bir kronik, inflamatuar artrit şeklidir. Omurgadaki eklemleri ve pelvisin sakroiliak eklemlerini etkileyerek şiddetli ağrı, şekil bozukluğu ve sakatlığa neden olur.
  • Reaktif Artrit veya Reiter Sendromu; Bu genellikle bir enfeksiyon tarafından tetiklenir. Bu durumun üç klasik semptomu vardır; bunlar arasında büyük eklemlerin inflamatuar artriti (genellikle dizler ve bel), konjonktivit veya üveit ile göz iltihabı ve erkeklerde üretrit (üretral inflamasyon) veya kadınlarda servisit (servikal inflamasyon) bulunur.
  • Romatoid artrit; Bu, eklemlerdeki dokuları etkileyen bir otoimmün bozukluktur. Eklemlerde iltihaba yol açan ciddi kıkırdak hasarına yol açar. Akciğerler, perikard, plevra ve gözlerin sklera gibi diğer organları da etkilenebilir.

Hormon üreten organları etkileyen otoimmün hastalıklar

  • Diabetes Mellitus Tip 1; Burada otoantikorlar  pankreasın insülin üreten beta hücrelerini etkiler ve onları hedef alır, bu da onların ciddi eksikliklerine yol açar. İnsülin eksikliği, kan ve idrar glikozunun artmasına neden olur.
  • Otoimmün Pankreatit; Bu pankreası etkileyen inflamatuar bir durumdur.
  • Hidroksilaz Eksikliği; Bu durum böbreküstü bezlerini etkiler. Bu durum, erkek cinsiyet hormonları olan aşırı androjen üretimine yol açar.
  • Otoimmün Tiroidit; Bu durum, tiroid hücrelerini hedef alan inflamatuar hücrelere yol açar ve bu hücrelerin yok edilmesine neden olarak yetersiz aktif bir tiroid bezine yol açar. Kronik tiroidit veya Hashimoto hastalığı her yaşta olabilir, genellikle orta yaşlı kadınlarda sık görülür.
  • Graves hastalığı; Aşırı aktif tiroid bezine yol açan tiroid bezinin otoimmün bir hastalığıdır.

Cildi etkileyen otoimmün hastalıklar;

  • Skleroderma; Bu tip otoimmün bozukluk genellikle deri ve kan damarlarının, kasların ve iç organların bağ dokularını etkiler. Hastalık genellikle 30 ila 50 yaş arasındaki kadınları daha sık etkiler.
  • Dermatomiyozit; Bu durum kaslarda iltihaplanma ve deri döküntüsü ile sonuçlanır. Akciğer, karın veya diğer organ kanserleri olan kişileri etkileyebilir.
  • Sedef hastalığı; Bu bir otoimmün cilt hastalığıdır. Deri katmanlarının altındaki yeni hücrelerin aşırı büyümesi vardır.
  • Vitiligo; Bu durumda cilde pigment veren hücreler yok edilir ve bu da beyaz pigmentli lekelerin oluşmasına neden olur.
  • Alopesi areata; Bağışıklık sistemi saç köklerine veya saç köklerine saldırdığında görülür.

Sinirleri etkileyen otoimmün hastalıklar

  • Multipl skleroz; Bu beyni ve sinirleri etkileyen otoimmün bir hastalıktır. Otoimmün hücreler, normalde sinir hücrelerini çevreleyen koruyucu örtü görevi gören miyelin kılıfına zarar verir.
  • Myastenia gravis; Bu durumda bağışıklık sistemi sinirlere ve kaslara saldırır ve ciddi zayıflığa neden olur

Kan ve kan damarlarını etkileyen otoimmün hastalıklar

  • Poliarteritis nodosa; Bu, iltihaplı ve hasarlı hale gelen küçük ve orta büyüklükteki arterleri etkileyen ciddi bir otoimmün hastalıktır. Bu durumun riski hepatit b ve C enfeksiyonları ile artar.
  • Kan damarlarına zarar veren antifosfolipid antikor sendromu
  • Hemolitik anemi; Bu tip anemi, immünolojik hücreler kan hücrelerine zarar verdiğinde ortaya çıkar.
  • İdiyopatik trombositopenik purpura (ITP) – bu, kan pıhtılarının oluşumu için gerekli olan kan trombositlerine zarar verir.

Gastrointestinal sistemi etkileyen otoimmün hastalıklar

  • Otoimmün Hepatit; Bu tip, vücudun bağışıklık hücreleri karaciğer hücrelerine saldırdığında karaciğeri etkiler. Bu duruma genetik bir yatkınlık vardır. Otoimmün hepatit yılda 100.000 kişide 1-2 kişiyi etkiler ve kadınları erkeklerden çok daha sık etkiler (%70).
  • Çölyak hastalığı; Bu, bağırsakların glüten içeren gıdalara (örneğin buğday) tepki vermesiyle ortaya çıkar.
  • İnflamatuar bağırsak hastalığı (IBD) – bu durum sindirim sisteminde şiddetli ve kronik iltihaplanmaya yol açar. Crohn hastalığı ve ülseratif kolit, IBD’nin en yaygın biçimleridir.
  • Primer biliyer siroz; Bu durumda bağışıklık sistemi karaciğerin safra kanallarını yavaş yavaş yok eder.

Otoimmün Hastalık Nedir?

Tüm diğer canlılar gibi insanlar da bir bağışıklık sistemine sahiptir. Bağışıklık sisteminin temel işlevi, vücudu mikroplardan ve diğer yabancı istilacılardan korumaktır. Bağışıklık sistemi, istilacılar ve alerjenlerle uğraşan özel hücre ve organlardan oluşur.

Haber Merkezi / Hücreler, enfeksiyon veya yabancı davetsiz misafirlerle savaşmak için antikorlar oluşturur. Bağışıklık, bedeni savunmak için neyin kendilik olduğunu ya da neyin bedene ait olduğunu ve neyin öz-olmayan ya da bedene yabancı olduğunu tanımak zorundadır.

Otoimmün bozukluklar, vücut kendini ve ben olmayanı ayırt edemediğinde ortaya çıkar. Bu olduğunda, vücut, vücudun kendi dokularına yönelik antikorlar üretir. Bunlara oto-antikorlar denir. Otoantikorlar yanlışlıkla normal hücrelere saldırır.

Düzenleyici T hücreleri

Bağışıklık sisteminin bileşenlerinden biri düzenleyici T hücreleridir. Bunlar bağışıklık sisteminin düzenlenmesine yardımcı olur.

Otoimmün bozukluklar meydana geldiğinde, bu düzenleyici T hücreleri işlevlerinde başarısız olur. Bu, otoimmün hastalık olarak adlandırılan çeşitli organ ve dokulara zarar verir.

Otoimmün bozukluğun tipi, etkilenen vücut dokusunun tipine bağlıdır. Bilinen 80’den fazla otoimmün hastalık türü vardır.

Otoimmün bozukluk istatistikleri

Otoimmün hastalıklar çeşitli organları ve organ sistemlerini etkiler. Amerika Birleşik Devletleri’nde en az 23,5 milyon kişi, bir tür otoimmün bozukluktan etkilenmektedir.

Bu bozukluklar, ölüm ve sakatlığın önde gelen nedenlerinden biridir. Bu bozuklukların bazıları nadir olmakla birlikte, Hashimoto tiroiditi gibi bazıları oldukça yaygındır.

Risk faktörleri

Bazı insanlar otoimmün bozukluklara yakalanma riski daha yüksektir. Bunlar, çocuk doğurma çağındaki kadınları içerir.

Genel olarak otoimmün bozuklukların çoğu kadınları erkeklerden daha sık etkiler. Koşullar genellikle bir kadının yaşamının üreme döneminde başlar.

Ailesinde durum öyküsü olanlar da hastalığa yakalanma olasılığı daha yüksektir. Örneğin, ailelerde lupus ve multipl skleroz çalışır.

Bazı ırklar ve etnik kökenler de daha büyük bir risk taşır. Örneğin tip 1 diyabet beyaz insanlarda daha sık görülür ve lupus Afrikalı-Amerikalı ve Hispanik kökenli olanlar için daha şiddetlidir.

Genetik, otoimmün bozuklukların nedeninde rol oynayabilir, ancak bazı çevresel faktörler de otoimmün hastalıklara neden olmada önemli olabilir. Bunlar solventlere, kimyasallara, viral ve bakteriyel enfeksiyonlara, güneş ışığına vb. maruz kalmayı içerir.

Otoimmün bozuklukların tanı ve tedavisi

Otoimmün bozuklukları tespit etmek için birkaç farklı test vardır. Bunlar, bozukluğun tipine özgü olabilir. Bozukluğun türüne bağlı olarak tedavi edilebilir;

  • Bir nefrolog lupustan etkilenen böbrekleri tedavi edebilir
  • Bir nörolog veya sinir ve beyin hastalığı uzmanı, multipl skleroz ve miyastenia gravis’i tedavi edebilir
  • Bir romatolog, artrit ve skleroderma ve romatoid artrit gibi diğer romatizmal hastalıkları tedavi edebilir
  • Bir endokrinolog veya hormon bozuklukları uzmanı, diyabet (tip 1) ve tiropidit (Hashimoto tiroiditi) gibi rahatsızlıkları tedavi edebilir.
  • Bir cilt doktoru veya dermatolog, sedef hastalığı ve lupus gibi hastalıkları tedavi eder
  • Bir kan hastalığı uzmanı veya hematolog, otoimmün bozukluklarla ilgili anemileri tedavi eder
  • Bir gastroenterolog, inflamatuar bağırsak hastalığını tedavi eder

Otoimmün bozuklukların belirli türlerinde kullanılabilecek birçok ilaç türü vardır. Bazı tedaviler ağrı ve iltihaplanma gibi semptomları hafifletmeyi amaçlarken, diğerleri hastalık sürecini hedefler.

Tiroidit ve diyabet gibi bazı otoimmün hastalıklar, hayati bileşenlerin üretimini zorlaştırır. Örneğin şeker hastalığında insülin üretimi eksiktir. Dolayısıyla bu hormonun dışarıdan ikame edilmesi gerekir.

Tiroid hormon replasmanı, tiroidleri az çalışan kişilerde benzer şekilde tiroid hormon seviyelerini eski haline getirir.

Kortikosteroidler, bağışıklık sistemini baskılamak ve abartılı tepkiyi önlemek için kullanılır. Anti-TNF ilaçları gibi diğer ajanlar da iltihabı bloke eder ve otoimmün artrit ve sedef hastalığında kullanılır.

Otoimmün bozuklukların tedavisi ile birlikte benimsenebilecek çeşitli yaşam tarzı değişiklikleri vardır. Bunlar arasında sağlıklı ve dengeli beslenmek, düzenli fiziksel aktivite yapmak, sağlıklı bir vücut ağırlığını korumak, yeterli dinlenmek, stresi azaltmak vb. sayılabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Faktör H Otoantikorları

Faktör H, kandaki homeostazı sürdürme birincil işlevine hizmet eden, kan plazmasında bulunan çözünür bir tamamlayıcı glikoproteindir. Deneyler, H faktörünün anti-trombotik özelliklere sahip olduğunu da göstermiştir.

Haber Merkezi / Son on yılda faktör H’nin aktivitelerinden sorumlu fonksiyonel alanları anlamak için birçok genetik ve yapısal bilgi üretilmiştir. Bu da, faktör H eksikliği ile ilişkili birçok hastalığın moleküler temelinin kapsamlı çalışmasına yardımcı olmuştur.

Bu faktördeki eksiklik, atipik hemolitik üremik sendrom (aHUS) ve membranoproliferatif glomerülonefrit gibi çeşitli genetik veya edinsel hastalıklara yol açabilir. H faktörünün bozulmuş fonksiyonel aktivitesi, böbrek hastalıkları ile daha sık ilişkilidir.

Faktör H (FH) Otoantikorları ve hastalıklardaki rolü

aHUS, FH otoantikorlarına yol açan tamamlayıcı faktör H tarafından kontrol edilen alternatif yolun düzensizliğine neden olan nadir bir trombotik mikroanjiyopati şeklidir.

aHUS, tamamlayıcı faktör H ile ilişkili 1 (CFHR1) geninin ve CFHR3 geninin homozigot silinmesi ile ilişkilidir. Bu bozukluk öncelikle 9-13 yaş arası çocuklarda görülür, ancak yetişkinleri de etkiler.

Bununla birlikte, anti-faktör H otoantikorlarının neden olduğu aHUS’un şiddeti, E. coli’nin neden olduğu aHUS’den çok daha yüksektir .

aHUS dışında, FH otoantikorları, yaşa bağlı makula dejenerasyonu, immünoglobulin (Ig) nefropatisi ve C3 glomerülopatisi gibi birçok başka hastalıkla ilişkilendirilmiştir.

FH Otoantikorları için tarama

FH otoantikorlarını saptamak için birçok enzime bağlı immünosorbent tahlili (ELISA) yöntemi kullanılır. Çeşitli ELISA yöntemlerinden Paris yöntemi önerilir çünkü bu yöntem tanı merkezleri arasında tutarlı karşılaştırmaya yardımcı olur.

Paris yöntemi, bir hastalıkta FH otoantikorlarının boylamsal analizine izin veren standart bir keyfi birim ölçeğini benimser. Bu yöntem aynı zamanda aHUS’ta farklı FH otoantikor titrelerinin önemini anlamaya ve belirlemeye yardımcı olur.

Bir hastalığın başlangıcında FH otoantikorlarının taranması, uygun tedavilerin erken uygulanmasını sağlayarak prognozu iyileştirebilir.

FH Otoantikor ilişkili hastalık için terapötik müdahale

aHUS tedavisi genellikle monoklonal antikor kullanımını içerir. İmmünosupresif ajanların uygulanması ile birlikte plazma değişimi gibi girişimsel çalışmalar yapılmış ve özellikle aHUS’de antikor titrelerini düşürmede başarılı olmuştur.

Özellikle aHUS’lü pediyatrik hastalarda renal sağkalım ve sonuçta anlamlı iyileşme oldu. Yürütülen bir çalışma ile daha da desteklenmektedir.

Bu çalışmada, düşük antikor düzeylerini korumak için dört aylık bir süre boyunca rituksimab uygulamasıyla birlikte FH antikor düzeylerini düşürmek için plazma değişimi gerçekleştirilmiştir.

Faktör H mutasyonu veya düzensizliği ile bağlantılı olduğu bilinen birçok hastalıkta, özellikle ailesel C3 glomerülopatileri ve aHUS durumunda, hastaların FH otoantikor titreleri açısından taranması zorunludur.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Çocuklarda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Nedir?

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), okul çağındaki çocukların yaklaşık yüzde 3-7’sini etkilediği düşünülen psikolojik bir durumdur. Araştırmalar, erkeklerin DEHB olma olasılığının kızlara göre üç kat daha fazla olduğunu göstermiştir.

Haber Merkezi / Kızların semptomları genellikle belirsizdir ve bu nedenle tanımlanması daha zordur, ancak bu farkın aynı zamanda tanı ölçütlerinin yetersiz kullanımından ve erkeklerin DEHB’ye sahip olma olasılığının daha yüksek olduğu beklentisinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Çocuklarda DEHB belirtileri ve özellikleri

Çocuklarda DEHB belirtileri iki kategoride gruplandırılır.

Dikkatsizlik

  • Kolayca dikkati dağılan
  • Konuşulduğunda dinlemeyen
  • Verilen talimatları takip etmeyen
  • Hatalar yapan
  • Verilen görevlere dikkat etmede zorluk çekme
  • Zihinsel çaba gerektiren görevlerden kaçınma isteği
  • Unutkanlık
  • Aktiviteleri ve görevleri organize etmede zorluk çekme

Hiperaktivite ve dürtüsellik

  • Çoğu zaman oturduğu yerde kıpırdanma
  • Sırasını beklemekte zorluk çekme
  • Bir soru tam olarak sorulmadan önce yanıtı ağzından kaçırma
  • Başkalarını rahatsız etme
  • Çoğu zaman oturması istendiğinde kalkma
  • Aşırı konuşma
  • Aktivitelere sessizce katılmada zorluk çekme

DEHB Nasıl Teşhis Edilir?

Bir psikolog veya psikiyatrist, çocuğun semptomlarını gözden geçirecektir. 16 yaşından küçük bir çocuğa DEHB tanısı konabilmesi için en az altı dikkat eksikliği ve/veya hiperaktif/dürtüsellik belirtisinin olması, bunların gelişim düzeyine uygun olmaması ve en az altı aydır var olması gerekir.

DEHB tanısı koymak için bu semptomlara ek olarak aşağıdaki kriterlerin de karşılanması gerekir:

  • Ev ve okul gibi iki veya daha fazla ortamda semptomların bir kısmı gösterilmelidir
  • Belirtiler çocuğun yaşam kalitesini önemli ölçüde etkilemelidir
  • 12 yaşından önce hiperaktif-dürtüsel veya dikkatsizlik semptomlarının bir kısmı yaşanmalıdır.

Mevcut semptomların kombinasyonuna bağlı olarak, çocuklara DEHB’nin üç tanımından birinin teşhisi konur.

Birleşik tanımı; Dikkatsizlik ve hiperaktivite-dürtüsellik kriterleri karşılanıyorsa.

Ağırlıklı olarak dikkatsiz tanımı; Dikkatsizlik kriteri karşılanıyorsa, ancak hiperaktivite-dürtüsellik karşılanmıyorsa.

Ağırlıklı olarak Hiperaktif/Dürtüsel tanımı; Hiperaktivite-dürtüsellik kriteri karşılanıyor ancak dikkat eksikliği karşılanmıyorsa.

DEHB’nin Nedenleri

Araştırmalar, DEHB’nin bir dizi genetik, genetik olmayan ve çevresel nedenini ortaya koymuştur.

  • Nörotransmitterlerin rolü
  • Nörolojik farklılıklar
  • Travmatik beyin hasarı
  • Genetik

DEHB’in tedavisi

Belirtileri uygun şekilde yönetmeye yardımcı olmayı amaçlayan davranış terapisi ve ilaç tedavisi de dahil olmak üzere bir dizi tedavi seçeneği vardır ve DEHB’li kişilerin yüksek bir yaşam kalitesi sürdürmelerini sağlar.

DEHB bir Öğrenme Bozukluğu mu?

DEHB bir öğrenme güçlüğü olarak sınıflandırılmaz. Ancak araştırmalar, DEHB’li çocukların yaklaşık yüzde 20-30’unun aynı zamanda bir öğrenme güçlüğü teşhisi konacağını göstermiştir.

Ayrıca, akademik başarı ile DEHB arasındaki ilişki, hiperaktif-dürtüsel belirtilerin varlığından daha az, dikkat eksikliğinden daha fazla yönlendirilmektedir. Araştırmalar, hem DEHB hem de öğrenme güçlüğünün, akademik zorluklara atfedilebilecek işlem hızı ve çalışma belleğindeki eksiklikleri paylaştığını göstermiştir.

DEHB ile öğrenme güçlüğü ve bunların eğitim üzerindeki etkileri arasında benzerlikler olmasına rağmen, DEHB bir öğrenme güçlüğü değil, nörogelişimsel bir bozukluk olarak sınıflandırılır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Atriyal Fibrilasyon Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Atriyal fibrilasyon (AF), en yaygın aritmidir. Aritmi, kalp atışının hızı veya ritmi ile ilgili bir sorundur. Kalbin elektrik sistemindeki bir bozukluk, atriyal fibrilasyon ve diğer aritmi türlerine neden olur.

Haber Merkezi / Çoğu zaman, AF’si olan kişiler semptomları bile hissetmeyebilirler. Ancak, fark edilmese bile AF, inme riskinde artışa neden olabilir. Birçok hastada, özellikle ritim aşırı hızlı olduğunda, AF göğüs ağrısına, kalp krizine veya kalp yetmezliğine neden olabilir. AF nadiren veya ara sıra ortaya çıkabilir veya yıllarca süren kalıcı kalp ritmi haline gelebilir.

Atriyal fibrilasyon türleri

  • Paroksismal Atriyal Fibrilasyon; Semptomlar hafif veya şiddetli olabilir ve saniyeler, dakikalar, saatler veya günler sürebilir.
  • Kalıcı Atriyal Fibrilasyon; Kalıcı AF, anormal kalp ritminin tedavi ile durdurulana kadar devam ettiği bir durumdur.

Belirtileri

  • Çarpıntı
  • Nefes darlığı
  • Zayıflık
  • Göğüs ağrısı
  • Baş dönmesi veya bayılma
  • Yorgunluk (yorgunluk)
  • Bilinç bulanıklığı, konfüzyon

Tanısı

Bir kişinin neden AF olduğunu ve onu tedavi etmenin en iyi yolunu anlamak için doktor, altta yatan nedenleri keşfetmek isteyecektir. Doktorlar, aile ve tıbbi geçmiş, fiziki muayene ve tanı testleri ve prosedürleri dahil olmak üzere AF’yi teşhis etmek için çeşitli yöntemler kullanır.

Tedavisi

Atriyal fibrilasyon (AF) tedavisi, semptomların ne kadar şiddetli veya sık olduğuna ve halihazırda kalp hastalığınız olup olmadığına bağlıdır. Genel tedavi seçenekleri arasında ilaçlar, tıbbi prosedürler ve yaşam tarzı değişiklikleri yer alır.

AF tedavisi aşağıdakiler için tasarlanmıştır:

  • Kan pıhtılarının oluşmasını önleme ve böylece felç riskini azaltma
  • Ventriküllerin dakikada kaç kez kasıldığını kontrol etme. Buna hız kontrolü denir. Hız kontrolü önemlidir çünkü ventriküllerin tamamen kanla dolmasına yetecek kadar zaman tanır. Bu yaklaşımla düzensiz kalp ritmi devam eder ancak kişi kendini daha iyi hisseder ve daha az semptom gösterir.
  • Kalbi normal ritmine döndürme. Buna ritim kontrolü denir. Ritim kontrolü, atriyum ve ventriküllerin vücuda verimli bir şekilde kan pompalamak için tekrar birlikte çalışmasına izin verir.
  • Hipertiroidizm gibi AF riskine neden olan veya bu riske neden olan altta yatan herhangi bir bozukluğu tedavi etme

Önleme

Sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürerek atriyal fibrilasyonu (AF) önleyebilirsiniz. Bu adımlar şunları içerir:

  • Sigara içmemek
  • Doymuş yağ, trans yağ ve kolesterol oranı düşük ve günlük olarak çeşitli tahıllar, meyveler ve sebzeler içeren sağlıklı bir beslenme
  • Düzenli fiziksel aktivite
  • Sağlıklı bir kilo

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Sporcu Ayağı (Mantar) Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Sporcu ayağı veya atlet ayağı, ayak parmakları arasındaki yumuşak alanları ve bazen de ayağın diğer kısımlarını etkileyen bir mantar enfeksiyonudur. Şiddetli kaşıntıya, pullanmaya,  yanmaya ve kanamaya neden olabilir.

Haber Merkezi / Bu duruma tenia pedis denir ve en yaygın mantar enfeksiyonu türlerinden biridir. Çok bulaşıcı olmasına rağmen, mantar önleyici ilaçlarla etkili bir şekilde tedavi edilebilir.

Risk faktörleri

  • Uzun süre ıslak ayaklar veya terli ayaklar
  • Özellikle plastik astarlı kapalı ayakkabılar
  • Çok fazla terleme
  • Cilt veya ayak tırnağı yaralanması
  • Havuzlarda, duşlarda veya banyolarda kirlenmiş yüzeylerle temas

Nedenleri

Bu durumun nedeni, dermatofit adı verilen küf benzeri mantarlardır. Bu mantarlar normalde ayak derisinin kıvrımlarında bulunur ve ayak temiz ve kuru ise yayılması azalır.

Ancak kişi kapalı, dar ayakkabı giyerse ve çok terlerse mantarların üremesine olanak sağlayan sıcak ve nemli bir ortam oluşur. Plastik ayakkabılar da bu mantarların büyümesi için tetikleyicidir.

Belirtileri

  • Ayak parmakları ve yanları arasında kırmızı ve kaşıntılı cilt
  • Deride yanma ve batma
  • Etkilenen cildin soyulması, dökülmesi
  • Sızdırabilen veya kanamaya neden olabilen kabarcıklar
  • Kalın, rengi solmuş ve kolayca kırılabilen ayak tırnakları; Buna onikomikoz denir
  • Bazen sporcunun ayağı ellere yayılabilir. Bu duruma tinea manuum denir

Tedavisi

Çoğu vaka hafiftir ve evde tedavi edilebilir. Enfeksiyon genellikle antifungal tedaviye iyi yanıt verir. Başlangıçta sadece antifungal ajanlar içeren lokal merhemler ve kremler reçete edilebilir.

Enfeksiyon şiddetliyse veya tekrarlıyorsa oral antifungal ajanlara ihtiyaç duyulabilir. Tedavi edilmeyen enfeksiyon ayak tırnaklarına, avuç içlerine vb. yayılır ve ikincil bakteriyel enfeksiyon gibi komplikasyonlara yol açabilir.

Ayak hijyeni

Sporcu ayağının oluşmasını ve tekrar etmesini engelleyen temel temizlik ve ayak hijyeni şunları içerir:

  • Düzenli olarak temizliği sağlamak. Ayakları özellikle parmak aralarını kurutmak ve talk pudrası kullanarak kuru tutmak.
  • Temiz pamuklu çoraplar giymek ve sıkı, kapalı plastik astarlı ayakkabılardan kaçınmak.
  • Enfeksiyonu taşıyabilecek havlu ve çorapları paylaşmaktan kaçınmak.
  • İlaç uygulamadan önce ve sonra elleri yıkamak veya enfekte ayağa dokunmamak.

Periferik Arter Hastalığı Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Periferik arter hastalığı veya PAH, bacaklarınızdaki veya kollarınızdaki arterlerde plak (yağ ve kolesterol) birikmesidir. Bu, kanınızın bu bölgelerdeki dokulara oksijen ve besin taşımasını zorlaştırır. PAH uzun süreli bir hastalıktır, ancak egzersiz yaparak, daha az yağ tüketerek ve tütün ürünlerini bırakarak iyileştirebilirsiniz.

Haber Merkezi / İçi boş tüpler gibi şekillendirilmiş arterler, kanın pıhtılaşmasını önleyen ve sabit kan akışını destekleyen pürüzsüz bir astara sahiptir. Periferik arter hastalığınız olduğunda, arter duvarlarınızın içinde yavaş yavaş oluşan plak (yağ, kolesterol ve diğer maddelerden oluşur) damarlarınızı yavaş yavaş daraltır. Bu plak aynı zamanda ateroskleroz olarak da bilinir.

Birçok plak birikintisinin dışı sert, içi yumuşaktır. Sert yüzey çatlayabilir veya yırtılabilir ve trombositlerin (kanınızdaki pıhtılaşmaya yardımcı olan disk şeklindeki parçacıklar) bölgeye gelmesine izin verebilir. Plak çevresinde kan pıhtıları oluşabilir ve bu da atardamarınızı daha da daraltabilir.

Arterleriniz plak veya kan pıhtısı ile daralırsa veya tıkanırsa, organları ve diğer dokuları beslemek için kan geçemez. Bu , tıkanıklığın altındaki dokularda hasara ve nihayetinde ölüme ( kangren ) neden olur. Bu en sık ayak parmaklarınızda ve ayaklarınızda oluşur.

PAH’ın ilerleme hızı kişiden kişiye değişir ve plakların vücudunuzun neresinde oluştuğu ve genel sağlığınız dahil olmak üzere birçok faktöre bağlıdır.

Periferik arter hastalığı için risk faktörleri nelerdir?

Sigara içmek PAH için en önemli risk faktörüdür. Aslında, PAH’lı kişilerin yüzde 80’i şu anda veya eskiden sigara içen kişilerdir. Cinsiyetiniz ne olursa olsun, aşağıdaki risk faktörlerinden bir veya daha fazlasına sahipseniz periferik arter hastalığı geliştirme riskiniz vardır:

  • Tütün ürünleri kullanmak (en güçlü risk faktörü)
  • Şeker hastası olmak
  • 50 yaş ve üzeri olmak
  • Kişisel veya ailede kalp veya kan damarı hastalığı öyküsü olması
  • Yüksek tansiyona sahip olmak (hipertansiyon)
  • Yüksek kolesterole (hiperlipidemi) sahip olmak
  • Karın obezitesine sahip olmak
  • Kan pıhtılaşma bozukluğuna sahip olmak
  • Böbrek hastalığına sahip olmak (hem bir risk faktörü hem de PAH’ın bir sonucu)

PAH, koroner arter hastalığından farklı bir durum olmasına rağmen, ikisi birbiriyle ilişkilidir. Birine sahip olan kişilerin diğerine de sahip olma olasılığı yüksektir.

Bu durum vücudumu nasıl etkiler?

PAH’ın tipik semptomu, yürüme veya egzersizle ortaya çıkan ve dinlenmeyle kaybolan bacağınızdaki ağrıya atıfta bulunan tıbbi bir terim olan “klodikasyon” olarak adlandırılır. Ağrı, bacak kaslarınız yeterince oksijen almadığı için oluşur.

Periferik arter hastalığı, bacaklarda veya ayaklarda iyileşmeyen bir yara geliştirme riskini artırır. Şiddetli PAH vakalarında, bu yaralar, nihayetinde ayağınızı veya bacağınızı kesmeyi gerekli kılan ölü doku (kangren) alanlarına dönüşebilir.

Vücudunuzun dolaşım sistemi birbirine bağlı olduğundan, PAH’ın etkileri etkilenen uzvun ötesine geçebilir. Bacaklarında aterosklerozu olan kişilerde genellikle vücutlarının diğer bölümlerinde bulunur. Periferik arter hastalığı olan kişilerde kalp krizi, felç, geçici iskemik atak (mini felç) veya böbrek (böbrek) atardamarlarında sorun yaşama riski yüksektir.

Tedavi edilmezse, PAH’lı kişilerde aşağıdakiler de dahil olmak üzere ciddi sağlık sorunları gelişebilir:

  • Kalp krizi; Kalbinize uzun süre kan gitmemesi nedeniyle kalp kasınızda kalıcı hasar
  • İnme; Beyne giden kan akışının kesilmesi
  • Geçici iskemik atak (TIA); Beyninize giden kan akışında geçici bir kesinti
  • Renal arter hastalığı veya darlığı; Böbreğinize kan sağlayan arterin daralması veya tıkanması
  • Amputasyon; Özellikle şeker hastalığı olan kişilerde ayağınızın veya bacağınızın (nadiren kolunuzun) bir kısmının veya tamamının çıkarılması

PAH’ın belirtileri nelerdir?

Periferik damar hastalığı olan kişilerin yarısında herhangi bir semptom görülmez, ancak bacaklarında ağrı veya rahatsızlık yaygın bir semptomdur. Yürürken de zayıf veya yorgun hissedebilirsiniz. Bacağınızın etkilenen kısımları baldırlarınızı, uyluklarınızı veya kalçalarınızı içerebilir.

PAH bir ömür boyunca birikebilir ve semptomlar hayatın ilerleyen zamanlarına kadar belirginleşmeyebilir. Birçok insan için, atardamarları %60 veya daha fazla daralıncaya kadar dış belirtiler ortaya çıkmaz.

Erken belirtiler

PAH’ın ilk göze çarpan semptomu, aralıklı topallama olabilir – bacaklarda rahatsızlık, ağrı veya kramplar:

  • Aktivite ile gelişir
  • Dinlenme ile geçer
  • Etkinliğe devam ettiğinizde geri gelir

Baldırınızda ağrıyı fark edebilirsiniz, ancak aynı zamanda kalçalarınızda veya uyluklarınızda da hissedebilirsiniz.

Aralıklı topallama ile bacak kaslarınız şunları hissedebilir:

  • Uyuşukluk
  • Güçsüzluk
  • Ağırlık
  • Yorgunluk

Ağrı, zevk aldığınız aktivitelere katılmayı sınırlayacak kadar şiddetli olabilir.

Bacak kaslarınıza giden kan akışının azalması, bu tür döngüsel ağrıya neden olur ve bu ağrı istirahatte ortadan kalkar çünkü kaslarınız istirahatte daha az kan akışına ihtiyaç duyar.

Gelişmiş belirtiler

  • Dinlenirken, özellikle geceleri ayaklarınızda ve ayak parmaklarınızda yanma veya ağrı
  • Ayaklarınızdaki soğukluk
  • Cildinizde kızarıklık veya diğer renk değişiklikleri
  • Daha sık enfeksiyonlar
  • İyileşmeyen ayak parmakları ve ayak yaraları

PAH nasıl tespit edilir?

PAH semptomlarınız varsa doktorunuzla konuşun, böylece semptomlarınızın nedeni belirlenebilir ve tedaviye mümkün olan en kısa sürede başlanabilir. PAH’ın erken tespiti önemlidir, bu nedenle hastalık kalp krizi veya felç gibi komplikasyonlara yol açacak kadar şiddetli hale gelmeden önce doğru tedaviler sağlanabilir.

Fizik muayene yapılacak ve tıbbi geçmişiniz ve risk faktörleriniz gözden geçirilecektir. Doktorunuz, PAH teşhisine yardımcı olmak ve hastalığın ciddiyetini belirlemek için bazı testler isteyebilir.

PAH nasıl tedavi edilir?

PAH tedavisinde iki ana hedef şunlardır;

  • Kalp krizi ve felç riskini azaltmak
  • Yürüme ile oluşan ağrıyı hafifleterek yaşam kalitesini artırmak

Erken teşhis, yaşam tarzı değişiklikleri ve tedavi ile PAH’ın kötüleşmesini durdurabilirsiniz. Aslında, bazı araştırmalar, kolesterol ve kan basıncının dikkatli kontrolü ile birlikte egzersiz yaparak periferik vasküler hastalık semptomlarını tersine çevirebileceğinizi göstermiştir.

PAH için risk altında olduğunuzu düşünüyorsanız veya zaten hastalığınız varsa, mümkün olan en kısa sürede bir önleme veya tedavi programına başlayabilmeniz için birinci basamak doktorunuzla, vasküler tıp uzmanınızla veya kardiyoloğunuzla konuşun.

Yaşam tarzı değişiklikleri, ilaçlar ve girişimsel prosedürler PAH’nızı tedavi edebilir.

Yaşam tarzı değişiklikleri

PAH’ın ilk tedavisi, risk faktörlerinizi azaltmak için yaşam tarzı değişiklikleri yapmayı içerir. Durumunuzu yönetmek için yapabileceğiniz değişiklikler şunlardır;

  • Tütün ürünlerini kullanmayı bırakın
  • Lif oranı yüksek, kolesterol, yağ ve sodyum oranı düşük dengeli bir diyet yapın
  • Egzersiz yapın
  • Yüksek tansiyon, diyabet veya yüksek kolesterol gibi diğer sağlık durumlarını yönetin
  • Stres seviyenizi düşük tutun
  • Enfeksiyonu önlemek ve komplikasyon riskini azaltmak için iyi ayak ve cilt bakımı uygulayın

İlaçlar

İlaçlar, yüksek tansiyon (antihipertansif ilaçlar), yüksek kolesterol (statin ilaçları) ve diyabet gibi durumlarda size yardımcı olabilir. Bu ilaçlar, PAH’ın risk faktörlerini tedavi eder ve inme ve kalp krizi riskinizi azaltır.

Aspirin veya klopidogrel gibi bir antiplatelet ilaç, kalp krizi ve felç riskini azaltabilir.

Sağlık uzmanınız, yürüme mesafenizi artırmak için silostazol reçete edebilir. Bu ilaç, aralıklı topallama egzersizi olan kişilerin bacak ağrısı geliştirmeden daha uzun süre önce egzersiz yapmasına yardımcı olur. Ancak, herkes bu ilacı almaya uygun değildir. Sağlık uzmanınız, olup olmadığınızı size söyleyecektir.

Minimal invaziv veya cerrahi tedaviler

Şiddetli ağrıya ve sınırlı hareketliliğe neden olan daha gelişmiş PAH, endovasküler (minimal invaziv) veya cerrahi tedavi gerektirebilir. Bazı kalp hastalığı tedavileri ayrıca periferik arter hastalığını da tedavi eder. Tedaviler şunlardır;

  • Balon anjiyoplasti: Bu prosedürde, sağlık uzmanınız minyatür bir balonu bir kateterden atardamarlarınıza geçirir. Balon atardamarınızın içinde genişledikçe plakaya doğru iter ve atardamarınızın içinde boşluk açar
  • Stentler: Bunlar, sağlık uzmanınızın kateterler (uzun, ince tüpler) kullanarak küçük bir açıklıktan atardamarlarınıza yerleştirdiği küçük metal destek bobinleridir. Yerleştirildiklerinde, stentler onu desteklemek ve açık tutmak için iç kan damarı duvarına doğru genişler
  • Periferik arter baypas ameliyatı: Bir kalp baypasına benzer şekilde, bir cerrah, bacak atardamarınızdaki tıkalı alan çevresinde kan akışı için bir baypas oluşturmak için sağlıklı damarınızın bir bölümünü veya sentetik bir replasman kullanır. Bu genellikle en şiddetli PAD için ayrılmıştır
  • Aterektomi: Sağlık uzmanınız, kan damarınızdaki plak birikimini gidermek için ucunda bıçak bulunan bir kateter kullanır

PAD tedavisinin komplikasyonları

İşleminizden sonra bu sorunlarınız varsa sağlık uzmanınıza başvurmalısınız. Bir enfeksiyon veya başka komplikasyonların belirtileri olabilirler.

  • Kateterin cildinize girdiği yerde şişlik, kanama veya ağrı.
  • Göğüs ağrısı
  • Nefes darlığı
  • Ateş veya titreme
  • Baş dönmesi
  • Bacaklarınızda şişlik
  • Göbek ağrısı
  • Açılmak üzere olan bir kesi

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.