Isparta: Başpınar Tabiat Parkı

Başpınar Tabiat Parkı; Isparta’nın Aksu İlçesi sınırları içerisinde yer alır. Tabiat Parkı, 3950 dekar alanı kapsamaktadır.

Tabiat Parkı’nda; Karaçam, Saçlı Meşe, Titrek kavak, Ardıç ağaçlarının oluşturduğu ormanlık alanlarda az sayıda da olsa; Ihlamur, Dişbudak, Çınar ve Sedir ağaçları bulunmaktadır.

Tabiat Parkı’nda; Yaban Domuzu, Yaban Keçisi, Kurt, Tilki, Çakal, Sincap,  Yabani Tavşan, Kaya Sansarı, Porsuk, Gelincik, Kirpi, Köstebek , Kaplumbağa, ender de olsa Vaşak türü hayvanlara; Yarasa, Derekuşu, Baykuş, Ağaçkakan, Guguk,  Kerkenez, Çobanaldatan, Öter Ardıç, Ökse Ardıcı, Karatavuk, Kaya Güvercini, Üveyik, Tahtalı, Sığırcık, Kınalı Keklik, Çulluk, Leş kargası, Gök Kuzgun, Alakarga, Kaya Kartalı, Şahin, Sarı Kuyruksallayan,  Akkuyruksallayan  ve Bülbül kuşları; ilkbaharda gelip sonbaharda giden Leylek, Kara Leylek ve Kırlangıç gibi göçmen kuşları yörenin yaban hayatı olarak öne çıkmaktadır. Sürüngenlerden; Tosbağa, Benekli Kertenkele, Toros Yılanı, Amfibilerden ise  Gece Kurbağası rastlanılan türlerdir.

Tabiat Parkı sınırlarında üç adet pınar bulunmakta ve Tabiat Parkı’na adını veren Başpınar en önemli pınardır. Yaşlı karaçam ve ardıç ormanları ve üstün tabii manzara seyri  kaynak değerleridir.

Tabiat Parkı’nda; Yaylacılık, kampçılık, yüzme, dinlenme, piknik imkânları bulunmaktadır.

Konya: Beyşehir Gölü

Türkiye’nin dördüncü büyük gölü olan Beyşehir Gölü, Konya-Isparta sınırı üzerinde yer almaktadır.

Göl, aynı zamanda Türkiye’nin en büyük tatlı su gölüdür. Tektonik-Karstik olaylarla meydana gelmiştir.

Aynı zamanda Türkiye’nin en önemli milli parklarından biridir. Milli park alanı içerisinde aynı anda su depoları,dağ sporları ve av sporları yapmak imkânı vardır.

Su ürünleri açısından ekonomik değeri yüksektir. Gölün iki plajı,22 adası ve pek çok kayalığı bulunmaktadır.

Göl Ornitolojik bakımdan önemli bir kuş üreme, barınma,beslenme ve konaklama merkezidir. Bu yönü ile turizm açısından önem taşımaktadır.

Isparta: Gelincik Dağı (Gelincik Ana) Efsanesi

Efsane ya da söylence, “çoğu kahramanca işler yapmış kişilerle ilgili” olmamış ama olmuş gibi gösterilen olayların yıllarca kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar gelmiş öykülerdir.

Isparta yöresinde de yıllarca nesilden nesile anlatılmış ve günümüze kadar gelmiş birçok efsane mevcuttur. Gelincik Dağı (Gelincik Ana) Efsanesi’de bunlardan biridir.

Gelincik Dağı (Gelincik Ana) Efsanesi: Senirkent’in 10 km. doğusunda, Senirkent’in yaslandığı dağın doğuya doğru devamı olan, Barla dağının kuzeye bakan tepesinde, 2734 metre rakımlı bir tepe vardır. Bunun üzerinde çimenlik bir düzlükte etrafı gelişi güzel bir taş yığını biçiminde sıralanmış, bir duvarla çevrili, 10 metre uzunluk ve 5 metre genişlikte, oval bir alan içinde Gelincik Ana’nın yatmakta olduğu rivâyet edilmektedir.

Birinci Rivâyet: Her yıl buraya yaylamayı âdet edinen Sarıkeçili oymağından bir oba, günün birinde yine yaylada çadır kurar. Obanın oğlu geçen yıl burada evlenmiş ve gelin kadın ilk kınalı parmak aşını burada yaktığı ocakta yapmış. Gelinin kaynatası ona, hemen ateş yakmasını ve saç kondurmasını söylemiş. Gelin, o an aklına gelen geçen seneden kalan, toprağa soktuğu üç yanık esiyi alıp getirmek için soktuğu tarafa gitmiş. Topraktan çekip getirmiş. Hâlâ yanmakta olduğunu gören kaynatası hayretler içinde kalarak esinin toprağın içinde bir sene yanık kalmayacağını, gelinin başka bir amaçla oraya kendinden önce geldiğini ve kendini kandırdığını söylemiş.

Gelin tüm saflığıyla bakmış. Elindeki yanık esileri tüm gücü ile atarak: “-Allah’ım canımı al” demiş ve can vermiş. Attığı esilerden biri olduğu yerde, ikincisi kendisinin aşağısındaki Akdere denen derenin içinde, üçüncüsü Yassiören’in altında bulunmaktadır. Adları yanık katrandır. Bu dağa daha sonra bu gelinin ismi verilmiştir.

Gelin-Kaynata arasında geçen bu hadiseden sonra yaylanan bu dağa Gelincik Dağı adı verilmiştir. Burada yatan Gelincik Ana mezarına adak adamaya, dilek dilemeğe gelinmektedir.

İkinci Rivâyet: Her sene yaylamaya gelen Sarıkeçili oymağından olan Yörükler geldikleri tepedeki yaylaya bir çadır kurarlar. Daha yeni evli olan gelinin kaynanası gelinden bir ateş yakmasını ve yemek pişirmesini ister. Gelin şuradan, buradan, çalı, çırpı toplar, ancak çıkan rüzgardan ateşi yakamaz veya yanında kibriti yoktur. Gelin bütün çabalarına rağmen ateşi yakamayınca cadaloz kaynana, elinde oklava değneğiyle geline çok şiddetli saldırır. Ne olduğunu anlamayan gelin geçen seneden kalan küllere başını eğer ve saçlarını küllere bular.

Meğerse, ta geçen seneden küllerin altında kalmış olan kıvılcım zavallı gelinin saçlarını tutuşturarak orada yığılı çalı, çırpı de alev alev yanar ve gelin de bu alevlerin içinde kül olur. Facia yerine yetişen güveyi ve Obanın gün görmüşleri bu hale acırlar, göz yaşı dökerler. Hain kaynana diz çöküp Hakk’a yalvarır ve masum gelinine yaptığına pişman olur; ama, iş işten geçmiştir. Gelinciğin kemiklerini bu ocağın mezarına gömerler ve bu dağa Gelincik Ana adını verirler.

Isparta: Ayazmana Efsanesi

Efsane ya da söylence, “çoğu kahramanca işler yapmış kişilerle ilgili” olmamış ama olmuş gibi gösterilen olayların yıllarca kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar gelmiş öykülerdir.

Isparta yöresinde de yıllarca nesilden nesille anlatılmış ve günümüze kadar gelmiş birçok efsane mevcuttur. Ayazmana Efsanesi’de bunlardan biridir.

Ayazmana Efsanesi: Ayazmana Senirkent ve Isparta’da olan bir mesirelik yerin adıdır.

Rivâyete göre eveli bir anaynan gızı varımış. Evleri bitecik adayımış. Bunnarın bir sürü goyun guzuları varımış. Yakınnarında da su yoğumuş. Goyunnarı sulamaya de uzaklara giderlerimiş. Gız, çok bıkmış goyunnarı sulamak için uzaklara gidip gelmekten. Oturmuş, Allah’a yalvarmış: “-Allahım ne olur şuracıkda su olaydı. Su çıkar da istesen evimin ortasından çıkar” demiş. Bunun üzerine odanın ortasından su çıkmış.

Bi gış günü guru darı bi şey bişirceklermiş. Yakacakları galmamış. Gadın, yakıcak aramaya dışa çıkıyomuş. Amma, soğuktan, fazla uzaklaşamadan dönüyomuş. Her defasında da gız sormuş: “Ayaz mı ana?” derkene oranın adı Ayazmana galmış. Ayazma adı bu geçen efsanedeki hadisenin sonunda verildiğine inanılmaktadır.

Isparta: Anamas Efsanesi

Efsane ya da söylence, “çoğu kahramanca işler yapmış kişilerle ilgili” olmamış ama olmuş gibi gösterilen olayların yıllarca kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar gelmiş öykülerdir.

Isparta yöresinde de yıllarca nesilden nesile anlatılmış ve günümüze kadar gelmiş birçok efsane mevcuttur. Anamas Efsanesi’de bunlardan biridir.

Anamas Efsanesi: Anamas Yaylası, Anamas Dağı’nın eteğindedir. Sütçüler, Beyşehir Gölü, Ş.Karaağaç arasında oldukça geniş bir yayladır. Yüksekliği 1500 metrenin üzerindedir. Anamas adının verilmesiyle ilgili iki tane rivayet bulunmaktadır.

Birinci Rivâyet: Aksu İlçesi’nin ilk adı olan Anamas’da vaktiyle fakir bir ailenin oğlu, anasının yanlış telkinlerine kapılarak küçükken yumurta ve tavuk hırsızlığına başlamıştır. İşi gitgide büyüterek korkulur bir eşkıya olmuş, yol keser, haraç alır, her türlü pislikleri yapmaya başlamış. Nihayet yakasını hükümetin pençesine kaptırmış. Kıydığı canların, yollarını kestiği mazlumların bedduâsı onu darağacı altına getirmiş.

Tam asılacağı sırada son isteği sorulmuş. Abdest almış ve iki rekat namaz kılmış ve ellerini göğe kaldırarak: “-Yarabbi, bu işlerde benim günahım yok. Beni bu kötü yollara anam öğütledi. Beni asma Anamı-as…” diye yalvarmağa başlamış. Derken adamı asmağa memur olan hükümet adamları, zavallı delikanlı yiğidin macerasını dinlemişler ve onu asmaktan vazgeçmişler.

İşte, kendini bilmez, cahil bir ananın teşvikiyle hırsızlığa alışan masum delikanlının macerası bu dağlara Anamı-as adını verdirmiştir.

İkinci Rivâyet: Çok eskiden bu dağda bir zengin ağa yaşarmış. Astığı astık, kestiği kestikmiş. Ağanın adamları, sürüleri, sürülerine bakan çobanları varmış. Çobanlarından biri özü sözü doğru, yağız bir delikanlı imiş. Delikanlı, ağanın kızına aşıkmış.

Yıllarca “Ben bir çobanım, o ağa kızı” diye aşkını kor yapıp içinde saklamış. Ama bir zaman gelmiş dayanamamış “-Ana” demiş. “-Bana ağanın kızını isteyeceksin.” Ana önce korkmuş, çekinmiş ama oğlunun solan yüzüne dayanamamış, gitmiş kızı istemiş. Meğer kız da çobanı severmiş.

Ağa, kızının hatırı için çobanın dileğini hoş görmüş. Demiş ki: “-Kızımı veririm, ama, koyunlarımı bir gün susuz bırakacak, ertesi gün göl kıyısına götüreceksin.” Çoban kabul etmiş. Ağanın dediği gibi sürüyü susuz bırakıp, göle götürmüş. Tam yaklaştıklarında başlamış kaval çalmaya. Cümle koyunlar, kuzular durmuşlar. Kavalın sihirli sesi onları büyülemiş, suyu görmez olmuşlar. Yalnız içlerinden biri kendini sudan alamamış. Binlerce başlık sürüdeki bir koyun yüzünden de ağa: “-Olmaz” demiş. Bir daha denemişler yine olmamış. Üçüncüsünde inatçı koyun da, kavalın nağmesine uyup su içmemiş.

Bu defa ağa: “-Bir kere daha dene” deyince çoban kızmış. “Anamı assalar bu kızı almam” demiş ve vermiş kendini dağa. Bir daha ne gören olmuş, ne sesini duyan. “Anamı assalar” sözü de yılların altında ezile ezile değişerek Anamas olmuştur.

Efsanede geçen hadise sonucunda çobanın “Anamı assalar” sözü zamanla yöreye Anamas adını vermiştir. Efsane içinde çobanın olağanüstü bir gücü ortaya konmuştur. Bu gücü aşkına olan samimiyetinden dolayı Allah tarafından aldığına inanılmaktadır.

Isparta’nın Baraj Gölleri

Isparta ve yöresinde çok sayıda baraj ve gölet bulunmaktadır. Bunlar ilin turizm ve rekreasyon potansiyelini arttırmaktadır.

Mevcut baraj ve gölet çevresindeki alanlar yakın çevresindeki yerleşme nüfusu tarafından günübirlik alan olarak kullanılmaktadır.

Isparta’da bulunan baraj göllerinden öne çıkanlar şunlardır;

1. Uluborlu Barajı: Uluborlu ilçe merkezinin güneybatısında Pupa Çayı üzerinde kurulmuş kaya dolgu tipinde yapılmış bir barajdır. 110 ha alana sahip olan baraj, 1984 yılında hizmete açılmıştır.

Şalgamlık, Karatavuk ve Kuruçay’ın sularının toplanmasıyla oluşmuştur. Toplam hacmi 21.400 hm3 olan baraj, sulama ve taşkın önleme amacıyla inşa edilmiştir.

Direk olarak dip savakları sulama kanallarına bağlı olan baraj, Uluborlu ilçesinde oldukça önemli bir tarım alanını sulamaktadır (2.454 ha). Burada meyvecilik ön plana çıkmakta ve özellikle kiraz, elma ve vişne bahçeleri sulanmaktadır.

2. Yalvaç Barajı: Yalvaç ilçesi Sücüllü kasabasının kuzeyinde Sücüllü (Kuruçay) çayı üzerine 1973 yılında kurulan baraj, esas olarak sulama amacıyla inşa edilmiştir.

83 ha alana ve 8.00 hm3 hacme sahip olan baraj, daha önceleri tamamen kuru tarım yapılan sahada, yaklaşık 2.000 ha alanda sulu tarım yapılmasına imkân sağlamıştır.

3. Sorgun Barajı: Aksu-Yılanlı projesi kapsamında yapılmış olan Sorgun Barajı Aksu ilçe merkezinin kuzeyinde bulunmaktadır.

13,80 m3 hacim ve 91 ha alana sahip olan baraj, Sorgun Deresi üzerinde kurulmuştur. Taşkın önleme ve sulama amacıyla inşa edilmiştir. Bu proje ile Aksu-Yılanlı ovasında 3.207 ha alan sulanmaktadır.

4. Karacaören Barajı: Aksu ırmağı üzerinde 1989 yılında inşası tamamlanan baraj, sulama, taşkın önleme ve enerji üretimi amacıyla kurulmuştur.

1.234 hm3 hacmi ve 4.550 ha toplam alana sahiptir. Toplam alanın 2.383 ha’ı Isparta il sınırlarında yer alır. Sütçüler ilçesinin Çandır, Melikler, Şeyhler gibi köylerinin ve çevredeki tarım alanlarının su kaynağı Karacaören baraj gölüdür.

Isparta: Beyşehir Gölü

Beyşehir Gölü; Isparta İli’nin sınırları içerisinde yer almaktadır. Türkiye’nin üçüncü büyük gölüdür. 

Batı Toroslar’ın doğu kesiminde kuzeybatı-güneydoğu doğrultulu Anamas Dağları’nın doğusunda yine aynı şekilde uzanan Beyşehir Gölü tektonik kökenli bir çukurluğun sularla dolması sonucu oluşmuştur.

656 km2 alanı ile Türkiye’nin üçüncü büyük gölüdür. Uzunluğu 45 km, genişliği ise 13-25 km arasında değişmektedir. Gölün suları bir gidegen vasıtasıyla kısmen Suğla Gölü’ne geçer.

Diğer göllerde olduğu gibi, Beyşehir Gölü’nden de tarım alanlarının sulanması için faydalanılmaktadır. Eğirdir, Kovada, Beyşehir Gölleri aynı zamanda önemli balıkçılık alanlarıdır. Buralardan kontrollü bir şekilde avlanma yapılmaktadır.

Burdur Gölü de Isparta’ya komşu bir göldür. Sularının dışarıya akıntısı olmaması nedeniyle suyu tuzludur. Bu nedenle göl suları kullanılmamaktadır.

Isparta; Kara Göl

Kara Göl; Isparta İli’nin sınırları içerisinde yer alan Dedegöl Dağı’nın doğusunda Kurucuova’da yer almaktadır.

2335 metre yükseklikte konumlanmıştır. 2500 metrekare büyüklüğe sahip, buz gölüdür.

Eşsiz bir doğa güzelliğine sahiptir. Dedegöl Dağı’nın manzarasına sahip olduğu için doğa severlerin ilgisini çeker.

Burada dedegül çiçekleri yetişmektedir. Arkadaşlarınızla birlikte burada çadır kampı yaparak huzur dolu, doğayla iç içe unutulmaz bir tatil geçirebilirsiniz.

Akşam üstü sıcak çayınızı veya biranızı içerek dağ ve göl manzarası eşliğinde güneşin batışını izleyebilirsiniz.

Isparta: Gölcük Krater Gölü

Gölcük Krater Gölü; Isparta’nın 5 km güneybatısında ve deniz yüzeyinden yüksekliği 1380 m olan, krater çukurunun su ile dolmasından oluşmuş bir krater gölüdür.

Gölcük Krater Gölü, 150-300 m kadar yükselen ve volkanik küllerle kaplı tepelerle çevrilidir. 1.5 km çapında bir daire biçiminde olup, gölün ortasına doğru derinliği 32 metreyi bulmaktadır.

Gölcük Krater Gölü ve yöresinde yapılan araştırmalarda, yüzeyleme veren formasyonlar, tortul, ultramatik ve volkanik kayaçlar olmak üzere başlıca üç grubaayrılırlar. Bunlardan tortullara ait en yaşlı formasyonu Akdağ kireç taşları oluşturmaktadır.

Diğerlerini konglomeralar ve flişler meydana getirmektedir. Gölcük Krater Gölü ve çevresindeki volkanik kayaçlar, Traki-Andezitleri; sıkı tüfler ve sünger taşlarından oluşmaktadır.

Gölcük Krater Gölü genelde yağmur suları ve dipten kaynayan kaynaklarla beslenmektedir. Son yıllarda gölün suyunda biraz azalma gözlenmektedir. Göl kapalı havza halinde olmasına rağmen suyu tatlıdır.

Göl çukurluğunun çevresindeki tepeler, göle dik inerler. Yalnız gölün güney doğusundaki kumlu tepelerin altında kütle halinde dik bazalt kayaları vardır. Çukurluğun, batısında ise, kumlu tepelerin altında göller bölgesinin mezozik, kütlevi, yan mermer kalkerle meydana getirmektedir.

Gölde az da olsa balık vardır. Gölün kenarından en çok 3 veya 5 m açılınca, suyun birden derinleştiği görülür. Gölcük Krater Gölü çevresi DSİ’nce tamamen ağaçlandırılmıştır. Gölcük Krater Gölü ve civarı özellikle Isparta merkez ilçe halkı tarafından mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

Isparta: Kovada Gölü

Kovada Gölü; Isparta İli’nin sınırları içerisinde yer almaktadır. Eğirdir Gölü’nün regülatöründen çıkan su fazlası, bir kanal aracılığı ile Kovada Gölü’ne dökülmektedir.

Kovada Gölü, dekarstik çukurlarının su ile dolması sonucu oluşmuştur. Gölün kuzey-güney uzunluğu 15 km olup, genişliği ise 2-3 km arasındadır. Kovada Gölü eskiden, şimdiki durumundan on kat daha küçüktü. Sonraları Eğirdir Gölü’nün fazla suları göle akıtılmış ve bugünkü durumunu almıştır.

Gölün genişliği 9 km’yi ve çevresi de 20.6 km’yi bulmuştur. Batı yöresinindışında gölün çevresi genellikle sazlık ve kamışlıktır. Suyu tatlı olup, bulanmaz. Bu nedenle gölde bol balık yaşar. Yerli balık türleri içinde en önemlisi sazandır. Ayrıca tatlı su yengeci, su böceği ve midye de bulunmaktadır.

Kovada Gölü’ nün suları, Kırıntı Köyü yakınlarındaki sırttan, Kuru Dere Vadisi’ne akıtılmaktadır. Akıtma sonucu ortaya çıkan düşüşten, elektrik enerjisi üretilmektedir. Kovada Gölünün doğal görünümü çok güzeldir.

Çevresinde çok zengin olan bitki örtüsü içinde, yabani ördekler ve diğer av hayvanları yaşamaktadır. Bu özellikleri nedeniyle, Kovada Gölü ve çevresi, Bakanlar Kurulu kararıyla milli park kapsamına alınmış bulunmaktadır.