Milleti İttifakı İktidara Gelirse Kim, Hangi Koltuğa Oturacak?

Gazeteci Barış Pehlivan, son yazısında, Millet İttifakı’nda kimlerin hangi koltuğa oturacağının şimdiden belirlendiğini yazdı. Pehlivan, yazısında, oy oranının, koltukların dağılımında etkili olacağını da belirtti.

Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Pehlivan, bugünkü köşe yazısında çarpıcı ifadeler kullandı. “Tam uyumak üzereyken geldi mesaj: “Acaba ilk kararnamede kimler olacak?”” diyen Pehlivan “Neymiş, Millet İttifakı iktidara gelirse kimlerin hangi koltuğa oturacağı şimdiden belirleniyormuş. “Birinci kararname yazılmaya başlanmış bile” diyordu bir bilen.” sözlerin israf etti.

Duyduğu bilginin doğru sayıldığını söyleyen Pehlivan “Altılı masanın oluşturduğu yapılardan en kritiği Kurumsal Reformlar Komisyonu. Bu komisyon AKP iktidarının çürüttüğü devletin yeniden yapılandırılması için yol haritasını belirliyor. Alınan karara göre, seçim sonrası Strateji ve Planlama Teşkilatı’nın kurulması birinci hedef. Yani olası ilk kararnamede bu teşkilatın ilanını göreceğiz.” ifadelerini kullandı.

Bürokraside kimler görevlendirilecek? 

Pehlivan, yazısının devamında “Deniyor ki Millet İttifakı’nda devletin önemli kurumlarına kimlerin atanacağına dair bir plan var. Başta CHP olmak üzere muhalefet cephesinde liste hazırlığı yapanlar bulunuyor.” diyerek şunları aktardı:

Yani Merkez Bankası’ndan TRT’ye, hangi kuruma kimin getirileceğine dair olası isimler tartışılıyor. Hatta bunun için Kemal Kılıçdaroğlu’nun “onurlu bürokrat” dediği ve devlette şu an görev yapan bazı kişilerle görüşmeler de yapılıyor. AKP döneminde suça bulaşmamış, hükümetin değil devletin adamı olmuş isimlerin deneyimlerinden nasıl yararlanılabileceği üzerinde çalışılıyor. Belki haberleri yok ama onların seçim sonrası oluşturulacak yeni yapılanmada görevlerine devam etmesi de planlanıyor.

Dahası, çürüyen devletin nasıl yeniden ayağa kaldırılacağına dair, bizzat çürümeye tanık olan yani devlette aktif olarak çalışan bazı isimlerden destek de alınıyor. Yani Millet İttifakı iktidara gelirse çıkarılacak kanunlar için “içeriden” öneriler geliyor. Kim onlar, diye sorduğumda “Ağırlıklı olarak ekonomi bürokrasisindeki yöneticiler” deniyor.

Kuşku yok ki altılı masadan bir iktidar çıkması kadar hangi partinin ne kadar oy alacağı da önem arz ediyor. Buna göre, seçmenden alınan güç, koltukların dağılımında kimin görüşünün ağırlık kazanacağını da belirleyecek.

Son olarak…

Yüzlerce kişilik değişimden bahsediyorum.

Bir CHP kurmayı, “Biz kazandığımız anda kimin devlette hangi koltuğa oturacağı önceden belirlenecek, yani kaos olmayacak” dedi. Ağırlıklı görüş o isimlerin seçim sonrası açıklanması olsa da Demokrat Parti, “Bazı kritik kadroların seçimden önce ilan edilmesi gerek” diye düşünüyor.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

CHP’den Altılı Masa Açıklaması: Kritik Konularda Anlaştık

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi tarafından oluşturulan Kurumsal Reformlar Komisyonu, hafta başında iktidar olmaları halinde ekonomide izleyecekleri politikaları açıklayan dört maddelik bir programı paylaştı.

Komisyonda yer alan CHP Sözcüsü Faik Öztrak, çalışmalarını Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’a anlattı. Öztrak, komisyonun bundan sonraki süreçte yeni çalışmalar yapabileceğini söyledi.

Öztrak, 6’lı masa olarak hafta başında ekonomi alanında açıkladıkları dört başlıklı programa ilişkin, “Ekonomiyi bir gömleğe benzetirsek, bütün bu tedbirler 6’lı masanın gömleğin ilk düğmesini doğru iliklemekteki kararlılığını ortaya koymuştur. Aynı zamanda ‘Bir türlü anlaşamazlar’ demelerine rağmen en kritik konularda bile anlaştığımızı göstermiştir” dedi. Bu önlemlerin uygulanabilmesi için bir an önce seçim yapılması gerektiğini vurgulayan Öztrak, “Milletin önüne sandık getirilmeli” dedi.

Açıklanan başlıklar arasında yer alan Hasar Tespit Komitesi’ne (HTK) ilişkin bilgi veren Öztrak, “Duyurduğumuz tedbirlere baktığınız zaman bu ülkenin başına bela olan tek kişilik karar alma süreçlerini katılımcılığa çeviren, Merkez Bankası’na müdahaleyi ortadan kaldıran ve enflasyonla mücadelede etkinliğini artıran bir yaklaşım görüyoruz. Bunların arasında en önemlilerinden bir tanesi de HTK. Şu anda bu hükümet yönetiminde birçok şey halının altına süpürülmüş vaziyette. Bu kapsamda verilerin gerçekliğinin ortaya çıkarılması ve kamu maliyesine güvenin yeniden sağlanması gerekiyor. Bunu da HTK sağlayacak. Orada 128 milyar dolar ne oldu? 20 Aralık 2021 gecesi ne oldu? Bunların hepsine de bakılacak” diye konuştu.

“Kadroyu gösterdik”

Pazartesi yaptıkları açıklamayla 6’lı masanın kadrolarını da tanıtmış olduklarını söyleyen Öztrak, “O masada iki eski bakan, iki eski Hazine müsteşarı, bir dış ticaret müsteşarı ve bir eski Merkez Bankası başkanı oturuyordu. Orada oturan kadroyu en başta Nebati olmak üzere iktidarın kadrosuyla karşılaştırmak lazım” dedi.

HDP, Kararını Altılı Masadaki Partiye İletti: İki İsmi Desteklemeyiz

T24 yazarı Murat Sabuncu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) yönetiminin cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili “Akşener ya da Yavaş aday olursa kendi adayımızı çıkarırız” kararını altılı masaya ilettiğini iddia etti.

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine bir yıl gibi az bir süre kalmışken, ekonomik kriz başta olmak üzere yaşanan sorunlar muhalefetin adayının kim olacağına dair tartışmaların gündemde kalmasına neden oluyor.

Bu kapsamda yapılan bazı anketlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş başta olmak üzere birçok ismin adı öne çıkıyor.

Ancak seçim denkleminde önemli bir yere sahip olan HDP’nin, iki ismi ‘veto ettiği’ öğrenildi.

T24 yazarı Murat Sabuncu, “Kısa bir süre önce HDP yönetimi bir karar aldı. Ve bunu altılı masada şu an itibariyle en yüksek oyu olan siyasi partinin genel başkanına iletti” dedi; ardından şu bilgileri verdi:

“Karar şu: Altılı masa Meral Akşener ya da Mansur Yavaş’ı aday gösterirse HDP cumhurbaşkanlığı için aday çıkaracak. İlettikleri bir diğer konu da şu. Altılı masanın adayı açıklanmadan önce bu masanın bir temsilcisiyle, çıkartılacak adayın şeffaf bir şekilde kendileriyle konuşulması.

Bunu biraz açalım.

Uzun süredir ‘Kürtler Mansur Yavaş’a oy verir’ konuşması yapılıyordu. Ancak önce Kürt siyasetinin önemli ismi Ahmet Türk’ün ‘oy vermezler’ çıkışı, ardından Yavaş’ın Van ziyareti sırasında kalabalık içinden bir kişinin ‘Demirtaş’ı da aramızda görmek istiyoruz’ demesinin Yavaş’ın o an ‘inşallah’ demesiyle aynı anda okunması ve sonrasında basın ekibinin bununla ilgili yalanlayan açıklama yapması. HDP’nin itirazının ana temelleri burada.

Akşener’e de HDP’yi muhatap almayan ve ‘terör’ ile bağlantılı gösteren sözleri nedeniyle karşı çıkıyorlar. Kamuoyu önünde kendileriyle konuşulmasını istemeleri ise; yerel seçimlerde özellikle uzun süredir kazanılmayan büyük şehirlerin kazanılmasında ‘belirleyici aktörlerden biri olduklarının’ seçim sürecinde ve sonrasında önemsizleştirildiğini düşünmeleri. “

GP Lideri Davutoğlu’ndan ‘Erken Seçim’ Çağrısı

Partisinin Kürt sorununun çözümü için hazırladığı 10 maddelik planı açıklamak ve sivil toplum örgütleriyle tartışmak üzere Diyarbakır’da bulunan Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, ekonomik kriz daha da derinleşmeden erken seçime gidilmesi çağrısı yaptı.

VOA Türkçe’den Mahmut Bozarslan’ın haberine göre, GP Lideri Davutoğlu, krizin sosyal gerginliklere neden olabileceğini savunarak, iktidarın bu nedenle olağanüstü hal ilan edebileceğini de söyledi.

“Kürt Meselesi Yeni Bir Demokratikleşme Sürecinin Temel Unsurları” başlıklı 10 maddelik planı Diyarbakır’da sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, akademisyenler, gazeteci ve yazarlarla tartışan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, daha sonra bir basın toplantısı düzenledi. Davutoğlu’nun gündeminde Kürt sorunu, Suriye’ye olası bir operasyon ve seçimler vardı.

Davutoğlu, bir soru üzerine seçim sürecine ilişkin uyarılar yaptı. Vatandaşlara protesto amacıyla sokağa çıkmamaları uyarısı yapan Davutoğlu, AKP, MHP ve Vatan Partisi’ni eleştirdi. Yaşanan ekonomik krizin gerekçe gösterilerek, olağanüstü hal ilan edilebileceğini savunan Davutoğlu, seçimin bir an önce yapılması çağrısı yaptı.

Ekonomik krizin gittikçe derinleştiğine dikkat çeken Davutoğlu, “Burada milletimize seslenmek istiyorum, iktidardaki bu üçlü ortağın provokasyonlarına, tahriklerine kapılmadan, vakarla ülkeyi seçime götürmemiz lazım. Bu üçlü ortaklığın kullanıldığı dil, yöntem demokrasiye aykırıdır, tehlikeli bir dildir. Kadınlara karşı küfür dili, kendisi gibi düşünmeyenlere karşı ihanet dili, bu dil Türkiye’yi yanlış yerlere götürür. Ama benim esas çekindiğim, risk olarak gördüğüm husus, Türkiye’de üstü örtülmeye çalışan ekonomik krizin derinleşmesi ve ciddi sosyal gerilimlere yol açacak şekilde halkın isyan haline gelmesi ve kontrol edilemez hale gelmesi, bunun istismar edilerek bir olağanüstü durum hali varmış bir tavır oluşmasıdır. Bunun için Türkiye’nin en erken dönemde seçime gitmesi gerçek bir çözüm olacaktır” dedi.

“Üç ayaklı yeni vizyon”

Davutoğlu, Kürt sorunun çözümü için üç ayaklı yeni bir vizyona ihtiyaç olduğunu savunarak, Türkiye demokratikleşmeden Kürt sorununun çözülemeyeceğini ifade etti. Yeni bir Anayasa ve güçlü bir ifade özgürlüğüne dikkat çeken Davutoğlu, Kürtçe üzerindeki baskılara son verilmesi gerektiğini söyledi.

Bölgede her türlü vesayete karşı olduğunu vurgulayan Davutoğlu, “Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da Kürtçe üzerindeki yasakların, kısıtlamaların, her türlü engelleyici tutumun kaldırılması şart. Ana dilde eğitim, ana dilde sosyal hayatta faaliyette göstermek, ana dilin kamu hizmetlerinde kullanılması doğal haklardandır. Kimse başkasının ana dilini yasaklayamaz. Maalesef bölge halkı son 20-30 yıldır bir taraftan seçim yapıyor ama şu parti seçimi kazanırsa KCK komiserleri geliyor, onlar yönetiyorlar. Onlar engellendiği zaman da kayyum geliyor. Bizim açık ilkemiz şudur; hiçbir vesayetin olmadığı, bölge halkının diğer bölgeleri gibi seçtikleri belediye başkanını hizmet vermedikleri zaman siyaseten cezalandırıldıkları tekrar seçmedikleri bir düzenin bölgede kurulması lazım. Sınır ötesindeki Kürtlerle ilgili ortaya çıkan gelişmeler, onlara bakış açımız Irak’taki, Suriye’deki, İran’daki Kürtleri bir tehdit unsuru değil Türkiye’nin doğal kültürel uzantıları ve kendi ülkelerinde onurla, insan haklarına sahip bir şekilde yaşamalarını hakkına sahip olan kaderdaşlarımız olarak görüyoruz” diye konuştu.

“Suriye’ye operasyon yapılmadan Amerika ile görüşülmeli”

Davutoğlu’nun gündemindeki konulardan biri de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son günlerde sıkça dile getirdiği Suriye’ye yapılması planlanan bir operasyondu. Türkiye’nin operasyon yapmadan önce bölgeyi kontrol eden Amerika ile diplomatik görüşmeler yapmasını öneren Davutoğlu şöyle devam etti:

“Suriye’de bugün o bölgedeki YPG- PYD ve Amerikan himayesinde ortaya çıkarılan statüko eğer Türkiye için bir tehdit ise önce bunun için Amerika nezdinde en kararlı bir şekilde diplomatik mücadele sürdürülmesi lazım. Orada olan her hareketin birinci dereceden sorumlusu Amerika’dır Çünkü fiilen askeri olarak kontrol eden odur. Bu konuda Amerika ile bunları net olarak masaya yatırıp, kendi diplomatik tavrını göstermeden sadece operasyonla buraya düzene sokacağını düşünmek doğru değil. Türkiye’nin kendi sınır güvenliği koruyabilmek için ötesinde operasyon yapma, eğer o ülkenin güçleri bunu yapamıyorsa bir haktır. Ancak bu hakkın kullanılmasının içeride iç politikada istismar aracı olarak kullanılmasına kesinlikle karşı çıkarız. Oradaki halkın bu konuda bir olumsuz bir psikolojiye yönelmesine karşı çıkarız. Demografik değişiminde Suriye için doğru değil. Türkiye’nin Suriye’deki en önemli karı demografinin korunmasıdır.”

“Şu anda aklını yitirmiş bir devlet var”

Son günlerde Kürtçe tiyatro ve konserlerin yasaklanmasına da değinen Davutoğlu, “Şu anda aklını yitirmiş bir devlet var” dedi. Türkiye’de devlet aklının kalmadığını savunan Davutoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Maliye Bakanı’nı görüyorsunuz, ‘Gözümün içine bakın’ diyor beyninin içine bakmamız lazım, gözünün içine değil. Başka birisi Kürt vatandaşlarımıza dönüp akıl almaz şeyler söyleyebiliyor, gelip buralarda ahkam kesiyor. Kürtçe’nin yasaklandığı konserler söz konusu oluyor. İşte bunlar devlet aklı değil, biz bunları devlet aklı olarak görmüyoruz. Bunlar devlete çöreklenmiş, kendi menfaatlerini düşünen bir grubun aklı.”

Çözüm için 10 madde

Davutoğlu’nun açıkladığı çözüm planı 10 başlıkta toplandı.

  • Yeni Bir Zihniyet
  • Ortak ve Yerli Bir Yaklaşım
  • Sivil, Özgürlükçü ve Kapsayıcı Anayasa
  • Düşünce ve İfade Özgürlüğü
  • İmtiyaza ve Ayrımcılığa Dayanmayan Eşit Vatandaşlık
  • Kapsayıcı Muhataplık
  • Anadilin Eğitimde ve Sosyal Hayatta Kullanımı
  • Demokratik Yerel Yönetimler
  • Sınır Ötesindeki Kürtler
  • Yeni Bir Sosyo-Ekonomik Kalkınma Stratejisi

Kulis: İktidar Cephesi, Rakip Aday İçin 5 İhtimal Konuşuyor

Muhalefetin cumhurbaşkanı adayı konusunda iktidar partisinde beş ihtimalin konuşulduğu kulislere yansıdı. Kılıçdaroğlu, İmamoğlu, Yavaş ve Akşener isimleri gündeme gelirken, bir başka AK Partili yönetici “Bence No-name bir isim belirleyecekler” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan seçime 1 yıl kala adaylığını İzmir’den ilan etti ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu da adaylığını ya da adayını açıklamaya çağırdı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu bu sözlere henüz karşılık vermedi ama parti yöneticilerinden “Sandığı getir adayı açıklayalım” yönünde değerlendirmeler geldi.

Muhalefet partilerinin oluşturduğu altılı masa, şimdilik seçim takvimi belli olmadan aday açıklamayı planlamıyor. Bu tutum “Muhalefetin adayı kim olacak?” sorusunun daha uzun süre siyaset kulislerinde sorulmaya devam edeceğini gösteriyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre muhalefet kadar adayı merak eden iktidar cephesinden ise farklı tahminler geliyor. Bir kesim Kılıçdaroğlu’nun aday olacağını düşünürken İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanları Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a şans verenler de var.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in hâlâ denklemden çıkmadığını düşünenlerin yanı sıra bir beşinci görüş ise muhalefetin bu 4 isim dışında aday çıkaracağı yönünde.

AK Partili bir yönetici, adayın daha önce adı duyulmayan biri olabileceğini belirterek, “Bence No-name bir isim belirleyecekler” iddiasında bulundu.

Gelecek Partisi’nden Dikkat Çeken ‘Kürt Meselesi’ Raporu

Gelecek Partisi’nin Diyarbakır’da düzenlediği “Kürt Meselesi Çalıştayı”ndan sonra 10 maddelik “model” metni yayımlandı. “Kürt Meselesi | Yeni Bir Demokratikleşme Süreci’nin Temel Unsurları” adıyla yayımlanan metinde “anadili öğrenmenin, sosyal ve kamusal alanda kullanmanın en temel ve doğal insan hakkı olduğu” vurgulandı.

Metinde, “Kimse anadilini seçemeyeceği gibi kimse da başkasının anadiline yasak getiremez. Ortak resmi dilimiz olan Türkçe’nin yanısıra herkes kendi ana dilini öğrenme ve bireysel ve toplumsal yaşamda kullanma hakkına sahiptir. Bu temel ilke çerçevesinde, devlet gerekli düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür. Bu bağlamda, ülkenin asli dillerinden olan Kürtçe’ye yabancı veya bilinmeyen dil muamelesi yapılması kabul edilemez. Resmi dilimiz Türkçe olmakla birlikte Kürtçenin kamusal hizmet alanlarında kullanılması Kürt vatandaşlarımızın aidiyet bilincini güçlendirilmesi bağlamında ayrıştırıcı değil birleştirici bir etki yapacaktır” görüşü dile getirildi.

“Kayyum uygulamasına karşıyız”

Metnin yerel yönetimlere ilişkin bölümünde, “Seçilenler üzerinde açık bir vesayet niteliği taşıyan KCK uygulamasına da demokratik hukuk devleti ile çelişen kayyum uygulamasına da karşıyız. Seçilmiş belediye başkanlarının yargı kararı olmaksızın görevden el çektirilmesi kabul edilemez. Ayrıca, görevden alınan belediye başkanının yerine İçişleri Bakanı’nın inisiyatifiyle kayyım atanması da milli iradenin tecellisini engellemektedir” dendi.

Türkiye dışında yaşayan Kürtlere ilişkin olarak da, metinde, “Sınır ötesinde yaşayan Kürtlerin geleceği ne emperyalist güçlerin ne de terör örgütlerinin insafına terk edilemez. Türkiye olarak sorumluluğumuz ve görevimiz, sınırlarımızın dışındaki Kürtleri tehdit olarak görmek yerine bütün diğer soydaşlarımız gibi Kürtlerin de bulundukları ülkenin onurlu ve eşit vatandaşları olmalarına katkı sunmaktır. Komşu ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde gerçekleşecek böylesi bir katkı bu ülkelerle aramızdaki barışçıl ilişkileri güçlendirecektir” görüşü paylaşıldı.

10 maddelik model

Gelecek Partisi’nin Diyarbakır’daki çalıştaydan sonra açıkladığı “Kürt Meselesi | Yeni Bir Demokratikleşme Süreci’nin Temel Unsurları” başlıklı raporun tam metni şöyle:

“1.Yeni Bir Zihniyet: Kürt Meselesini ortaya çıkaran anti-demokratik zihniyet ve politikalar, birçok medeniyete ev sahipliği yapan bu toprakların mayasına da asırlarca bir arada yaşamış milletimizin tarihsel hafızasına da yabancıdır. Yaşanan ağır travmaların etkisiyle geçen yüzyılın başında hayata geçirilen tektipleştirici, ayrımcı ve güvenlikçi otoriter paradigma, yüzyıl sonra bugün bile yüzleşmek ve çözmek zorunda olduğumuz pek çok maliyet üretmiştir. Cumhuriyetimiz 100. yılına girerken bir asır öncesine giden sorun başlıkları daha fazla varlığını sürdüremez. Kürt Meselesi başta olmak üzere tüm meselelerimizin çözümü için küresel, bölgesel ve ulusal düzlemde yaşanan köklü dönüşümü hesaba katan yeni bir zihniyet inşasına ihtiyaç bulunmaktadır. Geçmişteki hatalarla yüzleşerek, tecrübelerden dersler çıkararak yeni bir sayfa açmak, yeni bir süreç başlatmak zorundayız. Bu süreç, bütün vatandaşlarımızın her anlamda eşitliğini tesis ederek toplumsal barışımızı ve ortak aidiyetimizi güçlendirecek tam demokratik bir Türkiye inşa etmeyi öngörmektedir.

2. Ortak ve Yerli Bir Yaklaşım: Sorunlarımızın çözümü için ülkemizin bütün farklılıklarından süzülen ortak ve yerli bir dile ihtiyacımız bulunmaktadır. Çözümü başka başkentlerde, başka modellerde aramak yerine insanlığın tecrübesinden yararlanan ama kendi dinamiklerimizi esas alan bize özgü bir çözüm geliştirmek zorundayız. Bu çerçevede, yeni bir sürecin en asli niteliği bir bütün olarak bu ülkenin birikimlerine dayanması ve yerli dinamiklerin ürünü olmasıdır.

3. Sivil, Özgürlükçü ve Kapsayıcı Anayasa: Tam demokratik bir Türkiye inşa etmenin ana omurgası insan hak ve özgürlüklerine dayanan özgürlükçü yeni bir anayasadır. Devleti öncelikli görüp insanı ikinci plana iten, farklılıklarımızı tehdit görüp tektipleştirici bir model dayatan 12 Eylül Anayasası vakit kaybedilmeden tedavülden kaldırılmalı, sivil, özgürlükçü, kapsayıcı yeni bir anayasa hazırlanmalıdır. Bu anayasanın yaslanacağı siyasal düzen insan hak ve özgürlüklerine dayalı kapsayıcı demokrasidir. Türkiye yeni yüzyıla muhtevası itibarıyla tüm toplumu kapsayan, oluşum süreci itibarıyla bütün toplum kesimlerinin katılımı ile oluşan yeni bir anayasal zemin üzerinde girmelidir.

4. Düşünce ve İfade Özgürlüğü: Türkiye’yi tam demokrasi hedefine ulaştıracak, halkımızın huzur ve refahını artıracak yeni toplumsal sözleşmenin ruhunu eksiksiz bir düşünce ve ifade özgürlüğü oluşturmalıdır. Düşünce özgürlüğünün olmadığı bir ortamda insanların sorunları tespit edebilmesi, sorunların tarafları arasında diyalog kurabilmesi ve empati yapması beklenemez. Hukuk sistemi düşünce ve ifade özgürlüğünü korumayı ve sürdürmeyi esas alarak yeniden düzenlenmeli, sivil toplum ve akademinin hukuksal açıdan özerklik ve özgürlüğü garanti altına alınmalıdır.

5. İmtiyaza ve Ayrımcılığa Dayanmayan Eşit Vatandaşlık: Etnik kökenimiz, dini, mezhebi ve siyasi inancımız ne olursa olsun hepimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu eşit vatandaşlarıyız. Benimsediğimiz ilke eşit vatandaşlık ilkesidir. Kimse özel bir imtiyaz ve ayrıcalığa sahip olmadığı gibi hiç kimse ayrımcılığa da tabi tutulamaz. Çoğulculuk katlanılması gereken bir külfet değil, aksine savunulması gereken temel bir yapı taşıdır. Siyasi temsilde temel ilke toplumsal çeşitliliğin temsili, bürokratik atamada temel kriter, ehliyet ve liyakat olmalıdır.

6. Kapsayıcı Muhataplık: Kürt Meselesinin muhatabı bütün vatandaşlarımız, siyasi partilerimiz ve bütün unsurlarıyla sivil toplumdur. Kürt meselesi tüm tarafların karşılıklı güvensizliği değil, güveni üzerine oturtulmak zorundadır. Türkiye’de Kürt meselesi tek bir siyasi partinin değil her siyasi partinin öncelikli gündemlerinden birisi olmalıdır. Kürt vatandaşlarımızın görünen ve görünmeyen, ifade edilen veya edilmeyen siyasi, toplumsal, ekonomik, kültürel ve hukuki hiçbir engelle muhatap olmadığı tam demokratik Türkiye inşa etmekten başka bir çözüm yoktur.

7. Anadilin Eğitimde ve Sosyal Hayatta Kullanımı: Anadilin öğretilmesi, eğitimde ve sosyal hayatta kullanılması en temel ve doğal insan hakkıdır. Kimse anadilini seçemeyeceği gibi kimse da başkasının anadiline yasak getiremez. Ortak resmi dilimiz olan Türkçe’nin yanısıra herkes kendi ana dilini öğrenme ve bireysel ve toplumsal yaşamda kullanma hakkına sahiptir. Bu temel ilke çerçevesinde, devlet gerekli düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür.

Bu bağlamda, ülkenin asli dillerinden olan Kürtçe’ye yabancı veya bilinmeyen dil muamelesi yapılması kabul edilemez. Resmi dilimiz Türkçe olmakla birlikte Kürtçenin kamusal hizmet alanlarında kullanılması Kürt vatandaşlarımızın aidiyet bilincini güçlendirilmesi bağlamında ayrıştırıcı değil birleştirici bir etki yapacaktır. Kamusal alanda, devletin ve yerel yönetimlerin sunduğu tüm hizmetlerde Kürtçenin de kullanılmasının önündeki ideolojik ve yasal engellerin kaldırılması şarttır.

8. Demokratik Yerel Yönetimler: İşlevsel ve demokratik bir yerel yönetimler sistemi için başta Anayasanın 127. maddesi olmak üzere merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki baskıcı uygulamalarına izin veren tüm yasal düzenlemeler ilga edilmelidir. Yerel yönetimler demokratik bir hukuk sistemi ve vatandaşlar karşısında sorumlu kılınmalıdır. Bu bağlamda seçilenler üzerinde açık bir vesayet niteliği taşıyan KCK uygulamasına da demokratik hukuk devleti ile çelişen kayyum uygulamasına da karşıyız. Seçilmiş belediye başkanlarının yargı kararı olmaksızın görevden el çektirilmesi kabul edilemez. Ayrıca, görevden alınan belediye başkanının yerine İçişleri Bakanının inisiyatifiyle kayyım atanması da milli iradenin tecellisini engellemektedir. Bu çerçevede, mahkeme kararına istinaden görevden alınan seçilmiş belediye başkanının yerine yine seçimle oluşturulmuş belediye meclis üyelerinden birinin seçilmesi teminat altına alınmalıdır.

9. Sınır Ötesindeki Kürtler: Türkiye, sınırları dışındaki tüm tarihdaş ve soydaşlarla farkındalık ve sorumluluk ilkeleri ışığında ilişki içinde olmayı ve bölgeye onlarla birlikte oluşturulan bir vizyon çerçevesinden bakmayı temel bir ilke olarak ilan etmelidir. Biz, doğal tarihdaş ve soydaş olarak gördüğümüz komşu ülkelerdeki Kürtlere bu genel ilke çerçevesinde bakıyoruz. Sınır ötesinde yaşayan Kürtlerin geleceği ne emperyalist güçlerin ne de terör örgütlerinin insafına terk edilemez. Türkiye olarak sorumluluğumuz ve görevimiz, sınırlarımızın dışındaki Kürtleri tehdit olarak görmek yerine bütün diğer soydaşlarımız gibi Kürtlerin de bulundukları ülkenin onurlu ve eşit vatandaşları olmalarına katkı sunmaktır. Komşu ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde gerçekleşecek böylesi bir katkı bu ülkelerle aramızdaki barışçıl ilişkileri güçlendirecektir.

10. Yeni Bir Sosyo-Ekonomik Kalkınma Stratejisi: Son dönemde derinleşen ekonomik kriz özellikle genç kitlelerin bölgeden koparak sadece büyük şehirlere değil fırsat buldukları anda yurtdışına göç etmeleri sonucunu doğurmaktadır. Bereketli Fırat ve Dicle havzalarında tarım ve hayvancılığın bitme noktasına gelmesi, niteliksiz akademik kadrolarla kurulan üniversitelerden mezun olan gençlerin hayat standardı beklentileri ile işsizlik arasındaki derin uçurumun yol açtığı umutsuzluk, seksenli ve doksanlar yıllarda terör ve güvenlik sorunlarının neden olduğu göçlere benzer bir iç ve dış göç dalgası yaratmaktadır.

Bu kaygı verici gelişmeye karşı özellikle genç ve kadın istihdamını önceleyen kapsamlı bir sosyo-ekonomik kalkınma programı uygulamaya konmalıdır. Tarım ve hayvancılık alanında genç çiftçi destekleri, üniversitelerin nitelikli bilimsel yatırımlarla ciddi bir bölgesel teknoloji merkezi haline getirilmesi, bölgenin karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu sektörlerde üretim üsleri kurulması, bölgenin çevre ülkelerle ihracat kapasitesinin artırılması gibi önceliklere dayanan yeni ve kapsamlı bir dönüşüm stratejisi hayata geçirilmelidir.”

(Kaynak: T24)

Altılı Masa 128 Milyar Doları Araştıracak

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem çalışmalarını sürdüren altı muhalefet partisinin kurduğu Kurumsal Reformlar Komisyonu, ilk çalışmasını büyük ölçüde tamamladı. Komisyon, ilk raporunu pazartesi açıklayacak.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre komisyon, seçim sonrası TÜİK verileri, altın rezervi gibi konular ile 128 milyar dolar iddialarına ilişkin araştırma yapılması için anlaşmaya vardı. Merkez Bankası’nın Ankara’ya taşınması konusunda da mutabakat sağlandı.

Altılı masa tarafından kurulan Kurumsal Reformlar Komisyonu’nda eski Hazine Müsteşarı CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, eski Merkez Bankası Başkanı İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Durmuş Yılmaz, eski Dış Ticaret Müsteşar Yardımcısı Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Şahinalp, eski Devlet Bakanı Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sabri Tekir, eski Ulaştırma Müsteşarı Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Feridun Bilgin ile eski Hazine Müsteşarı DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Çanakçı yer alıyor. Ekonomi alanında kamuda üst düzey görevlerde bulunmuş isimlerden oluşan komisyon, hazırladığı sekiz sayfalık raporu pazartesi günü saat 11.00’de açıklayacak.

128 milyar dolar nerede sorusuna yanıt aranacak

Edinilen bilgiye göre seçim sonrası ekonomi alanında yol haritasını belirleyecek olan ilke ve esasları içeren rapor dört başlıktan oluşacak. Komisyon, ilk olarak seçim sonrasında Özel İnceleme Ekibi kurulmasını kararlaştırdı. 10 civarında bakanlığın yanı sıra Sayıştay ve Devlet Denetleme Kurulu’ndan da yetkililerin yer alacağı ekip, en fazla tartışılan konuların başında yer alan 128 milyar dolar iddiasını araştıracak.

Merkez Bankası’nın 2019 yılı Mart ayından itibaren faizleri düşük tutmak amacıyla rezervlerden 128 milyar dolar harcadığı iddiaları gündeme gelmişti. CHP de “128 milyar dolar nerede?” kampanyası başlatmıştı. Özel İnceleme Ekibi, aynı zamanda verilere yönelik duyulan güvensizliği de araştıracak. Bu kapsamda TÜİK verileri, Merkez Bankası’nın altın rezervi gibi başlıklarda da çalışmalar yapılacak.

KÖİ projeleri mercek altına alınacak

Komisyonun gündeminde olan bir diğer başlık da Ekonomik Sosyal Konsey’e işlerlik kazandırılması olacak. Konseyin faaliyete geçirilmesi, nasıl işleyeceği, hangi konularda çalışacağı ve hangi sıklıkla toplanacağına yönelik ilke ve esaslar raporda yer alacak.

Ekonomik Sosyal Konsey’e işlerlik kazandırılarak özel sektörün kamu karar alma mekanizmalarına katılımı sağlanacak. Komisyon raporunda Strateji ve Planlama Teşkilatı’na ilişkin ilkeler de yer alacak. Varılan mutabakata göre Strateji ve Planlama Teşkilatı, özellikle müteahhitlere garanti ödemeleri içeren Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) projeleri ile ilgili çalışma yapacak.

Komisyonun açıklayacağı rapordaki diğer başlık da Merkez Bankası’nın bağımsızlığının sağlanmasına yönelik ilkeler olacak. Buna göre Merkez Bankası’nın kurumsal yapısı güçlendirilecek ve bağımsızlığı teminat altına alınacak. Raporda Merkez Bankası Başkanı’nın nasıl göreve geleceği, nasıl görevden alınacağı ve niteliklerine ilişkin ilkelere yer verilecek. Öte yandan seçim sonrasında Merkez Bankası Ankara’ya taşınacak.

CHP’de Kılıçdaroğlu Kulisleri: Parti Rozetini Çıkaracak, Yetkilerini Paylaşacak

AK Parti ve MHP liderlerinin “cumhurbaşkanı adayını açıkla” baskısına karşın, altılı masada yer alan muhalefet partilerinin seçim sürecini bekleme tutumunda şimdilik değişiklik yok.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, ancak muhalefetin adayının Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu olmasına “yüksek ihtimal” gözüyle bakılan CHP’de, hesaplar da büyük ölçüde buna göre yapılıyor.

CHP kulislerinde seslendirilen görüşe göre altılı masadan aday olarak çıkması halinde Kılıçdaroğlu, genel başkanlık rozetini çıkarıp yerine bir vekil atayacak, seçimi kazanması halinde de parti görevinden istifa edecek ve partide kurultay süreci başlayacak.

Cumhurbaşkanı seçilmesi halinde geçiş süreci boyunca birçok yetkisini parlamenter sistem ilkelerine göre paylaşacak.

Siyasi kulislerde en çok konuşulan konuların başında, muhalefetin cumhurbaşkanı adayının kim olacağı geliyor.

Altılı masada yaygın görüş, adayın CHP’li bir ismin olacağı yönünde.

CHP ise hesaplarını Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına göre yapıyor.

Hatta Kılıçdaroğlu’nun aday olması ve cumhurbaşkanı seçilmesi halinde atılacak adımlara ilişkin strateji üzerinde çalışılıyor.

‘Parti rozetini çıkaracak, yerine vekil atayacak’

CHP kulislerinde aday olması halinde Kılıçdaroğlu’nun yapacağı ilk işinin parti rozetini çıkarmak olacağı ifade ediliyor.

Parti içinde bazı yöneticiler, partinin seçim sürecinde genel başkansız kalmaması ve seçimden hemen sonra kurultay telaşı yaşanmaması için 5-6 ay gibi görevde kalabileceğini savunsa da ağırlıklı görüş, aday olması halinde Kılıçdaroğlu’nun parti rozetini hemen çıkaracağı yönünde.

Kılıçdaroğlu’nun bu konuda son derece hassas olduğuna dikkat çeken bazı parti yöneticileri, 2018 seçimlerinde partinin adayı Muharrem İnce’nin de parti rozetini çıkardığını anımsatıyorlar.

Ancak İnce’den farklı olarak Kılıçdaroğlu genel başkan olduğu için, genel başkan vekilliği formülü düşünülüyor.

CHP tüzüğü, genel başkanın yokluğunda Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyelerinden birisini yerine vekaleten atamasına ve genel başkanın yetkilerini kullanmasına olanak tanıyor.

Bu çerçevede, seçim sürecinde partinin genel başkansız kalmaması ve bir kurultay zorunluluğu doğmaması için Kılıçdaroğlu’nun aday olduktan sonra yerine genel başkan vekili atayacağı aynı zamanda genel sekretere de, cumhurbaşkanı seçilmesi halinde genel başkanlıktan istifa edeceğine ilişkin bir dilekçe verebileceği ifade ediliyor.

Bu hesaba göre Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı seçilmesi halinde genel başkanlık istifa edecek ve genel başkanvekili partiyi tüzükte öngörülen süreler içinde kurultaya götürecek.

Yetki kullanımına dört kriter

Güçlendirilmiş parlamenter sistem taahhüdüyle seçime gidecek olan altılı masada yer alan partilerin temsilcilerinden oluşan komisyon, geçiş süreci planlaması için çalışmalarını sürdürüyor.

Ancak masada yer alan partilerde ortak görüş, fiili parlamenter sistem uygulanması ve bu çerçevede mevcut sisteme göre seçilecek cumhurbaşkanın yetkilerinin de buna göre dizayn edilmesi yönünde.

CHP kulislerinde cumhurbaşkanının yetkilerine ilişkin dört temel kriter dile getiriliyor.

Bunlar;

  • Kullanabileceği yetkiler,
  • Anayasa ve yasalarda olmasına karşın kullanmayacağı yetkiler,
  • Hükümet ile müştereken kullanacağı yetkiler
  • Ve Cumhurbaşkanı’nın yerine kullanılacak yetkiler olarak ifade ediliyor.

Cumhurbaşkanının kullanmayacağı yetkilerle ilgili “Mesela, partisinin il başkanını atamayacak veya kayyum atamayacak” değerlendirmesi yapılırken, “yerine kullanılacak yetkiler” kapsamında da rektör ataması gösteriliyor.

Seçilecek cumhurbaşkanının rektör atama yetkisi bulunmasına karşın, üniversite öğretim üyeleri ve öğrencilerin seçimi doğrultusunda atama yapabileceğine dikkat çekiliyor.

Müştereken kullanacağı yetkilere de hükümette görev alacak cumhurbaşkanı yardımcısı ve kabine üyelerinin atanması veya eşgüdümü gibi parlamenter sistemde kullanılan yetkiler örnek gösteriliyor.

Davutoğlu: Ortak Aday Çıkarabilirsek İlk Turda Kazanabiliriz

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti ve Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisinin oluşturduğu altılı masanın paydaşlarından biri olan Gelecek Partisi  Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, FOX TV’de İsmail Küçükkaya ile Çalar Saat’in konuğu oldu.

Gündeme ilişkin soruları yanıtlayan GP Lideri Davutoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

Erdoğan’ın, TÜİK’in, Merkez Bankası’nın açıklamalarına dışarıdan baktıklarında ‘Bunlar ekonomi bilmiyor’ deniliyor.

Örtülü faiz uyguluyorlar. Faiz artırmadığını iddia ediyor ama faiz piyasada her an artıyor.

Bunların hepsi güven problemi doğuruyor. Erdoğan’a hiç kimse, en yakınları dahi güvenmiyor. Bir Maliye Bakanı düşünün ki “Dar gelirliler hariç çark dönüyor” diyor. Bu durumda kim güvenir?

Kanun dışı işlem yapan bürokratlarda bir telaş, dürüst bürokratlarda da bu çarktan nasıl kurtulurum diye bir telaş var. Şu an görevden alınan veya ayrılan hiçbir bürokrat üzülmüyor, kurtuldum diyor.

Türkiye’de büyük bir uzlaşıya ihtiyaç hissettiğimiz bir dönemdeyiz. Keşke Sayın Cumhurbaşkanı böyle bir masa kursaydı. Pandemi bir imkandı. ‘Sizden destek bekliyoruz, ülkeyi beraber çıkaralım’ deseydi. Yapmadı cumhurbaşkanı.

Kendi yanında olan bizleri bile tasfiye etti. Yanına kimleri aldı? 90’lı yılların çetelerini, 90’lı yılların aktörlerini Perinçek’leri vs. aldı. Türkiye’nin birleştirici masasını cumhurbaşkanı kurmalıydı, kuramadı. Bu masayı sen kurmalıydın Sayın Cumhurbaşkanı. Sen Türkiye’yi böldün, ayrıştırdın. Sana oy vermeyenleri hasım gibi gördün.

‘Bizim masa dağılmaz’

Ben geçmişimi reddetmem, ben eski bir başbakanım. Bu dezavantaj değil avantajdır.

Herkesin şunu bilmesi lazım. Ben o masaya bir dayatmayla gelmedim. Başbakanlık makamını ilkeleri gereği bırakan bir insan egosunu yenmiş bir insandır.

Bu masa bir cumhurbaşkanı adayı seçip de kenara çekilecek bir masa değil.

Ümidimiz bir cumhurbaşkanı adayı çıkarmak. Tek aday çıkmazsa, bizim masa dağılmaz. Biz parlamenter sistem mutabakatı ile birbirimizi bağlamışız. Diyelim bu masadan 2 aday çıktı. İkinci turda bu masa o iki adaydan biri etrafında birleşebilir.

Ortak aday çıkarabilirsek ilk turda kazanabiliriz. İlk turda Erdoğan’ın kazanma şansı yok. Türkiye’de artık bir değişim şart. Değişimin lokomotifi de bu masadır.

Altılı Masa ‘Seçim Güvenliği’ Adımlarını Açıkladı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi tarafından oluşturulan Seçim Güvenliği Komisyonu, hazırladıkları raporu kamuoyu ile paylaştı. Komisyon 6 partinin seçim sürecinden atacakları adımları açıkladı. Rapora göre, 200 bin sandık görevlisi eğitilecek.

Altı Parti’nin bir araya gelerek oluşturdukları Seçim Güvenliği Komisyonu, seçim güvenliğinin sağlanması için gerekli unsurları belirleyerek, bu konularda alacakları önlemleri kamuoyu ile paylaştı.

Sputnik’ten Osman Nuri Cerit’in haberine göre; Partilerin ortak çalışması; seçim öncesi, seçim sürecinde yapılacak çalışmalar, seçim günü yapılacak çalışmalar ve seçim sonrasında yapılacaklar şeklinde 4 başlıkta sıralandı.

Komisyonun çalışmalarını CHP’den Oğuz Kaan Salıcı, DEVA Partisi’nden İdris Şahin, Demokrat Parti’den İlay Aksoy, Gelecek Partisi’nden Ayhan Sefer üstün, İYİ Parti’den Şenol Sunat, Saadet Partisi’nden Hasan Bitmez birlikte açıkladı.

Seçim öncesi alınacak önlemler

  • Her parti seçim kütüklerini YSK’dan alarak bunlar üzerinde çalışma yürütecek. ‘Anormal sayıda seçmen kaydı, vefat ettiği halde kütüğe yazılanlar’ gibi başlıklar değerlendirilecek.
  • Sandık başı işlemlerini takip edecek kadrolar belirlenecek. Yaklaşık 200 bin civarında kurulacak sandık için görevlisi belirlenecek. Bu görevliler eğitimden geçirilecek.
  • Partiler ortak seçim alt yapısı sayesi oluşturacak. Bu konuda partiler iş birliği yapacak

Seçim takvimi boyunca yapılacaklar

  • Sandık kurulu başkanı ve memur üye belirleme süreci takip edilecek
  • Her siyasi parti seçim sürecinde düzenleyeceği, miting, toplantı benzeri faaliyetler konusunda diğer partileri bilgilendirecek.
  • Altılı masayı oluşturan partiler propaganda faaliyetlerinin sağlıklı, eşit ve adil şekilde yürütülmesi için iş birliği yapacak.

Seçim günü yapılacaklar

  • Seçim günü bütün sandık kurullarının mevzuata uygun şekilde oluşumu takip edilecek.
  • Sandık başından gerçekleşecek, usulsüz işlemleri, mükerrer oy kullanımı, kamu gücü kullanarak yapılan manipülasyonlar ile yerel ve yöresel müdahaleler konusunda şikayet ve itiraz yolarını kullanılacak.
  • Seçmenin oy vermesi teşvik edilerek ve kolaylaştırılacak

Seçim sonrasında yapılacaklar

  • Seçim sürecinde yapılan itirazlar takip edilecek.
  • Islak İmzalı sandık sonuç tutanağının alınması ve yetkili birimlere iletilmesi sağlanacak.
  • Oy torbasının ilçe seçim kuruluna ulaşması takip edilecek.
  • YSK tarafından resmi sonuçların ilanına kadar her türlü itiraz mekanizması takip edilecek.