Yeni Ekonomi Modeli, Faizi, Kuru Ve Enflasyonu Nasıl Değiştirdi?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 30 Kasım 2021’de TRT’deki programda yaptığı açıklamada “Yeni ekonomi modeliyle, yüksek faiz verecek sıcak para çekme politikasını elimizin tersiyle itiyoruz. Düşük faizle, üretimi ve ihracatı destekleyeceğiz.” diyerek yeni bir politika benimsendiğini resmen duyurmuştu.

Peki, Yeni Ekonomi Modeli açıklandıktan sonra faizi, enflasyonu, kuru ve dış ticaret açığını nasıl değiştirdi?

Türkiye Eylül 2021 sonrası yeni bir ekonomi modeline geçti. Neredeyse tüm dünyada faizler yükselirken Merkez Bankası (TCMB) politika faizini son 1 senede tam 6 kere düşürdü. Böylece politika faizi son 1 yılda yüzde 19’dan yüzde 12’ye geriledi. Peki, TCMB’nin faizi düşürdüğü bu son bir senede enflasyon, Dolar kuru ve dış ticaret açığı nasıl değişti?

TCMB 24 Eylül 2021’de politika faizini yüzde 19’dan yüzde 18’e düşürdüğünde henüz Türkiye’nin yeni bir ekonomi modeline geçtiği açıklanmamıştı. TCMB 22 Ekim 2021’de bir kez daha indirime giderek faizi yüzde 17’ye indirdi. Merkez Bankası 19 Kasım 2021’de ise politika faizini yüzde 15’e kadar düşürdü.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da 30 Kasım 2021’de TRT’deki programda yaptığı açıklamada “Yeni ekonomi modeliyle, yüksek faiz verecek sıcak para çekme politikasını elimizin tersiyle itiyoruz. Düşük faizle, üretimi ve ihracatı destekleyeceğiz.” diyerek yeni bir politika benimsendiğini resmen duyurdu.

Dünyada neredeyse tüm merkez bankaları faizleri yükseltirken TCMB düşürmeye devam etti ve son olarak 23 Eylül 2022’de faizi yüzde 12’ye çekti.

AK Parti döneminin en yüksek enflasyonu

Yeni ekonomi modeline geçilmesiyle döviz kurları Türk lirası karşısında hızla yükselişe geçti. Akaryakıt ve gıda fiyatları başta olmak üzere enflasyon hızla artarken AK Parti iktidarındaki en yüksek oranlar görüldü. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı yıllık enflasyon Eylül 2022’de yüzde 83,45 ile rekor kırdı.

Faiz 1 senede yüzde 20’den yüzde 83’e çıktı

Eylül 2021’de yıllık enflasyon yüzde 19,6 iken Eylül 2022’de bu oran yüzde 83,45’e kadar çıktı. Kasım 2021’de ise yıllık enflasyon yüzde 21,3 idi. Yeni ekonomi modeli resmen açıklandıktan sonra Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) hızla yukarı tırmandı.

Dolar kuru 8,5 TL’den 18,3 liraya çıktı

TCMB verilerine göre Eylül 2021’de Dolar kuru ortalaması 8,53 TL idi. Dolar kuru Eylül 2022’de ise 18,31 TL oldu.

Erdoğan liderliğindeki hükümet Dolar kurundaki artışı kontrol edebilmek Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasını devreye soktu. Bunun bütçeye maliyeti ise giderek artıyor.

Dış ticaret açığı rekor seviyede

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Düşük faizle, üretimi ve ihracatı destekleyeceğiz” taahhüdünde bulundu ancak son 1 yılda dış ticaret açığı rekora koşuyor. Henüz eylül ayı verileri açıklanmadığından Ocak-Ağustos dönemlerini içeren son yıllara baktığımızda 2022 açık ara en yüksek dış ticaret açığının görüldüğü sene oldu.

Ocak-Ağustos 2021’de 29,8 milyar Amerikan doları olan açık 2022’nin aynı döneminde 73,4 milyar dolara kadar çıktı. 2014’ten bu yana aynı dönemde en yüksek açık 2014 yılında 55,2 milyar dolar ile görülmüştü.

Yeni ekonomi modelinin 1 yıllık karnesine bakınca şu veriler ortaya çıkıyor: Politika faizi yüzde 19’dan yüzde 12’ye gerilerken Dolar kuru 8,5 liradan 18,3 liraya çıktı. Yıllık resmi enflasyon yüzde 19,6’dan yüzde 83,5’e çıkarken dış ticaret açığı da 29,8 milyar dolardan 73,4 milyar dolara yükseldi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

S&P, Türkiye’nin Büyüme Tahminlerini Yükseltti

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s (S&P) yayımladığı “Küresel Ekonomik Görünüm, EMEA (Avrupa, Orta Doğu ve Afrika) ve Gelişen Piyasalar; Enflasyonu, Faiz oranlarını ve Büyümeyi Dengelemeye Çalışmak” başlıklı raporunda, Türkiye’nin bu yıl ve gelecek yıla ilişin ekonomik büyüme tahminleri yükseltti.

Raporda, Türk ekonomisinin bu yıla ilişkin büyüme tahmininin 1,7 puan artırılarak yüzde 5,2’ye revize edilmesine gerekçe olarak, bu yılın ikinci çeyreğinde büyümenin beklentinin üzerinde gerçekleşmesi ve kış aylarına kadar sürmesi beklenen turizm sektörünün güçlü performans sergilemesi gösterildi.

S&P raporunda, Türk ekonomisinin bu yıla ilişkin büyüme beklentisinin yukarı yönlü revize edilmesi yönündeki kararın ise ilerde genişleyici makroekonomik politika adımlarının devam edeceğine ilişkin beklentileri yansıttığı kaydedildi.

Raporda, 2023’teki parlamento ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde hükümetin uygulanabileceği olası ek politika desteği beklentisiyle, Türkiye’nin gelecek yıla ilişkin ekonomik büyüme beklentisinin de 1,1 puan artırılarak yüzde 2,8’e yükseltildiği ifade edildi.

Euro Bölgesi’nde ekonomik küçülme rapora yansıdı

Raporda, Euro Bölgesi ekonomisinin sert bir küçülmeye gitmesi beklenirken, bölgede gelecek dönemde kredi derecelendirme kuruluşunun temel ekonomik senaryosunda bile 2023 yılı itibarıyla yüzde 0,3 ile neredeyse yok denecek kadar küçük bir büyümenin öngörülebildiği dile getirildi.

Restoranlar Müşteri Kaybından Endişeli: Nakit Ödemeye 7 İndirim

Çalışanlara ödenen yemek bedelinin yemek kartına yüklenme zorunluluğunun kalkacağına yönelik Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın paylaştığı gelişme, yeme içme sektöründe olumlu karşılanırken, bazı sektör temsilcileri nakdi ödemenin yeme içme dışında kullanılması halinde restoranlar için müşteri kaybının yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.

Dünya gazetesinden Merve Yiğitcan’ın haberine göre, bazı restoranların kart yerine artık nakit ödemeyi tercih edecek müşterileri için yüzde 7 indirim hazırlıklarına başladı.

Kararı değerlendiren Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği (TÜRES) Başkanı Ramazan Bingöl, yemek kartı komisyonlarına yönelik sektör olarak uzun bir süredir mücadele verdiklerini hatırlatırken, bu haliyle yemek kartı zorunluluğun kalkacak olmasını memnuniyetle karşıladıklarını dile getirdi. Bundan sonraki süreçte, restoranların eskiden yemek kartı kullanan ve artık yemek ücretini nakit olarak alacak müşterileri için birtakım aksiyonlar alması gerektiğini savundu.

‘Komisyon müşteriye verilebilir’

Bingöl, tüm sektöre çağrı yaparak, “Yemek kartı şirketlerinin eskiden uyguladığı yüzde 12 olan komisyon oranını yüze 7’ye düşürmüştük. Şimdi yemek kartlarının yoğun olduğu restoranların hemen o komisyon oranlarında müşterilerine indirim yapmaları lazım. Yüzde 7’yi yemek kartı firmasına değil size veriyoruz, diyerek o müşteriyi kaçırmaması lazım. Bununla ilgili bir kampanya başlatacağız” ifadelerini kullandı.

Yemek kartının cirodaki payı yüzde 3-5

Turizm, Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TURYİD) Başkanı Kaya Demirer ise uygulamanın yeme içme sektörü için hem fırsat hem de bazı riskleri taşıdığını söyledi. Komisyon maliyetinin kalkıyor olmasını fırsat, çalışanın ise bu desteği artık yemek yeme dışında kullanma imkânının ise bir kayba neden olacağına işaret etti.

TURYİD bünyesinde yer alan restoranlarda yemek kartları ile yapılan harcamanın toplam işletmenin cirosu içerisinde yüzde 3 ila yüzde 5 oranında bir paya sahip olduğuna dikkat çeken Demirer, “Yemek kartları ile yapılan ödemenin yerini çalışana nakit olarak ödenmesi çalışanın seçimi bunu yemeğe harcama yerine farklı ihtiyaçlarını karşılama yönünde olabilecektir. Bunun yanı sıra yine nakde elde edeceği gelirin yine bir kısmını restoranlarda harcama eğilimi olacaktır.

İşletme sahiplerinin bu durumda bir kısım iş kaybı olacaktır. Nakit elde edeceği aylık 1000 TL’nin bir kısmını yine restoranlarda harcayacak olan ve ölçümlemesi de imkânsız hale gelecek olan bu harcama tutarlarından işletme sahibinin karı ise yemek kartı firmalarına ödemekte olduğu yüzde 6 ila yüzde 8 bandındaki komisyonu ödeme yükümlülüğünden kurtulmuş olacaktır” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de Gençlerin Yüzde 24’ü ‘Sessiz İstifa’ Sürecinde

Genel anlamıyla “işte en azını yapmak, yapılması gerekenler dışında hiçbir şey yapmamak, özel hayatı korumak ve daha az sorumluluk almak” olarak ifade edilen sessiz bir vazgeçiş süreci olarak tanımlanan sessiz istifanın, Türkiye’de oldukça yaygın olduğu görüldü.

Bloomberght’nin aktardığına göre, yapılan çalışma Türkiye’de gençlerin yüzde 24’ünün şu an sessiz istifa sürecinde; yüzde 46,7’sinin ise bu kavrama yatkın olduğunu ortaya koydu.

Youthall’un çalışma hayatında gündeme oturan “Sessiz İstifa” konusunda gerçekleştirdiği ve gençlerin görüşlerini aldığı araştırmaya, 18-50 yaş arasındaki 1002 kişi katıldı. Araştırmaya katılanların yüzde 57,3’ü kadın, yüzde 41,6’sı erkek olarak dağılım gösterirken soruları yanıtlayanların yüzde 74,3’ü aktif çalışan, yüzde 25,7’si ise şu an çalışmayan katılımcılardan oluştu.

Sessiz istifa kavramıyla ilgili; iş-yaşam dengesi, iş yerlerine aidiyet, iş tanımlarının netliği gibi konu başlıklarının ele alındığı araştırma, kavrama yönelik eğilimleri, nedenleri ve süreçten vazgeçme kriterlerini de ortaya koydu.

Çalışan kendisini ş yerine ait hissetmiyor

İş yerine kendisini ait hissedenlerin oranı sadece yüzde 18,5. Araştırmaya katılan çalışanların yüzde 58,1’i çalışma hayatlarında iş-yaşam dengesini kuramadıklarını belirtirken “Bunu başarabiliyorum.” diyenlerin oranı yüzde 41,9 oldu.

“Hayatınızın ne kadarı özel yaşam odaklı?” sorusuna verilen yanıtlar, iş dışında yaşama ne kadar az vakit ayrıldığını gösterdi. “Hayatımın yüzde 30’undan azı özel yaşam odaklı.” diyenlerin oranı yüzde 41,1 iken sadece yüzde 30-50 arasında diyenlerin yüzdesi 36,4 oldu. Yüzde 50 ila 70 arasında “Özel yaşama vakit ayırabiliyorum” diyenler ise yüzde 17,3 oranında.

Dönemsel olarak değişiyor

Çalıştığı iş yerine aidiyetin de sorgulandığı “Sessiz İstifa” araştırmasında, dönemsel olarak hissiyatının değiştiğini söyleyenlerin oranı yüzde 48 iken, iş yerine kendilerini ait hissetmeyenlerin oranı yüzde 33,5 olarak tespit edildi. İş yerine kendini ait hissedenlerin oranı ise sadece yüzde 18,5.

Gençler yüzde 64,4 oranında iş tanımını net bulmuyorken yüzde 35,6 oranında görev tanımının net olduğunu belirtti.

“Sessiz İstifa” hakkında ne düşünüyorsunuz? sorusuna gençlerin yüzde 24’ünün sessiz istifa sürecindeyim demesi ve yüzde 46,6’sının bu kavrama yatkın olduğunu belirtmesi, dünya gündeminde olan konunun Türkiye’de de yaygın olduğunu ortaya koydu. Gençlerin yüzde 15’i bu yaklaşıma yatkın değilim derken, ne olduğunu bilmiyorum diyenlerin oranı 14,4’te kaldı.

“Sessiz İstifa” sürecini şu an yaşayan, konuya yatkın olan ve yatkın olmayan kişilerin yorumlarının ayrı ayrı analiz edildiği araştırmada; “Sessiz İstifa” yaklaşımına yatkın olmayanların yüzde 31,3’ü, çalıştıkları şirkette kariyer yollarının kapalı olduğunu hissettikleri takdirde bu sürece girebileceklerini belirtti. Bu oranı yüzde 24,7 ile iş-özel hayat dengesizliği, yüzde 18,7 ile iş tanımının net olmaması ve aynı oranda düşük maaş takip etti. Sürece uzak olanların hayatlarındaki öncelikler ise şu şekilde sıralandı: Kariyer yüzde 22,9, özel hayat yüzde 25, aile yüzde 21,5, sağlık yüzde 20,1 ve para yüzde 10,5.

En büyük etken düşük maaş

Youthall tarafından yapılan araştırmada “Sessiz İstifa” sürecinde olan gençlerin kendilerini bu duruma sürükleyen nedenlerin başında “düşük maaş” geliyor. Yüzde 35 oranında verilen düşük maaş yanıtını, yüzde 21,7 ile iş-özel hayat dengesizliği, yüzde 15 ile iş tanımının net olmaması, yüzde 14,2 ile kariyer yollarının kapalı olması ve yüzde 7,9 ile uzun mesai saatleri takip etti.

“Şu an sessiz istifa sürecindeyim” diyen yüzde 24 oranındaki kitle, hangi durumda sessiz istifalarını sonlandırabileceklerini de aktardı. Yüzde 35,8 yan hakların ve maaş haklarının düzenlenmesini ilk sırada belirtti. Buna en yakın oranda alınan cevap ise yüzde 32,9 ile “iş-özel hayat dengesine olumlu katkı sağlayacak düzenlemelerin gerçekleştirilmesi” olarak dikkat çekti. Yüzde 14,6 “kendi çalışma modelini oluşturma fırsatı” derken aynı oranda katılımcı “değişen motivasyonumun yöneticim/işverenim tarafından fark edilmesi” durumunda da “Sessiz istifadan vazgeçerim” dedi.

Z Kuşağında oran yüksek

Z kuşağının yüzde 64,2’sinin gündeminde sessiz istifa var. Yüzde 45,2 ile araştırmaya en yüksek oranda katılım gösteren 18-24 yaş bandının cevapları incelendiğinde yüzde 13,2’si sessiz istifa sürecinde olduğunu, yüzde 50,9’u ise sessiz istifa sürecine yatkın olduğunu belirtti. Bu da özellikle Z kuşağının temsilcilerinden oluşan gençler arasında bu kavramın gündemde olduğunu ortaya koydu. Tüm katılımcıların ortalamasında sessiz istifa sürecine götüren neden; maaş iken, 18-24 yaş grubunda neden olarak ilk sırayı iş-özel hayat dengesizliği aldı.

Araştırmada özgürlüklerine düşkünlükleri ve ne istediklerini net bir şekilde belirtmeleri ile iş hayatında ön plana çıkan Z kuşağının, verilen işler dışında ekstra sorumluluk almayarak ve mesai saatlerinin dışına çıkmayarak sessiz istifa sürecinde olduklarının sinyallerini yöneticilerine verdikleri gözlemlendi.

Kadınlar daha fazla sessiz vazgeçişte

Ankete katılan kadın çalışanların yüzde 68,6’sı sessiz istifa sürecinde olduğunu ya da sessiz istifa sürecine yakın olduğunu belirtti. Kadınların bu sürece yakın olmasının altında yatan en temel etken yüzde 33,9 ile iş-özel yaşam dengesi kuramamaları oldu. Erkeklerin yüzde 58,7’si sessiz istifa sürecinde ve sürece yatkın olduklarını belirtirken kendilerini bu sürece iten en büyük neden ise kadın çalışanlardan farklı olarak yüzde 21,2 ile düşük maaş olarak saptandı.

Altı Ayda Türkiye’de Kurulan Rus Ortaklı Şirket Sayısı 720’ye Ulaştı

Rusya’dan Türkiye’ye yapılan yatırımlarda ağırlık olarak petrokimya, demir-çelik, lojistik, otomotiv ve yan sanayi ile tekstil sektörleri başı çekiyor. Sektör temsilcileri Ruslar’ın ambargo sebebiyle yatırımlarını Türkiye’ye kaydırdıklarını ve Avrupa’ya yapılan ticareti Türkiye üzerinden yaptıklarını belirtiyor. Kurulan şirketler yatırım, üretim ve istihdam açısında da Türkiye ekonomisine katkı sağlıyor.

Türkiye Gazetesi‘nin haberine göre, Avrupa tarafından uygulanan ambargodan dolayı Rus şirketlerinin Türkiye’ye yatırım yaparak ticaretlerine devam ettiklerini belirten iş dünyası temsilcileri “Birçok alanda yatırımları bulunuyor. Ancak bu bir risk. Nihayetinde Avrupa ve ABD’nin Rus şirketlerine ambargosu var ve bu Türkiye üzerinden by-pass ediliyor. ABD’nin bu konuda tavrı çok net ve Ticaret Bakanlığına çeşitli şikâyetlerde bulunuyorlar. Avrupa gümrük kapılarında denetim artırıldı. Ancak alınmış resmî bir karar yok. Şayet Türkiye’den yapılan ihracatta Rus şirketlerinin varlığı anlaşılırsa bizi de çeşitli ambargolar bekleyebilir” açıklaması yaptı.

Gayrimenkul sektöründen faaliyet gösteren Inhouse Global Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Ergüven, Rusya’ya yönelik ambargo sürecinde Rus şirketlerin yönünü Türkiye’ye çevirdiğini belirterek “Ağırlıklı olarak depo ve fabrika alanları alıyorlar. Fabrika için İstanbul, İzmit, Bursa, Çorlu ve Tekirdağ ön plana çıkıyor. Aynı zamanda otel satın alma ve işletme gibi turizm alanına da yatırım yapanlar var” dedi.

Öte yandan Rusya’da Avrupalı şirketlerin yerini Türkler dolduruyor. Türk ayakkabı üreticisi FLO mayıs ayında küresel spor giyim şirketi Reebok’ın Rusya’daki 100’den fazla mağazasını satın alırken Fiba ve Anadolu Efes gruplarının ülkede büyük satın alımlar gerçekleştirildiğini duyurmuştu. Ayrıca Rus gazetesi İzvestiya geçtiğimiz aylarda yaptığı haberde İpekyol, Mudo, adL, LTB, Twist’in Rusya’da mağazalar açacağını belirtilmişti.

6 ayda patlama yaşandı

  • 2018 29
  • 2019 27
  • 2020 33
  • 2021 39
  • 2022 Ocak 9
  • 2022 Şubat 13
  • 2022 Mart 64
  • 2022 Nisan 136
  • 2022 Mayıs 116
  • 2022 Haziran 153
  • 2022 Temmuz 101
  • 2022 Ağustos 128

Türkiye ‘Gelir Adaletsizliği’nde 37 OECD Ülkesi Arasında 4. Sırada

İktidar ekonomide pembe tablolar çizse de açıklanan veriler, bunu doğrulamıyor. Türkiye, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 37 üyesi arasında gelir dağılımı adaletsizliğinin en yüksek olduğu 4. ülke.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri içinde ise gelir eşitsizliğinde Türkiye’den daha kötü durumda olan tek ülke Bulgaristan.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’de halkın yüzde 40’ı gelirin sadece yüzde 16,5’ini alıyor. En zengin yüzde 20’lik grup ise gelirin yüzde 47,5’ini alıyor.

Gelir dağılımı eşitsizliğinin ölçülmesinde en çok kullanılan yöntemlerin başında Gini katsayısı geliyor. Gini katsayısı 0 ile 1 arasında bir değer. Sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında eşitliği, bire yaklaştıkça ise gelir dağılımında bozulmayı anlatıyor. OECD’nin 2021 veya en yakın yıl verilerine göre zirvede 0,487 puan ile Kosta Rika yer alıyor. Ardından Şili (0,46) ve Meksika (0,42) geliyor. Dördüncü sıradaki Türkiye’nin 2018 yılındaki Gini katsayısı ise 0,397 puan.

Türkiye’den sonra ABD ve İngiltere geliyor

OECD verisinde Türkiye’den hemen sonra ABD (0,395) ve İngiltere’nin (0,366) gelmesi dikkat çekiyor.

En az gelir adaletsizliği Slovakya ve Slovenya’da

Gini katsayısına göre gelir adaletsizliğinin en düşük olduğu ülkeler Slovakya (0,222) ve Slovenya (0,246). Diğer bazı ülkelerde ise Gini katsayısı şöyle: İtalya 0,33; İspanya 0,32; Yunanistan 0,308; Fransa 0,292; Almanya 0,289 ve Çekya 0,248.

AB üyeleri içinde ise en yüksek oran 0,402 puan ile Bulgaristan’da. Türkiye, AB ülkeleri içinde gelir adaletsizliğinin en yüksek olduğu ikinci ülke konumunda.

Gelir dağılımının hesaplandığı diğer yöntem ise toplumdaki en yüksek ve en düşük gelire sahip grupların toplam gelirden aldıkları payların karşılaştırılması. Toplumun en zengin yüzde 20’lik kesiminin geliri ile en yoksul yüzde 20’lik kesiminin gelirine oranı karşılaştırılarak P80/P20 hesaplanıyor. Farkın fazla olması gelir dağılımı eşitsizliğinin yüksek olması anlamına geliyor.

OECD’nin 2021 veya en yakın yıl verilerine göre Türkiye 37 OECD üyesi arasında gelir dağılımı eşitsizliğinin en yüksek olduğu 5. ülke. P80/P20 oranında eşitsizliğin en fazla olduğu 13,3 puan ile Kosta Rika. Ardından Şili (10,3), Meksika (8,9) ve ABD (8,4) geliyor. En düşük ise 3,2 puan ile Slovakya’da.

Türkiye’de gelirin yarısını yüzde 20’lik kesim alıyor

TÜİK’in sıralı yüzde 20’lik gruplar itibarıyla yıllık eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert gelirinin dağılımı da Türkiye’de gelir adaletsizliği gösteriyor. 2020 anket yılı ve 2019 referans yılı verilerine göre Türkiye’de en zengin yüzde 20’lik kesim gelirin yüzde 47,5’i alıyor. En yoksul yüzde 20’lik kesim ise gelirin sadece yüzde 5,9’unu alabiliyor.

8 Ayda İşsizlik Ödeneğine Başvuran Sayısı 1.1 Milyonu Aştı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Utanmadan sıkılmadan işsizlik var diyorlar” dese de yılın ilk 8 ayına ilişkin veriler Erdoğan’ı yalanladı. Öyle ki bu yılın ilk 8 ayında çalışırken işten atılan ve işsizlik ödeneğine başvuran kişi sayısı 1 milyon 105 bin 947 oldu. Böylece 8 aylık dönemde her ay 138 bin 243 kişi, her gün ise 4 bin 608 kişi işten atılmış oldu.

Konu hakkında açıklamalarda bulunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, “Bakan Nebati her ne kadar Türkiye’nin büyüdüğünü, istihdamın arttığını söylese de resmi veriler bunun tam tersini iddia etmeye devam ediyor. Sadece temmuz ve ağustos ayında yani bir aylık dönemde işten çıkartılanların sayısı ise 140 bin 889 kişi oldu” dedi.

Bu yıl şu ana kadar en çok işten atılmaların olduğu şehrin 236 bin 400 kişi ile İstanbul olduğunu anlatan Ağbaba, “İstanbul’u 73 bin 440 kişi ile Ankara ve 58 bin 121 işten atılmayla İzmir izledi. Sanayinin yoğun olduğu Bursa ‘da 47 bin 84 kişi işten atılırken, Kocaeli’de bu yıl içerisinde işten atılanların sayısı ise 30 bin 718 olarak kayıtlara geçti” diye konuştu.

İşsiler kaderlerine terk ediliyor

Ocak-ağustos ayları arasında 1 milyon 105 bin 947 kişi işten atıldığı için işsizlik ödeneğine başvuru yaparken, başvuru yapanların sadece 538 bin 798’i ödenek almaya hak kazandı. Bu durumda işten atılanların neredeyse yarısı ödenek almaya hak kazanamadı. Türkiye’de işsizlik sigorta fonu işsizlerden çok işverenlere ve yandaş sermayeye kaynak olarak aktarılırken, işsizler ve işten atılanlarda bizzat iktidar tarafından kendi kaderlerine terk ediliyor.

İktidar, Rekor Bütçe Açığına Doğru Koşuyor!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, bugün yaptığı yazılı açıklamada, yıl bitmeden TBMM’den ikinci bütçeyi çıkaran iktidarın, aldığı ek ödeneği de faize aktardığını vurguladı.

“Merkezi yönetim bütçesi, KİT’lere borç verme, iç ve dış borçlar ile bankaların toplayıp kredi olarak sattığı kur korumalı mevduatlar (KKM) için faiz ödeme bütçesine dönüştü diyen Bulut, “Bu yılın ilk sekiz aylık döneminde iç ve dış borç faiz ödemeleri 169,6 milyar liraya yükseldi. KKM için ödenen 75,6 milyar liralık faiz ödemeleri de dahil edildiğinde, toplam faiz ödemesi 245,2 milyar liraya ulaştı. Bütçe, faiz ödemeleri nedeniyle kevgire döndü. AKP döneminde bütçeden yapılan faiz ödemeleri, 1 trilyon 543 milyar liraya kadar ulaştı. Yıl sonuna kadar bütçeden iç ve dış borçlar için toplam 330 milyar lira faiz ödenmesi öngörülüyor. Bu tutar, KKM için yapılacak faiz ödemesiyle birlikte 500 milyar liraya yakın bir büyüklük oluşturacak” ifadelerini kullandı.

Bulut, şunları kaydetti: Hiçbir şekilde rakamları tutmayan Orta Vadeli Program’da, 17 Ekim’de TBMM’ye sunulacak olan 2023 yılı bütçesiyle iç ve dış borçlar için ödenecek faiz tutarı şimdiden 565,6 milyar lira olarak öngörülüyor. Gelecek yıl KKM için ne kadarlık bir faiz farkı ödemesi yapılabileceğine ilişkin tahmin henüz belli değil. KKM’nin bütçeye yükü, kartopu gibi günden güne büyüyor.

Bütçeye yükünün ne kadar olacağı henüz belli olmasa da en iyi ihtimalle 200 milyar liraya yaklaşacak KKM faiziyle birlikte 2023 yılında bütçenin faiz yükünün en az 750 milyar liraya bulacağı belirtiliyor. Sadece iç ve dış borç faiz ödemesi için 2023 yılında ayrılan tutar, 2022 yılındaki 330 milyar liraya göre yüzde 71,5 oranında artacak ve bütçenin en yüksek artan kalemi olacak.

“İktidar, rekor bir bütçe açığına doğru gidiyor”

Hem bu yılın hem de gelecek yılın bütçesinde büyüyen bir başka kalem ise KİT’lere bütçeden verilecek ‘borç’ olarak gözüküyor. Bu yılın ilk sekiz aylık döneminde bu kuruluşlara bütçeden verilen borç, geçen yıla göre 6 kat artarak 150 milyar lirayı geçti. Bu rakamın, bu yılın tamamında 292 milyar lirayı, gelecek yıl ise 359 milyar lirayı bulması bekleniyor. Bütçede ‘borç verme’ adıyla sınıflandırılsa da KİT’lere verilen bu tür borçlar geri tahsil edilemiyor. Seçim yılı olan 2023 için kesenin ağzını açacak olan iktidar, rekor bir bütçe açığına doğru gidiyor.”

7 Ayda 966 Bin Kişi İcralık Oldu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, partisinin Genel Merkezi tarafından hazırlanan Haftalık Ekonomi Raporu’ndan verileri derledi ve yurttaşların borç krizine ilişki değerlendirmelerde bulundu.

İcra takibi sayısının sürekli arttığı, vatandaşın gıdaya erişimde zorlandığını, dar ve sabit gelirlinin ise konut sahibi olmasının artık olanaksız hale geldiğini vurgulayan Gürer, “İcra ve borçlanma artıyor. Yoksulluk yaygınlaşıyor. Dar ve sabit gelirli ekmeği her geçen gün küçülüyor. Lokmaya doğru iniyor. Ailece çalışarak yaşama tutunmaya çalışanlar dahi sağlıklı beslenmeden uzaklaşıyor” ifadelerini kullandı.

‘966 bin kişi yasal takipte’

Evrensel’de yer alan habere göre Gürer, bu yılın ilk 7 ayında 538 bin 254 kişinin kredi kartı borcunu, 659 bin 89 kişinin de tüketici kredisi borcunu zamanında ödeyemediği için yasal takibe alındığını aktardı. Gürer, birden fazla bankaya olan borcu yüzünden ya da hem kredi kartı hem de tüketici kredisi aynı anda takibe alınanlar tek kişi sayıldığında bu dönemde toplam 966 bin 463 kişinin bankalar tarafından icra takibine alındığını kaydetti.

İcra takibine alınan tekil kişi sayısının geçen yılın aynı dönemine göre 224 bin 993 kişi arttığına da vurgu yapan Gürer, “Önceki yıllarda takibe alınıp icraya verilenlerden borcu devam edenlerin sayısı temmuz sonu itibarıyla 4 milyon 144 bin 303 kişiye ulaştı. Bu durumda olanların sayısında geçen yıl temmuz ayına göre 500 bin kişilik bir artış yaşandı” bilgisini paylaştı.

Gürer, “İcra dosyaları gelir gider dengesi sürekli bozulup borcunu ödeyemeyenlerin içinde bulunduğu zor şartlarında göstergesidir” diye konuştu.

CHP Milletvekili Gürer, Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi’nin verilerine göre, bankalara kredi kartı ve tüketici kredisi borcu bulunan vatandaş sayısının son bir yılda bir milyon 892 bin kişi daha artarak 36 milyon 362 bin kişiye yükseldiğine dikkat çekti. Gürer, “Vatandaş borcu borçla ödeyip ayakta kalmaya, yaşamı sürdürmeye çalışıyor. Bankalara mecbur yaşam riskli. Ödeyemediğinde ise icra kapıda” şeklinde konuştu.

Konut fiyatları hatırlatması

Konut fiyatlarının son bir yıl içinde yüzde 173,8 arttığına da değinen Gürer, konut metrekare birim fiyatının son bir yılda yüzde 198,5 oranında artarak 13 bin 936 TL’ye kadar ulaştığını söyledi.

Bu yıl temmuz ayı itibarıyla son bir yıllık dönemde Türkiye genelinde ikamet amaçlı konut maliyetlerinde yüzde 110,1 oranında artış yaşandığını aktardı. Gürer, sabit ve dar gelirlilerin ev alabilme umudu olmadığı için TOKİ şartlarına bakmadan başvurduğunu söylerken, uzmanların TOKİ’de yaşanabilecek sorunlara dikkat çektiğini kaydetti.

Türkiye’de Yaşayan Dolar Milyoneri Sayısı 29 Bin 400

Ekonomik krizin her geçen gün biraz daha derinleştiği bu dönemde çarpıcı bir rapor yayınlandı. Rapora göre, Türkiye’de yaşayan dolar milyoneri sayısı 29 bin 400, multimilyoner sayısı 1470 ve 100 milyon dolar ve üzerinde varlığı olan kişi sayısı 84.

Rapora göre, New York’ta yaklaşık 345 bin 600 milyoner, 10 milyon doların üzerinde varlığa sahip 15 bin 470 kişi, 100 milyon dolar veya daha fazla serveti olan 737 kişi ve 59 milyarder bulunuyor.

Japonya’nın başkenti Tokyo, 304 bin 900 yüksek servetli birey ile ikinci sırada yer aldı. Raporda, Tokyo’da 7 bin 350 kişinin multimilyoner, 263’ünün 100 milyon doların üzerinde ve 12’sinin milyarder olduğu tespit edildi.

San Francisco’da 276 bin 400, Londra’da 272 bin 400, Singapur’da 249 bin 800, Los Angeles’ta 192 bin 400, Pekin’de 131 bin 500 milyoner yaşıyor.

Yatırım göçü danışmanlığı Henley & Partners tarafından hazırlanan yeni bir rapora göre New York, dünyanın en yüksek servetine sahip bireylerine ev sahipliği yapıyor.

Rapora göre, New York’ta yaklaşık 345 bin 600 milyoner, 10 milyon doların üzerinde varlığa sahip 15 bin 470 kişi, 100 milyon dolar veya daha fazla serveti olan 737 kişi ve 59 milyarder bulunuyor.

Bloomberg HT’deki habere göre rapor, New York’un 8,38 milyon vatandaşının yaklaşık yüzde 4’ünün 1 milyon doların üzerinde değere sahip yatırım yapılabilir varlıklara (mülk, nakit veya hisse senedi) sahip olduğunu ortaya koyuyor.

10 milyon dolardan fazla değeri olan varlığa sahip olanların sayısı ise 15 bin 470. New York sakinlerinin sahip olduğu toplam özel servet 3 trilyon doları aşarken, bu rakam çoğu G-20 ülkesinde tutulan toplam özel servetten daha fazla olması açısından dikkat çekiyor.

Japonya’nın başkenti Tokyo, 304 bin 900 yüksek servetli birey ile ikinci sırada yer aldı. Raporda, Tokyo’da 7 bin 350 kişinin multi-milyoner, 263’ünün 100 milyon doların üzerinde ve 12’sinin milyarder olduğu tespit edildi.

Henley & Partners’a göre, Türkiye’de yaşayan dolar milyoneri sayısı 29 bin 400, multimilyoner sayısı 1470 ve 100 milyon dolar ve üzerinde varlığı olan kişi sayısı 84.

San Francisco’da 276 bin 400, Londra’da 272 bin 400, Singapur’da 249 bin 800, Los Angeles’ta 192 bin 400, Pekin’de 131 bin 500 milyoner yaşıyor.