Serkan Türk kimdir? Hayatı, Eserleri

1977 yılında Trabzon’da dünyaya gelen Serkan Türk, yükseköğrenimini işletme dalında tamamladı. 1993 yılından itibaren çeşitli radyo kanallarında yöneticilik ve yayıncılık yapan Serkan Türk’ün şiir ve öyküleri Almanca, Azerice, Bulgarca, Felemenkçe ve İngilizceye çevrilip yayımlandı.

Haber Merkezi / Değişik edebiyat dergilerinde deneme ve öyküleri yayımlan Serkan Türk, arkadaşları Arzu Alkan ve Ercan Yılmaz ile birlikte Trabzon’da Ada dergisini çıkaranlar arasında yer aldı. Berlin merkezli Freitext adlı dergi ile iki yıl boyunca ortak çalışmalar yaptı. Uzak Yaz , Rüzgârlı Camlar, Tanrı’nın Yalnız Kırları, Bak Önümüzde Yeni Bir Mevsim ve Uyurgezer Bir Gölge, Serkan Türk”ün okura ulaşan öykü kitapları oldu. Yazarın, Her şeyin Güzel Olma Nedenleri, İçimiz Çölse Biri Geçmiştir ve Uzun Ruhlu Bir Cüce adlı üç de şiir kitabı bulunmaktadır.

Ausgang adlı bir romanı da bulunan yazarın doğduğu ve yaşadığı şehri anlattığı Güneşli Bayır’ın yanı sıra, Türk sinemasının 100. yılına denk gelen Yüzyıllık Perde adını verdiği 53 yazarın kişisel hikâyeleriyle bir filmi anlattığı proje kitabını hazırlamıştır. Radyo programcılığı, iletişim ve yaratıcı yazarlık dersleri veriyor. sadece Şiir dergisinin editörlüğünü yapıyor. Edebiyatburada adlı internet sitesini yönetiyor ve YouTube üzerinden edebiyat odaklı programlar hazırlayıp sunuyor.

“Çöl ve Kir”

bıraktığım, sustuğum, sırt döndüğüm
ne varsa benimle geliyor

içeriye açılan kapılar vardır
orada dururum birinin önünde
bakarım dönecek anahtarlara
kilitlere,
açılacak olana

tuhaf bir belirsizlik çöker akşamla
bir salyangoz yürür yeniden
aynı serin yaprakların arasında

hem ağrısısın içimin
hem istediği şenlik,

döndüm dersin
yakasını düzeltirken gömleğimin
kiriyle karşılaşmış kalbim sevinir
söz edersin tozundan kumundan ayaklarından

içimiz çölse biri geçmiştir

“Geçen Kış”

babamı bahçeye gömdük geçen kış
en güzel yerlere bakıyor şimdi dedim
tepeleri göstererek arkadaşlarına

öyle birden bire uçtu
kuşlarımdı, yolunmuştu göğüm
alçaktı, tavandı ve yalnızlıktı sonra
gökkuşağı yağmurundu
açılmış bir zarftı sözün saflığı: ölüm

iki kirazda güzelleştirebilirdi
yetinmekti kurtaran bizi yalnızlıktan
çok ağlama diyordum kendime
sen de çok ağlama boşalttığın odalarda

o gün içimi nereye bıraktım
yıkasınlar götürsünler bütün gölgelikleri
her yerde aynı zamansızlık
dökülür perdeler akşamlara

babamı bahçeye gömdük geçen kış
en güzel yerlere bakıyor şimdi dedim
ağlayan soran arkadaşlarına

“Son Yürüyüş”

ben kendimle nereye taşınsam
orası gecenin köründe sana gelir
geçmiyordum, geçemiyordum senden,
kararlı bir gül gibi batmıştım dikenlerine
sanki kocaman kulağıydım evrenin

her ayrılıkta bütün sesler bende birikti

çok alıştım ulumasına içimdeki köpeklerin
hepsinin bağı çözüldü yalnızlıktan
kimi karıştı ilerideki çalılığına bahçenin
kimi ayın peşinden gitti sızlanarak benim yerime
orada başladı çöl ve uğultusu rüzgârın
gülün sesine bülbülün kokusuna karışarak
ateş böcekleri söndürürdü karınlarındaki fenerleri
her gece acılarımı ehilleştirdim tenimde

yüzüne baktım yıldızlarını dinledim
göğsünün alçalıp yükselmesi bir deniz
ikimiz aynı okula gitmişiz çocukken
o yüzden benziyoruz birbirimize
yolunu uzatıyoruz evlerin

allah biliyor gönlümüz bazen şen
bulduğumuza şükrediyorum birbirimizi
ama bazen dünyam küçük dar oda
zehir zıkkım kara bulutlar yağıyor üzerime

sen beton evlerin arasında yittin
kentin batısına doğru son yürüyüşümüz oldu bu
ben kendimle nereye taşınsam
orası gecenin köründe senden gelir

Serkan Özer kimdir? Hayatı, Eserleri

1981 yılında Malatya’nın Hekimhan İlçesi’nde dünyaya gelen Serkan Özer, ilk ve orta öğrenimimi Hatay’ın Samandağ İlçesi’nde tamamladı. Lisan eğitimini Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde Sınıf Öğretmenliği okuyarak tamamladı.

Haber Merkezi / Yüksek Lisansını Eğitim Yönetimi ve Denetimi Alanında yapan Serkan Özer, bir süre sınıf öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Başakşehir’de bir devlet okulunda halen yöneticilik görevi yapmaktadır.

Üniversite yıllarında arkadaşlarıyla çıkardığı Çekçeko adlı fanzinde şiirleri yayımlandıktan sonra ilk şiirini 2003 yılında Nikbinlik dergisinde yayımlanmıştır. Daha sonralarında Varlık, Akatalpa , Yarabandı, Budala, Eliz Edebiyat, Çini Kitap,Şiirden, Islık, Kaçak Yayın, İspinoz, İmlasız, Bireylikler, Mühür, Taflan, İmgelem Çocukları, Lacivert, Üvercinka,  gibi dergilerde şiirleri yayımlanan Özer’in şiirleri şiir yıllıklarında da yer almıştır.

2003-2004 yıllarında Yarabandı adında arkadaşlarla kısa süreli de olsa bir dergi çıkarma deneyimi olan Serkan Özer’in 2020 yılında Koş Kişot adlı kitabı yayımlanmıştır.

“Koş Kişot”

kusursuz bir sürgüne yollamıştım seni yaralanma diye.
o zamanlarda en sevdiğim renk maviydi. şimdilerde koyusu.
tekrar acılarla çıkaramadım yokuşlarda yükümü, ağırdım.
içine Çanakkale dolan her sokak benim olmuştu ayazlarda.

umutsuz olma demişlerdi kuraklıklarda! olmadım sandım!
yürümedim ki bileyim tadını ayak parmak uçlarımın sancısını.
kaçırdılar gözlerimi bir odada birden çok kayıplarım mevcutken.
benim için dağılan yollardan birleşen yarınlardan umarsızdım.

gözlerimin kızardığını gören çocuklar deniz yüzlü olanlardı.
onlar da benim gibi hazır değillerdi geniş omuzlu korkulara.
eyvallah demeyi öğrendiğim günlerin hepsinde kanım sessiz.
ağır da olamadım sağır da, hep yalınayak bastım karmaşaya.

iyi bilirdim yalnızlıktan gülmemeyi, kesik kesik düşler ardında.
söyleyemediğim acıyı da söylenmiş gibi yaptım, keyifliydi.
sonunu bitiremediğim laflarda aynı şiirden bedenimin sızısı.
yüzümü astığımdan beri koş kişot!

“Ebemkuşağında At Gezintisi”

İhsan Üren’e

benim bir atım var İhsan Amca!
tek kişilik
olacağı bu
ben buyuruyorum açılıyor
saçlarının tokası

ebemkuşağı dolanıyor başımda
unuttum amca
yağmur yağmıştı az evvel
onu da yazacaktım sana
yoksa çıkmaz ebemkuşağı
öyle olur ya hep
(ben dolaşamam kuşaksız)

benim bir akordeonum var İhsan amca
ama Madam Anahit’inkinden değil!
kendimden bir parça

bir anı şarkısından nakarat
son durakta inemeyen çocuğun şapkası hüznünden
evimin penceresinden kaçmış
mor kelebekler cinsinden

demiştim ya kuşaktan evvel
benim bir atım var diye
ama ne yılkısı var
ne de gemi
tek kişilik üstüne üstelik

ben buyuruyorum açılıyor
saçlarının tokası.

“Keyfe Keder Darbuka Dümbelek”

I

yarı açık uyandın! yalnızlık favorin çay yoktu.
aşk içinde parmak oynatmadan şahını aldılar.

aslı varken hayaline giden, yola bakan, kül yutan,
her taşın altında dünü arayan, geçilmez kale, mühürlü kapıydın.

düşünde balık görür yüce sıfır ile köşe başını tutar,
üstü körlenmiş şansını yel ile kovalardın! zaman bekçindi.

vurdular iskeleni, vapur, gemi, bin bir deniz.
darbukalarla dalga , güneyden dönerken astalavista bebek!

körebelerin kuşattığı şiirsiz okuma bayramlarında,
fiillerin de olmalıydı! onlar hiç olmadılar.

II

yüzü kapalı toprağa çöktün. kim sana uğradı kim öğündü?
isteyen görebilirdi seni, sana göre karaydı aşk.

davullar çalıyordu cep pasajında.
çektin çeşni yabancıları, düşsün dediklerin yaşadı.

illa ki büyüdün! aşk içinden çıkarken.
büyüdün illa ki, yalandan kalp krizi de geçirdin.

uyumsuzluk mu? o sözlükte yoktu! olamazdı da.
sorsalar cevaplayamazdın dilin ağrısını.

su çizgisinden başka çizgisi olamayanlardan,
keyfe keder darbuka dümbelek nikahsız düğündün.

Serkan Ozan Özağaç kimdir? Hayatı, Eserleri

26 Temmuz 1981 yılında Hatay’ın İskenderun İlçesi’nde dünyaya gelen Serkan Ozan Özağaç, günümüz şiirinin önemli genç şairlerindendir. İlk ve ortaöğrenimini İskenderun’da tamamlayan şair, sırasıyla Marmara Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, Université Lumieré Lyon 2 ve Paris’te Sorbonne’da öğrenim gördü.

Haber Merkezi / Fransa’daki öğrenimini yarıda bırakarak İstanbul’a geri dönen Özağaç’ın ilk şiiri 2000 yılında Milliyet Sanat dergisinde yayımlandı. Ardından Varlık, Kitap Zamanı, Türk Dili, Sanat Adam, Uç, Ada, Güzel Yazılar, Kitap-lık, Yasakmeyve ve Granada gibi dergilerde şiir ve yazılar kaleme aldı. İlk şiir kitabı Ağrılar, 2003 yılında C Yayınlarından çıktı. Serkan Ozan Özağaç’ın yayımlanmış şiir kitaplarının yanı sıra editörlüğünü yaptığı kitaplar ile bir çeviri kitabı bulunmaktadır.

İlk şiir kitabı olan Ağrılar Kitabı (2003) ile edebiyat dünyasına hızlı bir giriş yapan Serkan Ozan Özağaç, 2012 yılında Gül Ayetleri adlı şiir kitabını 2015 yılında ise Marie Sophie adlı şiir kitaplarını yayımlar. Şairin ilk yapıtı olan Ağrılar Kitabı (2003); acı çekme motifinin kutsal kitaplardan, Batı şiirinden ve geleneksel/ modern Türk şiirinden gelen geniş bir birikimle yeniden yorumlanması bağlamında dikkat çeker.

Serkan Ozan Özağaç’ın edebî kişiliğinin oluşmasında Baudelaire’in etkisi vardır. Şairin ifadesiyle ‘hayatın bir ıztırap deryası olduğu gerçeğine’ Baudelaire’i okuyarak vâkıf olur. Serkan Ozan Özağaç’ın Marie Sophie adlı şiir kitabında şiirler birbirinin devamı niteliğindedir. Eserde genç şair, Marie Sophie’yi varlıktan çok yokluktan meydana gelen ya da mahiyetinin yokluk olmasını arzuladığı bir kadın olarak tasvir eder.

“Derin Yazgı”

Duvarlar, korkular, bu soğuk odaların uzağında
Bir bahçe durur, sessiz! Rüzgarı hayalimize düşen
Gideriz… Yol alır birden Aşk’lar yeni iklimlere
Kimin kalbinden savrulur, o gül; hüzne dönüşen?

Yaz da bitti! Dönelim, aradığımız belki bir liman
İşte! Mevsimler arkasından bir tekne mi görünür?
Ki ağlaşır yüzümüze değdikçe dalgalar
Bizimdir, derin sularda çırpınan acılı ömür!

Sen ve ben, karanlığın baktığı sulardan geçerek
Başka yerde olmak isteriz; vücudumuzdan ötede!
Ama Mutluluk ve Haz, kalpteki kayalardan da yüksek
– Döneriz yazgımıza, tekrar gidebilmek’çin düşlere

 

Serkan Işın kimdir? Hayatı, Eserleri

28 Ekim 1976 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Serkan Işın, Kültür Koleji ve Kabataş Erkek Lisesini bitirdi. İstanbul Teknik Üniversitesi Fizik Mühendİsliği Bölümünden mezun oldu. Arkadaşlarıyla birlikte Mizan adlı bir dergi çıkardı. Bir müddet Varlık Yayınlarında çalıştı. 2004-2005 yılları arasında Yasakmeyve dergisinde editörlük yaptı.

Haber Merkezi / Şiirle yakından ilgilendi ve İki Şehir Arası Gece ve Şeyler (1999) adlı eseriyle İnkılap Yayınları Şiir Ödülü’ne layık görüldü. 2003’ten bu yana Poetik Har(s) adlı şiir dergisini çıkarmaktadır. Hâlen bu derginin ve poetikhars.com isimli sitenin editörü olan Işın, İstanbul’da çalışmalarını sürdürmektedir.

İlk şiiri Düşlem’de yayınlanan Sekan Işın günümüzün önemli şairleri arasındadır. Şiir, öykü ve yazılarını 1997’den itibaren; Mizan, Atlılar, Kökler, Kuzay Yıldızı, Bir Bilet Gidiş-Dönüş, Eylül Öykü, Uç, İmece, Yeni Biçem, Yaratım, Varlık, Yom, Ücra, Ağır Ol Bay Düzyazı, Parşömen, Kül, Yasakmeyve, kitap-lık ve Hece gibi süreli yayınlarda yayımlamayı sürdürmüştür. İki Şehir Arası Gece ve Şeyler (1999)!de sokakların, odaların, ofislerin, trafiğin, arabaların, asansörlerin, kadın yüzlerinin, çelmelerin, burkulmaların, tatminsizliklerin, palyaçoların, telefon ahizelerinin, fesleğenlerin, martıların, kuş resitallerinin ve yüzyılın sonunun gecelerini anlatmıştır. Şairin özellikle üçüncü kitabından itibaren her kitabı başka bir dünyaya kapı aralamaktadır.

Işın, Nesnevî (2002)’de modern insanın yalnızlığını, Hz. Hubble’ın Rüyaları (2005)’nda -Türk şiirinde hiç ele alınmadık bir tarzda- dünyanın ve insanın gidişatını, Bonus (2007)’ta kapitalizm karşısında günümüz insanını, dada korkut (2009)’ta, bu kitaba gelinceye değin iyice sağlamlaştırdığı şiirini ve yazma tekniğini dizelere işlemiştir. Bununla da yetinmeden şiir sistemini bırakıp, şiirin içinde bir teknikten ötekine geçişin bile ötesine geçerek, alfabe ve şiir yazma kuralını değiştirerek görsel şiire geçmiş ve okura dört farklı dünya sunmuştur.

dada korkut (2009) şairin, 2003 yılında Zinhar dergisi çevresinde başlayan ve 2009’a kadar 6 yıllık bir zamana yayılan görsel şiir çalışmalarından oluşan kitabıdır. 94 sayfalık seçki, şairin yayımlanmamış birçok görsel şiir ve işini içermektedir. Bir deney olarak ortaya atıldığından bu yana şiirimizde keskin tartışmalara yol açan görsel şiir “meselesi”, dada korkut kitabıyla dilimizdeki ilk eserini vermiştir. Tipografi, harf, kelime, parça, tarama, fotokopi, resim vb. birçok öğenin şiirin malzemesi olarak ortaya çıktığı Görsel Şiir, gözü pek bir deney girişimi olarak okurun şiir ve okuma alışkanlıklarını sarsmaya yönelmektedir.

Anlam nedir, resim ve şiir bir arada olur mu, şiiri şiir yapan nedir, uyum, ahenk, üslûp, teknik nedir, teknoloji karşısında şiir nedir gibi, şiirin gündemini belirleyen sorulara, sözlü kültür, yazılı kültür ve basılı kültür arasındaki farklar üzerinden cevap arayan dada korkut, modern şiirimizi oluşturan alışkanlıklarımızla da kavgaya tutuşmaktadır. Her kitabında yeni bir teknik deneyen şair, işini bitirdiği teknikte fazla oyalanmadan yeni bir yeniliğin peşine düşmektedir. Her kitabında, sonraki kitabın ilk şiiriyle bir önceki kitabın dünyasından da, şiir yazma tekniğinden de dışarı çıkmaktadır. Kitaplarını içinde bir bütünlük olarak tasarlamaya özen gösteren Serkan Işın’ın bütün şiirleri Büt’an Şiirleri (2018) adıyla bir araya getirilmiştir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Serkan Engin kimdir? Hayatı, Eserleri

Şair, yazar, çevirmen Serkan Engin, 1975 yılında İzmit’te dünyaya gelmiştir. Serkan Engin’in 2001 yılından bu yana ulusal, 2010 yılından itibaren uluslararası edebiyat dergilerinde şiirleri ve poetik yazıları yayımlanmakta. 

Haber Merkezi / Şiir teorisi üzerine şiirleri ve makaleleri Türkiye’de elliden fazla edebiyat dergisinde yayınlandı. 2004 yılında Imagist Socialist Poetry adlı bir şiir manifestosu yayınladı. Türk şiirinde yeni bir akım başlatmaya çalışmış ve bu amaçla edebiyat kuramına ilişkin çok sayıda makale yayınlamıştır.

Şiir teorisi üzerine şiirleri ve makaleleri, The Tower Journal, Poetry’z Own, Belleville Park Pages, Far Enough East, Spilled Infinitive Lit Magazine, Empty Mirror, The Writer’s Drawer gibi dünyanın birçok uluslararası edebiyat dergisinde İngilizce olarak yayınlandı.

Şiir Süper Otoyolu, Mucize E-zine, Industry Night Lit Magazine, Open Road Review, Shot Glass Journal, The Criterion ve Mediterranean Poetry. Şiirlerinden bazıları, önde gelen Japon felsefe ve şiir dergisi Shi to Shisou’da Japonca yayınlandı. Ayrıca şiir teorisi üzerine şiirleri ve makaleleri İtalyanca, İspanyolca, İsveççe, Ermenice, Azerice, Farsça, Bengalce, Kürtçe, Zazaki, Rumca ve Lazca’ya çevrildi. İngilizce şiirlerinden bazıları uluslararası tematik şiir antolojilerine kabul edildi.

“Genelev Travması”

çürümüş düş kokulu odalarda
ıslak bir hayal kırıklığına açılır
kapıların köhneliği
duvarlara sinmiş sahte orgazm senfonileri
arabesk sloganlar hecelenir aynalarda
pencereler sımsıkı gizler yüzünü utancından
perdelerin ardına
buruşuk yatakta akan kirli bir nehir

kadın ki acının asi cambazı
dikenli teller üzerinde
dirimle ölüm arasına gerili
yırtık hevesleri diker kasıklarında
içinden geçer kezzaplı gecelerin
yaslayarak başını umudun omzuna
kirli banknotlar istila eder
hoyrat coğrafyasını şehvetin

“Kentin Aşk Gerillası”

bir gelincik tarlasıyla bir molotof
kokteylini karıştırırsak aynı cezvede
fincana dökülen ben oluyorum
öfke’ye yaslanarak dik
durabiliyor hayatın ortasında kalbim
parmaklarımın arasından dökülen uçurtma
gölgeleri,mor bir düğme
gibiyim yalnızlığa ilikli

bu gece kadehlere bölüştürdüğüm
Güzel şarabın Marmara’lı Nilgün’ü
Ömer Hayyam ve ben şarâbi
rubailer okuyoruz hüznün yüzüne karşı
Aşk yakamızdan düşsün için

( aslında her Aşk yanmaya bir bahanedir
kendine dönen bir pervaneyim
nârım özümdedir )

bu gece dalgın gemiler
geçiyor yine kıyılarından gözlerimin
gene de tek başıma Çin
ordusuyum karşısında kederin
keder ki acı’nın ağır abisi
kim hesaplayabilir ki hayal kırıklığımın hacmini

( yüklemi hep aynı nesnesi çok
bir cümle Aşk dediğin
aslında ben nâra aşıkım
Aşk bana nâr )

bu gece buruk bir anons
olup geçiyorum
haber ajanslarının sarhoşluğundan :
dikkat ! kederden kanayan ağır
bir yalnız için acele Aşk aranıyor…

( aslında her Aşk ‘görülmüş’
eski bir mektuptur,kalbimin
köhne çekmecelerinin dibinde
hangi birinize ağlayayım
ne çok terk ettiniz beni be ! )

Serdar Ünver kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Ocak 1955 yılında Bursa’nın Orhangazi İlçesine bağlı Karsak Köyü’nde dünyaya gelen Serdar Ünver, Gemlik Atatürk İlkokulu’nu, Gemlik Ortaokulu ve Lisesi’ni bitirdi. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu.

Haber Merkezi / Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni olarak Ordu/Ünye’ye atandı. Gemlik Ticaret ve Meslek Lisesi’nde öğretmen ve bir süre Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Gemlik Ticaret ve Meslek Lisesi’nden emekli oldu.

2012 yılından bu yana Bursa’da ve Macaristan’da yaşamakta olan Serdar Ünver, Edebiyatçılar Derneği üyesidir. ‘’Başak Sokak’’ adlı ilk şiiri üniversite yıllarında Ankara’da Hisar dergisinde çıktı. Yeni Biçem ve Akapalta başta olmak üzere Kitap-lık, Sincan İstasyonu, Varlık, Yasakmeyve, Eşik, İzlek, Şiir-lik, Mühür, Çağdaş Türk Dili, Patika gibi birçok dergide şiirleri yayımlandı.

Serdar Ünver’in Kuşlar Kanadı ve Bakakalmak adlı eserlerindeki şiirlerinin tamamı çobanıl şiirlerdir. Şair öznel ve toplumsal dağdağayı dağlarda, ovalarda, deniz-göl kıyılarında dolaşarak kuşlarla, böceklerle, bitkilerle hemhal olarak atabildiğini belirtmiştir. Şiir türlerinin hatta temalarının da bir karakteri olduğuna inanan Ünver, çobanıl şiirin doğanın dinginliğini, hesapsızlığını, kitapsızlığını giyindiğini söyler.

Arkası Dün ve Eylül Avlusu eserlerinde tematik bir bütünlük gözetmeden sadece saf şiir arayışına yönelmiştir. Ünver, saf şiirden vazgeçmeme ilkesinin bütün kitaplarında geçerli olduğunu söyler. Konularını aşktan, hüzünden, yaşanmışlıklardan, yaşanmamışlıklardan, acılardan, sevinçlerden; doğaya, insanlara, olaylara içinden tanıklıktan alan şiirlerini, yaşama, nesnelere bakışın; yaşamı, nesneleri algılayışın ve yorumlayışın ussal ve duyusal yansıması olarak değerlendirir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Serdar Koçak kimdir? Hayatı, Eserleri

15 Ağustos 1961 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Serdar Koçak, kalamış İlkokulu ve İstanbul Maarif Kolejinde okudu ve babasının yanında çalışmaya başladı. Bir süre rahatsızlığından ötürü zihinsel tedavi gördü. Zamanla sadece edebiyata vakit ayırmaya başladı ve 1999’da Erenköy’deki evine çekildi.

Haber Merkezi / Serdar Koçak’ın şiirlerinde askerlik, hastane dönemleri, underground edebiyat kültürünün etkileri görülür. Ege, Akdeniz ve İç Anadolu gezilerinden etkiler taşır. İlk şiiri 1986’da “Rick’in Yeni Yerinden” ismiyle Şiir Atı dergisinde yayınlanmıştır. Bundan sonra Şizofrengi, Sombahar, Gösteri, Varlık, Ludingirra, Göçebe, Şiir Oku gibi dergileri çeşitli şiirleri yer almıştır. Şiirlerinin yanında Radikal Kitap’ta kitap incelemeleri yazmıştır. Türkiye Yazarlar Sendikası üyesi olan Koçak’ın şiirleri Şeref Birsel’e göre gelenekten uzak, deneyselliğe açıktır.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Haşim, Âsaf Hâlet ve Turgut Uyar’a yakındır. Pervazda, Barışmalar, Avare Şiirler şiir kitaplarından bazılarıdır. Şiir dışında deneme ve anlatıları da bulunan Serdar Koçak’ın şiirleri 2018 yılında Kırmızı Yıllara ve Veda isimleriyle iki cilt olarak yayınlanmıştır. Ayrıca Son Yaz Sokaklarında ismi altında dokuz kitabı toplamıştır. Bunlar; Pervazda, Ben Napoli Radyosu, Barışmalar, Gemi Zamanları, Kırmızı Yıllar, Gezgin Aklın Günlüğü, Tika Lima Tu, Zem Şehri, Erenköyü’nde Bahar kitaplarıdır.

“Ben Manolya Olarak”

gömüldüm ben içime şaştım dünyaya
ağzımı kapadım parmaklarımla avcuma
zifir doldurdum doğmayacağım bir daha hiç
gezdim kötülüğü dilimi dişlerimle tıslattım
ten gezer şimdi kötülükte dirilikte bu berzâh
ta sen varsın tüylü çukur allı çukur sen var
Sın gül de erguvana gömÜlsÜn erguvan yaza bu-
ruşsun meraklarda tiril tiril talebeler ölmedi mi
yaslarda şimâl düşsün şarka şark bir geyiğe.

arsız ten deli durur ruh solar da ölür uyku
beniz dirsek güzel türkü düşsün ruhum dirilsin
bir daha gömülecektir oraya ruhun öldüğü yere
sararır tenim kat kat gül de vardı artik yoktur
kırk kere konak bulur kırk kere ayrılır yola
çıkar yol da yoktur yol gömülür içime orada
kırmızı ağaçlar çekip giden bir istasyon sarı
sapsan benizde gülünce uyku sıçrar taşlardan
yeni gülüm kertenkele bir yekinir kaybolur

orada Todori’nin maltızında ince kütük bir Manolya

“Koyu Sabah”

erkenden kalk, evin içinde ses olsun
musluğu aç, çay koy, tıkırda
gizlice bir sigara yakayım, içeyim
kağıdı önüme çekerken, kalem aranayım.
bir şarkı mırıldan, bölünmüş olsun.
Buzdolabını aç, ara, kapa buzdolabını.

Erkenden kalk, aynada yüzünün gürültüsü
saçlarını hoyratça topla iki kaşının arasında
komodinin üzerinde bir firkete bulayım
rüyamın arasında bir sahilde
başağrım benim olsun sakallarım benim
burnumda ellerimi arayayım burnum tıkansın
erkenden kalk benim hallerimi anla

“Söz ve Tesadüf”

Söz eksiltilmiş zamandır
onlarla aşk anlatılır
akasyalar yorulmuş deriz
bluza dönüşür kuşku
saçtan eksilen bir toka
ve tesadüfler annesiz kalır

göçmen sarışınlığı tülün
şeyleri değiştiririz söyleyerek
içimize tökezler eski sözler
güzeldir, kör kanadında pencerenin
yazarız yazılan aşkları
bizi hüzne tüller götürür

çünkü yüzlere gömülüyüz
gülümseyen kavsinde kaşların
bakışımlı zamanında ağzın
aynaya baktı bakarken biri
doğurur kar mevsiminde bizi
tülde ve tesadüfte aşk söyleriz

Serdar Aydın kimdir? Hayatı, Eserleri

1970 yılında Ankara’da dünyaya gelen Serdar Aydın, İstanbul Teknik Üniversitesi mezunudur. Serdar Aydın, Ankara’daki bir kuruluşta harita mühendisliği yapmaktadır. İlk şiiri 1993 yılında yayımlandı. 1994 yılından itibaren son sayısına kadar İzlek dergisini çıkaran grubun içerisinde yer aldı.

Haber Merkez / Şiirleri İzlek dergisinin yanı sıra Pencere, Promete, Bir Yeni Biçem, Dize, Bir Bilet Gidiş Dönüş, Rüzgar, Mecaz, Şiir Odası, Ağırolbaydüzyazı, Edebiyat ve Eleştiri, Kül, Kül Öykü, Genç Sanat, Yom Sanat, Sanat Dünyamız gibi dergilerde yayımlandı.

İstanbul Fuarları Art – İst 2001/11. İstanbul Sanat Fuarı kapsamında düzenlenen Tüyap Sanat Eleştirmeni Yarışması seçici kurulu, “Gölgeler Kentinde Yitik Bir Ben İçin Adlandırma Denemesi: Şimdi Haberler” adlı yazısını Sanat Eleştirmeni Ödülü ile Sanat Galericileri Derneği Özel Başarı Ödülüne değer buldu. “Değişimin Gücü ya da Akış Sergilemesi” adlı yazısı sergi katalogunda yayımlandı, Yunanca ve İngilizce’ye çevrildi. Başta resim ve heykel olmak üzere plastik sanatlarla ve sinema ile ilgilenerek çeşitli sanatçılar üzerine incelemeler yaptı.

Eserleri; Nilgün Marmara Metinleri ve Fragmanlar, Ay Düşüyor Üstüme

“Unutulanlara Uzanış”

Kimsesiz serinlik hapsindeyim,
Ay çiçeklerine uzanan ellerim
Islak çimen topluyor bugün.
Renksiz bakışlara küskün tebessümler ikram ediyorum
Üzerimde kırık özlemler kuşanmış bezgin bir gezginin umursamazlığı…
Nilüferler giyinmiş yosunlu bir suyun davetkarlığı gibi suskunluğum,
Düşünceme yerleşen çekingen bir sancının sabırsızlığı
Coskusunu yutan ırmağın yatağına kurak çatlaklar çiziyorum.
Şehrin her köşesine düşen kimsesiz yalnızlığım
Beton kokan sokaklardan ürküyorum.
İçimde beslediğim mavi özlemleri alıp
Kaçmak istiyorum gri işgalci renklerden…

Bütün bu arayışların sığınağında,
Kaçışlarımı bir kenara bırakıp susmak geliyor içimden.
Kayıplarımı anımsıyorum
Sonra durup avuçlarımda unutulanları okuyorum:
Kardelen rengi munzur yamaçlarında gezinmeyi,
Taze toprak kokusuna uzanmayı,
Şafağa yazılan ezgiler dinlemeyi
Beyaz dağda Kenger yemeyi,
Yaşlı bir annenin tarih yüzlü duruşunda ağıtlar okumayı…

“Yalnızlık”

April’ in Paris, sonrasında

tersinen anılar öncesi
bir damla gözyaşıydın sen
ürkek kara kırçıl
gidişinle
akrebinden sızan elveda
anlamanı ararken
boktan bir hayat eskizi gibi
kıvranırdım…

çırpınan acının içinde
bir damla gözyaşıydın sen
kirli kara kırçıl
yokluğun irincesi gibi
sevişebilir miydik
tarihin izdüşümüyle lal
aşkların apış arasında kısa
hoşçakalıyla…baharın

öpüşürken kendine soytarı
bilmeliydin
pörsümüş sözlerinden arta kalandı
aşk
yalnızlıktan kudurmuş
bedeninde leşini arayan aşk
hazzın köpeği aşk
utanç senindi
sevgilim
teninin soytarısı kadın…

“Seyrin Ardından”

Gidişine masum yalnızlıklar yerleşecek sevgili
sancılı değişimler doğuracaksın.
Duman rengi kederler giyinecek gözlerin,
sevimsiz aynalar tutan ellerinle vebalı ormanlara koşacaksın.
Yaşlı bir ağaç gövdesine benzeyecek yüzün,
yapraksız duruşunda lanetli acılar besleyeceksin.
Toprağa öfkeyle kök saldığın için
yeşil mutluluklar giyinemeyeceksin,
sussuzluktan kolun kanadın kırılacak,
kuruyan mevsimlere iltica edeceksin.
Sancılı olacak maviye uzanışın, ağlayacaksın…
Ağlayacaksın ama,
yaş düşmeyecek kuru gözlerine
günahkar bakışlarla anılacaksın.
Kabukların bile tutunamayacak gövdende
saramayacak yaranı, kemikleşeceksin.
Günışığı hep üzerinde olacak belki ama gölgesiz yaşayacaksın,
meltem esintisi düşmeyecek tenine
serin sığınaklar arayan yorgun yolcuları ürküteceksin.
Dönüşün olmayacak sevgili
Sadece unutulan gidişinle anılacaksın….

Serap Erdoğan kimdir? Hayatı, Eserleri

3 Ağustos 1973 yılında Ankara’da dünyaya gelen Serap Erdoğan, ilköğrenimini Yozgat ve İzmir’de, orta öğrenimini 1993 yılında İzmir Namık Kemal Lisesinde tamamladıktan sonra, 1998 yılında Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümünden mezun oldu. 1998 yılından itibaren Ankara’da öğretmenlik, seslendirme ve metin yazarlığı yaptı.

Haber Merkezi / Çeşitli radyolarda şiir başta olmak üzere sanat içerikli birçok radyo programını hazırladı ve sundu. Şimdilerde Ankara’da öğretmenlik yapıyor ve şiir çalışmalarını burada sürdürüyor. Serap Erdoğan, Edebiyatçılar Derneği üyesidir, evlidir.

Serap Erdoğan, 1998 yılında Arkadaş Z. Özger Şiir Yarışmasında ve Anıtanrıça kitabı ile Sağlık Emekçileri Sendikası Şiir Ödül’nde birincilik ödüller aldı. Şiirleri, hikâyeleri, söyleşileri ve yazıları Dize, Varlık, Yasakmeyve, E, Kül Öykü, Düşlem, Öküz, Deliler Teknesi, Mozaik, Mühür, Sincan İstasyonu, Uç, Edebiyat Ve Eleştiri, Sonra Edebiyat, Kavram Karmaşa, Poetik’us, İnsan, Bahçe, Şiir Odası, Düşeyaza Edebiyat, Wesvese, Ünlem, şiir Odası, Hayvan, Taflan dergilerinde yayınlandı. Serap Erdoğan’ın şiirlerinide; aşk, derin bir endişe ve suskunlukları ana konuyu oluşturur. Şiirini, önce aşk ve tutku hamurunda yoğurarak inşa eden bir şairdir.

Erdoğan’ın Coğrafya Derslerinde Eğitim Yardımcı Malzemelerinin Ve Coğrafya Laboratuvarı Kullanımının Önemi (2006) kitabının dışında, Fanustaki İnsanlar / Vamik D. Volkan (2009), Divandaki Düşmanlar: Bir Türk Psikanalistin Siyaset Psikolojisi Serüveni / Vamik D. Volkan (2013) ,Erken Çocuklukta Matematik (Early Childhood Mathematics) / Susan Sperry Smith (2010,Hande Arslan Çiftçi ile birlikte) adlı çevirileri de bulunmaktadır. Erken Çocuklukta Matematik (2010) çeviri kitabında; özellikle erken çocukluk eğitimde matematik alanına önemli bir katkı sağlayacağından söz edilir. Drama İle Matematik Etkinlikleri (2008) kitabında ise çocuklara oyun içinde matematiği sevdirerek öğretmek konusu ele alınmaktadır.

Serap Aslı Araklı kimdir? Hayatı, Eserleri

26 Temmuz 1987 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Serap Aslı Araklı’nın asıl adı Serap Alemdar Aydın’dır. Güllü Hanım ile şair Hüseyin Alemdar’ın kızı olan Serap Aslı Araklı, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü’nden 2009 yılında bölüm birincisi olarak mezun oldu.

Haber Merkezi / Öğretmenlik yapan Serap Aslı Araklı, İstanbul’da yaşıyor; evli, bir çocuk annesi. İlk şiiri “Çocuk ve Allah” 2009 yılında Akatalpa (Temmuz 2009) dergisinde yayımlandı. Şiirleri ve söyleşileri Akatalpa, Bahçivan, Edebiyat Ortamı, Eliz Edebiyat, Fora, Kıyı, Mor Taka, Mühür, Şiiri Özlüyorum, Varlık, Yedi İklim, Zalifre Yazıları vb. gibi dergi ve fanzinlerde yayımlandı.

Ödülleri; Arkadaş Z. Özger, Cemal Süreya ve 2010 yılı Memet Fuat Şiir Ödülleri’nde seçici kurul tarafından dosyası Yasemin Orhun, Ramazan Aydın, A. Orçun Can, Özgür Asan, Atacan Öztekin, Nüket Cansın Ünver’in dosyaları ile birlikte “övgüye değer” bulundu, “Aynalar” adlı dosyasıyla Server Vakfı 2011 Edebiyat Ortamı Şiir Ödülü Jüri Özel Ödülü’nü kazandı. “Hürmeten” adlı dosyasıyla 2013 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Şiir Ödülü’ne değer görüldü. Karşıyaka Belediyesi tarafından düzenlenen 2015 Attila İlhan Şiir Ödülü’nü (Ödülü Hıdır Işık’la paylaştı) aldı.

Eserleri; Hürmeten

“Aşkın Karşılığı Yollar”

T. A.’ya

dökülen her mısra en beyaz sayfa yaşamında
aralık sabahı ardına bakmadan yürüdüğün yollar
ipe assan kuruyacak ümitlerin ortasında
içinden doğru bana uzanan faili meçhul yangınlar

bir el daha oynayalım kazanacak gibiyim
sarı kapaklı kitap mor terlik bu tekdüze yaşam
gitmekle bitiremediğimiz yalan konuşmalar
ellerin bilinmez bir gezegenin dağ kıvrımları

sen şimdi git ben yalnızlık okurum sensiz
bir kalk düdüğü iki postal bu yeşil cennet üstündeki
bakma bana hayatını anlamlı kılan her şey gibi
gözlerin bir ayrılığın en kesici nedeni

içimde uğuldayan yengeç yüzgeci
bilmezsin bir garip olurum şiirden
yüzyılın aşkı mı hani
çok şükür hâlâ sağlamım

“Barış Balkonu”

I

Hiç dinlemiyor beni annem
evimizin terası gündüzlü hangar
balkona asıyor çamaşırları bana inat
ipe her mandal takışında
ayaklarını incitiyor her birinin
adını barış ve özgürlük koyduğum
güvercinlerimin

II

Bin basamak merdivenmiş gökyüzü
trapez vahiy kuşlar her yere konarmış
bir güzel suç anneme sorsan
bir zarf iki bohça üç hayal
peltek vahiy babama kanmış
o gün bugündür kaderi kalbine dayak
hâlâ bilmiyor ki her tanrı bir tuzak

III

Böyle bir inat şiir benimki de
yan duvarını kırıp odamın
içimi tümden kuşlara açacağım
varsın çeyiz sandığımı kitaplarımı
sokağa döksün annem
barış balkonu koyacağım
balkonumun adını

IV

Ah, annem benim
hüzünkâr ilk şiirim!