Kara Ölüm’ün Kaynağının Neresi Olduğu Gizemi 675 Yıl Sonra Çözüldü

Avrupa, Orta Doğu ve Afrika nüfusunun yüzde 60’ının ölümüne neden olan Kara Veba’nın kaynağı 675 yıl sonra bulundu. Mezar yerindeki kalıntılardan elde edilen DNA’ları inceleyen araştırmacılar, salgının Kırgızistan’dan yayıldığı sonucuna vardı. 

Kara Veba veya Kara Ölüm olarak bilinen salgın,1346 ile 1353 arasındaki 8 yıllık dönemde 3 kıtada milyonlarca can kaybına neden oldu. Salgının kaynağına dair çeşitli teoriler ortaya atılsa da kesin bir sonuca varılamadı.

Salgının kaynağına ilişkin yapılan araştırmalardan sonuncusu Nature dergisinde yayımlandı. Araştırma ekibinden İskoçya’daki Stirling Üniversitesi bilim insanı Philip Slavin, “Kara Ölüm’ün kökeni hakkındaki asırlık tartışmaları sona erdirmeyi başardık” dedi.

İskoç bilim insanı Slavin, Kırgızistan’ın kuzeyinde 1338-39 yıllarında ani ölümlerin anlatıldığı 1890 tarihli bir çalışmada ip ucu yakaladıklarını söyledi. Kara Veba’dan 7-8 yıl öncesine dair anlatının peşine düşen Slavin, antik DNA’ları inceleyen uzmanlardan oluşan bir ekip kurarak bölgeye gitti.

Ekipte yer alan Tuebingen Üniversitesi’nden araştırmacı Maria Spyrou, bölgede gömülen 8 kişinin dişlerine ulaşmayı başardıklarını söyledi. Spyrou, dişlerin birçok kan damarı içerdiği için ölüme neden olabilecek kan yoluyla bulaşan patojenleri tespit etme şansının yüksek olduğunu ifade etti.

Araştırmacılar, DNA dizilimini ortaya çıkardıktan sonra sonucu binlerce mikrobiyal genomdan oluşan bir veri tabanıyla karşılaştırdı. Araştırmacı Spyrou, DNA incelemesi sonucu kara veba olarak bilinen Yersinia pestis bakterisine rastladıklarını açıkladı.

Araştırma ekibinde yer alamayan Yeni Zelanda Otago Üniversitesi’nde Michael Knapp ise çalışmanın küçük bir örneklem üzerinden yapıldığını ifade ederek ‘kaçınılmaz sınırları’ olduğunu kaydetti.

Veba ve tedavisi

Veba, dağ sıçanı gibi memelilerde bulunan ve hayvanlardan insanlara bulaşabilen Yersinia pestis bakterisinin neden olduğu bir hastalık. Hıyarcıklı veba ise hastalığın en yaygın şekli ve enfekte bir pirenin ısırmasından kaynaklanıyor.

Kara vebaya neden olan üç formdan biri olan bubonik veba, vücuda girdikten sonra 2-8 günlük kuluçka süresini takiben lenf bezlerinin şişmesi, ağrıması, yüksek ateş, titreme ve öksürükle kendini gösteriyor.

Kara veba veya kara ölüm olarak da bilinen bubonik veba, ilk belirtiler ortaya çıktığında derhal antibiyotik ile tedavi edilmezse yüzde 90 oranında ölümle sonuçlanıyor. “Kara Ölüm” olarak da bilinen hıyarcıklı vebanın, Orta Çağ’da Avrupa’da 50 milyon insanın yaşamını yitirmesine neden olduğu biliniyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Rusya, Avrupa’ya Giden Doğalgaz Vanalarını Kısıyor

Rusya, doğalgaz ödemelerinin kendi para birimi olan Ruble’yle yapılması şartına uyulmadığı gerekçesiyle Avrupa’ya verdiği doğalgazı kısmaya devam ediyor. Son olarak Rus gaz şirketi Gazprom tarafından yapılan açıklamada, Ruble şartını yerine getirmeyerek dostane davranmayan ülkelere gaz akışının kesileceği belirtildi.

Bu kapsamda Rusya’nın Hollanda gaz şirketi GasTerra, Danimarka gaz şirketi Orsted ve Almanya’ya gaz satışı yapan Shell şirketine gaz vermeyi durduracağı açıklandı. Gazprom tarafından yapılan açıklamada bu şirketlere gaz sevkiyatının 1 Haziran tarihi itibariyle durdurulacağı belirtildi.

Hollanda gaz şirketi GasTerra da yaptığı açıklamada, Ekim ayına kadar Gazprom’dan alacağı 2 milyar metreküplük gaz için başka bir yerle anlaşma yaptıklarını duyurdu.

Danimarka’nın Orsted şirketi de şu aşamada bu kesintinin kendilerini olumsuz etkileyecek bir durumu olmadığını kendilerinin de Avrupa pazarındaki alternatifleri değerlendireceklerini açıkladı. Şirket CEO’su Mads Nipper, bu yönde bir gelişme olacağını tahmin ettiklerini ve önlem aldıklarını ifade etti.

Almanya’ya Rusya gazını taşıyan Kuzey Akım boru hattında gaz akışının dün itibariyle yavaşladığı belirtildi. Bunun Hollanda’ya uygulanacak gaz satışı kesintisi olduğu ifade ediliyor.

Öte yandan önümüzdeki kış ayları gelmeden Avrupa ülkeleri doğalgaz depolarını doldurmanın alternatif yollarını arıyor. Avrupa ülkelerinin doğalgaz ihtiyacının yüzde 40’ı Rusya tarafından temin ediliyor.

Rusya’nın gaz satışını durdurma kararı aldığı Hollanda’nın stoklarının yüzde 36 Danimarka’nın da yüzde 55 oranında dolduğu olduğu belirtiliyor.

Moskova hali hazırda Ruble para birimiyle ödeme yapmayı reddetikleri gerekçesiyle Bulgaristan, Polonya ve Finlandiya’ya gaz akışını kapatmış durumda.

Yaşanan bu gelişmeler uluslararası piyasalarda doğal gaz fiyatlarının yükselmesine neden oluyor. Dün de AB üyesi ülkelerin liderleri Rusya’dan alınan petrolde üçte ikiye varan oranlarda kesintiye gidileceğini ve Rusya’ya bu konuda ambargo uygulanacağını açıklamışlardı.

En Değerli Kulüpler Listesinde Süper Lig’den Tek Takım Yer Aldı

Football Benchmark’ın Avrupa kulüplerinin ekonomik olarak değerlendirdiği 2022 raporu yayımlandı. Bu yılla birlikte 7. kez yayımlanan rapora göre Avrupa’daki en değerli kulüpler sıralamasında zirve Real Madrid’in oldu.

NTV’nin aktardığı sıralamada, 3 milyar barajını tek geçen takım Real Madrid olurken rapora göre İspanyol devinin güncel değerinin 3 milyar 184 milyon euro olduğu kaydedildi.

La Liga’da şampiyonluğunu ilan eden ve Şampiyonlar Ligi finalinde Liverpool’la karşılaşacak Real Madrid’i Manchester United ve ezeli rakibi Barcelona takip etti.

Premier Lig’de kötü bir sezonu geride bırakan Manchester United, 2 milyar 883 milyon euro değerleme ile ikinci sırada kendisine yer buldu. Barcelona ise 2 milyar 814 milyon euro ile Avrupa’nın en değerli üçüncü kulübü oldu.

Türkiye’den sadece Galatasaray yer aldı

Açıklanan raporda, en değerli 30 takım arasında Süper Lig’den Galatasaray yer aldı. Önceki rapora göre yüzde 0.3 değer kaybı yaşayan Galatasaray, 344 milyon euro ile 27. sırada yer aldı.

İtalya Serie A’da 11 yıl sonra şampiyonluğunu ilan eden Milan ise yüzde 35 değer kazanarak önceki rapora göre en fazla değer kazanan takım oldu. Milan’ı Şampiyonlar Ligi’nde yarı final oynayan Villareal (yüzde 27) ile birlikte bir diğer Serie A ekibi Atalanta (yüzde 25) takip etti.

3 yeni takım

Bu seneki raporda 3 takım, ilk kez en değerli 30 takım arasında yer aldı. Avrupa Ligi’nde Rangers’ı mağlup ederek şampiyonluğa ulaşan Eintracht Frankfurt, 428 milyon euro ile listeye 23. sıradan dahil oldu.

Avrupa Ligi’nin yarı finalistlerinden West Ham United ise 541 milyon euro ile 16. sıraya yerleşirken bir diğer Premier Lig ekibi Aston Villa, 308 milyon euro ile 30. oldu.

Avrupa’nın Beş Büyük Futbol Liginde Şampiyonlar Belli Oldu

Trabzonspor, Süper Lig’in bitimine 3 hafta kala kupayı kaldırmaya hak kazanırken, Avrupa’nın beş büyük futbol ligi olan İspanya, İtalya, İngiltere, Almanya ve Fransa’da da ligin en büyüğü belli oldu.

İspanya’da La Liga’da şampiyonluk, sezonun bitimine 4 maç kala 35. defa Real Madrid’in oldu. Şampiyonluğunu ilan etmek için sadece beraberliğe ihtiyacı olan Real, Espanyol Barcelona’yı 4 golle geçerek müzesine götürdüğü kupa sayısında rekor kırdı. Ezeli rakibi Barcelona’nın ise 15 puan önünde ipi göğüslemeyi başardı.

Bundesliga’da şampiyonluğu art arda 10. defa kazanmayı başaran takım Bayern Munih oldu. Bavyera kulübü bu başarıyı ligin bitimine 3 hafta kala 23 Nisan’daki Borussia Dortmund maçındaki 3-1’lik galibiyetinin ardından ilan etti. İkinci sıradaki ezeli rakibini 12 puan fark atan Bayern, tarihinde 32. defa lig kupasını kaldırma başarısını gösterdi.

Bayern ayrıca Dortmund’u arka arkaya 8 karşılaşmada devirmiş oldu. 2019’dan beri Bavyera takımı Dortmund’a karşı kaybetmedi.

Manchester City’ye kupayı getiren isim İlkay Gündoğan

İngiltere’de ise bu yıl gülen takım son maçta belli oldu. Son beş yılda dört defa lig kupasını müzesine götürmeyi başaran Manchester City, böylece kulüp tarihinde 8. defa şampiyonluk tattı. Premier Lig’in son haftasında 2-0 geriye düştüğü maçta Aston Villa’yı 3-2 yenen Manchester City, Liverpool’un sadece 1 puan önünde şampiyonluğa ulaştı.

Bu başarıda oyuna 68. dakikada giren Türk asıllı Alman milli futbolcu İlkay Gündoğan baş rolü oynadı. İlkay ile 76. dakikada umutlanan Manchester City, 2 dakika sonra Rodri’nin kaydettiği golle skoru eşitledi, ardından yeniden sahneye çıkan İlkay, Manchester City’nin sahadan 3-2 galip ve lig şampiyonu olarak ayrılmasını sağladı.

Fransa Birinci Lig’de şampiyonun ismi sezonun bitimine haftalar kala belli oldu. Başkent takımı Paris St. Germain (PSG) kupayı 10. defa kaldırmayı başardı. İkinci sıra için ise Monaco ve Marsilya arasındaki kıyasıya mücadele son maça kadar devam etti. Strasbourg’a karşı sezonun son maçını 4-0 gibi bir farkla kazanan Marsilya Monaco’dan gelecek habere kulak kesti.

Son haftaya ikini sırada giren prenslik ise Lens deplasmanından 2-2’lik eşitlikle bir puan ile dönünce Marsilya’nın gerisinde kalmaktan kurtulamadı. Bu sayede PSG ve Marsilya ön eleme maçları oynamadan Şampiyonlar Ligi’ne katılmaya hak kazandı.

İtalya futbol ligi de şampiyonluk heyecanı son maça kadar devam edenlerden oldu. Milano’nun iki takımının kıyasıya mücadelesinde son gülen AC Milan olurken Inter Milan ise averajla ikinci sırada kaldı. Şampiyonluk için beraberliğin yetmesine rağmen Milan, Sassuolo deplasmanında ilk yarıda 3 gol bularak Inter Milan’ın umutlarını yıktı.

Bu zaferde Fransız golcü Olivier Giroud attığı iki golle önemli rol oynadı ve 2011’den beri yaşanan hasrete son vererek İtalya Lig Kupası Scudetto’nun Milan tarafından 19. defa kaldırılmasını sağladı.

Aynı anda Sampdoria ile karşılaşan Inter Milan, 90 dakikayı 3-0’lık bir galibiyetle kapatsa da aradaki iki puanın kapanmasını engelleyemedi. Gelecek sene Şampiyonlar Ligi’ne iki Milan takımının yanı sıra Napoli ve Juventus da gitmeye hak kazandı.

Sağlık Bakanlığı’ndan ‘Maymun Çiçeği Hastalığı’ Açıklaması

Ateş, döküntü, şiddetli baş ağrısı, sırt ağrısı, kas ağrıları, halsizlik ve şişmiş lenf düğümleri gibi belirtileri olan Maymun Çiçeği Virüsü Avrupa’nın ardından ABD’de de etkisini gösterdi. Virüsün kısa sürede bu kadar hızlı yayılması endişe yarattı.

Haber Merkezi / Maymun çiçeği hastalığına ilişkin Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nden açıklama yapıldı. Yapılan açıklamada, şöyle denildi:

Monkeypox, kemirgenler ve primatlar gibi vahşi hayvanlardan kaynaklanan ve bazen insanlara bulaşan zoonotik bir hastalıktır. Ortopoksvirüs ailesine ait olan maymun çiçeği virüsünden kaynaklanır. İnsan vakalarının çoğu, hastalığın endemik olduğu Orta ve Batı Afrika’da görülmüştür. Monkeypox, temas ve solunan büyük damlacıklar yoluyla damlacık maruziyeti ile bulaşabilir.

Hastalık genellikle kendi kendini sınırlar ve semptomlar genellikle 14 ila 21 gün içinde kendiliğinden düzelir. Monkeypox hastalığı ile ilgili gelişmeler DSÖ, Avrupa Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (ECDC) bildirimleri ve Uluslararası Sağlık Tüzüğü (2005) çerçevesinde diğer ülkelerin uluslararası odak noktaları ile bilgi alışverişinde bulunularak Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklar ve Erken Uyarı Dairesi Başkanlığımız tarafından yakından takip edilmektedir. Ülkemizde bugüne kadar vaka görülmemiştir.

Maymun çiçeği hastalığı nedir?

Maymun çiçeği, 1980’li yıllarda tamamen ortadan kalkan çiçek hastalığının daha az bulaşıcı, daha hafif semptomlara neden olan ve daha az ölümcül hastalığa yol açan bir çeşit akraba virüsü.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ/WHO) verileri, bu virüsün ilk Orta ve Batı Afrika’daki tropik yağmur ormanlarında ortaya çıktığını ortaya koyuyor.

Birleşik Krallık Sağlık Güvenliği Ajansı’na (UKHSA) göre, maymun çiçeği insanlar arasında kolayca yayılmayan nadir bir viral enfeksiyon.

DSÖ, bulaşmanın, enfekte hayvanların kan, vücut sıvıları veya deri veya mukoza lezyonları ile doğrudan temas yoluyla gerçekleşebileceği görüşünde.

İlk nerede görüldü?

ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi’ne (CDC) göre, hastalık 1958’de maymun kolonilerinde keşfedildi. İnsana bulaşan ilk vaka 1970 yılında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DRC) rapor edildi.

O tarihten bu yana Benin, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Gabon, Fildişi Sahili, Liberya, Nijerya, Kongo Cumhuriyeti, Sierra Leone ve Güney Sudan’ın da içinde bulunduğu 11 Afrika ülkesinde bu virüs görüldü.

CDC’ye göre, Afrika dışında bildirilen ilk maymun çiçeği salgını, 2003 yılında ABD’de enfekte bir memeli hayvanın ithalatı sonucu ortaya çıktı.

Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) verilerine göre, 2018 ve 2019’da, tümü Nijerya’da yolculuk yapmış ikisi Britanya, biri İsrail’den ve biri Singapur’dan yolcuya maymun çiçeği teşhisi kondu.

Belirtileri ne?

Ateş, döküntü, şiddetli baş ağrısı, sırt ağrısı, kas ağrıları, halsizlik ve şişmiş lenf düğümleri, maymun çiçeği ile ilişkili en yaygın belirtiler olarak biliniyor.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, maymun çiçeği olan hastalarda ateşin başlamasından sonraki 1 ila 3 gün içinde deri döküntüleri görülüyor. Döküntüler daha çok yüzde yoğunlaşırken, yüze ilave olarak, avuç içi ve ayak tabanları, ağız mukozasını, cinsel organları da etkiliyor.

Maymun çiçeğinin kuluçka süresi genellikle 6 ila 13 gün olarak bilinse de DSÖ’ye göre bu süre 5 ila 21 gün arasında değişebiliyor.

Tedavisi var mı?

DSÖ’ye göre, şu anda maymun çiçeği için önerilen özel bir tedavi yok.

Çiçek hastalığına karşı aşılamanın hastalığı önlemede yaklaşık yüzde 85 oranında etkili olduğu tespit edildi. Bu nedenle, ciddi semptomları önlemek için çiçek aşısı yapılmasını öneriliyor.

Maymun çiçeği virüsünün doğal konağı kemirgenlerin yanı sıra ip sincapları, ağaç sincapları, primatlar.

Maymun çiçeği virüsü taşıyan kişilerin çoğu hastalığı hafif atlatıyor. 2003 yılında ABD’de yaşanan yayılmada, 47 kişi hayatını kaybetmişti.

Nasıl bulaşıyor?

Maymun çiçeğinin doğal nedeni henüz tespit edilmedi, ancak kemirgenler en olası kaynak olmasına rağmen, enfekte hayvanlardan az pişmiş et ve diğer hayvansal ürünleri yemenin olası bir risk faktörü olacağı tahmin ediliyor.

DSÖ, bulaşmanın, enfekte hayvanların kan, vücut sıvıları veya deri veya mukoza lezyonları ile doğrudan temas yoluyla gerçekleşebileceği görüşünde.

Dünya Sağlık Örgütü yetkilisi Dr. İbrahim Soce Fall, virüsün endemik olduğu ülkelerde dahi henüz nasıl bulaştığının tam olarak anlaşılamadığını, bulaşma dinamikleri açısından hâlen birçok bilinmez olduğunu açıkladı.

Maymun çiçeği virüsü taşıyan kişilerin çoğu hastalığı hafif atlatsa bile DSÖ’ye göre, bu virüsten ölüm oranı yüzde 11 civarında. Çocuklar ve gençlerde ölüm oranı daha fazla olabiliyor.

ABD’nin Rusya Planı: Avrupa’da 100 Bin Asker

ABD’li yetkililer, Avrupa’daki 100 bin Amerikan askerinin tutulmasının planlandığını söyledi. Rusya’nın saldırganlığının artması ve İsveç, Finlandiya veya NATO üyelerini tehdit etmesi durumunda sayının artabileceğini belirttiler.

CNN International’ın adı açıklanmayan yetkililere dayandırdığı haberde, NATO’nun bölgede daha fazla askeri tatbikat yapması halinde asker sayısının geçici de olsa artabileceği yazıldı. ABD’nin ayrıca güvenlik durumu değişirse ABD’nin Avrupa’da ek üsler kurabileceği belirtildi.

Rusya’nın Ukrayna’yı istila etmesinin ardından Washington, NATO’yu desteklemek ve Moskova’yı caydırmak için Avrupa’daki asker sayısını 60 binden yaklaşık 100 bine çıkardı.

ABD toplu savunma için tarihte ilk kez görevlendirilen NATO Mukabele Kuvveti’ne de binlerce asker gönderdi.

ABD’li yetkililer askerlerin Avrupa’daki sayısıyla ilgili önerilerin, NATO ülkelerinin genelkurmay başkanlarının Belçika’nın başkenti Brüksel’de perşembe yaptığı toplantıdan sonra görüşüldüğünü söyledi.

Genelkurmay başkanları, önerilerini 29-30 Haziran’da İspanya’nın başkenti Madrid’de düzenlenecek NATO zirvesinde ülkelerin savunma balkanlarına sunmaya hazırlanıyor.

CNN International, önerilerin üst düzey askeri liderlerin yaptığı açıklamalarla tutarlı olduğunu savundu.

Örneğin ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley nisanda yaptığı açıklamada, Doğu Avrupa’da kalıcı ABD üsleri kurulmasını desteklediğini söylemişti. Milley, caydırıcılık için konuşlandırılan askerlerin dönüşümlü olarak görev yapabileceğini bildirmişti.

Pentagon da halihazırda Avrupa’da bulunan birliklerin yerini almak üzere 10 bin 500 askerin ilerleyen zamanlarda gönderileceğini 13 Mayıs’ta duyurmuştu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 24 Şubat’ta verdiği askeri operasyon emriyle başlayan savaşın 87. gününe girildi. Birleşmiş Milletler tarafından 20 Mayıs’ta yapılan açıklamada, savaşta en az 3 bin 838 sivilin öldürüldüğü, 4 bin 351 sivilin yaralandığı kaydedildi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Avrupa’daki Sağ Popülizm Türkiye’ye Mi Sıçradı?

Son yıllarda Fransa’dan Almanya’ya, Danimarka’dan İtalya’ya kadar Avrupa’nın pek çok ülkesinde “sağ popülist” ya da “aşırı sağ” olarak nitelendirilen siyasi partilerin mülteci ya da yabancı karşıtlığı üzerinden güçlendiği gözlemleniyor.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in haberine göre, siyaset bilimcilere göre benzer şekilde sığınmacı sorununu öne çıkaran Zafer Partisi’nin de tartışmaların sürmesi durumunda Avrupa’daki örneklere benzer şekilde büyüme potansiyeli var.

Zafer Partisi, daha önce MHP ve İYİ Parti’de siyaset yapan Ümit Özdağ tarafından 26 Ağustos 2021’de kurulan yeni bir parti. Ancak yeni olmasına karşılık, özellikle sığınmacılar meselesini ön plana çıkarması, sosyal medyadaki etkinliği ve girdiği polemikler üzerinden son günlerde iç siyasetin en çok tartışılan oluşumlarından biri oldu.

Avrupa’nın pek çok ülkesinde son yıllarda göçmenleri, yabancı düşmanlığını odağına alarak gittikçe büyüyen bir popülist aşırı sağ akım bulunuyor. Almanya’da AfD, Fransa’da Ulusal Cephe, Avusturya’da FPÖ, Macaristan’da Fidesz, Yunanistan’da Altın Şafak bu tür partilerden sadece birkaç tanesi.

Türkiye’de aslında “uç sağ” olarak nitelendirilebilen partilerin hep olduğuna işaret eden siyasi analistlere göre, ancak Zafer Partisi Avrupa’da son dönemin popülist sağ partilere benzerlikleriyle ilk örnek olarak görülebilir.

Zafer Partisi siyasi yelpazenin neresinde?

Peki Zafer Partisi, Avrupa’da son dönemde güçlenen “sağ popülist” ya da “aşırı sağ” partilerle siyasi yelpazede benzer konumda mı?

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İlker Aytürk Zafer Partisi’ni “radikal sağın Türkiye’deki yeni temsilcisi” olarak nitelendiren Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İlker Aytürk, şunları söylüyor:

“Türkiye’de Avrupa’daki anlamıyla radikal sağ partiler görmüyorduk. Radikal sağ ile kastettiğimiz şu: 1970’li yılların sonundan itibaren bütün Avrupa’da, ama zamanla bu bütün Batı dünyasına yayıldı, doğan yeni sağ hareketler. Temel özellikleri bir şeye itiraz ediyor olmaları. İlginç olan şey ise Türkiye’de radikal bir sağ parti yakın bir zamana kadar yoktu.”

Aytürk’ün burada kast ettiği ise Avrupa’dakine benzer radikal sağ. Türkiye’de 1940’lı yılların ikinci yarısından itibaren “uç sağ” partilerin hep bulunduğunu, bunların milliyetçi ya da İslamcı olabileceğini ve genelde farklı bir Türkiye hayal ettiğini ifade eden Aytürk, Avrupa’dakine benzer “radikal sağ” partilerin Türkiye için yeni bir olgu olduğuna dikkat çekiyor.

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Somer’e göre de bu tür partilere “aşırı” ya da “radikal” denilmesi demokrasiye referansla alakalı. Somer, “Çünkü siyaset anlayışları ve toplumlara önerdikleri projeler demokratik ve özgürlükçü sistemlerle bağdaşan öneriler değil” diyor.

Neden hem popülist hem de uç sağ?

Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Berk Esen de Zafer Partisi’nin Batı ülkelerinde de örnekleri görülen tipik “popülist uç sağ hareket” olduğu görüşünde. Esen, Zafer Partisi’ni ve Ümit Özdağ’ınneden hem popülist hem de uç sağ olduğunu şöyle açıklıyor:

“Popülist olması söyleminden belli. Sadece göçmen karşıtı olması nedeniyle değil. İktidar ile muhalefet partilerini tek tip bir kategoriye koyup bir taraftı sessiz istilaya izin veren kötü elitler olarak yansıtıyor, geri kalan kesimi de kendisinin hitap etmeye çalıştığı halk olarak nitelendiriyor. Ve tabii ki bizi bu tehlikeden kurtaracak olan tek kişi de kendisi ve onun partisi! Bu zaten çok popülist bir strateji. Uç sağ olması da zaten göçmen karşıtlığı ve milliyetçiliğinden kaynaklı.”

Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Berk Esen sözlerini, “Türkiye’de uzun süredir milyonlarca göçmen yaşadığı için bu hareketin şimdiye kadar çıkmaması şaşırtıcıydı aslında” diye sürdürüyor. Özdağ’ın daha önce üye olduğu MHP’nin tipik bir “uç sağ popülist” parti olmadığını ve Avrupa’daki muadillerinden farkı bulunduğunu kaydeden Esen, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“MHP, çıkış noktası 60’lı yıllarda yükselen sol dalgayı durdurmak için biraz da devlet tarafından destekli olan, paramiliter ayağı güçlü, geleneksel milliyetçi bir partidir. Zafer Partisi’ne en yakın MHP’yi gösterebiliriz ama MHP’nin kullanmadığı strateji ve söylemleri gündeme getirmesi açısından da farklılar.”

Avrupa’daki partiler ile benzerlikleri neler?

Siyaset Bilimci Somer, Zafer Partisi’nin Avrupa’daki radikal sağ partilerle benzerliklerini şöyle sıralıyor:

“Birincisi bayraklaştırdıkları, kullandıkları konular ile ilgili benzerlikler var. Özellikle küresel bir sorun olan mülteci krizinin bu partiler tarafından bayraklaştırıldığını görüyoruz. İkinci olarak kullanılan metotlar ve söylemler. Bir tehdit ve korku duygusunun özellikle ön plana çıkartılması ve toplumun temel sorunlarının çözümü yerine insanların duyduğu endişenin nedeni olarak yabancıların gösterilmesi.”

Somer, partinin kullandığı sosyal medya yöntemleri ve üslup ile örgütlenme biçimlerinin de Avrupa’daki partiler ile benzeştiğini belirtiyor.

Milliyetçilik akımları üstüne çalışmaları ile bilinen Aytürk’ün tespitine göre ise radikal sağ partilerin itiraz ettikleri hususlar iki ana noktada toplanıyor: Birincisi ulus bilincini ortadan kaldırdığını düşündükleri AB gibi şemsiye örgütler, ikincisi de yabancılar ile göçmenler. Zafer Partisi de sığınmacılara yönelik açıklamaları ve itiraz noktaları ile bu açıdan Avrupa’daki radikal sağ partilere benziyor.

Zafer Partisi’nin ekibi ve programı yeterli mi?

Zafer Partisi’nin sadece sığınmacılara yönelik söylemleri öne çıkartırken, diğer taraftan ekonomi ya da özgürlükler gibi diğer köklü sorunlara etkili çözümler önermemesi de uzmanların dikkat çektiği bir başka husus.

Aytürk’e göre Zafer Partisi gibi radikal sağ partilerin programlarını geliştirmesi biraz da ne kadar süre devam edeceklerine bağlı.

“Şu an itibariyle evet tek meseleli bir parti bu. Onun ötesinde tek kişiden ibaret bir parti gibi de görünüyor” diyen Aytürk, Avrupa’da 20-30 yıl süren hareketlerde diğer konularda da politikalar geliştirildiğine işaret ederek bu nedenle Türkiye’de radikal sağın ne kadar süre ayakta kalacağı, nasıl kurumsallaşacağı, tek bir parti mi yoksa birkaç parti mi olacağı gibi unsurların görülmesi gerektiğini kaydediyor.

Esen de Zafer Partisi’nin şimdilik tek kişilik bir parti olduğuna ve Özdağ ile birlikte bir siyasi elit bulunmadığına dikkat çekerek tipik popülist bir parti olarak örgüt kurmak gibi zor bir oluşum içine girmektense sosyal medya üzerinden seçmenlere hitap eden söylem geliştirdiğini belirtiyor.

Zafer Partisi daha güçlenir mi?

Yeni bir parti olduğundan dolayı henüz anketlerle oy potansiyeli hakkında çok doğru sonuçlar çıkarılamayan Zafer Partisi’nin popülaritesinin giderek artıp artmayacağı da bir başka tartışılan konu.

Esen, partinin gerçek potansiyelini anlayabilmek ve kendisini tam olarak nasıl konumlandıracağını görmek için 1-2 sene beklemenin yararlı olacağı görüşünde. Esen, partinin oyları her partiden toplayabileceğini ancak oy oranının belli bir düzeyde kalacağı öngörüsünde bulunarak “Zafer Partisi gümbür gümbür geliyor geliyor diyenlerden değilim, biraz daha itidalli analiz yapıyorum” diyor.

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Some de Zafer Partisi’nin şu anda “boşluk doldurduğunu” söyleyerek bunu şöyle açıklıyor:

“Nedir bu boşluk? Bizim genelde ana akım, merkez gibi sıfatlarla adlandırdığımız daha büyük siyasal partiler dünyadaki iklim krizi, sosyal adaletsizlikler, eşitsizlikler, gelecek kaygılarına karşılık insanlara hitap eden ve işleyebilecek çözümler öneremiyorlar. Öneremedikleri zaman dolan bu boşluğu korku siyaseti üzerinden bu tür partiler doldurabiliyorlar.”

“Radikal sağ Türkiye’de kök salacak”

Aytürk, partinin popülaritesinin artacağını ve önümüzdeki aylar içinde kamuoyu yoklamalarında daha görünür hale geleceğini düşündüğünü belirtirken, bunun nedenini de sığınmacılar meselesinin uzun sürecek olmasını gösteriyor. Şu anda yaşanan göçlerin “devasa bir yer değiştirme” hareketi olduğunu, tarihte bunun örneklerinin görüldüğünü ve kısa vadede çözümlenmesinin zor olduğunu söyleyen Aytürk, bu konunun Zafer Partisi’nin oy oranına etkisini şöyle aktarıyor:

“Bu şartlar altında ben radikal sağın Türkiye’de kök salacağını düşünüyorum. Ama ne kadar büyüyeceği, Türkiye’deki merkez partilerin tutumuna ve bu sorunla baş etme yeteneklerine bağlı. Eğer başarılı politikalar geliştirirlerse radikal sağ küçük bir parti olarak kalır. Ama küçük de derken uzun vadede oy oranının yüzde 5’in üstüne çıkacağını kesinlikle düşünüyorum.”

Somer de Zafer Partisi’nin güçlenip güçlenmemesinin tamamen diğer muhalefet partilerinin politikalarına bağlı olduğunu ifade ederek “Eğer insanları ikna edici çözümler önerebilirlerse (bu parti) büyümeyecektir” öngörüsünde bulunuyor.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ise partisini nasıl konumlandırdıklarına ilişkin soruya yanıt vermedi.

Maymun Çiçeği Virüsü Avrupa’nın Ardından Kuzey Amerika’da Da Görüldü

Ateş, döküntü, şiddetli baş ağrısı, sırt ağrısı, kas ağrıları, halsizlik ve şişmiş lenf düğümleri gibi belirtileri olan Maymun Çiçeği (monkeypox) hastalığının Avrupa’nın ardından Kuzey Amerika’da da görüldüğü açıklandı. 

6 Mayıs’ta İngiltere’de ilk vakanın ortaya çıkmasının ardından hastalığa yakalananların sayısının 9’a yükseldiği belirtilirken, Kanada’da 10 şüpheli vakanın gözlem altında tutulduğu belirtildi. Amerika Birleşik Devletleri’ne Kanada’dan gelen bir kişinin ise hastalığa yakalandığının tespit edildiği ve karantinaya alındığı açıklandı.

Maymun Çiçeği’ne ilk olarak İngiltere’de Nijerya’dan gelen, kimliği ve cinsiyeti saklı tutulan bir kişide rastlanmıştı. Çarşamba günü ise İspanya, Portekiz, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri ilk vakaların ülke topraklarında görüldüğünü açıkladı.

Fareler gibi enfekte kemirgenler veya diğer hayvanlardan bulaşan hastalığın semptomları arasında ateş, baş ve kas ağrısı, sırt ağrısı, yorgunluk, titreme ile lenf düğümlerinde şişme bulunuyor. Ayrıca hastalık sırasında sıklıkla yüzde, cinsel organlar çevresinde ve vücudun genelinde döküntüler gözlemleniyor.

İspanya ve Portekiz’de şüpheli vakalarda tanının kesinleşmesinin ardından karantina uygulanmaya başlarken aynı zamanda ulusal çapta sağlık alarmı verildi.

Her ne kadar insandan insana bulaşma riskinin düşük oldu belirtilse de vaka sayısındaki hızlı artış endişelendiriyor. Konuyu yakından takip ettiğini açıklayan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yetkilileri İngiltere’deki bazı vakaların eşcinsel bireyler olduğunun da altını çizdi.

“Hastalığın erkeklerle cinsel ilişkiye giren erkeklerde görüldüğünü gözlemliyoruz” açıklamasında bulunan DSÖ yetkilileri, hastalık bulaş dinamiğinin anlaşılmasında bu yeni bilginin önemine vurgu yaptı.

Öte yandan DSÖ Acil Müdahalelerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ibrahima Soce Fall, Cenevre’de yaptığı açıklamada, “Cinsel eğilimi ne olursa olsun her birey Maymun Çiçeği hastalığını bulaştırabilir” dedi.

Maymun çiçeği hastalığı nedir?

Maymun çiçeği, 1980’li yıllarda tamamen ortadan kalkan çiçek hastalığının daha az bulaşıcı, daha hafif semptomlara neden olan ve daha az ölümcül hastalığa yol açan bir çeşit akraba virüsü.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ/WHO) verileri, bu virüsün ilk Orta ve Batı Afrika’daki tropik yağmur ormanlarında ortaya çıktığını ortaya koyuyor.

Birleşik Krallık Sağlık Güvenliği Ajansı’na (UKHSA) göre, maymun çiçeği insanlar arasında kolayca yayılmayan nadir bir viral enfeksiyon.

DSÖ, bulaşmanın, enfekte hayvanların kan, vücut sıvıları veya deri veya mukoza lezyonları ile doğrudan temas yoluyla gerçekleşebileceği görüşünde.

İlk nerede görüldü?

ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi’ne (CDC) göre, hastalık 1958’de maymun kolonilerinde keşfedildi. İnsana bulaşan ilk vaka 1970 yılında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DRC) rapor edildi.

O tarihten bu yana Benin, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Gabon, Fildişi Sahili, Liberya, Nijerya, Kongo Cumhuriyeti, Sierra Leone ve Güney Sudan’ın da içinde bulunduğu 11 Afrika ülkesinde bu virüs görüldü.

CDC’ye göre, Afrika dışında bildirilen ilk maymun çiçeği salgını, 2003 yılında ABD’de enfekte bir memeli hayvanın ithalatı sonucu ortaya çıktı.

Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) verilerine göre, 2018 ve 2019’da, tümü Nijerya’da yolculuk yapmış ikisi Britanya, biri İsrail’den ve biri Singapur’dan yolcuya maymun çiçeği teşhisi kondu.

Belirtileri ne?

Ateş, döküntü, şiddetli baş ağrısı, sırt ağrısı, kas ağrıları, halsizlik ve şişmiş lenf düğümleri, maymun çiçeği ile ilişkili en yaygın belirtiler olarak biliniyor.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, maymun çiçeği olan hastalarda ateşin başlamasından sonraki 1 ila 3 gün içinde deri döküntüleri görülüyor. Döküntüler daha çok yüzde yoğunlaşırken, yüze ilave olarak, avuç içi ve ayak tabanları, ağız mukozasını, cinsel organları da etkiliyor.

Maymun çiçeğinin kuluçka süresi genellikle 6 ila 13 gün olarak bilinse de DSÖ’ye göre bu süre 5 ila 21 gün arasında değişebiliyor.

Tedavisi var mı?

DSÖ’ye göre, şu anda maymun çiçeği için önerilen özel bir tedavi yok.

Çiçek hastalığına karşı aşılamanın hastalığı önlemede yaklaşık yüzde 85 oranında etkili olduğu tespit edildi. Bu nedenle, ciddi semptomları önlemek için çiçek aşısı yapılmasını öneriliyor.

Maymun çiçeği virüsünün doğal konağı kemirgenlerin yanı sıra ip sincapları, ağaç sincapları, primatlar.

Maymun çiçeği virüsü taşıyan kişilerin çoğu hastalığı hafif atlatıyor. 2003 yılında ABD’de yaşanan yayılmada, 47 kişi hayatını kaybetmişti.

Nasıl bulaşıyor?

Maymun çiçeğinin doğal nedeni henüz tespit edilmedi, ancak kemirgenler en olası kaynak olmasına rağmen, enfekte hayvanlardan az pişmiş et ve diğer hayvansal ürünleri yemenin olası bir risk faktörü olacağı tahmin ediliyor.

DSÖ, bulaşmanın, enfekte hayvanların kan, vücut sıvıları veya deri veya mukoza lezyonları ile doğrudan temas yoluyla gerçekleşebileceği görüşünde.

Dünya Sağlık Örgütü yetkilisi Dr. İbrahim Soce Fall, virüsün endemik olduğu ülkelerde dahi henüz nasıl bulaştığının tam olarak anlaşılamadığını, bulaşma dinamikleri açısından hâlen birçok bilinmez olduğunu açıkladı.

Maymun çiçeği virüsü taşıyan kişilerin çoğu hastalığı hafif atlatsa bile DSÖ’ye göre, bu virüsten ölüm oranı yüzde 11 civarında. Çocuklar ve gençlerde ölüm oranı daha fazla olabiliyor.

Anadolu’dan Avrupa’ya Giden İlk Çiftçilerin Gizemli Kökenleri Açıklığa Kavuştu

Binlerce yıllık genleri inceleyen bilim insanları, dünyanın ilk çiftçilerinin düşünüldüğünden daha karmaşık kökenlere sahip olduğunu ortaya koydu. Çiftçiliğin güneyde Arabistan Çölü ve kuzeyde Doğu Anadolu dağlık bölgesi arasında yer alan ve “Bereketli Hilal” adı verilen bölgede yaklaşık 12 bin yıl önce doğduğu biliniyor.

Daha önce bilim insanları tarımın burada yerleşik hayata geçen, genetik açıdan tek bir popülasyona dayanan bir toplulukta ortaya çıktığını ve Türkiye, Yunanistan ve nihayetinde Batı Avrupa’daki bölgelere doğru yayıldığını düşünüyordu.

Ancak dünyanın ilk çiftçilerinin kökenlerinin tek bir popülasyona dayandığı kanıtlanmış bir düşünce değildi. Şimdiyse uluslararası bir araştırmacı ekibi, konuyla ilgili soru işaretlerini aydınlatan bir genetik bilgi hazinesini ortaya çıkardı.

Hakemli bilimsel dergi Cell’de yayımlanan araştırmada dünyanın ilk çiftçilerinin daha önce düşünüldüğü gibi tek bir gruptan değil, insan yerleşimlerinin neredeyse yok olduğu çalkantılı bir dönemde ortaya çıkan iki avcı-toplayıcı grubun karışımından ortaya çıktığını gösterdi.

Bulgular, Avrupa’nın ilk çiftçi nüfusunun Anadolu yarımadasından göç eden çiftçilere dayandığı düşüncesini de teyit etti.

Tarım iki farklı grubun karışımından doğdu

Yeni araştırma Anadolu çiftçilerinin, Avrupa ve Orta Doğu’da yaşamış farklı avcı-toplayıcı grupların çiftleşmesi ve genetik açıdan tekrar tekrar birbirine karışmasıyla ortaya çıktığını gösterdi.

Araştırmacılara göre bu gruplar ilk olarak 25 bin yıl önce, son Buz Devri’nin zirvesinde birbirinden ayrılmış ve giderek izole olmuştu. Yok oluşun eşiğine gelen gruplar iklimin ısınmasıyla yeniden toparlanmış ve yerleşik yaşam tarzını benimseyerek tarımı icat eden eski insanların atalarının genetik havuzunu oluşturmuştu.

Araştırma, İsviçre’deki Bern Üniversitesi’nden genetikçi Laurent Excoffier’ın liderliğinde yürütüldü. Excoffier, “Eski insanlar Anadolu ve Avrupa’ya göç etmeye ve tarımı yaymaya başlamadan önce ne oldu?” sorusundan yola çıktı.

Çalışmada yenilikçi bir yöntem kullanıldı

Araştırma ekibi Türkiye, Yunanistan, Sırbistan, Avusturya ve Almanya’daki iskeletlerden elde edilen genleri inceledi. Ekip her genomun birden çok kez dizilendiği, “derin dizileme” adı verilen yeni bir yöntemi benimsedi.

Bu yöntemle yapılan incelemelerin daha kesin sonuçlar verdiği ifade ediliyor. Bulgular erken dönem çiftçi popülasyonlarının yaklaşık 8 bin yıl önce Anadolu’dan Avrupa’ya taşındığını gösteriyor.

Excoffier, “Tarımı daha da batıya götüren şey gerçekten insanların, çiftçi topluluklarının yayılmasıydı” diye konuştu.

Araştırmanın ortak yazarı Joachim Burger ise, “Böyle bir çalışmaya uygun iskeletleri toplamak ve analiz etmek 10 yıla yakın zamanımızı aldı” dedi: Bunu ancak çok sayıda arkeolog ve antropologla işbirliği yaparak mümkün kıldık.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Avrupa, Kokainin Merkezi Haline Geldi

Avrupa Polis Teşkilatı (Europol) ve Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezi’nin (EMCDDA) ortak yayımladığı rapor, kokain üretimi, tüketimi ve dünyanın diğer bölgelerine dağıtımı konusunda Avrupa’nın giderek merkez haline geldiği ortaya koydu.

Raporda, metamfetamin endüstrisinin de Avrupa’da giderek genişlediği uyarısı yapıldı. Kokain, esrarın ardından Avrupa’da en çok tüketilen uyuşturucu olarak görülürken, 2020 rakamlarına göre kokain satışından uyuşturucu baronları 10,5 milyar euro kazandı.

Rapora göre, Güney Amerika’dan yaşlı kıtaya gelen sevkiyat yine kokain kullanımında önemli artışa neden oldu. AB kurumlarına göre Belçika uyuşturucu ticaretinde önemli bir merkez rolü oynarken, AB ülkeleri içinde 2020 rakamlarına göre en fazla kokain yine bu ülkede ele geçirildi.

Belçika’da 70 ton, Hollanda’da ise 49 ton kokaine polis operasyonlarında el konuldu. Raporun ilginç bir noktası ise Güney Amerika’dan Avrupa’ya gelen kokainin bir kısmının buradan Ortadoğu ve Asya ülkelerine ülkelere gönderilmesi.

Avrupa’da metamfetamin üretimi artmasına rağmen, bunun kokaine oranla daha küçük çapta olduğu tahmin ediliyor.

Sentetik uyarıcı madde üretiminde ise Çek Cumhuriyeti önemli rol oynarken, bu uyuşturucular en fazla doğu Avrupa ülkelerinde kullanılıyor. Yeni veriler Belçika’da da son dönemde sentetik uyarıcı üretiminin önemli ölçüde arttığı yönünde. Ancak bu konuda tahmini bir veri açıklanmadı.