DEM Partili Saruhan Oluç: Partimize Saldırmak Muhalefete Kazandırmaz

CHP Lideri Özgür Özel’in, yerel seçimlerde aday çıkarmaları nedeniyle partisine yönelik “Bize kaybettirme stratejisi izliyorlar” sözlerine tepki gösteren DEM Partili Saruhan Oluç, “İktidar diliyle bize saldırmak muhalefete kazandırmaz” dedi.

Her siyasi partinin kendi adaylarıyla seçim yarışına girme hakkı olduğuna işaret eden Saruhan Oluç, “Zorunluluktan dolayı bir başka partiyi desteklemez, desteklememelidir” ifadelerini kullandı.

Partisinin Batı illerinde kent uzlaşısı çerçevesinde iş birliği tercihinde bulunma kararını da anımsatan Saruhan Oluç, “Bazı tercihlerde bulunabiliriz ama bu partinin kendi tercihidir. Kimseye verilmiş bir söz yoktur, olmamalıdır da” diye konuştu.

DEM Parti’nin eski Grup Başkanvekili, Antalya Milletvekili Saruhan Oluç, CHP ile yapılan iş birlikleri görüşmeleri, partinin yerel seçim stratejileri ve iktidarla siyasi temasları olup olmadığı iddialarına ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtladı.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker‘in aktardığına göre, Saruhan Oluç’a sorulan sorular ve Oluç’un verdiği yanıtlar şöyle:

Yerel seçim için CHP ile bazı il veya ilçelerde uzlaşı sağladınız ama bazılarını sağlayamadınız ve kendi adaylarınızı çıkardınız. Bu sürecin nasıl değiştiğini ve kendi adaylarınızı çıkarmaya karar vermenizi anlatabilir misiniz?

Biz bir ittifak süreci devam etmiyoruz. Kent uzlaşısı dediğimiz süreç basit bir süreç ittifak olarak değerlendirilemez. Yerel dinamikleri çok önemsediği ve bazılarıyla bu görüşmeyi sürdürdüğü ileri sürüldü. Karşılıklı değerlendirmeler yapıldı ve çeşitli kurum ve kuruluşlarla kimin için kent uzlaşısı kesildi. Kimisi ise sağlanamadı ve herkes kendi adaylarıyla devam etti.

Onun partisinin seçimlerde aday göstermesi ve kendi adaylarıyla yarışması hem görevidir hem de çok meşru bir şeydir. Tartışılır bir şey değildir. Hiçbir siyasi partiyi korumaktan dolayı bir başka partiyi desteklemez, desteklememelidir. Bu açıdan bakıldığında DEM Parti’nin her yerde kendi adaylarıyla yarışması en doğal hakkıdır. Bazı zamanlarda kent uzlaşısı ile bazı tercihlerde bulunabiliriz ama bu partinin kendi tercihidir. Kimseye verilen bir söz yoktur, ayrıntılarda diye düşünüyorum.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ayrılması da “DEM Parti bize kaybettirmek için çalışıyor” demesi genel seçimlerden sonraki “HDP aday çıkarmalıydı” sözleri siyasi olarak bana biraz tutarsız geliyor. Çünkü biz kimseyi kaybettirmek için bir gün çıkarmıyoruz. Bizim doğal hakkımız kendi adaylarımızla yarışıyoruz.

Başka bir açıdan bakıldığında olursa örneğin biz şöyle bir şey desek doğru olur mu? CHP kazanma şansının hiçbir zaman olmadığı Kürt coğrafyasında her yerde aday gösterildi. Peki biz şimdi “CHP bize kaybettirmek, AKP’ye ulaşmak için buralarda aday gösterildi” desek doğru bir şey olur muyuz? Ben olmuyoruz? Dolayısıyla bu meseleleri biraz serinkanlılıkla değerlendirmek daha hayırlı olur diye düşünüyorum. İktidar diliyle bize saldırmak aslında muhalefete kazandırmaz, iktidara kazandırır.

İktidarla da görüştüğünüz ve 1 Nisan sonrası için hazırlıklar yapıldığına dair bazı iddialar oldu. Bunlara ne dersiniz? Ek olarak yerel seçim hedefiniz nedir?

Biz 31 Mart’a odaklanmış vaziyetteyiz. Esas hedefimiz kayyum atanmış olan belediyeleri geri almak. Bunu çok önemsiyoruz. Çünkü kayyum büyük bir hak gaspıydı. Seçmenin iradesinin nefesi kesildi. Ayrıca bu belediyelerde büyük yolsuzluklar yaşandı.

Yani hem bir ülkenin iradesinin tükendiği hem de diğer taraftan kayyumlar halkın yaratmış olduğu değerler talan edildi. İkinci geçiş yerel seçimde kazanamadığımız yerler mevcuttu. 2023 genel seçimlerinde elde ettiğimiz oy oranlarının önemli olduğunu ve ciddi bir yükseliş yaşandığını gördük.

Bu 1 Nisan meselesini çeşitli şekillerde tartışanlar var. Fakat bunların aslında bizim hakkımızda çok fazla spekülasyon yapanlar tarafından üretildiğini düşünüyorum. Güya AKP “kayyum atamayacağız” diye söz verdi. Yıllardan beri siyasetin içinde olan insanlara bakış açısı böyle bir sözün hiçbir şekilde değişmeyeceğini bilen kişiler. Çünkü verilen sözlerden çok sayıda birleştirildiğinin özlü örneği var.

“Vallahi kayyum atamayacağız” dese birisi ve biz de buna inansak ve buna inanarak adım atsak görüyorsak bize tepkisi çok büyük olur. Çünkü siyasette önemli olan kalıcı garantilerin varlığıdır. Kayyumlar darbe girişiminden sonra çıkarılmış olan bir kanun hükmünde kararnamenin yasaya çevrilmiş dayanılarak atanıyor. Bir maddelik bir konu bu.

Bir maddelik bir yasa teklifini getirenler ya da torba tekliflerinden bir parçanın artık içine o maddeyi koyarlar ve derler ki “Kayyum atamalarını mümkün hale getiren ve aslında uluslararası alanda imzalanmış anlaşmalara da uygun olmayan hukuk dışı olan bu maddeyi geçersiz ilan ediyoruz.” Var mı böyle bir yasa teklifi? Yok. O zaman hangi söze inanılır? Bunun güvencesi budur bizim için. O yüzden Hani Gülüp geçiyoruz; İşte kayyumlar için söz vermişler denildiğinde.

Öte yandan şunu hep söyledik, boyutları de devam ediyoruz. Meclis şimdi kapanıyor, seçimin ardından tekrar açılacak. Kürt sorununda demokratik ve barışçı bir çözümün gerçekleşmesinin yeri Ankara ve Meclis’tir diye hep dedik. Bu yayınlanma kararlılığımız sürüyor. Mecliste bulunan hem iktidar hem muhalefet partilerinin Kürt sorununun demokratik barışçı çözümü konusunda adım atmalarını önemli buluyoruz ve bu yerde ilgili kim seçtiğini görüşmüştük.

Başka bazı iddialar var, İstanbul gibi bazı yerlerdeki adayların son anda çekilebileceğine dair?

Mutlaka sözlü söz konusu değil. Herhangi bir yerde bir gün geri çekilme diye bir şey söz konusu değil. Net olarak sonuçlar. Bunu sadece İstanbul için söylemiyorum.

2019’daki iktidara kaybettirmemek hatalı bir karar olarak mı görülmeyecek?

Yok hayır, o dönem bunu neden uyguladığımızı anlattık. O günkü konjonktür ve erken seçim adımı tartışmalarının başladığı bir zamandı ve biz iktidarın egemenliğin daralmasının, böyle bir taktiksel adımın önemli olduğu düşünülmüştü. Yani herhangi bir birlik çerçevesi yoktu. Ve başarılı oldu. Şimdi “2019 taktiğine geri gidin” diyenler var. Bu sözleri çok kale almıyoruz.

Çünkü o, o dönem taktiği idi. Bugün 2024 farklı bir konjonktür, ihtiyaçlar farklı. Günümüzde uygun taktikleri atıyoruz. 2019’dan herkes olumlu dersler çıkarmış olsaydı bugün 2019’dan daha iyi adımlar atılabilirdi. Demek ki herkes aynı sonuçları çıkarmış. O nedenle “2019’u tekrar edin” diyenlere “teşekkür ederiz, siz devam edin” demeyi tercih ediyoruz.

Kayyumlara yönelik muhalefetin ve adayların politikalarına nasıl bakılacak?

Kayyumlar ilk bizim belediyelere atandı ama o zaman herkese dedik ki “bu çok büyük bir demokrasidir ve buna karşı susmayın.” Muhalefetten tektük sesleri yükseldi. Kimsenin dövizde yemek istemeyiz ama yeterince güçlü ses yükselmedi. Sonra iş geri döndü ve batıya gelene kadar geldi. Hatırlayın İstanbul’a bile kayyum atanacak mı, atanmayacak mı tartışmaları oldu.

Tartışma başladığında kayyumlara yönelik ses daha fazla yükseldi. Hâlbuki biz isterdik ki bizim belediyelere kayyum atanmaya başladı anda çok güçlü bir ses yükselin. Muhalefetten çok güçlü bir “yapamazsınız kardeşim” gelsin. Nerede en büyük kırılma yaşandı? Ümit Özdağ ile yapılan açık protokolde CHP kayyum ilişkileriyle ilgili ilişkilerden çok geri bir adım attı.

Paylaşın

Özel, Seçimler Sonrasını İşaret Etti: Acı Reçete Geliyor

Antalya’da partisinin aday tanıtım toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Seçimlere gidiyoruz. İki tane ittifak yarışıyor. 30 parti var ama 2 ittifak yarışıyor” dedi ve ekledi:

“Biri Cumhur İttifakı, eski bir ittifak. Renkleri koyu gri ve memleketin üstüne kara bulut gibi çökmüşler. Bu bir korku ittifakı. Diğer tarafta çok sayıda parti var ama Cumhur İttifakı’nın bu tehdit dili karşısında tek bir parti yok. Adı Millet İttifakı değil, o seçimlerde kaldı. Cumhur İttifakı’nı yenmek için kimseyi dışlamayan bir ittifaka ihtiyaç var. Bunu başaracak olan bizim ittifakımızdır, adı Türkiye ittifakıdır.”

Seçimlerin ardından ekonomide ‘acı reçete’ uygulamasının başlayacağını dile getiren Özel, “1 Nisan’dan sonra hepinizi çok büyük bir tehlike bekliyor. Sıkı maliye politikası, yani acı reçete bekleniyor. Kime? KKM’den zengin olanlara, gökdelen sahiplerine değil. Emekliye, Ayşe teyzeye. Zamlarla, enflasyonla, vatandaşın gelirine yapılması gereken zamlardan kısacak bir acı reçete geliyor. 1 Nisan’da yine vatandaşın sırtına binmeyi planlıyorlar. Bundan 31 Mart’ta kurtulabilirsin.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Antalya’da partisinin aday tanıtım toplantısında konuştu.  CHP Lideri Özel, konuşmasında özetle şunları söyledi:

“Aday belirleme süreçleri her zaman süreçler. Kırgını mutsuzu olmadan tamamlanması mümkün olmayan süreçler. Belediye başkanlarımıza 3 ayda bir halkın memnuniyet anketlerinin tek bir merkezden ortak sorularla yapıldığı doğru örneklem ve yöntem konusunda herkesin mutabık olduğu ölçme değerlendirme sistemiyle milletimizin görevlendirdiği belediye başkanlarına karne vereceğiz.

Gelecek 5 yılın sonuna gelindiğinde önlerine konulan anketler bir sürpriz değil 5 yıllık bir trendin bildikleri yönettikleri kötüye giden bir şey varsa tedbir aldıkları güçlü yönlerini kuvvetlendirdikleri belgeler olacak. Antalya’da göreve devam ettiğimiz belediye başkanlarımız var gelecekte partiye katkılarını ümit ettiğimiz arkadaşlarımız var.

Bunların her birisinin kendilerine ait ayrı hikayeleri var. Ben özellikle bugüne kadar partimize hizmet etmiş 1 nisandan sonra partimize kentimize farklı alanlarda katkı sağlayacak, göreve devam etmeyecek arkadaşlarımıza yürekli arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Ne Antalya’da ne de Türkiye’nin başka yerinde adaylaştırmadığımız arkadaşlarımız birilerinin adaylaştırmadıkları gibi “metal yorgunluğu var”, “FETÖ’cülükle suçlanan” kişiler gibi değiller.  Bizim göreve devam edenlerin de etmeyenlerin de vatan severliğinden dürüst yönetici olduklarından, çalışkanlıklarından ve partililiklerinden şüphemiz yoktur.

Sayın başkan bana partinin yetkili organlarına teşekkür etti. Ancak sayın başkanı adaylaştıran ne Özgür Özel’dir ne MYK’dır. Muhittin Böceği adaylaştıran yaptığı hizmetlerin Antalya halkından gördüğü teveccühtür.

Yola devam ettiğimiz arkadaşlarımız yapılan memnuniyet anketlerinde seçildiği günden ilerde partinin oyundan ilerde olan arkadaşlarımızdır. Göreve devam edemediklerimiz seçimi kaybedecekleri için değil yapılan anketlerde ilçede beldede talebin değişim yönünde bir frekans alınan halkın değişim istediği ve bu nedenle de yapılan profil anketlerine göre aday çalışmalarının yapıldığı yerlerdir.

Göreve devam etmediğimiz arkadaşlarımız var ama bir arkadaşımız göreve kendisi bizim onun memnuniyet anketini ifade etmemizi istedi. Sevgili Şükrü Sözen görevi bırakıyor ama biz onu bırakmıyoruz.

Beka sorunu var diyorlar. Beka sorunu nedir? Dış güçler gelecekler, bayrağı indirecekler, vatanı böldürecekler. O beka sorunlarını bu memleket çok gördü. Beka sorunu olduğunda kimin ne olduğunu da gördü. Bu ülke işgal altındayken ‘Geldikleri gibi giderler de’ diyenleri de gördü. İşgal orduların gemilerinin altına halı serenleri de gördü.

O yüzden beka sorunu olur da bu ülke yine dış güçler olursa herkes emin olsun. Recep Tayyip Erdoğan geliyor diye  il başkanlığından görevlendirilen altı tane gencin kot üstüne perdelik kumaştan kefen giyip beklemesiyle olmaz. Öyle olursa Çanakkale’de kefensiz yatanlar var burada.

Bu memlekete biz sahip çıkarız. Öyle Afrin operasyonundan sonra kamuflaj bir yanına Cumhurbaşkanlığı forsu, gidip orda fotoğraf çektiriyor. 8 gazetede manşet. ‘Erdoğan’a kamuflaj ne de yakışmış.’ Bir kamuflaj yakışacaktıysa niye Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakışıyor? Bilal Erdoğan’, Burak Erdoğan’a yakışaydı da göreydik.

“1 Nisan’da yine vatandaşın sırtına binmeyi planlıyorlar”

Bir kişiye bir borcumuz var. Biz CHP olarak mevcut belediyelerin olduğu yerlerde memnuniyet anketleriyle ilerliyoruz. Antalya’da hem de memnuniyet anketi de iyi olmasına rağmen bizim ilçemizin kültüründe ön seçim var önseçimle geldim göreve devam etmek için de sandıktan çıkmayı yeğlerim diyen Gazipaşa Belediye Başkan’ımıza Mehmet Ali Yılmaz’a teşekkür ediyorum.

1 Nisan’dan sonra hepinizi çok büyük bir tehlike bekliyor. Sıkı maliye politikası, yani acı reçete bekleniyor. Kime? KKM’den zengin olanlara gökdelen sahiplerine değil. Emekliye, Ayşe teyzeye. Zamlarla, enflasyonla, vatandaşın gelirine yapılması gereken zamlardan kısacak bir acı reçete geliyor. 1 Nisan’da yine vatandaşın sırtına binmeyi planlıyorlar. Bundan 31 Mart’ta kurtulabilirsin.

10 kişiden 8’nin memleketin adaletine güvenmediği bir yerde Erdoğan ‘Adalet yoksa refah yok’ diyor. Bu ülkede vergide, toplumsal yaşamda, inançlarda, mezheplerde ve bunlara devletin verdiği hizmetlerde, yargıda adalete ihtiyaç var

Milli takım gol atınca ayağa kalkıp sevinen herkesin oyuna talibiz. Bu ittifakın adı Türkiye İttifakı. Türkiye İttifakı’nın renkleri, Cumhuriyet Halk Partisi’yle aynı. Kırmızı beyaz. Bizim logomuz da öyle ama rengini partimizden almadı. Al bayraktan aldı.”

Paylaşın

Erdoğan, CHP’li Belediyeleri Hedef Aldı

Partisinin Antalya aday tanıtım toplantısında konuşan Erdoğan, “Bir önceki seçimde iş başına gelen CHP zihniyetinin ideolojik esareti altında boğulan, tüm umutları tükenen şehirlerimizi çok kısa sürede yaşanabilir hala getirdik” dedi ve ekledi:

“İstnabul ve Ankara başta olmak üzere bizim hizmet ve eser siyasetimizle taşınan şehirlerimiz. Çeyrek asır boyunca adeta altın devirlerini yaşadı. İstanbul harap oldu, Ankara harap oldu. İzmir zaten berbat. Antalya zaten harap oldu.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “CHP’nin elindeki belediyelerimizi gerçek belediyecilik anlayışıyla tekrar buluşturmakta kararlıyız. Şehirlerimizi kişisel kariyer peşinde dolaşanlara bırakamayız. İnşallah 31 Mart’ta Antalya Cumhur İttifakı ile yeni bir döneme yelken açacak. Buna hazır mıyız?” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya Expo Fuar Alanı’nda AK Parti Antalya İlçe Belediye Başkan Adayları Tanıtım Toplantısı’nda konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Daha önce mahalli idarelerde hiç görülmemiş hizmetleri vatandaşlarımızın hizmetine sunduk. Şehirlerimizin nüfusunun çoğalmasıyla birlikte insanlarımızın belediyelerden beklentileri de değişti.

AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak bu değişimi karşılamanın çabasındayız. Aziz milletimize daha iyi hizmet etmek için sadece kadrolarımızı değil belediyecilik vizyonumuzu da değiştirdik. 30 yıllık zengin tecrübemizi iktidardaki çalışmalarımızla yoğurduk.

“Antalya, Cumhur İttifakı ile yeni bir döneme yelken açacak”

CHP şehirlerimize irtifa kaybettirdi. İstanbul harap oldu, Ankara harap oldu. İzmir zaten berbat. Antalya zaten harap oldu. CHP’nin elindeki belediyelerimizi gerçek belediyecilik anlayışıyla tekrar buluşturmakta kararlıyız. Şehirlerimizi iş yapmak, milletin sıkıntılarına çözüm bulmak yerine şov yapan, kişisel kariyer peşinde koşan muhterislerin insafına bırakamayız. İnşallah 31 Mart’ta Antalya Cumhur İttifakı ile yeni bir döneme yelken açacak. Buna hazır mıyız?

Antalya’da doğru dürüst bir havalimanımız bile yoktu. Bugünkü havalimanını kimler hazırladı? Ülkemiz genelinde 2024 turizm hedefimiz de 60 milyon ziyaretçi, 60 milyar dolar turizm geliridir.

CHP yöneticilerinin gündeminde ne ülkenin meseleleri ne milletin sıkıntıları var. İnsanlığın hangi sınamalarla karşılaştığından haberleri bile yok. Kimin adamının nerede aday gösterileceğinden başka meseleleri yok. Bunlar çantada keklik olarak gördükleri belediyeler için adete meydan muhaberesi yaşıyorlar. Biz bay Kemal ile en azından siyasi bir mücadele yürütüyorduk. Özgür Özel’in ise sesi çıkmıyor. İşte bay Kemal’i Ankara’da bir köşeye hapsettiler.

“Bizim milletimize kazandıracak daha çok hizmetimiz olacak”

CHP bir alacakaranlık siyasetinin içine girmiş durumdadır. Bu siyasetlerini ülkeye bulaştırmalarına izin veremeyiz. Demokrasinin önemli bir unsuru olan muhalefetin bu durumu içimizi acıtıyor. Önümüzdeki seçimler şehirlerimizin gerçek belediyecilikle buluşması dışında CHP’de de taşların yerine oturmasını sağlayacak. Bizim de milletimize kazandıracak daha çok hizmetimiz olacak.

Antalya’yı hak ettiği eser ve hizmetlerle buluşturup en üst lige taşıyacağız. Birlikten güç doğar. Bu inançla gece gündüz demeden koşturacağız. “

Paylaşın

İYİ Parti’de İstifalar Devam Ediyor: Eski Antalya Milletvekili Partisinden İstifa Etti

27. Dönem Antalya Milletvekili Hasan Subaşı, “Bir dönem önemli bir misyon üstlenmiş olan ve bu uğurda birlikte yol yürüdüğümüz, özveriyle hizmet veren arkadaşlarıma şükranlarımı sunar kamuoyunun bilgisine arz ederim” ifadeleriyle partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / 29 Ocak 2023 İYİ Parti Ankara İl Başkanlığı görevine başlayan Faruk Köylüoğlu, il başkanlığından istifa ettiğini duyurmuştu.

27. Dönem Antalya Milletvekili Hasan Subaşı, sosyal medya hesabı üzerinden, İYİ Parti üyeliğinden istifa ettiğini açıkladı. Subaşı, açıklamasında, “27. Dönem MV yaptığım ve tekrar adaylık talebinde bulunmadığım İYİ Parti üyeliğimden istifa etmiş bulunuyorum. Bir dönem önemli bir misyon üstlenmiş olan ve bu uğurda birlikte yol yürüdüğümüz, özveriyle hizmet veren arkadaşlarıma şükranlarımı sunar kamuoyunun bilgisine arz ederim” ifadelerini kullandı.

Hasan Subaşı kimdir?

Hasan Subaşı, 16 Şubat 1950 tarihinde Antalya’nın Elmalı ilçesinde doğdu. Hasan Subaşı, Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1989 yılında Antalya Belediye Başkanı seçildi. Döneminde, Antalya’da 3030 Sayılı Kanuna göre Muratpaşa, Kepez ve Konyaaltı alt belediyeleri oluşturularak “Büyükşehir Belediyesi” kuruldu.

Büyükşehir belediyesi statüsü ile 1994 yılında yapılan ilk seçimde yeniden seçildi ve 1999 yılına kadar görev yaptı. 28 Mart 2004 Türkiye yerel seçimleri’nde DYP’den aday oldu ancak seçilemedi. Evli ve iki çocuk babasıdır. 2018 genel seçimlerinde İYİ Parti’den Antalya milletvekili olarak meclise girdi.

Faruk Köylüoğlu istifa etmişti

29 Ocak 2023 yılında İYİ Parti Ankara İl Başkanlığı görevine başlayan Faruk Köylüoğlu, il başkanlığından istifa ettiğini sosyal medya hesabından duyurmuştu. Köylüoğlu, istifasını şu sözlerle açıklamıştı:

“Partimiz Genel İdare Kurulunda alınan, 81 ilde iş birliği olmaksızın yerel seçimlere girilmesi kararının ardından, Ankara açısından çekincemizi dile getirmiş bulunduğumuzdan işbirliği yapmamız gerekliliği konusundaki görüşümüz parti yönetimimizle çeliştiği için görevimizden istifamız kaçınılmazdır. 29 Ocak 2023’te devraldığım İYİ Parti Ankara İl Başkanlığı görevimden bugün itibarıyla istifa ettiğimi kamuoyuna saygılarımla duyururum.”

Faruk Köylüoğlu’na gün içinde açıklama yaparak yanıt veren parti sözcüsü Kürşad Zorlu, “Hür ve müstakil olarak, bu seçimlerde yarışma kararımızı Genel İdare Kurulu’muzda, partimizin en yüksek organında aldık. Orada bu karara itiraz eden bazı arkadaşlarımız oldu. Sayıları 5 kişiydi, bunları biz açıkladık. Ancak onlar görevlerine devam ediyor. Partimizin bu ortak kararının arkasında duracaklarını da beyan ettiler” demişti.

Paylaşın

CHP’li Özel: Atatürk’ün Partisi İkinci Parti Ve Mağlubiyetlere Razı Olamaz

Partisinin Antalya İl Kongresi’nde konuşan CHP Genel Başkan adayı Özgür Özel, “Değişim tartışmaları başladığında dedim ki bir değişim gerekir, ben kendi özeleştirimi yapmak durumundayım. Eğer fedakarlık yapmak gerekiyorsa fedakarlık, sorumluluk almam gerekiyorsa sorumluluk alacağım” dedi ve ekledi:

“Dedim ki kaybeden takımda santrafor oynayacağıma şampiyon takımda her mevkiye talibim. Dedim ki eğer derseniz ki Özgür, gözümüzün önünde büyüdün sen, çok oynadın, birazcık yedek otur, Özgür yedek oturur. Yok orta saha, orta saha; kaleye, kaleye… Artık oynamayacaksın, Özgür top toplayacaksın, top toplamaya… Ama diyorsanız ki Özgür biz sana inanıyoruz, biz sana güveniyoruz, geç takımın başına ben ona da varım, sizinle bunu da konuşmaya geldim.

Ben görevimi yaparken Süleyman Soylu’ya karşı, Hulusi Akar’a karşı, başbakanlara, Recep Tayyip Erdoğan’a karşı, sizin yüzünüzü hiç öne eğdim mi? Sizin yüzünüzü hiç yere düşürmedim. Bundan sonra da hangi göreve gelirsem eğer ki derseniz hadi Özgür görev sende, ben bu takımı şampiyon yaparım, ben bu partiyi sizinle birlikte iktidar yaparım, ben bu partiyi sizinle birlikte ayağa kaldırırım. Kalkın ayağa, kalkın ve bu partiyi iktidar yapın. Ben size güveniyorum. Ben size inanıyorum, bu parti ayağa kalkarsa Türkiye ayağa kalkar.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Olağan Antalya İl Kongresi, Konyaaltı Belediyesi Nazım Hikmet Kongre Merkezi’nde yapılıyor. Kongrede CHP Genel Başkanı Özgür Özel’de bir konuşma yaptı. Gazete Duvar’ın aktardığına göre, Özel, konuşmasında şunları söyledi:

“Cumhuriyet’in 100’üncü yılındayız. Partimizin kuruluşunun 100’üncü yılını hep birlikte geçtiğimiz günlerde kutladık. Hiç şüphe yok, hep birlikte Antalya Büyükşehir Belediyesi’ni kazandığımız 2019 Yerel Seçimleri’nden beri ki o yerel seçimlerde 60 günde 41 ilde 247 belediye başkan adayımızı tanıtmış bir kardeşiniz, evladınız olarak o günden Cumhuriyet tarihinin en kritik seçimi olduğuna inandığımız, toplumu inandırdığımız, mücadelesini verdiğimiz 14 Mayıs Seçimi’ne kadar 81 ilde 973 ilçede nereden davet aldıysam ilse il, ilçeyse ilçe, beldeyse belde, bu seçim için koştum, gayret gösterdim.

Bu gayretlerimin önceki kısmına da 14 Mayıs, 28 Mayıs arasında büyük bir şokla başladığımız, moralleri yükseltip sandığa motivasyonu artırmak için görevlendirildiğimiz Muğla’daki 9 mitingden sonraki geldiğim Kaş’ta, Kumluca’da, Serik’te, Manavgat’ta, Antalya merkezde 7 farklı ilçemizde hep birlikte otobüsün üstünde bu Cumhuriyet tarihinin en önemli seçiminde adayımız kazansın ve Türkiye kazansın diye mücadele verdik.

Maalesef 28 Mayıs günü, Cumhuriyet tarihinin en önemli seçiminde Cumhuriyetle, onun kurucu babalarıyla, kurucu kadrolarıyla, Cumhuriyet’i cumhuriyet yapan temel değerlerle çelişkisi olan, onlara husumet duyan birilerinin iktidarına son veremedik. Bu büyük üzüntü, hepimizin kaldırmakta güçlük çektiği yük, hepimizin omuzlarına bastı. O günden sonra hep birlikte bizim bundan sonraki süreçte bizim bir özeleştiri, muhasebe yapmamız, bundan önceki seçimlerde yaşadıklarımızla bu seçim arasındaki farkları doğru yaptıklarımızı, yanlış yaptıklarımız, analiz etmemiz, hatalardan ders çıkarmamız, bir daha Cumhuriyet’e husumet duyan kadroların iktidarda kalmaması için partimizde neyi değiştirmemiz gerekiyorsa o noktada mücadele etmemiz gerekiyordu.

Bu inançla, bu yaklaşımla partimizin yetkili organlarında ve Genel Başkanımıza bu düşüncelerimizi ifade ettim. Ancak zaman geçtikçe gördüm ki yaşadığımız bu seçim kaybına başka isimler koymak, kaybetmedik sadece kazanamadık demek ve hiçbir şey olmamış gibi devam etmek isteyen bir anlayışın hakim olduğunu gördük. İşte gün, buna itiraz etme, bu konuda kimseyi incitmeden, haksızlık yapmadan, ama CHP’nin, Cumhuriyetçilerin, Atatürkçülerin yüreğindeki yangını hissederek bir şeyler yapmak gerekiyor, onun için yola çıktık, yollara düştük.

İçinde bulunduğumuz değişim tartışmalarında bunu sadece sayın Genel Başkanımıza indirgemek kendisine, geçmişine, emeğine haksızlık olur. Yola çıktığım gün kendisine de kamuoyuna da söyledim; ben bir değişimi savunuyorum, ancak vefalı bir değişim öngörüyorum. Geçmişte olan kötü örneklerindeki gibi, biraz önce söyledim bu babaevinde başka şeylere talip olabilirsiniz, iyi yönetilmediğini söyleyebilirsiniz, daha iyi yönetmek için iddianızı, kadronuzu ve bu konuda fikri farklılıklarınızı dile getirirsiniz, ancak daha önce olan kötü örneklerdeki gibi yakarak yıkarak bir daha yüz yüze bakamayacak hale gelerek, bir parti içi mücadele için partinin geleceğini, gelecekte seçmenle kurulacak ilişkiyi zedeleyerek bir mücadele ne bana ne CHP’ye yakışmaz.

Elbette sadece Genel Başkan değişikliğini söylemek Genel Başkanımıza haksızlık olur. Ancak sayın Genel Başkanın çalışma ekiplerini değiştirmekle değişimin tamamlandığını düşünmek ya da tüzüğe daha demokratik maddeler önererek ya da programı daha basit, daha kısa, daha anlaşılır yazacağını söyleyerek değişim göstermek de ipteki cambazı göstermek, esas sorumlulara bakma demek olur. Bu yüzden CHP’nin önce temel sorununu tespit etmek durumundayız.

Tayyip Erdoğan’ın o dikine kesen siyasetinde yani biz ve onlar diyen, Türkler Kürtler, Aleviler Sünniler, sağcılar solcular, milliler gayri milliler diye bölen, farklılığın üzerinde tepinen, diğer parçayı kutuplaştıran o uzak kutbu şeytanlaştırıp kendisi arkasını kalabalıklaştıran kimlik siyasetine… Evet biliyorum, açsın, yoksulsun, işsizsin, güvencesizsin ama tehlike büyük, ezanı susturacaklar, arkama geçmelisin.

Bayrağı indirecekler arkama geçmelisin, ülkeyi böldürecekler arkama geçmelisin diyen dikine siyasete karşı küçük parçayı kucağında bulup onu büyütmeye çalışmak, onun için sağdan, daha sağdan, daha sağdan ittifaklarla büyümeye çalışmak yerine başımızın üzerindeki cam tavanı görmek, yüzde 25 ile 4 seçmenden birini aldığımızla meşgul olup öbür 3 seçmenin kim olduğuna iyi bakmak durumundayız. Orada öyle erişemeyeceğimiz bir yer yok, ama nereden bakacağımız önemli.

Eğer biz AK Partilinin de MHP’linin de HDP’linin de İYİ Partilinin de oy vermeyenin küskünün de yoksuluna, işsizine, güvencesizine, sendikal hakkı elinden alınmışına ülkeden umudunu kesmiş gencine dokunabiliyorsak Tayyip Erdoğan gibi dikine kesen değil, sol sosyal demokrat siyasetle tüm toplum kesimlerini enine kesen ve alta kalanlarla meşgul olan… Zaman zaman slogan yaptık, ekranlara yazdık, ‘Herkes için CHP.’ Biz bir partiyiz, toplumun bir parçasıyız.

Toplumdaki bir grubun hak ve menfaatlerini korumak için kurulur partiler. CHP, herkesten yana olamaz. CHP, işçiden yanadır, CHP, yoksuldan, esnaftan, memurdan, orta direkten, ezilenden yanadır, CHP halktan yanadır. CHP, sosyal demokrat bir partidir. Bundan sonraki süreçte CHP’nin Altı Ok’unun tarihsel gerekliliğine inanarak olgusal gerçekliğini sahiplenerek ve içinde bulunduğumuz çağın gereklerine göre Altı Ok’u aşındırmadan geliştirerek cesur, kararlı bir siyaset yapmamız lazım.

CHP, nerede duracağına şöyle karar veremez. ‘Ben, şunların karşısında olmalıyım, buna yakın durmalıyım, buna çok yaklaşırsam bu tarafı kızdırmayayım’ diyerek pozisyon tarif eden bir parti olmak yerine Altı Ok, cumhuriyet, evrensel sosyal demokrasi, sol siyaset ve kimden yana olduğunu biraz önce birlikte haykırdığımız kitleler için CHP duracağı yeri belirlemeli, dünya CHP’nin etrafında, siyasi pozisyonlanmalar CHP’ye göre olmalıdır.

Cumhuriyeti kuran kadrolar da Türkiye’ye demokrasiyi getiren kadrolar da 70’lerde ortanın solu ile işçi sınıfındaki dinamizmi ve emek mücadelesinin rüzgarını alan kadrolar da pozisyonunu ona göre buna göre değil kendi olması gerektiği yere göre belirlemiştir. Bu cesur siyasete inanıyorum, sizleri bu cesur siyasete destek vermeye davet ediyorum.

Değişim tartışmaları başladığında dedim ki bir değişim gerekir, ben kendi özeleştirimi yapmak durumundayım. Eğer fedakarlık yapmak gerekiyorsa fedakarlık, sorumluluk almam gerekiyorsa sorumluluk alacağım. Dedim ki kaybeden takımda santrafor oynayacağıma şampiyon takımda her mevkiye talibim. Dedim ki eğer derseniz ki Özgür, gözümüzün önünde büyüdün sen, çok oynadın, birazcık yedek otur, Özgür yedek oturur. Yok orta saha, orta saha; kaleye, kaleye… Artık oynamayacaksın, Özgür top toplayacaksın, top toplamaya… Ama diyorsanız ki Özgür biz sana inanıyoruz, biz sana güveniyoruz, geç takımın başına ben ona da varım, sizinle bunu da konuşmaya geldim.

Ben görevimi yaparken Süleyman Soylu’ya karşı, Hulusi Akar’a karşı, başbakanlara, Recep Tayyip Erdoğan’a karşı, sizin yüzünüzü hiç öne eğdim mi? Sizin yüzünüzü hiç yere düşürmedim. Bundan sonra da hangi göreve gelirsem eğer ki derseniz hadi Özgür görev sende, ben bu takımı şampiyon yaparım, ben bu partiyi sizinle birlikte iktidar yaparım, ben bu partiyi sizinle birlikte ayağa kaldırırım. Kalkın ayağa, kalkın ve bu partiyi iktidar yapın. Ben size güveniyorum. Ben size inanıyorum, bu parti ayağa kalkarsa Türkiye ayağa kalkar. İşte Antalya ayakta, CHP ayakta. Göreceksiniz buluşacağız iktidarda. Atatürk’ün partisi ikinci parti olamaz, mağlubiyetlere razı olamaz.”

Paylaşın

Erdoğan: Bay Bay Kemal, Senin Arkadaşın Kandil

Antalya Kepez’de halka seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Her şeyiyle terörist Selo 51 kardeşimizin ölümüne neden oldu. Bu Selo, cezaevinde. Şimdi ne diyorlar? Selo’yu çıkaracağız. Selo’yu Öcalan’ın yerine getireceklermiş. Bay bay Kemal’in parlamentoda yaptığı görüşme işte buydu. Açıkla dedik kaç kere. Açıklayamaz… Her şey fırıldak. Düzgün bir şey yok. Eğer gerçek siyasetçiysen çıkar açıklarsın ama hayatı yalan” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kandil’de ne diyordu birisi… Bunların bayrağı var mı? Bunların ezanı var mı? Bunların dini var mı? Ne diyor? Bizim desteğimiz Kılıçdaroğlu’nadır. Dini olmayan, diyaneti olmayan, bayrağı olmayan, ezanı olmayan kimler destekliyor bay bay Kemal’i, bu teröristler. Söyle bana arkadaşını, söyleyeyim sana kim olduğunu. Bay bay Kemal, senin arkadaşın Kandil.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Bu zat yaptığımız her şeyi yıkacağını, kurumları kapatacağını, bürokratını, polisini tasfiye edeceğini söylüyor. Bay bay Kemal, HDP ve PKK ne diyorsa kendisi de onu söylüyor. FETÖ ve gizli açık tetikçileri ne diyorsa Kılıçdaroğlu onu söylüyor. Amerika’da ve Avrupa’da kulağına ne üflenmişse onu söylüyor. Arada bir kendi söylediklerini de mizah niyetine izliyoruz. Bu zatın kendisini ciddiye almıyoruz. Bizim ilgilendiğimiz, bu zatın hangi hesabın temsilcisi olarak karşımıza dikildiğidir. Masa etrafında oturanlar ve çevresinde dönenlere bakınca hepsi ayan beyan ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçim çalışmaları kapsamında Antalya Kepez’de miting düzenledi. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Birileri ülkenin birikimlerini önce altılı masada paylaşmaya niyetlendi. Sonra pazarlığın kızıştığı anda ortaklardan biri yerinden kalkıp geri otururken, masanın altındaki gizli ortak HDP de bu cümbüşte yerini aldı. Baktılar yedi ortakla da bu iş olmayacak iki büyükşehir belediye başkanını dahil edip ortak sayısını 9’a çıkardılar. Masada kendileri için yer olduğunu gören, ülkenin ve milletin yeminli düşmanları FETÖ ve PKK da seslerini yükselttiler. Oldu mu size 11 ortak.

Daha DHKP-C’sini, Avrupa ve Amerika’da masanın akıl hocalığına soyunan tefecileri, STK görünümlü istihbarat aygıtlarını saymıyorum. Türkiye, siyasetine ve yönetimine yönelik böyle bir oyunu hak etmiyor.

Kılıçdaroğlu’nu cumhurbaşkanı adayı olarak karşımıza diken bir mekanizma var. Bu mekanizma CHP tabanının da ittifaktaki diğer partilerin de hassasiyetlerini umursamıyor.

Ne diyordu bay Kemal, tıpış tıpış gidip oy vereceksiniz. Bunların derdi Türkiye’yi en az yarım asır daha kendine gelemeyecek bir bataklığa saplamaktır. Ama başaramayacaklar.

“Selo’yu çıkarıp Öcalan’ın yerine getireceklermiş”

Her şeyiyle terörist Selo 51 kardeşimizin ölümüne neden oldu. Bu Selo, cezaevinde. Şimdi ne diyorlar? Selo’yu çıkaracağız. Selo’yu Öcalan’ın yerine getireceklermiş. Bay bay Kemal’in parlamentoda yaptığı görüşme işte buydu. Açıkla dedik kaç kere. Açıklayamaz… Her şey fırıldak. Düzgün bir şey yok. Eğer gerçek siyasetçiysen çıkar açıklarsın ama hayatı yalan.

Kandil’de ne diyordu birisi… Bunların bayrağı var mı? Bunların ezanı var mı? Bunların dini var mı? Ne diyor? Bizim desteğimiz Kılıçdaroğlu’nadır. Dini olmayan, diyaneti olmayan, bayrağı olmayan, ezanı olmayan kimler destekliyor bay bay Kemal’i, bu teröristler. Söyle bana arkadaşını, söyleyeyim sana kim olduğunu. Bay bay Kemal, senin arkadaşın Kandil.

Bu zat yaptığımız her şeyi yıkacağını, kurumları kapatacağını, bürokratını, polisini tasfiye edeceğini söylüyor. Bay bay Kemal, HDP ve PKK ne diyorsa kendisi de onu söylüyor. FETÖ ve gizli açık tetikçileri ne diyorsa Kılıçdaroğlu onu söylüyor. Amerika’da ve Avrupa’da kulağına ne üflenmişse onu söylüyor. Arada bir kendi söylediklerini de mizah niyetine izliyoruz. Bu zatın kendisini ciddiye almıyoruz. Bizim ilgilendiğimiz, bu zatın hangi hesabın temsilcisi olarak karşımıza dikildiğidir. Masa etrafında oturanlar ve çevresinde dönenlere bakınca hepsi ayan beyan ortaya çıkıyor.

Hangi insan kendi ülkesine, devletine, milletine bu kadar büyük kin duyabilir? Bay bay Kemal ABD’de bir benzin istasyonunda bir restorana giriyor. Orada neler çevirdi belli değil, açıklayamıyor. Pensilvanya’nın uzantıları ile orada sohbetini koyulaştırıyor.

Ülkeyi yatırımlarla donatırken kimsenin kökenini, mezhebini sormadık. Bay bay Kemal ben Aleviyim diyor. Eyvallah, biz sana Alevi misin değil misin sormadık ki? Bugüne kadar bunu niye söylemedin de şimdi söylüyorsun? Demek bu buradan bir şey bekliyor. Bu ülkeyi Alevi-Sünni diye ayrıma tabi tutanlara lanet olsun!

Bay bay Kemal, TOKİ’yi kapatacakmış. Neyi kapatıyorsun? Ben göreve gelmeden önce TOKİ’deki üretim sayısı 40 bin konuttu. Şimdi 1 milyon 300 bin konutu biz yaptık. 40 bin nere 1 milyon 300 bin nere?”

Paylaşın

Yüz Binler Newroz Alanlarına Akın Etti

Türkiye’nin pek çok kentinde vatandaşlar Newroz kutlamaları için bir araya gelirken, kutlamaların İstanbul’daki adresi Yenikapı’daki miting alanı, Ankara’da Newroz’un adresi Anıtpark oldu.

Haber Merkezi / İstanbul Yenikapı Meydanı’nda, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) öncülüğünde organize edilen ve “Hükümet istifa” sloganlarıyla başlayan etkinliğe, olumsuz hava koşullarına rağmen halkın ilgisi büyük oldu.

Başkent Ankara’daki Newroz etkinliği de Kahramanmaraş depremleri sebebiyle, İstanbul’da olduğu gibi, geçen yıllara oranla daha durgun, ağıtlar eşliğinde yapıldı.

İstanbul

İstanbul Yenikapı’daki miting alanı tamamen dolarken, vatandaşlar, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri; “Newroz ateşiyle özgürlüğe yürüyoruz” şiarıyla düzenlenen kutlamalar için sloganlarla miting alanına yürüdü.

“Hükümet istifa” sloganlarının atıldığı miting alanında Newroz ateşi, Barış Anneleri tarafından yakıldı.

İstanbul Yenikapı Meydanı’nda, “Her der Newroz, her dem azadî” ve “Newroz ateşiyle özgürlüğe” şiarıyla yüz binlerin katılım gerçekleştirdiği Newroz’un son bulmasının ardından dağılan kitleye müdahale eden polis, yaklaşık 200 kişiyi gözaltına aldı.

Gözaltına alınanların Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğü Çocuk Büro Amirliği’ne götürüldüğü belirtildi.

Ankara

Ankara Anıtpark’ta gerçekleşen Newroz’da flama ve “Kapitalizmi Newroz ruhuyla enkaza çevireceğiz”, “ Bedeniyle newrozlaşanların ruhuyla tecridi kıracak, faşizmi yeneceğiz” yazılı pankartlar açılırken, “Newroz piroz be”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Jin, jiyan, azadi”, “katil devlet hesap verecek” sloganları atıldı.

Diyarbakır Newroz’unda katledilen Kemal Kurkut şahsında tüm yaşamını yitirenler anısına 1 dakikalık saygı duruşu gerçekleştirildi, ardından program başlatıldı.

İzmir

İzmir’de çeşitli siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelerek oluşturduğu Newroz Tertip Komitesi tarafından düzenlenen Newroz kutlamaları başladı. Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi ve Cumhuriyet Meydanı olmak üzere iki noktada toplanan yüzlerce kişi, kutlamaların yapılacağı Gündoğdu Meydanı’na yürüdü.

Yürüyüşte sık sık “Faşizme karşı omuz omuza”, “Newroz piroz be”, “Berxwedana zindana” ve “Direne direne kazanacağız” sloganları atılırken, “Deprem değil iktidar öldürdü”, “Newroz piroz be”, “Dem dema HDP’ye” ve “Emeğin özgürlüğün ülkesini kurmak için geliyoruz” dövizleri dikkat çekti.

Bursa

Bursa’daki Newroz’un adresi ise Arabayatağı Pazar Alanı oldu. 7’den 70’e her yaştan katılımın olduğu coşkulu Newroz’da, giyilen yöresel kıyafetler, alanda renkli görüntüler oluşturdu. Yeşil Sol Parti ve HDP bayraklarıyla süslenen alana “6 Şubat 2023 Yastayız”, Edî bes e, geçinemiyoruz” ve “Faşizme karşı halkın iradesini savunuyoruz” pankartları asıldı. Binlerin bir araya geldiği Newroz’da binlerce kişi hep bir ağızdan “Bijî Serok Apo”, “Bê Serok jiyan nabe”, “Bijî berxwedana zindanan” ve “Jin, jiyan, azadî” sloganları atıldı.

Kocaeli

Kocaeli’nde halk, Gebze ilçesindeki Mevlana Kapalı Pazar alanında bir araya geldi. Soğuk ve yağmurlu havaya rağmen 7’den 70’e herkesin katıldığı Newroz alanı, “Her der Newroz, her dem azadî”, “ Newroz ateşiyle özgürlüğe”, “Newroz zalim Dehak’ların saltanatına son verecektir”, “Çağdaş Kawaların izinde Newroz ateşini büyütüyoruz” ve “Newroza gelê şoreşger pîroz be” pankartları ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Yeşil Sol Parti bayraklarıyla donatıldı.

Tekirdağ

Tekirdağ’da, Newroz HDP öncülüğünde Ergene ilçesinde kutlandı. Yöresel kıyafetleriyle Newroz alanında bir araya gelen halk Newroz halayına durdu. Alandan sık sık, “Bijî Newroz”, “Newroz pîroz be” sloganları yükseldi. Tekirdağ’daki Newroz, yapılan konuşmaların ardından son buldu. Halkın dağılımı esnasında ise 1 kişinin gözaltına alındığı öğrenildi.

Muğla

Muğla’nın Bodrum ilçesine Bağlı Yalıkavak Pazar Yeri’nde Newroz ateşi yakıldı. Kadınlar Newroz’a yöresel kıyafetleriyle katılırken, gençlerin yoğun katılımı dikkat çekti. Newroz’a HDP ve Yeşil Sol Parti flamaları ile katılan yurttaşlar sık sık, “Direne direne kazanacağız”,”jin, jiyan, azadî”,”Bijî Serok Apo” sloganları attı. Öfke ve isyanın hakim olduğu Newroz’da yurttaşları selamlayan Muğla Newroz Tertip Komitesi üyeleri, 2023 Newrozu’nun sorumlulardan hesap sorma Newrozu olduğunu belirtti.

Aydın

Aydın’da Newroz ateşi Efeler ilçesi Osmanyozgatlı Mahallesi Newroz Alanı’nda yakıldı. Newroz, sanatçı Ayşenur Kolivar ve Dengbej Erhan Kaya’nın seslendirdiği ezgilerle sona erdi.

Denizli

Denizli’de Newroz ateşi Esenetepe Pazar Yeri’nde yakıldı. Yüzlerce kişinin katıldığı Newroz’da “Hükümet istifa”, “HDP halktır, halk burada”, “Direne direne kazanacağız” sloganları atıldı.

Balıkesir

Balıkesir’de Newroz ateşi Ayvalık ilçesine bağlı Yenimahalle’de yakıldı. Newroz’da “Newroz Pîroz Bê”, “Direne Direne Kazanacağız” ve “Jin, Jiyan, Azadî” sloganları atıldı.

Konuşmaların ardından Koma Servan ve Ömer Ökkeş Ruhurevan’ın seslendirdiği şarkıların ardından Newroz programı son buldu.

Batman

Batman’da sağanak yağışa rağmen alanları dolduran yüzbinler, depremde yaşamını yitirenleri anarak 14 Mayıs’ta hesap soracaklarını mesajını verdi.

Van

Van’da yağışlı havaya rağmen Van Kalesi’nde bulunan Newroz Parkı alanını dolduran yüz binler Newroz coşkusunu yaşadı.

HDP Grup Başkanvekili Hakkı Saruhan Oluç, “Bu seçim, barışın gerçekleşmesi için aklını, fikrini barış için harcayan İmralı’ya 24 aydır tecrit uygulayan iktidardan kurtulma seçimidir” diye konuştu.

Mersin

Mersin’de Newroz Akdeniz İlçesi’nde bulunan Tırmıl  Alanı’nda gerçekleştirildi. Yurttaşlar, ulusal kıyafetleri ile Newroz alanına girerken, alanda kurulan platforma “NEWROZ 2023″ yazılı büyük pankart asıldı.

Antalya

Antalya’da Newroz, “Her der Newroz, her dem azadî” şiarıyla Turgut Özal Spor Salonu önünde gerçekleştirildi. Alan Halkların Demokratik Partisi (HDP), Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Partisi) bayraklarıyla donatıldı.

Manisa

Manisa’da Lale Meydanı’nında bir aya gelen halk Newrozu çoşku ile karşıladı. Mersin’deki programa HDP Amed Milletvekili Remziye Tosun ve HDP MYK Üyesi Naci Sönmez katıldı.

Paylaşın

İYİ Partili Subaşı: Sorun Yok Biz Kardeşiz Diyerek Kürt Sorununu Çözemezsiniz

İYİ Parti Antalya Milletvekili Hasan Subaşı, Kürt sorununa ilişkin “Toplumun bir kesimi ‘sorunum var’ diyorsa, bu sorunun tartışılması, konuşulması gerekir. Ama biz konuşamıyoruz” dedi. Subaşı, “Cumhuriyet dönemi boyunca herkesin incelediği, rapor hazırlattığı bir meseleyle ilgili çıkıp ‘hiçbir sorun yok’ demenin bir anlamı yoktur” ifadelerini kullandı.

Serbestiyet’ten Onur Erkan’a açıklamalarda bulunan Hasan Subaşı, HDP’ye yönelik kapatma davasına ilişkin “HDP legal bir parti değilse kurulması ve meclis çatısı altında olması hatalıdır. Oysa devletin çeşitli kontrollerinden geçerek parlamento çatısı altında grup kurmuş bir partidir” ifadesini kullandı.

Subaşı’nın açıklamalarından bazıları şöyle:

“HDP legal bir partidir”

İki yıl kadar önce “İktidar HDP’yi şeytanlaştırarak İYİ Parti’nin milliyetçi, CHP’nin ulusalcı refleksini kışkırtmak istiyor” diye bir değerlendirme yapmıştınız. Sizce iktidar yaratmak istediği etkiye ulaşıyor mu?

“Etkisi kalmadı. Benim o çıkışım da bu etkiyi azaltmaya dönüktü. Çünkü bir dönem televizyonlarda her gün, HDP’yle ilgili hiçbir HDP’linin bulunmadığı tek taraflı programlar yapılıyordu. Bu programlarda sürekli olarak da CHP ile İYİ Parti, HDP’yle iş birliği içinde diye suçlamalar yapılıyordu.

HDP’nin içinde suçlular varsa onları tecrit etmek yargının görevidir. HDP legal bir parti değilse kurulması ve meclis çatısı altında olması hatalıdır. Oysa devletin çeşitli kontrollerinden geçerek parlamento çatısı altında grup kurmuş bir partidir.

Devlet “HDP’de suçlular var, onlarla kavga edin” diyorsa, bu bizim görevimiz değildir. Huzuru sağlamak, suçluları toplumdan tecrit etmek devletin görevidir.

Bu tartışmalarla HDP tabanındaki oyları, Millet İttifakı’na yar etmemek amaçlanıyor. Kaldı ki İYİ Parti olarak HDP ile bir iş birliği içinde olmadığımızı hem biz beyan ediyoruz hem HDP’liler beyan ediyor. O dönemki kadar olmasa da halen benzer çabalar görüyoruz ama diğer yandan hükümetin siyaset uğruna terör örgütü liderinin mesajlarını ilettiğine de şahit olmuştuk.

Geçtiğimiz şubat ayında Karar gazetesinden Figen Çalıkuşu, sizin HDP Milletvekili Semra Güzel’in dokunulmazlığıyla ilgili toplanan Anayasa-Adalet Karma Komisyonu Toplantısı’ndaki konuşmanızdan bahseden bir yazı yazdı. Siz o konuşmanızda çözüm süreci döneminde 2014’te çıkarılan 6551 sayılı yasayı ve bu yasanın çözüm süreci döneminde PKK’lilerle görüşmeler için “bir nevi sorumsuzluk” getirdiğini hatırlatmışsınız. Biraz bunu açar mısınız?

Biz onu iki boyutuyla gördük. Bahsettiğiniz karma komisyon toplantısında önce partimizin görüşünü yansıttım. Partimizin görüşünün, “Ortaya çıkan görüntülerin, toplumda rahatsızlık yarattığını ve yaratmasının da normal olduğunu, dokunulmazlığın kaldırılarak konunun yargı kararıyla çözümlenmesi” olduğunu ifade etmiştim.

Ama Semra Güzel’in çözüm sürecindeki bir görüşmesinin yıllar sonra ortaya çıkmasının ciddiyetle bağdaşmadığını, bundan siyasi bir sonuç elde etme düşüncesinin olduğunu da açıklamıştım. Çünkü ortada bir terör suçu varsa bunu yıllar sonra ortaya çıkarmak terörü ciddiye almamaktır.

Bunları ifade ettikten sonra o günkü tartışmaları da belli bir sonuca bağlamak için çözüm sürecinde neler olduğunu da hatırlatmıştım.

2013-2015 arasında Türkiye bir çözüm süreci yaşadı. Çözüm sürecinde Kandil’e gitmek teşvik edildi. Otobüsler kaldırıldı, buluşmalar yapıldı.

Çözüm süreci olumlu ve sevinçle karşılanmıştı. Ama tabii zor bir süreçti. Hükümet tarafından belki de yeterince hazırlık yapılmamıştı, toplum yeterince hazırlanmamıştı.

Sonuçta çözüm sürecinde birçok kişi gidip orada görüntü vermişti. Hatta devlet, HDP’lileri bir nevi aracılık yapması için görevli kılmıştı. Bu buluşmalarda devlet görevlileri de teröristlerle yan yana gelmişlerdi. Görüşmeler olmuştu.

2014 yılında bunların suç teşkil edebileceği gündeme geldi ve tedbir almak gerekti. Bu amaçla 6551 sayılı yasa çıktı. Bu yasayla çözüm süreci dönemindeki bu görüşmelere bir nevi muafiyet tanındı, bir cezasızlık hususu getirildi.

Şimdi görüyoruz ki, devlet kendisini bu muafiyetin içine aldıktan sonra; görevlendirdiği birçok kişiyi suçlu diye takibe almıştır. Oysa 6551 sayılı yasa, hangi taraftan olursa olsun bir muafiyet sağlamıştı.

“Türkiye’de ‘Kürt sorunu yoktur’ demek…”

Yine aynı konuşmanızda “Türkiye’de ‘Kürt sorunu yoktur’ demek, terörün nasıl, nereden cereyan ettiğini bilmemek demek olur” diye bir cümle kullanıyorsunuz.

Biz sosyal sorunlarımızı çok kolay çözemiyoruz ve çok çabuk kamplaşıyoruz. Zaman zaman siyaset kurumları da bunları manipüle ediyor. Çözümsüz hale gelince bu sorunlar Türkiye sınırlarını da aşabiliyor. Dışarının da ilgi alanına girmeye başlıyor. Hatta zaman zaman manipülasyonlar da yapılıyor olabilir. Önemli olan bu tip sorunları kendi içinde çözebilmektir.

Gençlik yıllarımızda, Türkiye 25 yıl sağ sol çatışması yaşadı. Gençler birbirini öldürdü. İnsanlar sağ-sol meselesinde “o doktora gitmez, bu bakkala gitmez” hale geldi. Araya ihtilal girdi. Sonra rahmetli Demirel ile rahmetli İnönü’nün koalisyon kurmasıyla sağ-sol kavgası gündemden kalktı.

Bu defa başörtülü gençleri üniversitelere sokmamaya başladılar. Dönemin egemenleri, bazı yüksek yargı mensupları, bazı askerler “şu şekilde bağlanırsa olur” gibi tanımlamalar getirmeye başladılar.

Anayasa Mahkemesi’nin bir kararında hüküm fıkrasına değil ama metnin içine “Bu eylem cumhuriyete karşı kalkışma, siyasi amblem sayılabilir” gibi ibareler yazıldı. Mesele tam çözümsüz hale geldi.

Türkiye yine gençlerine 25 yıl eziyet etti. Eğitim hakkını elinden almaya kalktı. Kimse gençlere “neden başörtüsü takmak istiyorsun” diye sormadı. Onlarla konuşmadı. Konu, devlet egemenlerinin tanımına göre çözülmeye çalışıldı.

Bu da AK Parti’nin işine yaradı, AK Parti’yi büyüttü. Sonunda yine bir kanun değişikliği olmaksızın gündemden kaybolmaya başladı ama toplum yine yorgun düştü.

Kürt meselesinde de durum benzer. Toplumun bir kesimi “sorunum var” diyorsa, bu sorunun tartışılması, konuşulması gerekir. Ama biz konuşamıyoruz.

Yine Alevi yurttaşlar “cemevi bizim ibadetgâhımız” diyorsa bunun konuşulması, tartışılması gerekir.

Biz buna da çözüm bulamadığımız için, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) “cemevleri ibadethanedir” diye bizi bağlayan bir karar verdi. Bu bağlayıcı karara rağmen biz bağlandık mı?

“‘Sorun yok biz kardeşiz’ diyerek her şeyi çözemezsiniz..”

Şimdi biz bu tür sorunlarımızı çözmekte zorlanıyoruz. Ben de bu meselelerde konuşamama alışkanlığımızı bir ölçüde esnetebilmek için düşüncelerimi aktarmaya çalışıyorum. Doğru görülen yanları olur, yanlış görülen yanları olur ama siyasetçilerin fikirlerini açıklıyor olması bu tür konuşulmayan konular üzerinde düşündürmeyi teşvik edebilir.

Ben de o gün karma komisyonda “Biz bu tür sorunları dışarıdan gelen sorunlar olarak görüyorsak bence yanılıyoruz” dedim. Dışarının bir tür manipülasyonları olabilir ama bunlar yakıcı ve çözmemiz gereken sorunlardır. Gelecek kuşaklara taşımamamız gereken sorunlardır.

Bunların bilimsel olarak her yönüyle incelenmesi gerekir. “Sorun yok biz kardeşiz” diyerek her şeyi çözemezsiniz. Önemli bir yurttaş kesimi “sorun var” diyorsa devletin görevi o soruna yaklaşmak, sorgulamaktır.

Atatürk döneminden beri ellinin üzerinde Kürt raporu hazırlandı. 1989’da SHP’nin önemli bir raporu var, Anavatan Partisi’nde Kahveci’nin raporu var, 1991 yılında Tayyip Erdoğan’ın il başkanı iken hazırlatıp Refah Partisi genel başkanlığına sunduğu bir rapor var.

Cumhuriyet dönemi boyunca herkesin incelediği, rapor hazırlattığı bir meseleyle ilgili çıkıp “hiçbir sorun yok” demenin bir anlamı yoktur.

Geçmişte Türk siyaseti bu konuların üzerinde çok gidemedi. Bu konular tamamen Genelkurmay’a havale edilmişti. Genelkurmay da zaten “bu mesele bende” diyordu. Siyaset kurumunun bu konuda yetkili olmasını kabul etmiyordu, siyaset kurumu da o alana giremiyordu.

Bugün de bu hükümet sistemi bırakın siyaset kurumunu, meclisi, yargıyı hatta yürütmeyi de vesayet altında tutuyor. Bugünün vesayeti de dünkü vesayet gibi temel sorunların çözümünü engelliyor.”

Paylaşın

Antalya’daki Zirve Sonuçsuz Tamamlandı

Türkiye’nin arabuluculuğu ile Antalya’da düzenlenen Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov ve Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba’nın yanında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da katıldığı üçlü dışişleri bakanları toplantısı sona erdi. 

Haber Merkezi / Antalya’daki zirve Rusya ile Ukrayna arasında savaşın başlamasından bu yana hükümet düzeyinde ilk görüşme olma niteliği taşımakta. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile üçlü dışişleri bakanları toplantısı öncesinde görüştü. Çavuşoğlu, ayrıca zirve öncesi Ukraynalı mevkidaşı Dmitro Kuleba ile de bir araya geldi.

Toplantı sonrasında basına açıklama bulunan Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba Mariupol’den insani koridor açılması ve 24 saatlik ateşkes anlaşması sağlanması konusunda bir anlaşmaya varamadıklarını söyledi.

Toplantıya iki ana amaçla geldiğini belirten Kuleba, bunlardan birincisinin kuşatma altındaki Mariupol’den sivillerin çıkışını sağlamak için insani koridor oluşturulmasının sağlanması, ikincisinin ise yine sivillerin korunması amamcıyla 24 saatlik ateşkes sağlanması olduğunu belirtti, ancak Rus mevkidaşının bu iki konuda da yetkisinin olmadığını söylediğini ve bu nedenle Moskova’daki makamlarla istişare etmesini umduğunu ifade etti.

Kuleba “Çabaları sürdürme konusunda mutabık kaldık. Böyle bir formatta tekrar görüşmeye hazırım. İnanıyorum ki iki dışişleri bakanı buluştuğı zaman barışı ve güvenliği konuşur. Savaşı bitirmek, halkın, sivillerin ızdırabını bitirmek ve topraklarımızı Rus işgal gücünden kurtarmak için sonuç verecek yeni görüşmelere hazırım” mesajını verdi.

Kuleba’nın ardından ayrı bir basın toplantısında konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise Türkiye’nin inisiyatifiyle genel olarak insani konuları ele aldıklarını ve sivillerin zarar görmemesi için ne tür tedbir aldıklarını açıklamaya çalıştıklarını kaydetti.

Sivillerin gönüllüler ve bölgesel savunma güçleri tarafından kalkan olarak kullanıldığına dikkat çeken Lavrov “Bu olaylar gayet iyi biliniyor” diye konuştu.

Rusya tarafının günlük olarak insani koridor önerisini tekrarlladıklarını ve hala geçerli olduğunu belirten Lavrov “Güzergahlar durumu kontrol edenler tarafından belirleniyor ve en etkili ve güvenli yollarını amaçlıyoruz” dedi.

Lavrov ayrıca Belarus topraklarında yapılan müzakerelerin yalnızca kağıt üzerinde kalmadan, ciddi sonuç vermesini ve ukrayna krizinin bütün tarafların ve Avrupa ülkelerinin de çıkarları ele alınarak, topluca çözüme kavuşturulmasını istediklerini vurguladı.

Ukrayna’da bugün sivillerin tahliyesi için 7 koridor açılıyor

Rusya’nın işgali altındaki Ukrayna’da bugün sivillerin tahliyesi için yedi koridor açılması kararlaştırıldı. Ukrayna Başbakan Yardımcısı İrina Vereşçuk koridor açılacak olan kentler arasında Rus güçlerinin ablukası altındaki Mariupol’ün de olduğunu bildirdi.

Bu arada Polonya sınır muhafızı, Rusya işgalinin başlamasından sonra Ukrayna’dan Polonya’ya kaçanların sayısının 1 milyon 430 bini geçtiğini açıkladı. Sadece Çarşamba günü yaklaşık 117 bin 600 kişinin sınırı geçtiği aktarılıyor.

Mariupol’deki hastaneye saldırıda en az 3 kişi hayatını kaybetti

Rusya’nın Mariupol’de bir çocuk hastanesi binasına düzenlediği saldırıda en az üç kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. Kent belediyesinin Telegram hesabından yapılan açıklamada, “Ukrayna’nın işgal altında olan Mariupol kentinde bir çocuk ve doğum hastanesine dün düzenlenen saldırıda aralarında bir kız çocuğunun da olduğu üç kişi hayatını kaybetti” denildi. Ukrayna yetkilileri daha önce saldırıda 17 kişinin yaralandığını açıklamıştı.

“Enformasyon terörizmi”

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova Ukrayna’nın Mariupol kentinde bir çocuk hastanesinin vurulmasıyla ilgili haberlere dair “enformasyon terörizmi” nitelemesini kullandı. Rusya’dan daha önce yapılan açıklamada hastanenin bir süredir askerler tarafından kullanıldığı ve ateş edildiği belirtilmişti. Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov da hastanenin vurulmasıyla ilgili olarak ordudan bilgi istendiğini duyurdu.

“Hastane uzun süredir askerler tarafından kullanılıyordu”

Rusya, Ukrayna’nın Mariupol kentinde bir çocuk hastanesi vurduğu haberini “sahte haber” olarak nitelendirdi. Rusya’nın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilci Birinci Yardımcısı Dimitri Polyanskiy, eski doğum hastanesinin uzun süredir askerler tarafından kullanıldığını söyleyerek, “Sahte haberler işte böyle doğuyor” diye konuştu. Polyanskiy Rusya’nın 7 Mart tarihinde hastanenin askeri bir unsur haline geldiği uyarısı yaptığını ve Ukraynalıların binadan ateş ettiklerini öne sürdü.

“Hastanenin vurulması soykırımın kanıtı”

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Rus güçlerinin Mariupol’de çocuk hastanesi vurmasının, “Ukraynalılara yönelik soykırımın kanıtı olduğunu” söyledi. Zelenskiy, “Rusya Federasyonu nasıl bir ülkedir ki hastanelerden, doğum kliniklerinden korkuyor ve onları tahrip ediyor” dedi. Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov ise Reuters’e, “Rus silahlı kuvvetleri sivil hedeflere ateş etmez” açıklamasında bulundu.

Rusya’ya yaptırımların yeterli olmadığını vurgulayan Zelenskiy, Batılı şirketlerin hala çeşitli bahaneler altında Rusya pazarında kalmaya devam ettiklerini savundu. Zelenskiy, Rusya’ya yönelik yaptırımların daha da sıkılaştırılması gerektiğini ifade ederek “Bu şimdi olmazsa, Baltık devletlerini, Polonya’yı, Moldova’yı, Gürcistan’ı ve diğer tüm Rus komşularını işgalden korumak için daha fazlasını yapmanız gerekir. Yaptırımlar daha sıkılaştırılmalı” şeklinde konuştu.

Paylaşın

Alevi Örgütleri, Pek Çok Kentte Alanlara Çıktı

Alevi örgütleri, zorunlu din dersi eğitimine karşı İstanbul başta olmak üzere Adana, Adıyaman, Antalya, Aydın, Balıkesir (Altınoluk ve Bandırma, Burnaniye), Dersim, Eskişehir, İzmir, Kırklareli, Kayseri, Muğla ve Samsun’da da “Demokrasi ve laiklik” mitingi düzenledi.

“Eşit yurttaşlık hakkı tanınsın, diyanet lağvedilsin. Cemevleri ibadethanemizdir, dergahlarımızı istiyoruz, zorunlu din dersleri kaldırılsın” pankartının açıldığı mitinglerde, “parasız, bilimsel anadilde eğitim”, “Halklara özgürlük inançlara özgürlük” dövizleri taşındı.

İzmir

İzmir’deki eylem Alsancak’ta yapıldı. Eyleme  Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri şubeleri , Alevi Kültür Dernekleri şubeleri, Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi , Narlıdere Cemevi, Yamanlar Cemevi, Öğrenci Veli Derneği Karşıyaka 2 Nolu Şube’nin yanı sıra siyasi partiler ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Kurumlar adına açıklamayı okuyan Narlıdere Cemevi Başkanı Mustafa Aslan, “Her seviyedeki zorunlu din dersleri, sözde seçmeli olanlar dâhil kaldırılmalı, din derslerini ana sınıfına kadar indiren tavsiye kararı yok sayılmalı, ayrıca altına imza atılan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uyulmalı, AİHM’in Alevi çocukların zorunlu din derslerinden muafiyetiyle ilgili kararları bir an önce uygulanmalıdır. Eğitim sisteminin vakıflar üzerinden düzenlenmesine, gerici, dinci vakıflara kamu kaynakları aktarımına son verilmelidir. Daha da önemlisi, eğitim programları ve müfredatı bilimsel normlara göre yeniden düzenlenmelidir. Eğitimin ticarileştirilmesine son verilmelidir” dedi.

Adana

Adana’da Alevi kurumları ve demokrasi güçleri İnönü Parkı’nda bir araya geldi. ‘Zorunlu Din Dersleri Kaldırılsın’ pankartının açıldığı eylemde basın açıklamasını Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Adana Şube Başkanı Sevim Alkan okudu.

Alkan, okul öncesi çocuklara din dersi eğitimi kararını hatırlatan şöyle konuştu:  “Milli Eğitim Şuraları demokratik ve bağımsız bir danışma kuruluna dönüştürülmeli, bu kurullarda toplumun her kesimi temsil edilmelidir. Eğitim ile ilgili kararlar, bilim insanları ve pedagogların öncülüğünde, toplumun sosyolojik yapısını da dikkate alarak oluşan bağımsız kurullarca alınmalıdır. Laiklik sadece din ve devlet işlerinin ayrılması değil, insan onurunu, tüm hak ve özgürlükleri korumanın, çoğulcu demokrasinin ön koşuludur”

Dersim

Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri, Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamada, ‘Halklara özgürlük, inançlara eşitlik’ pankartı açıldı. Yapılan basın açıklamasını Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri adına Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya okudu.

Halklara özgürlük, inançlara eşitlik demokrasinin olmazsa olmazı olduğunu ifade eden Kaya, “Halklar ve inançlar kimlikleri, dilleri, kültürleri inançları dolayısıyla asimilasyona uğruyor. Alevilerin bu ülkede maruz kaldığı zulmün fotoğrafı misali; devlet temsilcileri inançların kutsalına saldırarak, silahla fotoğraf vermekten geri durmuyor. Alevilerin inanç merkezleri olan Cemevleri ibadethane olarak değil ticarethane ve konut statüsü kapsamında tutulup Alevi inancına yönelik asimilasyon ve ayrımcılık politikalarına her gün bir yenisi ekleniyor” dedi.

Ankara

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şube ve Cemevi öncülüğünde yapılan eylemde ise “Zorunlu din dersleri kaldırılsın! Demokratik ülke, laik ülke istiyoruz” pankartı açıldı.

Ortak basın açıklamasını PSAKD Yenimahalle Şube Başkanı Onur Şahin okudu. Şahin, şöyle konuştu: “Biz bu ülkede vergilerimizi, siz şeriata yatırım yapın ve çocuklarımızın geleceğini çalın diye vermiyoruz. 1950’lerden itibaren okullarda seçmeli olarak uygulanan din dersleri, ABD destekli 12 Eylül faşist darbesinin şefleri tarafından hazırlanan 1982 Anayasası ile zorunlu hale getirildi.

Darbe sonrası kurulan sağ iktidarlar; tekçi, asimilasyoncu, inkarcı, cinsiyetçi eğitim sistemi inşa edip bunun üzerinden yükseldiler. Yine tarikatçı vakıfların isteğiyle seçmeli dersler adı altında 4 tane daha dinsel içerikli ders, müfredatta zorunlu hale getirildi”

Onur Şahin, 20. Millî Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş çocuklar için alınan din dersi kararının derhal geri çekilmesi gerektiğini vurguladı.  Alevi örgütleri ve demokrasi güçleri zorunlu din dersleri başta olmak üzere 4-6 yaşındaki anaokulu çocuklarına din dersi verilmesi, ülkede yaşanan hak ihlalleri, asimilasyon politikaları tepki gösterdi.

Paylaşın