HDP’li Buldan’dan ‘Üçüncü Yol’ Açıklaması: Çözümün En Güçlü Adresi

HDP Eş Genel Başkanı Buldan, ‘Üçüncü Yol’a ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Tarih, HDP olarak ortaya koyduğumuz gerçeklerin hem şahidi hem ispatıdır. HDP ve kadınların öncülüğünde geliştirdiğimiz Üçüncü Yol siyaseti, Demokrasi İttifakı bu tarihsel görevde sağlam ve güçlü bir iradeye sahiptir. Çözümün en güçlü adresidir aynı zamanda” dedi.

Haber Merkezi / Buldan, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Dolayısıyla ülkenin tüm sorunları çözülecekse, yeni bir gelecek kurulacaksa, demokratik bir sistem inşa edilecekse bu ancak HDP’yle, HDP’nin fikriyatıyla ve Üçüncü Yol siyasetiyle, kadınların ve gençlerin güçlü katılımıyla mutlaka gerçekleşecektir. Gelecek HDP’yle mümkündür. HDP geleceğin de demokrasinin de barışın da kadın özgürlüğünün de teminatıdır ve tek adresidir.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi ( HDP) Kadın Meclisi, siyasal gelişmeleri değerlendirmek ve yeni dönem çalışmalarını planlamak için parti genel merkezinde bir araya geldi. Toplantıya katılarak konuşma yapan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Buldan’ın açıklamaları şöyle;

“Nisan ayı itibariyle bir Kadın Meclisi toplantımızı daha büyük bir güç ve moralle toplamış bulunmaktayız. Konuşmama başlarken başta cezaevlerindeki kadın arkadaşlarımız, yoldaşlarımız olmak üzere her birinizi ayrı ayrı selamlıyorum. Bu yola birlikte çıktık, birlikte mücadele ettik ve mücadelemizi bugünkü güçlü konuma birlikte taşıdık. Bundan sonraki süreçte de bu onurlu mücadelemizi aynı kararlılıkla zafere ulaştırmak için birlikte mücadelemize devam edeceğiz. Eşit, adil, demokratik bir yaşamı kadın mücadelemizle hep birlikte inşa etmek için bu zaferi yakalamak zorundayız.

“Derinleşen yoksulluk sefalet boyutuna ulaştı”

Toplantımızı, tekçi erkek iktidarın ürettiği krizin ve çöküşün giderek derinleştiği bir süreç ve ortamda gerçekleştiriyoruz. Derinleşen yoksulluk artık sefalet gerçekliğine dönüşmüştür. Bunu iktidarın pratiklerinden ve uygulamalarından görüyoruz. Yangının büyüdüğü mutfaklar; işsizliğin ağır yükü altında ezilen gençler, kadınlar, milyonlar; geliri giderini karşılamayan çalışanlar, emekliler bu sefalet ortamını en yakıcı haliyle yaşamaktadır. Bu halk gerçekliğine karşın Saray yönetimi utanmadan, sıkılmadan ekonominin ne kadar büyüdüğü ve büyüyeceği yalanını her gün Türkiye halklarına söylemeye ve bunu sürdürmeye devam etmektedir.

Sadece 3 ay içerisinde ikiye katlanan cari açıkla, freni patlamış enflasyonla, zam üstüne zamlarla, vergi üstüne vergilerle, dünyanın en değersiz para birimine dönüşmüş lirasıyla bu ekonomi dibe doğru son hızla çakılmaya devam ediyor. Market raflarındaki ve pazar tezgahlarındaki fiyatlar, doldurulamayan fileler, ödenemeyen borçlar, boş kalan tarlalar, fiyatı uçup giden temel ihtiyaçlar, üretemeyen tezgahlar Saray’ın tam tersini gözler önüne sermektedir. “Fakirleştik, yoksullaştık, aç kalıyoruz, tüketemiyoruz, üretemiyoruz” sesleri Türkiye toplumunun her yanından yankılanmaktadır. Derin yoksulluk en çok da kadınlar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Son derece bilinçli bir politika ile kadınlar mutlak yoksulluğa mahkum edilmektedir.

“Beşli çetenin, bankaların, yandaşların, Saray’ın ekonomisi büyüyor”

Ancak ekonomisi büyüyenler de var. Halkın kesesinden bedelsiz kredi verilen ultra zenginlerin ekonomisinin büyüdüğünü biliyoruz. Hazinenin peşkeş çekildiği bankaların ekonomisinin büyüdüğünü biliyoruz. Beşli çetelerin, yandaş vurguncuların ekonomisinin büyüdüğünü biliyoruz. Fakat onların ekonomisi büyüdükçe halkın lokmasının her gün küçüldüğünü de biliyoruz. Halka “porsiyonları küçültün, kuru ekmekle yetinin” diye buyuranlar, kadınların ve halkın ekmeğinden çalıp kendi saltanatlarını finanse etmektedir. Bunun da farkındayız. Tarlada, evde, fabrikalarda, atölyelerde, eğitimde, sağlıkta üretenlerin, kadınların emeğinden çalınmakta ve yandaşın cebine aktarılmaktadır. İşte iktidarın büyüdüğünü söylediği bu kadar ceberut, bu kadar vicdansız ve karanlık ekonomi budur.

“Bu talancı ekonomiyi kabul etmiyoruz, bu düzene alışmayacağız”

Biz kadınlar tekçi erkek iktidarın her türlü yalanına karşın bu vahşi ekonomik sistemin, bu soygun düzeninin elbette ki farkındayız. Ve bu talancı erkek ekonomisini, büyüyen soyguncu erkek ekonomiyi asla kabul etmiyoruz, asla kabul etmeyeceğiz. Bu düzene alışmıyoruz, asla alışmayacağız. Kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz. Bizim olan ve bizden çaldıkları ne varsa hepsini bir bir almaya devam edeceğiz. Her toplumsal alanda olduğu gibi ekonomide de sömürüsüz, eşit, adil, şeffaf bir modeli mutlaka hayata geçireceğiz. Herkesin doyduğu, emeğinin hakkını aldığı bir ekonomik sistemi mutlaka hayata geçireceğiz.

“Kürt sorunu çözülseydi, cinsiyet eşitliği sağlansaydı bunların hiçbiri yaşanmayacaktı”

Bu ülkede demokratik bir sistem inşa edilmiş, Kürt sorunu çözülmüş, farklı kimliklerin hakları teslim edilmiş olsaydı, geçmişle gerçek bir yüzleşme sağlanabilseydi, onurlu bir barış gerçekleşmiş olsaydı, cinsiyet eşitliği ve evrensel eşitlik ilkeleri hayata geçirilebilseydi bu yıkımların, biraz önce ifade ettiklerimin hiçbirisi yaşanmayacaktı. Bizler kadınlar olarak, HDP olarak bu ülkeye nasıl kaybettirdiklerini ve kazancın güçlü demokraside, tam eşitlikte, gerçek bir adalet sisteminde, yüzyıllık sorunların çözümünde, kalıcı bir barışta olduğunu elbette çok iyi biliyoruz. Bu bilinç ve ilkelerimizle bir yola çıktık, bir yol açtık ve o yolda güçlü adımlarla yürümeye devam ediyoruz. Şunu da söylemeden geçmeyeceğim; geçmişin yüzyıllık hatalarına teslim olmaya niyetlenenler, bu ülkeye tekrar eden yıkımlardan başka bir şey sunamazlar.

“Üçüncü Yol siyaseti çözümün en güçlü adresidir”

Bunu anlamak için Macaristan’da olanlara ya da hiçbir dünya örneğine bakmaya ihtiyacımız yoktur. Kendi tarihimize ve sonuçlarına bakmamız, kendi gerçekliğimizi iyi anlamamız gerekir. Buradan gerekli dersleri almamız gerekiyor, doğru tutumu takınmamız için bu yeterlidir. Tarih, HDP olarak ortaya koyduğumuz gerçeklerin hem şahidi hem ispatıdır. HDP ve kadınların öncülüğünde geliştirdiğimiz Üçüncü Yol siyaseti, Demokrasi İttifakı bu tarihsel görevde sağlam ve güçlü bir iradeye sahiptir.

Çözümün en güçlü adresidir aynı zamanda. Dolayısıyla ülkenin tüm sorunları çözülecekse, yeni bir gelecek kurulacaksa, demokratik bir sistem inşa edilecekse bu ancak HDP’yle, HDP’nin fikriyatıyla ve Üçüncü Yol siyasetiyle, kadınların ve gençlerin güçlü katılımıyla mutlaka gerçekleşecektir. Gelecek HDP’yle mümkündür. HDP geleceğin de demokrasinin de barışın da kadın özgürlüğünün de teminatıdır ve tek adresidir.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine bağlı olarak gelişen kadına yönelik şiddet her gün tırmanmaktadır. Günde en az 4 kadının erkek şiddetiyle katledildiği ülkemizde, Istanbul Sözleşmesinden çıkıldığı günden bugüne 278 kadın katledilmiş, 235 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulunmuştur. Bu tablo ne bir kaza ne bir salgın hastalığı istatistiği ne de toplu savaş katliamıdır. Bu tablo AKP-MHP erkek blokunun kadınlar için ortaya koyduğu felaket tablosudur.

“İktidar kadınların gücünden ve dayanışmasından korkuyor”

Bunun yanı sıra bu karanlık tabloyu hakim kılmak adına biz kadınlara karşı topyekün bir saldırı içerisindedirler. Binlerce kadın arkadaşımız, kadın mücadelesi nedeniyle tutuklanmakta ve her gün yargılanmaktadır. Bakınız son üç ay içerisinde sadece Diyarbakır’da 200 kadın soruşturma ve kovuşturma geçirdi. Şimdi de Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformuna kapatma davası açtılar. Bu davalar kadın mücadelesine saldırıdır, bütün kadınları hedef alma operasyonlarıdır. Buradan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformuna dayanışma duygularımızı gönderiyorum.

Tekçi erkek iktidar tarafından nerede ve hangi kadına yönelik olursa olsun kadın mücadelesine karşı geliştirilen saldırılara karşı asla sessiz kalmayacağız, onların yanında olacağız. Hep birlikte karşı tavrımızı güçlü bir biçimde ortaya koymaya devam edeceğiz. Bu vesileyle de buradan bütün kadınlara, kadın birlikteliğinin ve ortak mücadelesinin vazgeçilmez öneminin farkında olarak hareket etmemiz gerektiğinin elzem olduğunu tekrardan ifade etmek isterim. Bizden bu kadar korkan bir iktidar, ortak gücümüz ve mücadelemiz ile kaybedeceğini çok iyi biliyor. Bizlere yönelik saldırılarının en büyük nedeni de işte budur, kaybetme korkusudur.

“Kapatma ve kumpas davalarıyla Kürtleri, ezilenleri ve kadınları hedef alıyorlar”

4 Kasım darbesi, kayyım darbesi, bugün yürütülen Kobanî Kumpas Davası ve HDP’ye karşı açılan kapatma davası da tekçi erkek iktidarın gerçek muhalefete özellikle de kadınların demokratik muhalefetine karşı duyduğu korku refleksidir. Bütün bu saldırılarla Kürtler kadar, ezilmişler kadar etkisizleştirmek istedikleri güç aynı zamanda kadınlardır, yani bizleriz; kadınların etkin siyasetidir, değişim gücüdür. Fakat o kadar haksızlar ki ve o kadar altı boş hukuksuz dayanaklarla bu süreci işletmeye çalışıyorlar ki olmayan delilleri, gizli tanıkları, düzmece dosyaları ellerinde patladı.

Olması gerektiği gibi duruşma salonlarında kadınlar ve tüm arkadaşlarımız bu düzmece kumpası, bu hukuk garabetini yargılıyor, yargılamaya da devam edecek. Hal böyle olunca partimize yönelik yeni bir gözaltı dalgası başlatıp yine hukuksuz bir şekilde arkadaşlarımızı Kobanî Kumpas Davası’nın ikinci dalgası olarak lanse ettikleri bir operasyonla gözaltına aldılar. Peki, neye dayanarak? 6415 sayılı kanuna dayanarak. Peki, bu kanunu bu hükümet daha önce hangi amaçla kullanmış? Bakıyoruz ve hiç de şaşırtıcı olmayan bir durumla karşılaşıyoruz. Bu kanunla AKP hükümeti IŞİD’lilerin dondurulan malvarlığını geri sahiplerine iade etmiş.

“Aynı kanunla IŞİD’e yardım ediyorlar, Kobanî’ye yapılan insani yardımları suçlama konusu yapıyorlar”

Kanun aynı kanun. Ama Kürtler, kadınlar, demokratik siyasetin bileşenleri söz konusu olunca bu kanun hükümetin elinde bir kılıca dönüşmektedir. Dünyaca kabul edilmiş gelmiş geçmiş en vahşi yapılanma olan IŞİD söz konusu olunca mevcut kanunla onu ihya ediyorlar. IŞİD’e halen arka çıkarken, aynı kanunla Kobanî’ye yapılan insani yardımı suçmuş gibi gösterip yargılamaya kalkıyorlar. Bunların asıl hedefi insanlıktır. İnsani yardımı hedef alanların insanlık değerleriyle sorunları çok büyüktür.

“Cizre sindiremedikleri kadim bir mücadele mekanıdır”

Yine geçen hafta Cizre ilçe binamıza yapılan baskında ilçe binamızı adeta yıktılar. Cizre asla sindiremedikleri kadim bir mücadele mekanıdır. Bu hakikate duydukları öfkeyle saldırıp yıkıyorlar. Cizre’de işledikleri insanlık suçlarının üzerine yeni suçlarla örtmeye çalışıyorlar. Fakat biz bu talanlara seyirci kalacak bir halk değiliz. Geceler boyu Cizre’nin cesur kadınları ilçe binamız önünde oturdu, nöbet tuttu, mücadele stranları söyledi. “Zulmünüze karşı biz de buradayız, korkmuyoruz, size meydan okuyoruz,” dediler. Ben buradan Cizre’nin, Botan’ın cesur ve emektar halkına ve kadınlarına en derin sevgilerimi ve saygılarımı gönderiyorum. Selam olsun güzel sesinize, stranlarınıza, kararlı demokratik mücadelenize…

“Cezaevleri işkence ve ölüm evlerine dönüştürüldü, cenazelere işkence ediliyor”

Önemle değinmek istediğim bir başka konu ise işkencehaneye çevirdikleri cezaevleridir. İnsanlık dışı tecrit uygulaması yetmiyor, hak ihlalleri yetmiyor, sahte ATK raporları ile ağır hasta mahpuslara eziyet etmek ve ölümlerine sebebiyet vermek yetmiyor, infaz yakmalar yetmiyor şimdi de mahpuslara ağır fiziki işkenceler yapıyorlar. Nasıl her gün kadınlar katlediliyorsa aynı şekilde neredeyse her gün cezaevinden bir cenaze çıkıyor.

Bu ölümler şüpheli olarak tanımlansa da cenazeler üzerindeki ağır işkence izleri şüpheyi ortadan kaldırıyor. En son Ferhat Yılmaz’ın cenazesi üzerindeki izler aslında her şeyi bizlere çok açık ve net olarak gösteriyor. Üstelik bununla da yetinmiyorlar. Cenazeye de işkence ettiklerini görüyoruz ve buna tanıklık ediyoruz. Cenaze aracı bile vermeyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Cenazelerin dini vecibelerinin yerine getirilmesine engel olan bir zihniyetle karşı karşıyayız, cenaze törenine izin verilmiyor.

“Aysel Tuğluk ve hasta mahpuslara yaptıkları bilinçli düşmanlıktır”

Hafızasını günbegün yitiren Aysel ve diğer ağır hasta mahpuslar için dünyanın dört bir yanından yapılan çağrılara bu kadar sağır kalınması bilinçli bir düşmanlık politikasıdır, kadın düşmanlığı ve Kürt düşmanlığıdır. Bunun farkındayız. Fakat biz düşmanlık siyaseti yürütmüyoruz. Biz, hakikat ve adalet mücadelesi yürütüyoruz. Bizlere, halkımıza, kadınlara ve tutuklulara yönelik yürütülen bu düşmanca politika elbette gerçek adalet karşısında ve insanlık vicdanında hesap verecektir.

Bu politikanın sahipleri, karar alıcıları, uygulayıcıları yaptıkları hukuksuzluklarla, insanlık suçlarıyla mutlaka yüzleşecektir. Kadın Meclisi toplantımızdan tekrar ifade ediyorum; bütün yoldaşlarımızı her yerde ve her zaman en güçlü ve en sıkı şekilde sahiplenmeye devam edeceğiz. Her bir yoldaşımız bizim bir parçamızdır, değerimizdir, onurumuzdur. Cezaevlerine buradan güçlü bir selam gönderiyorum.

“Biz kadınlar sizden korkmuyoruz”

Baskılarıyla, zulümleriyle bizlere teslimiyeti dayatanlar bilsinler ki, geçmişte olduğu gibi bugün de bedeli ne olursa olsun her zaman cesur ve kararlı olmaya devam edeceğiz. Biz kadınlar sizden korkmuyoruz. Buradan söylüyorum kendilerine: Bizler korkacak olsaydık kırımdan geçirildikten sonraki zamanlarda korkardık. Bize sürekli reva görülen hapishane duvarlarından, işkence tezgahlarından korkardık. Canımıza, malımıza kast edilirken korkardık.

Bize yaşattığınız Newala Qesaba zulmünden sonra korkardık. Ama korkmadık. Tarih şahittir, ne korktuk ne bir tek adım geri attık. Hiçbir şekilde korkmayacağımızı da buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum. Fakat siz korkuyorsunuz. Bugün Newala Qesaba’yı da o korkuyla betona gömmek istiyorsunuz. Ama kadınlar her yalana ve inkara karşı hafızayı daima diri tutar. Bundan sonra da tutacağından kimsenin kuşkusu olmasın. Asla unutmadık ve asla unutmayacağız. Kadınların hafızası bu ülkede gerçek bir yüzleşmeyi ve hesaplaşmayı mutlaka sağlayacaktır.

“Ben ve yakınlarını kaybeden binlerce kadın Emine Şenyaşar ile aynı ateşte yandık”

Geçen hafta arkadaşlarımla beraber Emine Şenyaşar annemizi adalet nöbetinde ziyaret ettik. İftar sofrasını, acısını, isyanını paylaştık. Emine annenin eşini ve evlatlarını kopardılar ondan.

Başından beri bu zalim uygulamanın ve adaletsizliğin tanığı ve takipçisiyiz. Fakat bunun yanı sıra aynı zulme uğrayıp eşini yitirmiş bir kadın olarak, Emine annenin nasıl tarifsiz bir acı yaşadığını, gelmeyen adaletin insanın ruhunu nasıl kemirdiğini elbette ki iyi bilirim. Ben, Emine anne ve yakınlarını yitiren sayısız kadın aynı ateşten yandık. Aynı zalimlerin adaletsizliğine isyan ettik. Ben Galatasaray Meydanında oturdum, şimdi Emine anne Urfa Adliyesi önünde oturuyor. Aynı ortak acı ve aynı ortak taleple… Bir yudum sudan, bir lokma ekmekten çok daha fazlasıdır insanın adalete duyduğu ihtiyaç. Şu Ramazan ayında şükür duasıyla değil, adalet duasıyla orucunu açıyor Emine Şenyaşar ve hem oğlu hem yoldaşı olan Ferit Şenyaşar ile birlikte.

“Bu ülkeye adaleti kadınlar getirecek”

Buradan tekrar dile getirmek isterim. Ortak acımız, ortak derdimiz ortak mücadelemizdir bizim. Pınar Gültekin’in duruşmasına giderek Pınar’ın annesi ile mücadele ortaklığı kuran Deniz Poyraz’ın annesi Fehime Poyraz’ın mücadelesi, Gülistan Doku’nun bulunması için, İpek Er’in katilinin cezalandırılması için, Aysel Tuğluk’un serbest bırakılması için, Emine Şenyaşar’ın adalete kavuşması için ortak çığlıkta buluşan kadınlar bu ülkeye, bu topraklara adaleti mutlaka getirecektir. Bu coğrafyanın çölleştirilen topraklarına biz kadınlar can vereceğiz, yaşam vereceğiz. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

“AKP-MHP bloku partimize saldırarak seçime hazırlanıyor”

Önümüzde, yakın zamanda gerçekleşecek olan bir seçim var. Demokratik ülkelerde siyasi partiler seçim kampanyaları ve örgütsel çalışmaları ile seçimlere hazırlanırlar ama AKP-MHP ortaklığı HDP’ye saldırarak, HDP’yi engelleme kumpaslarıyla seçime hazırlanıyor. Çünkü biliyorlar ki, önlerindeki en büyük engel HDP’nin, kadınların güçlü duruşudur ve iradesidir. Biz de bu farkındalıkla ülkenin bir ucundan diğer ucuna kadar her kadına ulaşarak, mücadelemizi daha fazla örgütlemek zorundayız.

Sizlerin, Kadın Meclisimizin emektarlarının çok büyük emekleri ve gayreti var. Özellikle 8 Mart ve Newroz başta olmak üzere gittiğimiz her yerde büyük bir coşkuyla karşılanmamız, meydanlarda milyonlarla buluşmamız, hınca hınç dolu salonlarda gerçekleştirdiğimiz kongrelerimiz sizin emeğinizle örülmüş bir halk birlikteliğidir. Bu nedenle emekleriniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür etmek istiyorum. Fakat bildiğiniz üzere bu daha bir başlangıç. Şimdi hiç durmadan, yorulmadan siyasetimizi daha fazla büyütme zamanıdır.

“1 Mayıs’ı 8 Mart ve Newroz coşkusuyla tarihin en büyük buluşmasına dönüştürelim”

Sizlerin emeğiyle, kadınların her yeni gün üst üste koyduğu mücadele birikimi ve emeğiyle HDP ağacı ülkenin dört bir yanına köklerini salıyor, dalları serip serpiliyor, çiçeğe duruyor. Tarihin karanlığında bırakılmaya çalışılan kadınlar HDP ile birlikte artık tarihin öncüleri olacaktır. Buna tüm kalbimle inanıyorum. Evet, 1 Mayıs’a az bir süre kaldı. Dünyanın en büyük emektarları olan kadınlar olarak; 1 Mayıs’ı 8 Mart ve Newroz coşkusuyla, ruhuyla, büyük bir katılımla tarihin en büyük buluşmasına dönüştürelim ve buna biz kadınlar öncülük edelim. Bu duygularla ve 1 Mayıs alanlarında yeniden görüşmek üzere hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir