Enver Topaloğlu Kimdir? Hayatı, Eserleri

26 Şubat 1963 yılında Ordu’da dünyaya gelen Enver Topaloğlu, ilkokul, ortaokul ve lise eğitimini Ordu’da tamamladıktan sonra, Marmara Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde başladığı yüksek öğrenimini yarıda bıraktı.

Haber Merkezi / 1993 yılından itibaren Cumhuriyet gazetesinde düzeltmen olarak çalıştı. İlk şiirleri 1993’den itibaren Yarın, Göçebe, Defter, Varlık, Sombahar, vb. dergilerde yayımlandı. Pervaneler Kadar adlı dosyasıyla 2002 Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülünü aldı. İlk epistemolojik kitabı Yakamoz ve Tebessüm’dür.

Bu ilk kitap ve ardından gelen Kristal Kral, Divane ve Aşk Kayıtları adlı kitaplarında şair, kendimiz de dâhil olmak üzere dünyayı algılayış biçimimizin, dünyayı tecrübe etme yöntemlerimiz tarafından belirlendiği düşüncesini ifade etmektedir. Topaloğlu’nun Nazire’si didaktik bir şiirdir ve ifadenin yaşam hakkındaki genel gerçekler olarak “yüz” değerlerinden alınmalarını amaçlamaktadır.

Enver Topaloğlu, kendisi hakkında şu ifadeleri kullanır; Darbeyle başka bir hayat, başka bir dünya isteyen toplum kesimlerinin üstüne kopkoyu bir karanlığın çöktüğü yıllarda dilsiz kalmaya karşı koyuş imkânı olarak başlayan arayış sürecinde şiirle buluştum diyebilirim.

Umutsuzluk değilse de mutsuzluk, tedirginlik, belirsizlik, daha da önemlisi baskı ve yasakların bütün katılığıyla egemen olduğu yıllara rastlıyor bende şiir tohumlarının atıldığı, ilk filizlerin oluştuğu süreç. Her şairde, şiire yöneldiği dönemde oluşan toplumsal ve kültürel etkinin, yazmayı sürdürdüğü sonraki yıllarda da devam etmesinin kaçınılmaz olduğu kanısındayım. Onun için bunları ifade etme gereği duydum.

“Gümüş örtü”

karakışa dipnot koydu kar
hayat küçüldü

umudun tarifi olarak kalmasını beklerken sabahın
acının başkenti ilan edilmesine kim sevinebilir

karakışa dipnot koydu kar
tanığım öldü dün
esrar mezarlığına gömüldü sır
tabutunu almaya
kılıksız birkaç fısıltı
– rüzgarın adamlarıyız dediler
kınsız bir boyaynasının arka yüzü geldi

karakışa dipnot koydu kar
uyardım
tören yapılmadı

kim bilir kimin reddettiği
özlemin boyunbağı flütündeki ülfet
yalnızlığın yırtık eldivenieri
karakışa dipnot koydu kar

bugün yine çok çalıştım
okudum
yazdım
üstÜm başım sözcük tozu

aşkla oldum aşkla varım

beni eve götür sevgilim

“Maça beyi”

I / AÇIK SÖZ AÇIK SIZI
yok yapacağı bir şey meleklerin bile
söyleyeceğim
söylemesem
şüpheliler arasında soluyan her şey
yabancı gider
yalnızlık buruşur
renkler üşür
değil ortancalar
kuşlar bile iftiraya uğrar
yağmur diner fakat
akıp giden ömür alaycıdır
bana de ki bulvarları ansızın bastıran tipilerle harcanan sendin
yoktun çokuluslu dillerin üşüdüğü nice akşamüstüydü yokluğun
bana de ki ceketimin omzunda bıraktığı izleri soluktun
bir lekeyi gösteren parmağın heyecanlanmaması ne demek
bilmeyecektim belki de
hiç ne demek
kösnül sırların avuçlarımda yağmura dönüşmesi değil
işte gerçek diye ittiğin uçuruma dökülenin sesiydim
karıncalandı uzattığın el
yüzümde yuvarlanan nar paramparça
şimdi direnen
dövüşen sözlerin barikatlarını
kanatlarımı istiyorlar
aynayı silince gerçek
ölümüdür gerçeğin
sönmüş yıldızların yasını
kalabalık sokakların sessizliğini istiyorlar
rüzgâr köşe bucak iskeletini sürüklüyor tanrının
bu uğultu bu gürültü ondan
bana de ki yanılıyorsun
de ki akıp giden ölüm alaycı olamaz
şüpheliler arasında değil hiç kimse

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir