‘Dezenformasyon Yasası’nda Hapis Cezalarını Kapsayan Madde Kabul Edildi!

Basın meslek örgütlerinin ‘Sansür yasası’ olarak nitelendirdiği ‘Dezenformasyonla mücadele’ yasasının bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasını öngören, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunu düzenleyen 29. Maddesi, TBMM Genel Kurulu’nda AK Parti ve MHP oylarıyla kabul edildi.

Haber Merkezi / TBMM Genel Kurulunda, muhalefetin teklif metninden çıkarılması veya öngörülen cezanın indirilmesi, sanıkların tutuksuz yargılanması yönündeki uzlaşma arayışlarına karşın, teklifin “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu”nu düzenleyen 29’uncu madde, değişiklik yapılmaksızın kabul edildi.

“Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” Mayıs’ta TBMM’ye sunulmuş ancak görüşmeleri bu haftaya kadar genel kurula gelmemişti.

29’uncu madde şöyle: Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Fail, suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi hâlinde, birinci fıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır.

“Muhalefet, cezaevinden korkacak olsa muhalefet olmazdı”

Görüşmeler sırasında 29. madde üzerine söz alan CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, şunları söyledi:

“Dünyanın bütün ülkelerinde despotlaşan iktidarlar, son dönemlerinde baskılarını artırırlar, demokrasi dışı yollara tevessül ederler. Bu, genel, evrensel bir gerçektir… Türkiye, dünya milletler ailesinin bir üyesidir. Türkiye’nin dünya milletler ailesi içindeki itibari, demokrasi ligindeki bu pozisyonu, biraz sonra görüşülecek 29. maddenin yasalaşması halinde hiçbirimizin, AK Parti’nin de MHP’nin de istemeyeceği bir hale düşecek endişesini taşıyoruz. Muhalefet, yasadan korkacak, cezaevinden korkacak olsa muhalefet olmazdı zaten. Bu konularda hodri meydanız. Kanun teklifini hazırlayanlara 10 dakika daha düşünmeleri için protestomuzu, demokratik karşı protestomuzu ayakta alkışlarla sürdürmeye devam edeceğiz.”

“Eleştirdiğimiz noktalar AB raporunda”

Görüşmeler sırasında HDP Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Saruhan Oluç söz aldı. Oluç şöyle konuştu:

“Kızıyorsunuz ‘sansür yasası’ deyince ama bunun 3 tane temel gerekçesi var. Bu yasayla ilgili kaygılarımız var. Bunlardan birincisi, ifade ve düşünce özgürlüğü konusunda gerekli hassasiyeti ve özeni göstermiyor olması yani bir engelleme içeriyor olması.

İkincisi, haber alma ve iletişim hakkı hakkında da gereken özeni göstermiyor olması ve engelleme maddeleri içermesi. Her ikisi de evrensel haklar olduğu için yapısal itirazlarımız var.

Üçüncü itirazsa, Türkiye’de bağımsız ve tarafsız bir yargı yok. Biliyoruz, bağımlı ve taraflı bir yargı mekanizması işliyor. Yürütmenin tahakkümü altında yargı ve bu yargının eline çok önemli imkânlar veriyor basınla ve medyayla ilgili olarak bu yasa teklifi. Şimdi, bunu biz söylüyoruz, bu, temel yaklaşımımız; tek tek maddeleri zaten kaç gündür tartışıyoruz.

Şimdi, geçtiğimiz günlerde, hani Türkiye’nin de ve tabii, iktidarın da zaman zaman yaptığı açıklamalarla -inandırıcı olmasa da- üye olmaya çalıştığı Avrupa Birliği var ya Batı Balkan ülkeleri ve Türkiye için 2022 Genişleme Paketi’ni ve ülke raporlarını açıkladı.

140 sayfalık Türkiye Raporu’nda şöyle şeyler söylüyor bu yasayla ilgili: ‘Türkiye, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi temel konularda gerilemenin sürdüğü bir dönem yaşıyor. AB müktesebatına uyum konusunda bir ilerleme yok.’

Yani bizim eleştirdiklerimizi işaret ediyor. ‘Demokratik gerileme devam ediyor.’ diyor. ‘Yargının muhalefet partili milletvekillerini sistematik bir şekilde hedef almaya devam ettiği görülüyor.’ diyor. Ben içinden parçalar seçerek söylüyorum. ‘Sivil toplum artan bir baskıyla karşı karşıya ve ifade, toplanma gibi haklarını sınırlamak durumunda kalıyor.’ diyor.

‘Özellikle sistemsel olarak yargı bağımsızlığı eksikliği ve hâkim savcılar üzerindeki usule aykırı baskıya ilişkin olmak üzere endişeler devam etmektedir.’ diyor. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmamasının yarattığı sorunlardan söz ediyor. Devam ediyor: ‘Devlet kurumları tarafından uygulanan kısıtlayıcı tedbirler ve adli ve idari yollarla artan baskı, ifade özgürlüğünün kullanılmasını baltalamaya devam etmektedir.’ diyor.

‘Gazeteciler, insan hakları savunucuları, avukatlar, yazarlar, muhalif politikacılar öğrenciler, sanatçılar ve sosyal medya kullanıcılarına karşı açılan ceza davaları ve mahkûmiyetler devam etmektedir.’ diyor. ‘Barışçıl gösteriler yasaklanmaktır ve güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımı gözlenmektedir.’ diyor.

Şimdi, bunları niye anlatıyorum? İşte, bizim bu yasadaki esas itibarıyla temel itiraz noktalarımızın tamamı aslında Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda Türkiye’nin bu konularda ilerlemediğini, tam tersine gerilediğini ifade etmesinden dolayı. Bizim eleştirilerimiz ile Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nun eleştirilerindeki örtüşme aslında durumun vahametini gösteriyor. Bunu anlatmaya çalışıyoruz iktidara ama görmek istemiyor iktidar.

E, tabii Dışişleri Bakanlığı da ne yapıyor? Her sene yaptığı gibi yine bir açıklama yapıyor, efendim ‘İddialar mesnetsizdir.’ diyor Avrupa Birliği İlerleme Raporu hakkında. Bu şekilde de işte yasalar çıkartılıyor, durum ortada.”

“Çakma Goebbels…’

Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ise şu ifadeleri kullandı:

“Bu topraklar, tarih boyunca oldukça tuhaf yasaklara tanık oldu.

Reisiniz seviyor diye sizin de ayılıp bayıldığınız 2. Abdülhamid ‘burun, grev, adalet, hürriyet, müsavat, cumhuriyet’ sözcüklerini sansürlemişti mesela.

1980 faşist darbesini gerçekleştiren cunta kitap yakmakla kalmamış ‘çağdaş kadın, devrim, özgürlük, yaşam’ gibi sözcükleri de yasaklamıştı. Cunta, anayasa referandumunda ‘hayır’ anlamına gelen mavi rengin gazetelerde kullanımını bile yasaklamıştı.

Kürtçe konuşmanın yasak olduğu 90’larda ‘sarı-kırmızı-yeşil’ renk kombinasyonu yasaktı. Daha geçen yıl, yağmalanan milyarlarca doları anlattığı için ‘128’ sayısı yasaklandı Türkiye’de. Gençler neşelenmesin diye konserler, festivaller zaten yasak. Yani geçmişten bugüne memleketin kısa özeti, bir yasaklar silsilesi. Şimdi de bu ucube yasaklar listesine bir yenisini eklemek istiyorsunuz.

Patronu, yöneticisi, yazarıyla saray dalkavuklarından oluşan yeni medya düzeni de suçlarınızı gizlemeye yetmedi. Şimdi de Saltanatınızı devam ettirmek için çok sevdiğiniz Abdülhamit dönemini mumla aratacak bir yasa teklifiyle karşımızdasınız.

Dezenformasyon Yasası diye çok alengirli de bir isim bulmuşsunuz. Güya yalan/yanlış bilginin dolaşıma girmesini engelleyecek. Eğer gerçek niyetiniz buysa, İletişim Başkanlığını kapatmakla işe başlayabilirsiniz. Başındaki çakma Goebbels’e nasılsa eş dost üzerinden bol maaşlı bir iş bulursunuz. Havuz medyası diye anılan medya kurumlarını da ‘gereğini yapan’ değil hakikate kendilerinden fazla saygı duyan gazetecilere bırakabilirsiniz.”

Uzlaşma çağrısı

CHP ise yasanın bugünkü görüşmeleri öncesinde bir kez daha AKP ve MHP’ye “uzlaşma” çağrısı yaptı.

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, gazeteci kökenli İzmir Milletvekili Tuncay Özkan’la birlikte düzenlediği basın toplantısında, “Biz son ana kadar uzlaşma aramaya devam edeceğiz. Geçerse Anayasa Mahkemesi’ne yayınlandığı günün ertesi günü gitmeyi planlıyoruz” dedi.

Tuncay Özkan ise “Bu, Türkiye’yi karanlık bir tünele sokar. Tünele girmeden tekrar uyarıyoruz, aradığımız şey uzlaşıdır” görüşünü dile getirdi.

Altay, maddenin Genel Kuruldaki görüşmelerinde AKP ve MHP’lilere, uzlaşmayla değişiklik yapılması çağrısını yineledi.

CHP, İYİ Parti ve HDP’nin 29. maddenin teklif metninden çıkarılması yönündeki önergeleri AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.

AK Parti ise MHP ile ortak imza ile TBMM’ye gelen düzenlemenin muhalefetin getirdiği eleştirilerin haksız olduğunu, yasanın doğru olmayan bilginin yayılmasını engellemeyi amaçlayan uluslararası düzenlemelere oldukça benzer olduğunu savunuyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir