Mercanlar İklim Değişikliğine Karşı Mücadele Ediyor

İklim değişikliği, dünya genelinde biyolojik çeşitlilik ve özellikle mercan resifleri üzerindeki baskıyı hızla yoğunlaştırıyor. Ancak, resiflerin geleceği düşündüğümüz kadar kasvetli olmayabilir. İki yeni çalışmada araştırmacılar, mercanların iklim değişikliğiyle düşündüğümüzden daha iyi başa çıkabileceğini, hatta dayanıklılıklarını yavrularına aktarabileceğini keşfetti.

Haber Merkezi / Barındırdığı birçok deniz türüyle, gezegendeki en canlı ekosistemlerden biri olan mercanlar, iklim krizi ve genişleyen deniz ısı dalgaları nedeniyle çok fazla baskı altında bulunmakta.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Kuzeybatı Hawaii Adaları ve Avustralya’daki Great Barrier Reef gibi mercan resifleri, son yıllarda kaydedilen en kötü ağartmaları yaşadı ve bu sadece başlangıç ​​olabilir. Küresel ısınmanın artmaya devam etmesi mercanlar için daha da kötü sonuçlar anlamına gelecektir.

Bununla birlikte, bazı mercan popülasyonlarının iklim krizinin etkilerinden kurtulma yeteneğine sahip olduğuna dair sinyaller var. Bir araştırma, deniz ısı dalgalarının Pasifik Okyanusu’ndaki Phoenix Adaları Koruma Alanları (PIPA) yakınlarındaki mercan toplulukları üzerindeki etkisinin zamanla azaldığı ve bazı mercanlar için umut verdiğini ortaya koydu.

Woods Hole Oşinografi Enstitüsü’nden araştırmacılar, 400.000 kilometrekarelik korunan bir alan olan PIPA içindeki dört adadaki mercan topluluklarını izledi. 2002-2003, 2009-2010 ve 2015-2016’daki bir dizi sıcak hava dalgasının buradaki mercanları nasıl etkilediğini incelemek için günlük uydu verilerini ve sıcaklık kaydedicilerini kullandılar.

Çalışma, 2002-2003 sıcak dalgasından ciddi şekilde etkilenirken, mercanların 2009-2010 sıcak dalgasında minimum kayıp yaşadığı, 2015-2016’daki başka bir sıcak hava dalgasında yaşanan kayıp beklenenden daha azdı. Dikkat çekici olsa da, bilim insanları, mercanların bunu nasıl başarabildiğinden gerçekten emin değiller. Bilim insanları yine de, iklim krizi kötüleşirse mercanların aşılabilecek sınırları olduğuna dikkat çekiyorlar.

James Cook Üniversitesi’ndeki ARC Mercan Resifi Araştırmaları Merkezi’ndeki araştırmacıların yaptığı bir araştırma ise, mercanların iklim değişikliğine uyum sağlama kapasitesinin büyük ölçüde kendilerine miras kalan özelliklere bağlı olduğunu öne sürüyor. Araştırmacılar, sera gazı emisyonları artmaya devam ederse bu adaptasyon kapasitesinin yeterli olmayacağı konusunda uyarıyorlar. Bu, iklim krizi konusunda şimdi harekete geçmek için başka bir neden.

Dünya Son 125.000 Yılın En Sıcak Döneminde: Gelecek Elimizde

Modern toplumun fosil yakıtlara devam eden bağımlılığı, dünyayı son 2000 yılda eşi görülmemiş bir hızla ısıttı ve ısıtmaya devam ediyor. Rekor düzeydeki kuraklıklar, orman yangınları ve seller dünyayı harap ettiği şimdiden su götürmez bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC), konuyla ilişkin hazırladığı raporda, böyle devam ederse işlerin daha da kötüleşeceğini ortaya koyuyor. Ancak raporda gezegenin geleceğinin büyük ölçüde, insanlığın bugün aldığı kararlar veya alacağı kararlara bağlı olduğunu da açıkça ortaya koyuyor.

IPCC’nin yayımladığı raporun koordinatör başyazarı ve iklimbilimci Xuebin Zhang, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Kanıtlar her yerde: harekete geçmezsek durum gerçekten kötüleşecek” diyor.

Son birkaç yılda 200’den fazla bilim insanı tarafından derlenen rapor, geçen hafta sanal ortamda düzenlenen bir toplantıda 195 hükümet tarafından onaylandı. Bu toplantı aynı zamanda iklim değişikliğinin durumunu ve onu azaltma ve ona uyum sağlama çabalarını değerlendirecek üç toplantının ilki olma özelliğini taşıyor.

BM’nin Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 1990’dan bu yana altıncı iklim değerlendirmesinin rolan rapor, İskoçya’nın Glasgow kentinde yapılacak olan küresel iklim zirvesinden önce yayımlandı. Glasgow’da yapılacak zirvede, hükümetler, gidişatı tersine çevirme ve emisyonları azaltma sözü verme fırsatına sahip olacaklar.

“Gelecekte yaşayacağımız iklim şimdiki kararlarımıza bağlı”

Küresel emisyonlar bu yüzyılın ortalarında net sıfıra ulaşırsa, ki bu birçok ülkenin geçen yıl verdiğiı bir taahhüt, o zaman dünya 2015 Paris Anlaşması’nda ortaya konan hedefe ulaşabilir ve küresel ısınmayı önümüzdeki dönemde 1,5 derece ile sınırlayabilir. İklimbilimci Valérie Masson, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Gelecekte yaşayacağımız iklim şimdiki kararlarımıza bağlı” ifadelerini kullandı.

Dünya’nın küresel yüzey sıcaklığı, 1850–1900 arasındaki ortalamaya kıyasla yaklaşık 1,1 °C arttı. Bu, yaklaşık 125.000 yıl önceki son buzul çağından bu yana görülmeyen bir seviye. Bu, IPCC raporuyla birlikte yayınlanan açık gerçeklerden sadece bir tanesidir.

Dünya’nın daha ne kadar ısınacağının uzun vadede beklentisinin ölçüsü ‘iklim duyarlılığı’dır. IPCC’nin en iyi tahmini 3 °C. Yayınlanan rapor, modern ve eski iklim kayıtlarını kullanarak olası aralığı 2,5–4 °C’ye indirerek bu şekildeki belirsizliği azaltıyor. Bu, IPCC’nin 2013’te yayınlanan son iklim değerlendirmesinde rapor edilen daha geniş hassasiyet aralığı olan 1,5–4,5 °C ile karşılaştırılır.

IPCC raporuna göre, örneğin, günümüzün küresel kalkınma modellerinde çok az değişiklik içeren ılımlı bir emisyon senaryosunda, ortalama küresel sıcaklıklar 2,1–3,5 °C artacaktır. Bu, 2015 Paris İklim Anlaşmasını imzalayan ülkeler tarafından bir hedef olarak belirlenen 1,5–2 °C sınırının oldukça üzerindedir. Hükümetlerin sera gazı emisyonlarını radikal şekilde azalttığı bir senaryoda bile, rapor, yüzyılın sonuna doğru bu eşiğin altına düşmeden önce, küresel sıcaklıkların önümüzdeki yıllarda 1,5 °C eşiğini aşmasının muhtemel olduğunu ortaya koyuyor.

“Küresel ısınmayı 1.5 °C ile sınırlamak hala mümkün mü? sorusuna cevap ‘evet’ diyen raporun koordinatörlerinden Maisa Rojas. ancak “Tüm sera gazlarında ani, hızlı ve büyük ölçekli azalmalar olmadıkça, küresel ısınmayı 1,5 °C ile sınırlamak ulaşılamaz olacaktır” değerlendirmesinde bulunuyor.

Rapor, iklim değişikliğinin Dünya üzerinde sahip olduğu baş döndürücü bir dizi etkiyi listeliyor ki  bunlar zaten aşikar; Kuzey Kutbu’ndaki deniz buzunun alanı, son 1000 yıldaki seviyesinden daha düşük. Aynı şekilde okyanuslar da 11.000 yıl önceki son buzul çağının sona ermesinden bu yana görülmemiş bir hızla ısınıyor.

IPCC raporu, bu ciddi ölçümlerin ötesinde, aşırı sıcaklık, yağış ve kuraklığın en çok vurduğu yerler de dahil olmak üzere iklim değişikliğinin bölgesel etkilerini anlamadaki en önemli bilimsel ilerlemelerden bazılarını vurguluyor. Örneğin aşırı kuraklık, özellikle Akdeniz bölgesi ve güneybatı Afrika’da yaygın etkilerle birlikte, dünyanın çeşitli bölgelerini etkiledi.

Rapora göre, Dünya’nın endüstri öncesi sıcaklıkların 2 °C üzerine çıkması durumunda, karada, geçmiş yüzyıllarda her 50 yılda bir meydana gelen aşırı sıcaklık olayı muhtemelen her dört yılda bir gerçekleşecek.

İklimbilimci ve raporun koordinatör başyazarı Xuebin Zhang, sıcaklıklar arttıkça gelecekte aşırı hava olaylarının giderek daha şiddetli hale geleceğini söylüyor. Zhang, “Sadece bir doğa felaketi yaşamayacağız, aynı anda birden fazla doğa felaketi yaşayacağız” diyor.

Yüz binlerce insanı etkileyecek

Rapora göre, küresel ısınmanın buzullar, buz tabakaları ve okyanuslar gibi cisimler üzerindeki etkisi yüzyıllar hatta binlerce yıl boyunca hissedilmeye devam edecek. 2 °C’lik ısınma deniz seviyelerini önümüzdeki 2000 yıl içinde 2–3 metre yükseltmesi bekleniyor. Bu da şu anlama geliyor kıyı şeridindeki tüm yerleşim yerlerini dolayısıyla yüz binlerce insanı etkileyecek.

Rapor, buz tabakası ve büyük orman kaybı veya okyanus sirkülasyonunda ani değişiklikler gibi iklimin en şiddetli etkilerinden bazılarının göz ardı edilmemesi gerektiği konusunda uyarırken, tüm iklim değişikliği projeksiyonlarındaki en büyük belirsizliğin, insanların nasıl hareket edeceğinin bilinmediğine vurgu yapıyor.

IPCC, otuz yıldır küresel ısınmanın tehlikeleri konusunda uyarıda bulunuyor, ancak hükümetler henüz temiz enerji kaynaklarına geçiş yapmak ve sera gazı emisyonlarını durdurmak için gerekli adımları atmadı. “Ama belki de işler değişmek üzere” diyen Zhang, çünkü dünyanın her yerindeki insanlar çevrelerindeki iklim değişikliğinin etkilerini görmeye başladığını söylüyor.

IPCC raporu önemli bir şeyi de belirtiyor: Radikal önlemler ve adımlar atılırsa iklim değişikliğinin korkunç etkilerinin çoğundan hala dönülebileceği. Isınmanın her derecesinin önemli olduğunu söyleyen Rojas, “Gelecek bizim elimizde” diyor.  (Kaynak: nature.com)

Vahşi yaşamın cazibe merkezi: Sundarbans

Dünyanın en büyük ormanlarından biri olan Sundarbans Mangrov Ormanı (140.000 hektar), yüzde 60’ı Bangladeş ve geri kalanı Hindistan’da olmak üzere Bengal Körfezi’nde yer almaktadır.

Haber Merkezi / Alan, karmaşık bir gelgit su yolları ağı, çamur tabakaları ve tuza dayanıklı mangrov ormanlarından oluşan küçük adalarla kesişir ve devam eden ekolojik süreçlerin mükemmel bir örneğini sunar. Bölge, 260 kuş türü, Bengal kaplanı ve nehir ağzı timsahı ve Hint pitonu gibi diğer tehdit altındaki türler de dahil olmak üzere çok çeşitli faunasıyla tanınır.

Dünyadaki en büyük bitişik mangrov ormanı olan Sundarbans Mongrov Ormanı, 21 ° 27 ′ 30 ″ enlem ve 22 ° 30 ′ 00 ve Kuzey ile 89 ° 02 ′ 00 ″ ve 90 ° 00 ′ 00 ″ Doğu boylamları arasında bulunan ve toplam 10.000 km2 alana sahiptir.
Sundarbans Mongrov Ormanı, güneydeki 139.700 hektarlık üç vahşi yaşam koruma alanı ile nesli tükenmekte olan bir dizi tür için üreme alanı olarak kabul edilir.

Bengal Körfezi’nin kıyı bölgesindeki tipik bir coğrafi durumda benzersiz bir biyoklimatik bölgede yer alan Sundarbans Mongrov Ormanı, mitolojik ve tarihi olayların antik mirasının bir dönüm noktasıdır. Muhteşem doğal güzelliği ve doğal kaynakları ile bahşedilmiştir.

Sundarbans, delta oluşumu sürecini ve yeni oluşan delta adalarının ve ilişkili mangrov topluluklarının müteakip kolonizasyonunu temsil ettiği için devam eden ekolojik süreçlerin önemli bir örneğidir.

Bu süreçler arasında muson yağmurları, su baskını, delta oluşumu, gelgit etkisi ve bitki kolonizasyonu yer alır. Üç büyük nehir tarafından çökeltilen tortulardan oluşan dünyanın en büyük deltasının bir parçası olarak; Ganj, Brahmaputra ve Meghna ve Bengal Havzasını kapsayan arazi, gelgit hareketiyle şekillenmiştir.

Mülk, aşağı Bengal Havzasında çok çeşitli fauna türleri için kalan tek habitattır. Olağanüstü biyolojik çeşitliliği, geniş bir bitki örtüsü yelpazesinde ifade edilir; 245 cinse ve 75 familyaya ait 334 bitki türü, 165 yosun ve 13 orkide türü. Aynı zamanda, 693 yaban hayatı türü ile fauna açısından da zengindir; 49 memeli, 59 sürüngen, 8 amfibi, 210 beyaz balık, 24 karides, 14 yengeç ve 43 yumuşakça türü.

Mülkün su yolları boyunca bulunan çeşitli ve renkli kuş hayatı, dokuz tür yalıçapkını ve muhteşem beyaz karınlı deniz kartalı dahil 315 su kuşu, yırtıcı kuş ve orman kuşu türü dahil olmak üzere en büyük cazibe merkezlerinden biridir.

Ağaçların hem saygıya hem de korumamıza ihtiyacı var

Yaprak döken ağaçlar istemiyoruz, yeşil alanlarımızda böcek istemiyoruz (balkonda, çatıda ya da yerde), kuşları sevmiyoruz, kertenkele ve yılanları sevmiyoruz, çamur ve toprağı sevmiyoruz. Bu nedenle kentsel alanın her santimini betonla döşüyoruz. Öyleyse, Doğa Ana’nın tam olarak nesini seviyoruz?

Haber Merkezi / Ağaçların önemini açıkça göz ardı etmenin suçu, yalnızca hükümetin yetkileri ve kurumlarına bağlanamaz. Büyüyen ve genişleyen kentlerde her gün sayısız ağaç kesilir. Daha da kötüsü, motorlu testerelerden kaçan birkaç ağaç çimentoyla kaplı zeminlerin içerisinde kalır.

Kökleri yağmur suyundan mahrum… Bu durum hayatta kalmak için sadece su isteyen ve karşılığında bize gölge, çiçek, meyve veren bu yeşil varlıklar için nihai işkence olmalı. Bunları betondan kurtarmaya yönelik adımlar nadiren atılır.

Yeşilliğin simgesi, saksılı palmiyeler, çiçekli çalılar, diğer süs bitkileri ve küçük saksılardaki zavallı bitkilerden oluşan, hayatta kalmaları için başkalarının sulanmasına bağlı olan ve en ufak bir ihmalde solan sözde ‘yeşiller’. Bu bitkiler, ağaçlar gibi kendi kendine yetmiyor; kendimizi yeşili sevdiğimiz yalanımıza ikna etmek için verdiğimiz mücadele.

Öte yandan yaşadığımız kentlerde yetkililer, bölgeye ve şehir manzarasına uygun olduklarından emin olmak için ağaçları bile seçiyorlar. Burada yaptığımız gibi kesilmiş ağaçların yerine fidan adına süs bitkileri dikiyorlar.

Bu, Dünya ile artan kopukluğumuzu gösterir. Yaprak döken ağaçlar istemiyoruz, yeşil alanlarımızda böcek istemiyoruz (balkonda, çatıda ya da yerde), kuşları sevmiyoruz, kertenkele ve yılanları sevmiyoruz, çamur ve toprağı sevmiyoruz. Bu nedenle kentsel alanın her santimini betonla döşüyoruz. Öyleyse, Doğa Ana’nın tam olarak nesini seviyoruz?

Devletin yerleşim alanlarında ağaçların kesilmesinden rahatsız olanlar bile kendi mahallelerinde onları kurtarmak için ne yapacaklarını bir an önce düşünmelidir. Bir an önce “sadece bir ağaç” zihniyetini değiştirmeliyiz. Ağaçların hem saygıya hem de korunmaya ihtiyacı vardır.

Düzce: Harmankaya Şelalesi

Harmankaya Şelalesi; Düzce’nin Cumayeri İlçesi, Harmankaya Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. İlçe Merkezi’nden Harmankaya Köyü’ne günün belirli saatlerinde toplu ulaşım araçları ile ulaşım sağlanmaktadır.

Harmankaya Şelalesi, Düzce İl Merkezi’ne 31 km Cumayeri İlçe Merkezi’ne 11 km mesafededir. Harmankaya Şelalesi, Cumayeri – Dokuzdeğirmen köyü yanından geçen Büyük Melen Nehri üzerindeki 13 km’lik parkuru ile dikkat çeken rafting alanına 5 km mesafededir. Harmankaya Şelalesi kendi görkemli görüntüsünün yanında 700 m’lik orta zorlukdaki yürüyüş parkuru ile de bölgenin saklı cenneti. Bölge, doğa yürüyüşü ve foto safari için oldukça uygundur.

Cumayeri İlçesi 52 km² yüzölçümüne sahip olup, doğuda Çilimli, güneyde Gümüşova, batı ve kuzeyde Sakarya, kuzeydoğuda da Akçakoca ile çevrilidir. İlçe nüfusu 2016 verilerine göre 13,676’dır. İlçenin 778 ha (%33) ormanlık alanı bulunmaktadır. İlçeden geçen Büyük Melen Nehri üzerinde kasım ve mart ayları arasında rafting ve kano sporlarını yapmak mümkündür. Dokuzdeğirmen Köyünde bu amaca yönelik olarak kurulmuş birçok tesis bulunmaktadır.

Cumayeri-Dokuzdeğirmen Köyü yanından geçen Büyük Melen Nehri raftinge elverişli 13 km parkuru ile Türkiye’nin 3. büyük rafting sporlarının yapıldığı yerdir. İlçe merkezine 3 km mesafede bulunan Dokuzdeğirmen Köyü, içinden geçen Melen Çayı üzerine kurulmuş 9 adet su değirmeninden dolayı bu isimle anılmaktadır. Yılın her döneminde profesyonel rafting ve kano yapılmaktadır.

Düzce: Yılançatı Kanyonu

Yılançatı Kanyonu; Düzce’nin Yığılca İlçesi, Karakaş ve Hoca Köyü sınırlarında yer almaktadır. İlçe Merkezi’nden Karakaş ve Hoca Köyü’ne günün belirli saatlerinde toplu ulaşım araçlarıyla ulaşım sağlanmaktadır.

Kanyonun olduğu bölge Yedigöller Milli Parkı ulaşım yolu güzergahında olup bu güzergahı kullanan ziyaretçilerin kolaylıkla ulaşabileceği ve tercih edeceği bir konumdadır.

Kanyon boyunca ormanlık alan, göknar, kayın, karaçam ve meşe ağaçları, irili ufaklı bir çok gölcük ve şelale ile süslenmiş, seyir noktaları, dinlenme alanlarıyla doğal bitki örtüsü ve berrak akan suları ile oldukça dikkat çekicidir. Sahada doğa yürüyüşü, foto safari, günübirlik piknik, olta balıkçılığı, kanyon tırmanışı ve bisiklet gezisi gibi aktiviteler yapılabilir.

Mükemmel doğa manzaralarıyla karşılaşacağınız kanyona gitmeden önce tüm ihtiyaçlarınızı karşılamanızı öneririz. Kanyonun bulunduğu bölgede ihtiyaçlarınızı karşılayacağınız işletme bulunmamaktadır.

Kanyonun yer aldığı vadiye yaya olarak inmeniz ve yürümeniz gerekmekte. Zaman zaman dere içerisinden geçmek zorunluluğu olacağından kıyafet ve ayakkabı konusuna dikkat etmeniz gerekmektedir.

Yığılca ilçesi, 640 km² yüzölçümü ile Düzce’nin en büyük yüzölçümüne sahip ilçesidir. Kuzeyde Zonguldak, doğu ve güneyde Bolu illeri, güneybatıda Kaynaşlı, batıda Merkez İlçe, kuzeybatıda ise Akçakoca İlçeleriyle ile komşudur. 32.666 ha (%65) ormanlık alana sahip olup, Düzce’nin en fazla ormanlık alana sahip ilçesidir. İlçe nüfusu 2016 verilerine göre 15.141’dür.

Yığılca, bal ormanları, Hasanlar Barajı, Saklıkent, Yoğunpelit ve Mengen Şelaleleri, Sarıkaya ve Gökçeağaç mağaraları gibi birçok güzelliğe sahip olmasının yanı sıra, Yedigöller Milli Parkı’na 35 km mesafede bulunması sebebi ile de bölgenin önemli destinasyon ayaklarından biridir.

Düzce: Mengen Şelaleleri

Mengen Şelaleleri; Düzce’nin Yığılca İlçesi, Yoğunpelit Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şelale, Düzce İl Merkezi’ne 56 km Yığlıca İlçe Merkezi’ne 20 km mesafededir.

Yığılca İlçe Merkezi’nden Yoğunpelit Köyü’ne günün belirli saatlerinde toplu ulaşım araçları ile ulaşım sağlanmaktadır. Bölge doğal güzellikleri yanında eko-köy potansiyelinede sahiptir.

Mükemmel doğa manzaralarıyla karşılaşacağınız şelaleye gitmeden önce tüm ihtiyaçlarınızı karşılamanızı öneririz. Şelalelerin bulunduğu bölgede ihtiyaçlarınızı karşılayacağınız işletme bulunmamaktadır.

Şelalenin yer aldığı vadiye yaya olarak inmeniz ve yürümeniz gerekmekte. Zaman zaman dere içerisinden geçmek zorunluluğu olacağından kıyafet ve ayakkabı konusuna dikkat etmeniz gerekmektedir.

Yığılca ilçesi, 640 km² yüzölçümü ile Düzce’nin en büyük yüzölçümüne sahip ilçesidir. Kuzeyde Zonguldak, doğu ve güneyde Bolu illeri, güneybatıda Kaynaşlı, batıda Merkez İlçe, kuzeybatıda ise Akçakoca İlçeleriyle ile komşudur. 32.666 ha (%65) ormanlık alana sahip olup, Düzce’nin en fazla ormanlık alana sahip ilçesidir. İlçe nüfusu 2016 verilerine göre 15.141’dür.

Yığılca, bal ormanları, Hasanlar Barajı, Saklıkent, Yoğunpelit ve Mengen Şelaleleri, Sarıkaya ve Gökçeağaç mağaraları gibi birçok güzelliğe sahip olmasının yanı sıra, Yedigöller Milli Parkı’na 35 km mesafede bulunması sebebi ile de bölgenin önemli destinasyon ayaklarından biridir.

Düzce: Saklıkent Şelalesi

Saklıkent Şelalesi; Düzce’nin Yığılca İlçesi, Yağcılar Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şelale, Düzce İl Merkezi’ne 45 km, Yığılca İlçe Merkezi’ne 5 km mesafededir. 

Yığılca İlçe Merkezi’nden Yağcılar Köyü’ne günün belirli saatlerinde toplu ulaşım araçları ile ulaşım sağlanmaktadır.

Mükemmel doğa manzaralarıyla karşılaşacağınız şelaleye gitmeden önce tüm ihtiyaçlarınızı karşılamanızı öneririz. Şelalelerin bulunduğu bölgede ihtiyaçlarınızı karşılayacağınız işletme bulunmamaktadır.

Şelalenin yer aldığı vadiye yaya olarak inmeniz ve yürümeniz gerekmekte. Zaman zaman dere içerisinden geçmek zorunluluğu olacağından kıyafet ve ayakkabı konusuna dikkat etmeniz gerekmektedir.

Yığılca ilçesi, 640 km² yüzölçümü ile Düzce’nin en büyük yüzölçümüne sahip ilçesidir. Kuzeyde Zonguldak, doğu ve güneyde Bolu illeri, güneybatıda Kaynaşlı, batıda Merkez İlçe, kuzeybatıda ise Akçakoca İlçeleriyle ile komşudur. 32.666 ha (%65) ormanlık alana sahip olup, Düzce’nin en fazla ormanlık alana sahip ilçesidir. İlçe nüfusu 2016 verilerine göre 15.141’dür.

Yığılca, bal ormanları, Hasanlar Barajı, Saklıkent, Yoğunpelit ve Mengen Şelaleleri, Sarıkaya ve Gökçeağaç mağaraları gibi birçok güzelliğe sahip olmasının yanı sıra, Yedigöller Milli Parkı’na 35 km mesafede bulunması sebebi ile de bölgenin önemli destinasyon ayaklarından biridir.

Düzce: Yörükler Yaylası

Yörükler Yaylası; Düzce’nin Kaynaşlı İlçesi, Yörükler Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Yörükler Yaylası özellikle her yıl düzenlenen kamp ve off-road oyunları ile dikkat çeker.

475 m rakımı olan yayla, 4 ha alana sahiptir. Yayla, yemyeşil doğası, kamp, trekking, foto safari vb. aktivite olanakları ile oldukça cezb edicidir.

Muhteşem görüntüsüyle gürültülü şehir ortamından kaçıp doğanın sesini dinlemek isteyenlere kucak açan Yörükler Yaylası’na gitmeden önce her ihtimale karşı tüm ihtiyaçlarınızı karşılamanızı öneririz. Yöre halkı, oldukça sıcak ve samimidir. Size her türlü yardımda bulunacağından şüpheniz olmasın.

Yaylaların yüzyıllardır devam eden klasik amaçlı kullanımlarına günümüzde yeni fonksiyonlar eklenmiştir. Son yıllarda bu alanlar turizm için oldukça ilgi çekmektedir.

Yayla turizmi, yaz aylarında serinleme, dinlenme, dağ-yayla havası teneffüs etme, doğal ortamda doğal yaşamı gözlemleme, doğal ürünler tüketme gibi birçok faaliyetin gerçekleştirilebildiği turizm türüdür. Ayrıca yaylalar yerel, kültürel, sosyal ve etnolojik özellikleri ile de ilgi çeken alanlardır.

Kaynaşlı İlçesinin, doğu ve güneyinde Bolu ili, batı ve kuzeyinde Merkez İlçesi ve kuzey doğusunda Yığılca İlçesi bulunmaktadır. Yüzölçümü 443 km²’dir. İlçe nüfusu 2016 verilerine göre 20.666’dır. İlçenin ormanlık alanı 11.350 ha (%64) dır. Ankara – İstanbul geçiş güzergâhında bulunduğundan dolayı dinlenme ve yeme-içme tesisleri açısından önemli bir konumdadır.

Kaynaşlı, Düzce Ovasının doğu uzantısı olan bir vadi üzerinde kurulmuştur. Ulusal ve Uluslararası yolların kesiştiği İstanbul ve Ankara gibi iki metropolü birbirine bağlayan önemli merkezlerden biridir. Düzce’ye 15 km mesafede bulunan Kaynaşlı, bozulmamış doğası ve çevresindeki turizm potansiyelleri ile alternatif spor turizminin merkezi haline gelmiştir.

Düzce: Çamlıpınar Göleti

Çamlıpınar Göleti; Düzce’nin Kaynaşlı İlçesi, Dipsizgöl Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. İlçe Merkezi’nden Dipsizgöl Köyü’ne günün belirli saatlerinde toplu ulaşım araçları ile ulaşım sağlanmaktadır.

9,13 ha orman içerisinde bulunan Çamlıpınar Göleti (Dipsiz Göl), piknik, çadır kampı, trekking, bisiklet ve foto safari aktiviteleri için oldukça uygundur.

Kaynaşlı İlçesinin, doğu ve güneyinde Bolu ili, batı ve kuzeyinde Merkez İlçesi ve kuzey doğusunda Yığılca İlçesi bulunmaktadır. Yüzölçümü 443 km²’dir. İlçe nüfusu 2016 verilerine göre 20.666’dır. İlçenin ormanlık alanı 11.350 ha (%64) dır. Ankara – İstanbul geçiş güzergâhında bulunduğundan dolayı dinlenme ve yeme-içme tesisleri açısından önemli bir konumdadır.

Kaynaşlı, Düzce Ovasının doğu uzantısı olan bir vadi üzerinde kurulmuştur. Ulusal ve Uluslararası yolların kesiştiği İstanbul ve Ankara gibi iki metropolü birbirine bağlayan önemli merkezlerden biridir. Düzce’ye 15 km mesafede bulunan Kaynaşlı, bozulmamış doğası ve çevresindeki turizm potansiyelleri ile alternatif spor turizminin merkezi haline gelmiştir.