‘Mahsa Amini’ Protestolarında Bilanço Ağırlaşıyor: 83 Can Kaybı

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolarda yaşamını yitirenlerin sayısı 83’e yükseldi.

İran İnsan Hakları Örgütü, Mahsa Amini’nin “ahlak polisleri”nce öldürülmesinin ardından İran genelinde gerçekleşen protesto gösterileriyle ilgili bir açıklama yaptı.

İran rejiminin baskı ve saldırılarının kınandığı açıklamada, uluslararası toplumdan bir kez daha İran rejiminin göstericilere karşı eylemlerinin durdurulmasını talep etti.

İnsan Hakları Örgütü, açıklamasında İran genelindeki gösterilerde şimdiye kadar İran güvenlik güçleri tarafından İran’ın farklı kentlerinde 83 kişinin öldürüldüğünü duyurdu.

Örgüt, İran rejim güçlerince gösterilerde şimdiye kadar Mazenderan’da 26, Gilan’da 11, Doğu Azerbaycan’da 11, Kirmaşan’da 6, Sine’de 6, Elburz’da 5, Tahran’da 4, Kuhgiloye ve Buyar Ehmed’de 2, Esfehan’da 2, Xoresana Rezewi’de 2, Zencan’da 2, Qezwin’de 2, Simnan’da 1, İlam’da 1 ve Buşêhr’de 1 kişinin öldürüldüğünü açıkladı.

Açıklamada ayrıca birçok gösterici ve sivil toplum aktivistinin gözaltına alındığı ve gözaltı dalgasının devam ettiği bildirildi.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen genç kadın erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Altılı Masa Görüşmelere Başlıyor: Ana Gündem Geçiş Süreci

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa, ikinci turun pazar günü (2 Ekim) yapılacak ilk toplantısına İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in açıklamalarının gölgesinde hazırlanıyor.

Akşener’in, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylık tartışmalarında öne çıktığı bir süreçte “Kazanacak aday” vurgusu yapması, yine “Noter değiliz” sözleri “Masada kriz mi var” sorusuna neden oldu. Ancak Altılı Masa’da yer alan partilerin kurmayları tartışmaların “sarsıcı” olduğunu kabul etse de bunun masayı yıkmayacağı, tersine masayı güçlendirmeye katkı yapacağı görüşünde.

‘Önemli olan ittifakı devam ettirme iradesi’

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre, 2018 genel ve 2019 yerel seçimlerindeki iş birliği süreçlerinde de sorunlar yaşandığını hatırlatan CHP’li bir kurmay, “Farklı partileriz. Hem seçmenimize hem parti teşkilatlarına hem de diğer partilere mesajlar vermek gerekebiliyor. Arada kırgınlıklar da olabiliyor. Önemli olan ittifakı devam ettirme iradesi. Bu iradeyi sürdürme açısından ne Sayın Kılıçdaroğlu’nda ne de Sayın Akşener’de sorun olduğunu düşünmüyoruz” değerlendirmesini yaptı.

‘Kendinize gelin’ uyarısı

İYİ Parti’de de Akşener’in çıkışı uzun süredir devam eden bazı rahatsızlıkların ifadesi olarak açıklandı, bir “sarsma” hareketi değerlendirmesi yapıldı. “Muhalefetteki ‘kazanıyoruz’ özgüveni ve bunun yaratacağı rehavete karşı Akşener’in “Kendinize gelin” uyarısı yaptığı ifade edilirken, açıklamaları “Kontrollü gerilim” olarak nitelendirenler de oldu.

‘Tartışmalar masayı devirmez, pekiştirir’

Bugüne kadar yapılan her toplantı öncesi ve sonrasında birçok tartışma yaşandığını, ancak tüm bunlara karşın işbirliğinde kararlılığı güçlendiren yeni adımlar atıldığına dikkat çeken bir başka Altılı Masa kurmayı da “Bizler farklı siyasi partileriz. Bütün bu açıklamalar bir mayalanma, masanın olgunlaşma süreci, yarının tortularını yok etme, ortaya çıkacak bazı sorunlu alanları törpüleme olarak değerlendirilebilir. Bu çıkışlar önümüzdeki aylarda da olabilir. Ama bunlar masayı devirmez, pekiştirir. Çünkü masanın bir araya gelişi 6 siyasi partiyi aştı. Masayı aşan bu irade ülkenin yakıcı sorunlarına çözüm umudu taşıyan milletin iradesi. Liderler de bunu görüyor. Sayın Akşener’in açıklamalarına bakıldığında temel vurgusunun da ‘mutlaka kazanmalıyız’ olduğunu görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Ana başlık ‘geçiş sürecinin yol haritası’

‘Altılı Masa’ya dair Akşener’in açıklamalarıyla alevlenen tartışmalar kısa sürede sönümlenecek gibi durmuyor, ancak 2 Ekim’de yapılacak toplantının gündemini değiştirmiş gibi de görünmüyor. Seçimi kazanmanın yanı sıra, seçim sonrası parlamenter sisteme geçiş sözü doğrultusunda çalışmalar yapan altı partinin pazar günü yapacağı toplantının ana başlıklarından biri “geçiş süreci yol haritası” olacak. Bu konuda birçok parti kendi içindeki çalışmasını tamamladı. Liderlerin, seçilecek cumhurbaşkanının geçiş sürecinde yetkilerini nasıl devredip paylaşacağı, temel konularda Altılı Masa’daki liderlerle nasıl bir istişare süreci işleteceği, Bakanlar Kurulu’nun nasıl oluşturulacağı, kurumlara atamaların yine nasıl bir yöntemle yapılacağı gibi konuları içerecek çalışmanın bir-iki toplantıda ele alıp tamamlaması hedefleniyor.

Cumhurbalkanı seçim beyannamesine hazırlık

Pazar günü yapılacak toplantının gündem maddelerinden biri de dış politikadan ekonomiye, adalet sorunundan eğitime, temel alanlardaki sorunlarla ilgili ortak yaklaşımları daha somut hale getiren çalışma grupları kurmak olacak. Geçiş sürecinin ilk 3 ayı, 1 yılı gibi belli sürelerde yapılacakların takvimini de içerecek bu çalışma bir bakıma cumhurbaşkanı adayının da seçim beyannamesi anlamına gelecek. Ayrıca toplantıda cumhurbaşkanı adayıyla ilgili seçim dönemindeki iş birliği sürecinin nasıl şekilleneceği, kampanya sürecinde partilerin alacağı rolün de ele alınması bekleniyor.

Aday belirleme takvimi değişmeyecek

Altılı Masa’da yer alan partilerin kurmaylarına göre ikinci tur toplantıları bugüne kadar ele alınan birçok konunun somutlaştırılacağı, çok hızlı bir süreç olacak. Ancak aday belirleme takvimi, liderlerin beyanlarında da olduğu gibi değişmeyecek. Cumhurbaşkanı adayı, geçiş süreci, koalisyon protokolü gibi konular tamamlandıktan sonra en erken aralık ya da ocak ayında konuşulacak.

Altılı Masa, ‘Aday Tartışmalarının’ Gölgesinde Görüşmelere Başlıyor

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem mutabakatını imzalayan CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, DEVA Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa, ikinci tur görüşmelerin ilkini, 2 Ekim Pazar günü, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde gerçekleştirecek.

Ancak ilk tur görüşmelerin aksine, ikinci turun ilk toplantısı, özellikle  CHP ile İYİ Parti arasında cumhurbaşkanı adaylığı konusundaki görüş ayrılığı ve son olarak İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, “6’lı masa noter değildir” açıklamaları nedeniyle,  “masada çatlak mı var, masa dağılabilir mi?” tartışmalarının gölgesinde yapılacak.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın aktardığına göre, toplantının gündeminde ise geçiş sürecinin yol haritasının netleştirilmesi, cumhurbaşkanı adayının “seçim beyannamesi” ve “ön koalisyon protokolü” olarak da ifade edilen, iktidara gelinmesi halinde ülkenin nasıl yönetileceğine ilişkin ilkelerin ele alınması bekleniyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’dan oluşan 6’lı Masa,  Pazar günü saat 14.00’de CHP Genel Merkezi’nde bir araya gelecek.

İlk toplantısını 12 Şubat’ta gerçekleştiren ve ilk günden itibaren, “ortak aday”, “yarının Türkiye’sini kurma” seçim öncesi ve sonrasına dönük işbirliği konusunda kararlılık ifadesi içeren bildiriler açıklayan 6’lı Masa’nın, ikinci tur toplantıları daha “sancılı” bir  atmosferde başlıyor. Masanın iki büyük partisi, CHP ve İYİ Parti arasında en kritik konu başlıklarını oluşturan  “cumhurbaşkanı adaylığı” ve “HDP ile ilişkiler” konusunda partinin ikinci isimlerinin açıklamalarıyla başlayan gerilim, İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in bir kez daha “kazanacak aday” vurgusu yapıp, adaylık konusunda “6’lı Masa’nın noterlik görevi yok” sözleri ve  2018 seçimlerinde partisine 15 milletvekilini “ödünç vermesini” kastederek,  CHP’ye artık “diyet borçlarının kalmadığı” yönündeki açıklaması nedeniyle 6’lı Masa’nın geleceğine ilişkin soru işaretlerinin oluşmasına neden oldu.

‘Masanın görünmez eli millet’

Gerek İYİ Parti, gerekse masada yer alan diğer siyasi partilerin kurmaylarına göre, Akşener’in  bu sert çıkışına karşın “masanın dağılması”, çok olağanüstü bir gelişme olmadıkça, mümkün değil.

Muhalefet kulislerinde, ilk tur toplantılarda, seçim işbirliği, ortay adaylık, “Yarının Türkiye’sini kurma”, gibi iddialı hedefler ortaya konulduğuna dikkat çekilerek, “6 siyasi parti bir araya gelmiş, bu metinleri imzalamış, kimsenin başına silah dayanmamış. Şimdi 6 ay sonra bu metinleri imzalayan liderler, bunun tersi bir yol haritası mı belirleyecek?” görüşü dile getiriliyor.

Masanın “istişare, müzakere ve uzlaşma” anlayışıyla hareket ettiği, hiçbir liderin masayı dağıtmayı göze alamayacağı şu ifadelerle dile getiriliyor:

“Önümüzdeki birkaç ay içinde bir kısım çıkışların olmasını çok doğal. Ama bunlar masayı pekiştirir. Masanın bir araya geliş nedeni, masayı oluşturan siyasi partileri aşmıştır. Ekonomide, arz talep dengesi oluşması konusunda ‘görünmez el’ ifadesi kullanılır. Masanın görünmez eli millet olmuş, uyumsuzluk göstereni uyumlu hale getirir.”

Akşener kime, ne mesaj veriyor?

6’lı Masa’yı oluşturan siyasi partilerin kulislerinde Akşener’in özellikle “6’lı masanın noter görevi olmadığı” yönündeki çıkıyla, hem parti içine, hem de parti dışına, özellikle de CHP’ye mesaj verdiği ifade ediliyor.

Gerek İYİ Parti’de ve gerekse masada yer alan bazı partilerde, CHP’nin, henüz masada konuşulmamasına karşın Kılıçdaroğlu’nun adaylık niyetine ilişkin yaptığı açıklamalar, “dayatma” olarak yorumlanıyor. Akşener’in de henüz masada konuşulmadan CHP’lilerin, Kılıçdaroğlu’nun adaylığını pekiştirmeye yönelik yeni hamlelerinin önüne geçmek için bu çıkışı yaptığı kulislerde yapılan yorumlardan.

Kulislerde, CHP’nin bu hafta sonu, Ordu’da yapılacak Büyükşehir Belediye Başkanları toplantısından “Kılıçdaroğlu’nun adaylığına destek” bildirisi çıkması olasılığı konuşuluyordu. Akşener’in, son açıklamasında Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanları’nın isimlerini anarak, adaylık denklemi içinde tutmasının ardından, böyle bir bildiri açıklama olasılığının da önüne geçildiği yorumları yapılıyor.

‘Seçmeni korkuyla, umut arasında bir yerde tutmak gerekiyor’

Akşener’in böyle sert mesaj vermesinin esas nedeni olarak ise özellikle CHP’lilerin şimdiden “seçimi kazanıyoruz rehaveti” gösteriliyor.

İYİ Parti kurmayları, CHP’lilerde, “Kimi aday çıkarsak,  kazanırız” havasının egemen olduğunu, oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimi kazanmak için iktidar olanaklarını sonuna kadar kullanacağını savunuyorlar. Akşener’in aslında bu çıkışıyla, herkesin “silkelenip, kendisine gelmesini” sağladığı yorumu yapılıyor. Hatta Akşener’in başlangıçta, daha sert bir konuşma yapmayı planladığı, ancak bunun daha büyük sıkıntı yaratacağı düşünülerek vazgeçtiği de ifade ediliyor.

Sadece İYİ Parti’de değil, 6’lı masada yer alan bazı siyasi partilerin yöneticilerine göre de Akşener, hem kendi tabanından Kılıçdaroğlu’nun adaylığından hoşnut olmayacak kesimlere mesaj verdi, hem de “seçmeni zinde tutmak” için bu çıkışı yaptı:

“Akşener, güçlü bir liderlik yürütüyor ve bugünkü gidişattan memnun olmayanları veya erken rehavete kapılanları önlemek de liderliğin gereğidir. Seçim akşamına karar, seçmeni korkuyla umut arasında bir yerde tutmak gerekiyor. Çünkü şimdiden, ‘seçimi kazandık, derseniz, seçmen, nasılsa kazanıyoruz, duygusuyla sandığa gitmeyebilir. Veya iktidarın propagandasından etkilenebilir. Onun için seçmeni zinde tutmak gerekiyor. Nasıl ki gözü dönmeyen asker zafer kazanamaz, seçmenin de gözünün dönmesi gerekiyor.”

CHP: Kendi tabanına yönelik

CHP’de Akşener’in bu çıkışının masanın devamlılığı açısından bir sorun olmayacağı düşünülüyor. CHP kulislerinde ne Kılıçdaroğlu, ne de parti yöneticilerinin, İYİ Parti’ye yönelik “diyet borcu” imasında bulunmadığı, 15 milletvekilinin de “demokrasinin önünü açma” amacıyla İYİ Parti’ye ödünç verildiği vurgulanıyor.

Akşener’in, bazı CHP’li yöneticilerin açıklamalarından rahatsız olabileceği, ancak CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, kurmaylarına adaylık konusunda “konuşma yasağı” getirerek olası bir krizin önüne geçtiği dile getiriliyor.

CHP kulislerinde, Akşener’in partisi içindeki Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı çıkan kesimlere mesaj vermek için de bu çıkışı yapmış olabileceği yorumu yapılıyor. İYİ Parti ile ittifak süreçlerinde de zaman zaman krizler yaşandığını ve aşıldığını anımsatan CHP kurmayları, 6’lı Masa’da da zaman zaman tartışmalar yaşanabileceğini, ancak müzakereyle bunların aşılabileceği görüşünde.

CHP’lilere göre Akşener isimlerini gündeme getirse de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu adaylığı gündemden kalkmış durumda. CHP kulislerinde, “Kılıçdaroğlu’nun adaylığının önündeki tek engel yine kendisi olabilir.  Yani adaylık niyetinden vazgeçerse. Ama adaylık iradesi devam ettiği sürece, bir başka aday çıkmaz” yorumu yapılıyor.

Masada ne olacak?

6’lı Masa’ya ilişkin tartışmalar sürerken, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun hafta başından itibaren başlattığı ve son olarak dün İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’le yaptığı görüşmenin ardından, Pazar günkü toplantının gündemi de netleşti.

Cumhurbaşkanı adaylığı, ittifak gibi konu başlıklarının şimdilik masa gündeminde olmadığı belirtilirken, Ocak ayından önce de bu konuda somut bir karar alınmasının beklenmiyor.

Edinilen bilgiye göre gündemin ana konusu “güçlendirilmiş parlamenter sistemin yol haritası” olacak. Geçtiğimiz günlerde DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın liderlerle yaptığı görüşmelerde bu konuda büyük oranda ilerleme sağlandığı ve büyük olasılıkla, masadan geçiş sürecinin yol haritasının netleştirileceği ifade ediliyor.

Cumhurbaşkanı adayının “seçim beyannamesi” ve “ön koalisyon protokolü ” olarak da ifade edilen, iktidara gelinmesi halinde ülkenin nasıl yönetileceğine ilişkin ilkelerin ele alınması bekleniyor. Bu çerçevede 6 siyasi partinin ekonomiden, eğitim, dış politikaya kadar temel konularda ortak söylem ve politika oluşturulmasına dönük komisyonlar oluşturulması planlanıyor.  Ayrıca cumhurbaşkanının başta önemli kamu kurumlarına atamalar olmak üzere yetkilerini nasıl kullanacağının da yine bu toplantıda büyük ölçüde netleştirilebileceği ifade ediliyor.

Yetkiler nasıl paylaşılacak?

Bu konuda iki seçenek üzerinde duruluyor. İlk seçeneğe göre cumhurbaşkanı, liderleri cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atayabilir ve icra yetkilerini  bu şekilde liderlerle paylaşabilir. Ancak bu durumda, liderlerin milletvekili adayı olmamaları gerekiyor veya milletvekili olmaları halinde istifa etmeleri gerekiyor.

İkinci seçenek ise siyasi partilerin önereceği isimlerin cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakan olarak atanması, ancak cumhurbaşkanının kararlarını, liderlerden oluşacak kurulla birlikte alması. Bu çerçevede liderlerin içinde yer aldığı bir “yüksek istişare kurulu” benzeri bir yapı oluşturulabileceği ifade ediliyor.

Erdoğan’ın Ekonomi Üzerinden Seçim Planı: Geçici Cennet Yaratmak

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomi üzerinden seçim planını yazan Gazeteci Mehmet Tezkan, yazısında, “Erdoğan’ın tek çaresi var; geçici cennet yaratmak. Geçici cenneti seçmene kalıcı cennet olarak pazarlamak” ifadelerine yer verdi.

Halk TV yazarı Mehmet Tezkan, “Dikkat ederseniz son zamanlarda kendi yaptığı tahribatı onarmakla meşgul. Hazinenin kasasını sonuna kadar açtı. Adeta para saçıyor. Kendi değimiyle, enflasyonun yol açtığı refah kaybını gidermeye çalışıyor. Şuna refah kaybı yerine yoksullaşma desek daha doğru olur. Neyse meselemiz bu değil. Meselemiz Erdoğan’ın ekonomi üzerinden seçim planı… Enflasyondaki artış hız kesecek mi? Evet… Geçen yıl enflasyon aralık ayında yüzde 13.5, ocak ayında yüzde 11.1, şubat ayında 4.8, mart ayında yüzde 5.4, nisan ayında 7.2 oranında artmıştı. Bu yıl aynı oranda artış beklenmiyor. Fiyatlar artacak artmasına ama bu oranda olmayacak. Yani ekonomistlerin baz etkisi dedikleri nedenle enflasyon bir önceki yıla göre düşmüş olacak. Erdoğan da bunu büyük başarı olacak sunacak…” değerlendirmesini yaptı.

“Hatırlatırım. 2021 yılının eylül ayında yıllık enflasyon yüzde 19’du. Erdoğan çomak sokmasaydı yılı yüzde 16.5’luk enflasyonla kapatacaktık. Erdoğan çomak sokmasaydı zaten makul düzeyde enflasyonumuz olacaktı. Makul seviyedeki enflasyonu çığırından çıkardı, yüzde 80’ ne fırlattı şimdi bize makul seviyeye indireceğini vaat ediyor… Bunun adı da politika oluyor… Bunun adı da memleketi idare etmek oluyor… Bunu yapan da ‘ben ekonomistim’ diye övünüyor…” diye yazan Tezkan, sözlerini şöyle sürdürdü:

Aslında Erdoğan’ın şu anki derdi, enflasyonla mücadele değil. Geçen akşam CNNTürk’te söyledi; ‘ben enflasyondan önce faize bakıyorum. Faiz noktasında yüzde 12’ye indirdik. Daha da inecek’ dedi.

Enflasyona baz etkisi nedeniyle nasıl olsa düşecek gözüyle bakıyor. Aslında enflasyonla büyümeyi hedefliyor.

Ama büyük bir derdi var…

Ne?

Hayat pahalılığı…

İkisi aynı şey değil mi?

Değil…

Hayat pahalılığı gelirle orantılı… Enflasyon artışı kadar geliriniz artarsa hayat pahalı demezsiniz. Türkiye bunu 1990’lı yıllarda yaşadı. Yüzde 120’ye varan enflasyonu gördük ama hayat pahalılığı bağırtmıyordu…Çünkü ücretlere de buna yakın oranda zam yapılıyordu.

Bugün bağırtıyor…

Örnek vereyim. Enflasyon yüzde 90 ise yüzde 90 zam aldığınız zaman hayat pahalılığı sizi çok etkilemez.

İşte Erdoğan buna oynuyor…

Yeniden seçilme kozu bu…

Erdoğan’ın tek çaresi var; geçici cennet yaratmak.

Geçici cenneti seçmene kalıcı cennet olarak pazarlamak.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

HDP’li Günay’dan Dikkat Çeken ‘Deklarasyon’ Açıklamaları

Halkların Demokratik Partisi (HDP) 27 Eylül’de tutum ve ilkelerinin yer aldığı 11 maddelik “Demokrasiye ve Barışa Çağrı” deklarasyonunu kamuoyuna duyurdu. HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ın açıkladığı deklarasyonda, demokratikleşme, Kürt sorunu, yoksulluk, ekoloji ve kadın sorunlarına dair çözüm önerileri ve politik gelişmelere dair ilkeler yer aldı.

Deklarasyonda dikkat çeken konulardan biri ise toplumsal taraflara ve siyasi aktörlerle müzakere etmeye, ortak mücadeleye ve ortak yönetime hazır olduğunu da vurguladı. HDP Sözcüsü Ebru Günay Ebru Günay, “Demokrasiye ve Barışa Çağrı” deklarasyonuna ilişkin JinNews’tan Dilan Babat’ın sorularını cevapladı.

Bir süredir gündemde olan deklarasyonunuzu, erken seçim ve Kürt sorununda muhataplık tartışmalarının yürütüldüğü bir süreçte açıkladınız. Neden böylesi bir deklarasyon açıklama gereği duydunuz, bu fikir nasıl oluştu?

Deklarasyon bu son tartışmalardan çok bağımsız bir yerden başlayan bir tartışma. Haziran ayından itibaren ‘HDP’liyiz Her yerdeyiz’ çerçevesinde birçok kentte, yerelde, il ve ilçelerde ve mahallelerde buluşmalar gerçekleştirdik. Eş Genel Başkanlarımızın, MYK, PM, Kadın Meclisi ve vekil arkadaşlarımızın katılımıyla çok güçlü etkinlikler gerçekleştirdik. Kimi yerlerde halk buluşmalarımız mitinglere dönüştü, esnaf ziyaretleri gerçekleştirdik. Bununla paralel olarak ‘kadın yoksulluğu’ kampanyası yürütülerek emek veren, yoksullukla mücadele eden kadınlarla bir araya geldik. Gençlik buluşmaları gerçekleştirdik. Bunlar olurken şunu da fark ettik; Türkiye’de çok temel sorunlar var. Gittiğimiz her yerde buluşmaların doğal sonucu olarak, temas ettiğimiz halkımızın sorunlarını dinledik. ‘HDP’liyiz Her Yerdeyiz’in’ devamı olarak şuna ihtiyaç olduğuna karar verdik. Sorunların çözümü için HDP ne yapabilir? Ne gerekiyor? Bu sorunları tanımlayıp acil çözüm bekleyen sorunlara yönelik ‘bizim tavrımız ne olmalı?’ üzerinden tartışmayla bir yola çıkışla başladı bu süreç.

Bütün bir yaz tanıklık yaptık. Türkiye’de ciddi bir ekolojik yıkım söz konusu. Dünyanın tamamında bir iklim söz konusu ama bu iklim krizine giderken, dünya devletleri bu ekolojik yıkım ve krize karşı tedbirler alarak gidiyor. Ama Türkiye en hazırlıksız yakalanan ülkelerden biri. Çünkü bu konuda iktidarın birçok meselede olduğu gibi ekolojik yıkım sorununu çözmeyen bir yerden bakması, kendisini iktidarını ve bekasını düşünmek üzerine. Orman yangınları devam ederken insanlara çay dağıtıldı. Bu ülkede Orman Bakanı yanan yerlere jetlerle giderken, yangını söndürmek için bir yangın söndürme helikopterinin olmadığı çıplak gerçekle yüz yüze kaldı. Kadına dair sorunlara baktığımızda giderek erkek egemen bir zihniyetin çok daha baskınlaştığı, eşbaşkanlık sisteminin kriminalize edilmesiyle başlayan ve İstanbul Sözleşmesi’yle devam eden ciddi kadın kazanımlarına saldırılar oldu. Kadın katillerini koruyan bir iktidar gerçekliği var. Sahada çok ciddi gerçeklerle karşı karşıya geldik. Pandeminin de yarattığı etkiyle büyük bir ekonomik kriz ve işsizlikle iç içe. Deklarasyonumuzu açıkladığımız sırada gençler ‘Barınamıyoruz’ deyip sokaklarda, parklarda yattılar. Türkiye’de barınamamanın, sokaktaki eylemler, öğrencilerin yaşadığı sorunlar en son noktaya geldi. Hayata ekonomik olarak borçlu başlayan bir gençlik gerçeği var.

Bunların toplamını düşündüğümüzde muhalefet partisi olarak HDP’nin bütün bu sorunlara dair bir sözü ve çözüme giden sürece ön ayak olma ihtiyacının olduğunu fark ettik. Son tartışmalar, deklarasyon tartışmalarımızı yürütürken, gündeme gelen tartışmalardı. HDP fikriyatı Türkiye’de stratejik bir süreci ifade eder. HDP’nin kendini ifade etmesi, renkleriyle, felsefesi, ruhu, birleşeni, halklar ve inançlarıyla çizdiği siyaset rotası aslında Türkiye siyaseti açısından halklar lehine stratejik bir aklı ifade eder. Stratejik bir aklın somutlaşmış halini ifade ediyor. Herkesin Türkiye siyasetinde güncel politikalara odaklandığı yerde HDP’nin stratejik aklının asıl meselelere işaret etmesi, bu konuda tutumu açıklaması HDP fikriyatının tarihi sorumluluk yüküdür. HDP Türkiye’de halklar arası barışın, kadın ittifakının, bir gençlik ittifakının ve halklar ittifakının geleneğini temsil ediyor. Bunu düşündüğümüzde bu koşullarda herkesin günlük politikalarla kendisini idame ettirmeye çalıştığı ya da elinde olan mevziiyi ve iktidarı kurtarmaya çalıştığı bir yerde olunca HDP’nin halklardan yana tavrını ortaya koyması, acil sorunlarda tutumunu ortaya koyması çok tarihi bir gereklilikti. Sorunlar yumağı var, çözümden yana siyaset yapan bir partiyiz. Çözüm önerilerimizi ve tavrımızı gösterme gereği duyduk.

Deklarasyonda, mevcut sorunların çözümüne dair 11 madde yer alıyor. Bu çözüm ilkelerini özetleyecek olursanız, neler söylersiniz?

Deklarasyonda çok somut ilkeler vardı. Seçime dair somut durumlar bekleniliyorsa onun olmayacağını ilk günden ifade ettik. Bizim için sorun ve Türkiye’de beklenilen meseleler. Türkiye’nin demokratikleşmesi meselesi seçimden çok daha öte ve büyük bir süreci ifade ediyor. Acil bekleyen meselelerin konuşulması çözüme yatırılması önemli. 11 madde içerisinde Türkiye’de acil çözüm bekleyen ve HDP’nin meselelere nasıl yaklaştığını çok açık ifade ettiğini düşünüyorum. HDP kendi bulunduğu yerden siyaset arayışını halklardan yana bir barış ittifakı tavrını koydu. Kadın ittifakından yana tavrını çok açık bir şekilde ifade etti. Gençlik, emek, doğa, ekolojiden yana tavrını ifade etti. Türkiye’nin yaz döneminde buluşmalarda sorunlar ortaya çıktı. Ama HDP son dört yıldır, kesintisiz bir şekilde sokakta, eylem alanlarında, evde, köyde bir haliyle aslında çok uzun bir süredir Türkiye toplumu ile buluşmalar gerçekleştiren ve onların dinleyen sorunları açığa çıkarttı. Bu sorunsal alanlar kendini 11 maddede özetlediğimiz ve tanımladığımız maddeler. Türkiye’de bir demokratik anayasaya, Kürt sorununa, kadından, doğa dostu olmadan yana bir tavra ihtiyaç var. Maddelerin hepsine bakıldığında acil sorunsal alanda ilkeler, çözüm önerilerini de sunan bir yerden bakıyor. Türkiye’de yargının mağduru olmayan hiçbir kesim kalmadı. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı bu konuda özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve CPT gibi uluslararası kuruluşların kararlarının ve tasfiyelerinin tanınması. Türkiye’de cezaevi koşulları başta olmak üzere bütün yargısal alanlarda iyileştirilmeye gidilmesi çok elzem ve temel sorunlardan bir tanesi.

Kadına dair politikalara baktığımızda İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmemiz, kadına yönelik şiddetin arttığı, kadının güvencesiz bırakıldığı, faillerin korunduğu bir süreç başlatıldı. Eşbaşkanlık sisteminin kriminalize edildiği bir süreç. Bunlar hepsinin HDP’nin siyasetteki ilkelerini ifade ediyor. Türkiye’nin 3’üncü büyük partisinin sadece 6 belediyesinde seçilmiş belediye başkanları görevi başında. Geri kalan bütün belediyelerimize kayyım atanmış ve aslında halkın iradesine bir darbe hali var. Bir demokratikleşme sürecinde ya da bir çözümden söz ediyorsak bu iradenin tanınması, kayyım rejiminin son bulması, belediye başkanlarımızın göreve iade edilmesi çok elzem meselelerden biri. Bu bir rejime dönüştü. HDP’nin belediyelerine kayyım atandı ama bütün Türkiye tanıklık etti. Boğaziçi üniversitesine atanan kayyım rektör bunun sonucuydu. Yine STK’lara dair değiştirilen yasal düzenleme ile kayyım sisteminin önünün açılması aslında Türkiye’nin bir kayyım rejimi ile yönetildiğini göstergesi.

Halkın iradesinin tanınması, seçme ve seçilme iradesinin tanınması ve korunması temel ilkelerden biri. HES’lerin, doğa talanın, orman yangınlarının durdurulması, iklim krizine dair tedbirlerin alınıp bir doğa dostu tavrın oluşturulması temel ilkelerden biri. Ülkenin içerisinde bulunduğu ekonomi ve yoksullukta hakça dağıtım, adil üretim alanlarının ve istihdam alanlarının oluşturulması olmazsa olmazlardan biri. Uzun süre insanların evine ekmek götüremediği için intihar haberlerini bu ülkede yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Mevcut sistem ülkenin üretim kaynaklarını kendisine ve etrafındakilere pay ediyor. Yoksuldan, kadından, emekçiden yana bir tavır söz konusu değil. Pandemi sürecinde Kod-29 ile mağdur edilen onlarca emekçi oldu. Buradan baktığımız zaman bütün toplumsal alanlara dair çözüm önerileri ve bu çözüm önerilerine yedirilmiş ilkeleri kamuoyu ile paylaşmış olduk.

Muhalefet cephesinde de deklarasyona ilişkin kimi açıklamalar oldu. Olumlu olumsuz ne gibi tepkiler aldınız, nasıl karşılandı?

Öncesinden başlayan bir süreç. Herkes merakla HDP’nin tavrını ve tutumu çok büyük merakla bekledi. Tartışmalarda şunu fark ettik; Deklarasyonda da ifade ettiğimiz üzere HDP’nin ve HDP seçmenin Türkiye’nin demokratik geleceğinde bir kilit noktası olduğunu hem deklarasyon tartışmaları hem de deklarasyondan sonraki tartışmalarda açıkça ortaya koydu. Tartışılması bu konuda değerlendirilmesi elbette önemli ve kıymetli. Her müzakere yeni bir ufku, yeni bir çözümü kendisiyle getirir. Tartışılması bizler açısından çok önemli. Tartışılmayla beraber artık biraz bundan sonrası tartışan kesimlerin demokrasiden ve barıştan yana tavır alan herkesin durduğu ve elini taşın altına nerede ve ne zaman koyacağı önemli. Sorunların çözümü için sorumluluklarını yerine getirip çözüm için ne kadar mücadele edecekleri önemli. Deklarasyonda şunu açıkça ifade ettik; Biz bu sorunların çözülmesinde bu ilkelerin tartışmasında üzerimize ne düşerse yapmaya hazırız. Çözümün yolunda yol almak istiyoruz diyoruz. Şimdi biraz daha Türkiye’de bütün kesimlerin elini taşın altına koymasının zamanı. Bu tavrı değerlendirmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bunun yarattığı etkiler, sonuçlar zamanla gösterilecektir. Bu açıdan zamana da ihtiyacımız olabilir. Demokrasiden, özgürlükten yana olan herkesin bu ilkeler etrafında konuşmaya hazır olduğumuz, çözüm bekleyen meseleler konusunda bizler de sorumluluğumuzu yerine getirmeye hazırız.

Deklarasyonda yer alan maddelerden biri tarafsız ve bağımsız yargı, Yargının durumu şu anda nedir?

Türkiye’de tarafsız ve bağımsız bir yargıdan söz etmek mümkün değil. Geldiğimiz aşamada Türkiye’nin yargısal durumuna baktığımız da bağımsız tarafsız yargıçların cübbelerinde bir düğme var. Herkes aslında olması gerektiği gibi bağımsız ve tarafsız bir yerde değil. Tam da saray rejimi etrafında düğme ilikleyerek oradan gelen talimatlarla yol alan yargılama süreçlerini bunun üzerinden başlatılan bir yargı süreci işliyor. Partimiz çok büyük bir yargı kıskacında, kumpas davaları… Dönemin yargısı tarafsız, bağımsız yargı üzerinden yürümüyor. Dönemin yargısı kumpas ve sarayın yargısı üzerinden yürüyor. Hakkın, hukukun yasanın değil, saray yargısının ve kumpaslarının olduğu bir yargı sistemi var. Halihazırdaki Kobanê kumpas davası, partimizi kriminalize etmeye çalışan bir süreç. Yine HDP’de siyaset ya da çalışma yapan yargısal süreçle muhatap olmayan üyemiz ya da yöneticimiz yok. Kamuoyunun bildikleri dışındakileri de ifade ediyorum. Öte taraftan Türkiye’nin bütün demokratik güçleri yargı kıskacında. Hala gazetecilerin cezaevinde olduğu, akademisyenlerin cezaevinde olduğu. AİHM kararlarının tanınmadığı bir yargı süreci içerisinden geçiyoruz. Osman Kavala’nın AİHM kararı ve tahliye edilip hala bırakılmaması gibi… Bu koşullarda tarafsız yargıdan söz etmek mümkün mü? Elbette değil. Kadın katillerinin ellerini kollarını sallayarak dışarıda gezdiği bir süreçten geçiyoruz. Bu durumda özgürlükten, mağdurdan yana bağımsız bir yargıdan söz etmek mümkün değil. İktidarın karşısındaysanız, muhalefet ediyorsanız ve hakikatleri söylüyorsanız hemen bir ‘terör’ yargılaması süreci içerisinde kendinizi bulma, bir gözaltı ve cezaevine gitme sürecini yaşama tehdidi ile karşı karşıyasınız. Mesele sadece HDP’nin yargı kıskacında olma meselesi değil. Mesele Türkiye toplumunun tamamının bir yargı kıskacında olması.

Herkesin her an hukukun bir silaha dönüşebileceği, mağdur edilebileceği yaşamı tehdit altında. Her an en kötü ihtimalle bir sosyal medya suçlamasıyla gözaltına alınıp tutuklanabilecek durumdasınız. Ya da hak arama süreci başlattığınız da, örneğin ‘barınamıyoruz’ diyen öğrenciler bir ihtiyaçtan söz ediyorlar. Sokaklarda uyumak zorunda kalıyoruz diyorlar. Gençlerin çok temel hakları olan ‘barınma hakkı ihlali’ için mücadele eden gençlere sistematik olarak bir gözaltına alınıp bir yargı tehdidi ile karşı karşıya. Yargının iktidarın elinde sopaya döndüğü bir yargı gerçeği var. Bağımsız ve tarafsız bir yargının güçlenmesi Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından olmazsa olmaz şartlardan biri.

Deklarasyondaki başlıklardan birisi de Kürt sorununda demokratik çözüm. Bu başlık çokça tartışıldı. Anadilde eğitim başta olmak üzere yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden bahsediyorsunuz. Muhalefetin ve diğer kesimlerin de bu başlıklar üzerinden değerlendirmeleri oldu. İlk etapta Meclis’in işaret edilmesiyle tartışmalara konu olan Kürt sorunun çözümü nasıl olacak?

Kürt sorununun çözümü artık çoklu muhatap ve dinamiklerin olduğu dolayısıyla çoklu mutabakatlara ihtiyaç olan bir mesele. Deklarasyonda çok açık ifade ettik; sorunun çözümü şiddetle değil, sorunun çözümü müzakere ve diyalogla çözülür. İnkar ve asimilasyon ile değil, kırım politikası ile değil, onları anadillerinde tanıyan, varlıklarını tanıyan bir yerden tutum almakla mesele çözülür. Tüm bunları konuştuğumuz da Meclis çok büyük bir aktöre dönüşüyor. Meclis aynı zamanda toplumsal birçok kesimin kendisini bir şekilde temsiliyetini bulduğu ve Türkiye’deki en güçlü yasama organına dönüşen dolayısıyla çözüm süreçlerinin güvenceye kavuştuğu, daha kalıcı hale geldiği bir zemini ifade ediyor. Bu nedenle bu konudaki temel çözüm alanlarından birini ifade ediyor. 2013 tarihinde yürütülen süreçte bile Sayın Öcalan’ın kendisi bile çokça işaret ettiği bir yer var. Bu sürecin Meclis’te güvence altına alınması lazım. Meclis’in rolü ve misyonuna da işaret ettiği bir gerçeğe dönüşüyor. Sayın Öcalan Meclis’in rolüne ve misyonuna işaret ederken aynı zamanda ‘imkan olursa sorunu bir haftada çözerim’ diyerek kendi çözüm gücünü ve muhataplık durumunu da ifade ediyor. Dolayısıyla çoklu muhataplarını Meclis’in ortak iradesiyle, çoklu aktörlerle Kürt sorunun diyalog ve müzakere ile kalıcı bir barış ile çözmesi elbette ki önemlidir.

Can yakıcı sorunlardan biri anadil hakkının tanınması. Anadillerin güvence altına alınması çözümsel süreci başlatan önemli adımlardan birisi olacaktır. Dünyadaki bütün örneklerden biliyoruz, çözüme giden müzakere süreçleri çok zorlu süreçleri ifade ediyor. Müzakerenin, toplumsal mutabakatın ve Meclis iradesiyle de açığa çıkması kuşkusuz çok güçlü kalıcı çözümlerinde geliştiği dünya deneyimleri var. Çoklu denklem içerisinde çoklu alanların mutabakatı esas bu konuda müzakere, çözüm elbette olmazsa olmaz. Çoklu mutabakat içerisinde barıştan yana, çözümden yana tavra sahip olan Sayın Öcalan’ın rolü tartışmasız bir konu.

Deklarasyonda yer alan başlıklardan biri de kadına özgürlük ve eşitlik. Eşit temsiliyet ve Eşbaşkanlık sisteminin yaygınlaşması için ne gibi çalışmalarınız olacak?

Eşbaşkanlık sistemini yalnızca Türkiye’de değil dünyada da bütün yönetimsel mekanizmalarda uygulayan tek parti HDP. Kadın renginin, gücünün, temsil gücünün, bakış açısının yönetimsel alanlara yansımasını ifade ediyor. Bir süredir kayyım rejimiyle beraber eşbaşkanlık sistemi, kayyımlara gerekçe yapılan, kriminalize edilen, en büyük kadın kazanımına karşı bir erkek sistem direnişi olarak değerlendirmek gerekiyor. Kuşkusuz parti kadın meclisi ve partimizin her aşamasında çalışan kadın arkadaşlarımız eşbaşkanlık sisteminden yana tavrından asla geri adım atmadı. Bu konuda tüm kriminalize etme çalışmalarına rağmen ısrarla ve inatla koruyan, hayata geçiren ve kadının yönetimsel süreçlerde söz almasına yönelik bu mücadeleden bir adım geri durmadı. Bizim için temel felsefe ‘eşbaşkanlık mor çizgimizdir.’ Bundan geriye gitmek kadınların asla kabul edeceği bir şey değil. Mesele tek başına bir kadınla bir erkeğin bir kenti, bir partiyi ya da bir yeri yönetmesi değil. Kadın özgürlüğünün, kadın bakış açısının, kadın renginin, dokunuşunun hayatın her alanına yansıması olarak, ruhu ve fikriyatı olarak değerlendirmek gerekiyor.

Özellikle dünyanın tamamında da kadın kazanımlarına yönelik çok ciddi saldırıların olduğu bir zaman. Ama buna karşı çok güçlü kadın direnişlerinin olduğu, kadın kazanımlarının kadınlar tarafından çok güçlü korunduğu bir zamandan geçiyoruz. Kadın dayanışması ve kadın ittifakı içerisinde mücadelemizi yürütmeye ve büyütmeye devam edeceğiz. Eşbaşkanlık sisteminin kriminalize edilmesi sonrası partimize yönelik kadın kazanımlarına saldırıların bir devamı olarak Türkiye İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. Bu aslında kadınları hukuken güvencesiz bırakmanın adı ve biçimi oldu. Kadın katillerinin çok rahat bir biçimde sokaklarda gezdiği bir süreci başlattı. Bu yüzden İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden taraf olmak ve kadınları tekrardan erkek şiddetine karşı, erkek devlet şiddetine karşı hukuku güvenceye kavuşturmak elbette bizim için temel çalışmalardan biri. Kadın meclisimiz bu konuda gerçekten çok aktif bir çalışma yürütüyor, yürütmeye de devam edecek.

Uzun süredir devam eden ekonomik kriz, hem siyasetin hem de toplumun gündeminde. Deklarasyonda yer alan başlıklardan biri olan krizin çözümüne dair önerileriniz neler olacak?

Bu konuda ekonomi masamızın özel çalışmaları var. Hatırlarsanız ‘İş aş buluşmaları’ gerçekleştirdik. Bütçenin adil dağılımı konusunda özel çalışmalar yürüttük. Tekrardan aynı çalışmaları devam ettireceğiz. Özellikle savaşa, ranta değil eğitime sağlığa bütçenin ayrılması için elimizden geleni yapacağız. Özellikle güvenlikçi politikalardan kaynaklı olarak eğitime sağlığa değil de savaşa, savaş sanayiine, güvenlikçi politikalara yatırım yapan bir iktidar gerçeği var. Bu aslında yoksulluğu örtmenin, gizlemenin başka bir yolu. Mesela, “Evime ekmek götüremiyorum” diyen vatandaşa “Merminin fiyatını biliyor musun?” diyen bir cumhurbaşkanı gerçeği var bu ülkede. Sel felaketinden, orman yangınından mağdur olanlara o realiteyi görmeden, insanların yaşadığı mağduriyeti, yoksulluğu görmeden çay dağıtan bir iktidar gerçekliği var. İktidar etrafında toplanan rant öbeklerinin, ülkenin kendi çıkarlarını, bu ülkenin kendi yoksulundan emekçisinden, kadınından aldığı vergiler üzerinden büyütmeye çalışıyor. Ülkenin temel kaynaklarını parsellemeye çalışan bir öbek hali oluşmuş. Bunların deşifrasyonuna, bunların dağıtılmasına karşı bütün sorunsal alanlardaki mücadele hattımız ekonomik alanda da devam edecek. Ama temel düsturumuz savaşa, ranta bütçenin değil kadınlara, gençlere ve yoksullara bütçenin adil dağıtımı olacak. Sosyal devlet ilkesinin esas alınması gerekir. Bazı şeylerin kağıt üzerinde değil de pratikte de gerçekleşmesini sağlamak, önünü açmak gerekiyor. Bu konudaki aktif mücadele hattımız devam edecek.

Deklarasyonda yer alan ilkelerde buluşan tüm kesim ve siyasi aktörlerle müzakere ve diyalog çağrısı yaptınız. Bu aktörler kimler? İktidar da buna dahil mi?

Biz aslında çok açık ifade ediyoruz. Demokrasiden, barıştan ve özgürlükten yana rol almak isteyen bütün aktörlerle bu ilkelerimizi konuşmaya hazır olduğumuzu ifade ediyoruz. Bizim için aktörler kadın özgürlük mücadelesi yürüten, kadın kazanımlarını korumaya çalışan, kadın ittifakını ve dayanışmasını büyüten kadınlardır aktörler ya da geleceksiz bırakılmaya çalışılan gençlerdir aktörler, bütün temel hak ve özgürlükleri gasp edilen, kimlikleri tanınmayan halklardır bu konudaki aktörler. Bütün inanç özgürlüğüne rağmen kendisini bir şekilde baskıya rağmen kendisini korumaya ve devam ettirmeye çalışan inanç grupları aktörleridir bizler için. Yine bu ülkede bir şekilde ezilen, katledilen, kıyımdan geçirilen yine de varlığını devam ettirmeye çalışan halklardır aktörler. HDP’nin aradığı en geniş cephedeki ittifakı bunu gerektiriyor. Zaten deklarasyonda çok açık bir biçimde ifade ettik.

Olası durumda muhalefet cephesinin tutumu da bu deklarasyonun başlıklarına dair çalışmalarda etkili olacak mı? Önümüzdeki sürece dair öngörünüz nedir?

Bu bizim en geniş mutabakatla vardığımız, yani hem toplumun bütün kesimleri içerisinde en geniş tartışma zeminlerinden vardığımız, yine parti kurullarımız ve organlarımız içerisinden en geniş ve uzun tartışmalarla vardığımız şeyler. Bizim için esas olan bu ilkelerdir. Bu ilkeler üzerinden tartışmalar yürütmek ve bunlar üzerinden çözüm arayışlarını ortaya koymaktır.

Deklarasyon açıklandıktan sonra deklarasyonun sadece seçim endeksli yapıldığına dair kimi iddialar ortaya atıldı. Bu iddialara dair neler söyleyebilirsiniz?

Bu konuda herkes durduğu yerden değerlendirmeler yapıyor. HDP’nin tavrı ve tutumu Türkiye’nin demokratikleşmesi, Türkiye’nin acil sorunlarına çözüm bekleyen bir çözüm siyaseti üretmek, dolayısıyla güncel politikalardan çok bağımsız bir yerden Türkiye halklarının, kadınların ve gençlerin geleceğinden yana tavır almayı ifade ediyor. Mücadelemizi büyütmeye bu konuda deklarasyonumuzdaki tavrımızı ve tutumuzu büyütmeye, demokrasi ittifakını geliştirmeye, barış, kadın özgürlüğünü ve gençler için bir gelecek yaratmak için mücadele hattını her geçen gün büyütmeye ve yol almaya devam edeceğiz. Bu sürece gelirken ki parti kurullarımızdaki tartışmalarımızdaki kararlılık da bunun üzerinde. Kendi siyaset hattını kuran, bu hattı korumak için direnen ve mücadelesini büyüten bir yerden yol almaya devam edeceğiz.

HDP’li Sancar: Bizim Kendi İttifaklarımız Var

HDP’li Sancar, ülkeye güçlü bir demokrasi ve sağlam bir barış getirmek istediklerini belirterek, “Seçimler çok önemli, bunun farkındayız. Milletvekilliği seçimleri için bir ittifak arayışında değiliz. Bizim kendi ittifaklarımız var, yolumuz ve gücümüz var. Bunu 2018 seçimlerinde de 2019 yerel seçimlerinde de hayata geçirdik. Biz bu ittifakları büyüterek kendi yolumuzda yürümeyi kararlaştırdık” dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, ‘HDP’liyiz, her yerdeyiz’ kampanyası kapsamında Bursa’da düzenlenen halk şöleninde BursaMuhalif’ten Uğur Ökdemir’e gündemin öne çıkan başlıkları hakkında açıklamalarda bulundu. Seçimlerde bir ittifak arayışında olmadıklarını söyleyen Sancar, iktidarın kutuplaştırıcı ve düşmanlaştırıcı politikalarına karşı demokrasi güçlerinin ortak hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

Ülkeye güçlü bir demokrasi ve sağlam bir barış getirmek istediklerini söyleyen HDP’li Sancar, “Seçimler çok önemli, bunun farkındayız. Milletvekilliği seçimleri için bir ittifak arayışında değiliz. Bizim kendi ittifaklarımız var, yolumuz ve gücümüz var. Bunu 2018 seçimlerinde de 2019 yerel seçimlerinde de hayata geçirdik. Biz bu ittifakları büyüterek kendi yolumuzda yürümeyi kararlaştırdık” dedi.

“İlkeler etrafında tartışmayı öneriyoruz”

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sistemin farklı işlediğini belirten Sancar, “Orada yüzde 50+1 usulü var. Dolayısıyla oradaki ittifaklarda, çeşitli taktik hamleler daha kritik bir hale gelebiliyor. Bizim orada da söylediğimiz açık. Biz ilkelerin ve geçiş sürecinde temel hedeflerin tartışılmasını öneriyoruz. Bütün demokrasi güçlerine siyasal ve toplumsal muhalefete diyoruz ki sistematik bir diyalog ve düzenli bir müzakereyle temel ilkeleri belirleyelim. Temel ilkeler aynı zamanda geleceğe nasıl bir yürüyüş yapılacağını da gösteriyor. Yani hangi sorunu hangi yöntemle çözeceğimizi, gelecekte nasıl bir düzen inşa edeceğimizi ancak bu diyalog ve müzakere ile ortaya koyabiliriz. Bunlar olmadan şahıslar üzerinden tartışma yürütmenin sorunları çözmeye katkısı olmaz. Bizim bütün Türkiye’ye ve demokrasi güçlerine çağrımız budur. Daha sonra gelişmelere göre daha somut adımlar ve daha somut kararlar alacağız. Ama bunlar için de gelişmeleri göreceğiz. Halkımızla, demokrasi güçleriyle istişareler yapacağız. Kurullarımızda tartışmalar yapacağız. Her adımımızı buna göre atacağız” şeklinde konuştu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Selahattin Demirtaş için verdiği kararlara da değinen Sancar, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Demirtaş’ın bir siyasi rehine olarak tutulduğunu açıkça söylüyor. Ortada hukuka, kanunlara uygun bir durum yok. Yargılamanın siyasi bir amaçla yürütüldüğünü söylüyor Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. Bunları biz de söylüyoruz. Türkiye, mahkemenin kararlarını tanımakla yükümlü ama bu kararı tanımıyorlar. Burada adalet yok, burada adalet olmadığı gibi uluslararası mahkemenin ve kurumlarında kararlarını tanımayan yönetim anlayışı var. Biz bu yönetim anlayışını ve zihniyeti değiştirmek için her türlü siyasal ve hukuki mücadeleyi sürdüreceğiz” diye konuştu.

“İktidar kutuplaştırma politikalarıyla varlığını sürdürmeye çalışıyor”

HDP’ye yönelik saldırıların kendilerini durdurmadığını, yolundan vazgeçirmediğini herkes biliyor ve görüyor diyerek sözlerine devan eden Sancar, “Bu politikaların herhangi bir sonuç alması mümkün değil, bizi de yıldırması mümkün değil. Bu iktidar kutuplaştırma, gerilim, düşmanlaştırma politikalarıyla varlığını sürdürmeye çalışıyor. İşte bu politikalara karşı çok geniş bir demokrasi ittifakı oluşturmamız gerekiyor. Bu saldırılar sadece HDP’ye değildir. Bu saldırılar Türkiye’de demokrasiyedir, özgürlüğedir, barış özleminedir” dedi.

Hedefte sadece HDP varmış gibi düşünen herkesin yanıldığına dikkat çeken Sancar, “Kayyım rejimini örnek vermek gerekirse sanki bu sadece HDP’li belediyelere uygulanan bir uygulamaymış gibi algılandı ama şimdi ülkenin her tarafı kayyumlarla yönetiliyor. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin kendisi bir kayyum düzenidir. Dolayısıyla bize yönelen saldırıları ve bize karşı yürütülen politikaları sadece HDP’ye ve Kürt halkına değil Türkiye’nin tamamına, demokrasi mücadelesine, özgürlük umuduna, barış özlemine yönelik bir saldırı olarak görmek gerekiyor. Eğer böyle görebilirsek Türkiye’yi de güçlü demokrasiyi de sağlam barışı da özgür geleceği de birlikte getirebiliriz” ifadelerini kullandı.

HDP’li Buldan’dan Dikkat Çeken ‘İttifak’ Açıklaması

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, muhtemelen 2023’te yapılacak olan seçimlere de bir ittifak içinde yer alınıp alınmayacağına dair yaptığı değerlendirmede, “Önümüzdeki seçim bir yerel seçim değil, sadece bir parlamento seçimi değil. Türkiye’nin geleceğinden söz ediyoruz. Yani cumhurbaşkanlığı seçimlerinden söz ediyoruz. Bizim HDP olarak milletvekili seçimlerinde herhangi bir ittifakta yer almamız şu an için söz konusu değil. Kendimiz zaten bir ittifak partisiyiz.” dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Buldan, HDP’nin 27 Eylül’de açıklayacağı tutum belgesine ilişkin, bu tutum belgesi partilerden ziyade toplumsal muhalefete bir çağrı olacak; Türkiye’yi barışa, refaha ve huzura götürecek bir çağrı.

Buldan, konuya ilişkin açıklamasının devamında ise, “HDP bütün ağırlığı ile aylardır sahada. Türkiye’nin hemen hemen her tarafını gezdi. Tarlalar, fabrikalar, evler ziyaret edildi. Sahada toplanan verileri Ankara’da masaya yatırdı. 27 Eylül’de açıklanacak olan deklarasyon bu verilerden çıkan bir belge olacak” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Yeni Yaşam Gazetesi’nden Hüseyin Kalkan’a gündeme dair dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Buldan’ın tutum belgesi ve gündemin sıcak başlıkları üzerine açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle;

Genel hatları ile tutum belgesinden söz eder misiniz, bu belge nasıl bir çalışmanın sonucu ortaya çıktı?

Tutum belgesini 27 Eylül’de Ankara’da görkemli bir şekilde açıklamayı planlıyoruz. Bu tutum belgesi dediğimiz şey aslında HDP’nin ilkeleri. HDP’yi var eden ama bundan sonraki sürece de yön verecek olan, HDP’nin taviz vermediği, yıllardır mücadelesini verdiği, bu uğurda çok bedeller ödendiği barışa dair, demokrasiye dair, adalete dair, hukuka dair, Kürt sorununun çözümüne dair ilkelerimizi açıklayacağız. Yaklaşık olarak on maddeden oluşan bir belge olacak. Bir tutum belgesi olacak. Demokrasiye çağrı niteliğinde bir metin olacak. İki eş genel başkan oturup bir tutum belgesi açıklayalım demedik.

Uzun süredir sahada olduk. Uzun süredir halkın içindeyiz. Kampanyalarla, tematik buluşmalarla halka gittik. HDP’nin dokunduğu, temas ettiği her kesimin talepleri olacak bunlar. Biz Hakkari’de dokunduğumuz insandan ne duyduysak Ege’de konuştuğumuz kadından aynı şeyi duyduk. Türkiye’nin demokratikleşmeye ihtiyacı var, Türkiye’nin artık huzura ihtiyacı var, refaha ihtiyacı var. Türkiye artık böyle yönetilmek istemiyor. Halklar yönetimin değişmesini istiyor. Dolayısı ile biz de hem önümüzde erken ya da baskın seçim olasılığına karşı bu ilkelerimizi deklare edeceğiz. Ama bunun adı bir seçim bildirgesi değil. Yani seçimlerde herhangi bir parti ile ittifak oluşturmak için açıklayacağımız bir belge değil. Tamamı ile Türkiye’nin geleceği ile ilgili bir deklarasyon olacak. Biz olsak da olmasak da Türkiye’yi yönetecek herkesin bu ilkeleri ciddiye almasını talep ediyoruz. Çünkü Türkiye’nin geleceğinin nasıl olacağını tüm toplumun yararına bir şekilde ortaya koyuyoruz.

Bir anlamda uzun vadeli bir ittifakın nasıl olmasına dair bir tutum belgesi mi?

Elbette ittifakları etkileyecektir. Türkiye’nin geleceğini düşünen herkesin bizim açıklayacağımız belgeyi dikkate alarak kararlar vermesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu çağrı tamamen toplumsal muhalefete bir çağrı olacak. Partilerden ziyade Türkiye’de toplumsal bir barışın inşası için ve toplumsal bir ittifakın, demokratik bir ittifakın gerçekleşebilmesi için bu çağrı yapılacak. Önemli olan mesele budur. Çünkü siyasi partilerin ilkeleri dönemsel olarak değişebilir, ama bizim yapacağımız çağrı hiç değişmeyecek olan ve Türkiye’yi gerçekte refaha ve huzura götürecek ilkesel bir tutum olacak.

Seçim sürecine girdiğinde nasıl bir ittifak istediğinize dair bir belge de açıklayacak mısınız?

Şu an seçimlerle ilgili bir ittifak gündemimiz yok, bu nedenle o konuya dair bir açıklamamız yok bizim. Biz başından beri çözüm konusunda müzakereye açık olduğumuzu ifade ettik. Yani bu ülkenin geleceğini düşünen, Türkiye halklarının, Türkiye toplumunun geleceğini düşünen ve açıklayacağımız ilkeleri ciddiye alan siyasi güçler, toplumsal kesimler, kadınlarla, gençlerle bu ilkeler temelinde bir ilişki kuracağız. İlkelerle birlikte toplumun güvenini, toplumun geleceğini huzur ve güven altına alacak olan ama Türkiye’nin geleceğini etkileyecek bir muhtevaya sahip prensipleri tartışıyoruz. Ortaya koyacağımız çözüm perspektifi ile tüm toplumun geleceğinin parlak olacağını herkes görecektir.

Ben yine güncele dair bir soru soracağım. AKP sözcüleri Millet İttifakı’nın adayının HDP tarafından belirleneceğini söylüyorlar, buna ne diyorsunuz?

HDP elbette ki herkesin dediği gibi belirleyici bir güçtür. Ben şunu çok açık belirtmek isterim: Bugün HDP’nin Türkiye’de yakaladığı hava 7 Haziran 2015’te yakaladığımız havanın aynısıdır. O seçimlere giderken Türkiye değişim yaratacak bir hava yakalamıştı HDP ile. Şu anda aynı konumda olduğumuzu ifade etmekte hiçbir sakınca görmüyorum. Gittiğimiz her yerde aynı havayı soluduk. Biz o atmosferin Türkiye’de var olduğunu gördük ve gözlemledik. HDP elbette ki belirleyici bir güçtür. Bunu zaten geçtiğimiz yerel seçimlerde gösterdi. Hem İstanbul’da gösterdi, hem diğer şehirlerdeki seçimlerde gösterdi. Ama önümüzdeki seçim bir yerel seçim değil, sadece bir parlamento seçimi değil. Türkiye’nin geleceğinden söz ediyoruz. Yani cumhurbaşkanlığı seçimlerinden söz ediyoruz. Bizim HDP olarak milletvekili seçimlerinde herhangi bir ittifakta yer almamız şu an için söz konusu değil. Kendimiz zaten bir ittifak partisiyiz ve tekabül ettiği oy gücü yüzde 30’a yakındır. Toplum artık HDP’ye inanıyor ve güveniyor. HDP’nin parlamentodaki temsiliyetini çok yakından takip ediyor, onay veriyor. Bunun ilk adımı yüzde 10 seçim barajını yıkmamız oldu.

HDP’nin yüzde 15’i yakaladığına dair bazı belirlemeler, araştırmalar var.

Evet HDP’nin yüzde 15’i yakaladığına dair bazı araştırmalar birkaç gün önce yayınlandı. Ben normal koşullarda gerçekleşecek bir seçimde bunun yüzde 25 veya 30 olacağını düşünüyorum. Seçim döneminde daha yükseleceği kanaatindeyim. Çünkü biraz önce ifade ettim HDP, 7 Haziran ruhunu yakalamış durumda. HDP şu an itibarı ile toplumun her kesimi ile temas eder durumda. Kadınlara, gençlere, işçiye, esnafa, çiftçiye kısaca bu düzenden zarar gören her kesime ulaşan bir durumda ve dolayısı ile Türkiye toplumunun güvencesi olan bir parti haline geldik. O yüzden parlamento seçimleri değil ama esas olan cumhurbaşkanlığı sistemini nasıl değiştirebiliriz noktasında, belirleyici güç elbette ki HDP’dir. Yine önemli ve belirleyici güç Kürt seçmendir, Kürt halkıdır. Yine Kürtlerin yanında duran, HDP’nin çatısı altında bileşenlerimiz ve ittifaklarımızdır. Kısacası HDP’dir. Bu mesele çok konuşuluyor. İşte ‘HDP cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ayrı bir aday çıkaracak mı? Kimi destekleyecek, kiminle ittifak yapacak?’ konusunda çok şeyler yazıldı, çizildi. Fakat biz bütün kararlarımızı halkımızla ve seçmenimizle konuşmadan asla almıyoruz. Şimdi 27 Eylül’de açıklayacağımız tutum belgesini yaptığımız çalışmalar sonucu oluşturduk. Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştığında yine halkımızla, seçmenimizle bir araya gelerek ‘HDP ne yaparsa Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlar, ekonomik ve toplumsal sorunları halkın lehine çözer’ diye soracağız ve kararımızı halkımızla birlikte vereceğiz, demokrasi güçleri ile birlikte vereceğiz.

Demokrasi güçleri derken…

Kendisine demokratım diyen herkesi kastediyorum. Demokrasiden yana olan herkesi kastediyoruz. Ayrım yapmadan. Bu ülkede bugün ihtiyaç olan şey nedir? Elbette ki demokrasidir, adalettir, hukuktur, insan haklarıdır. Buna önem veren, bu konuda evet biz de demokrasi istiyoruz diyen kim varsa onunla oturup konuşmayı esas alırız.

Geçtiğimiz yaz HDP bütün ülkeyi gezdi. Bu çalışmalardan çıkardığınız sonuçlar ne oldu? Kısaca memleketin hali nasıl ve nasıl bir çıkış yolu öneriyorsunuz?

Memleket kan ağlıyor. Doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine gitmediğimiz, dokunmadığımız, temas etmediğimiz hiçbir kesim kalmadı. Kadınlar Kadın Meclisi olarak ayrı bir çalışma yaptı; gençler, gençler olarak ayrı bir çalışma yaptı. Sadece eşbaşkanlar değil, Meclis Grubu’muzun tamamı, Parti Meclisi’mizin tamamı, Kadın Meclisi’mizin tamamı, Merkez Yürütme Kurulu’muzun tamamı halkın içindeydi. Kimisi esnafla görüştü, kimisi çiftçilerle buluştu, kimisi kadınlarla buluştu, kimisi halk buluşmaları yaptı. Ki eşbaşkanlar olarak biz de bu buluşmalara katıldık. Dolayısı ile biz halkın ne yaşadığını yakından gördük. Ekonomik kriz gerçekten ülkeyi perişan etmiş. Bu kriz başta kadınları vurmuş. Bu krizin yarattığı sonuçlar esnafın dükkanını kapatmasına sebep olmuş, çiftçinin tarlasını ekememesine sebep olmuş. Binbir sorunla boğuşan bir Türkiye gerçeği var. Ama iktidar bütün bunları görmezden gelerek pembe bir tablo çizmeye çalışıyor. Ama insanlar artık bu tablonun gerçek olmadığını kendi hayatlarında görüyorlar. Bütün bu olumsuzluklar üzerine bir de pandemi gerçeği binmiş. Yarattığı sağlık sorunları bir tarafa esnafın, üreticinin, çiftçinin üzerine bir de pandemi krizi eklenmiş. Yoksul halk bir kere daha yoksullaşmış. Halk artık AKP’nin bu ülkeyi yönetemediğinin çok iyi farkında. Yeni bir yönetime ihtiyaç olduğunu çok açık bir şekilde ifade ediyor, dile getiriyor. AKP 20 yıldır bu ülkeyi yönetmeye çalıştı ama Türkiye halklarına verdiği sözlerin hiçbirini yerine getirmedi. Aksine Türkiye halklarını eskisinden daha beter hale getiren bir iktidarla karşı karşıyayız. O yüzden de halklar artık AKP’nin ismini bile duymak istemiyorlar. Bu çok açık ve nettir. Biz gittiğimiz her yerde bunu gördük. Mesela bir esnafla konuştuğumuzda söze başlar başlamaz AKP’nin ülkeyi yönetemediğini söylüyor. Geçtiğimiz süreçte birçok kadın buluşması gerçekleştirdik. ‘Kadın yoksulluğuna hayır!’ kampanyası çerçevesinde gittiğimiz tarlalarda çalışan, fabrikalarda çalışan kadınlar da aynı şeyi söylüyor. Türkiye gençliği uyuşturucu bataklığına sürükleniyor. Fuhuş bataklığına sürüklenen bir gençlik yarattı bu iktidar. Gençler bunun farkında. Özellikle bölgede hem uyuşturucu kullanımının hem fuhuşun çok yaygın olduğu dile getiriliyor. Buna yönelik HDP Gençlik Meclisi’nin bir çalışması var. ‘Gençleri bu bataklıktan nasıl kurtarabiliriz?’ sorusuna verdikleri yanıt örgütlenmektir. Bütün bunları gören, bütün bunları anlayan, buna göre çözüm politikaları üretmeye çalışan bir HDP var şimdi. Halkın sorunları dile getirdiği her noktada biz HDP’nin çözüm politikalarını anlattık. İşte bütün bunların özetini biz deklarasyonla açıklamaya çalışacağız. Türkiye’nin geleceği üzerine etkili olacak bir tutum belgesi açıklayacağız. Ben demokratik güç birliğinin bu deklarasyonla birlikte bir ivme kazanacağına inanıyorum. Her vicdan sahibi insan ‘Evet ben de bunu istiyorum’ diyecek mutlaka. Türkiye’de yaşayan her insan ‘Evet bu ülkenin demokrasiye ihtiyacı var, bu ülkenin barışa ihtiyacı var, bu ülkenin özgürlüklere ihtiyacı var’ diyecek. Bugün cezaevlerinde binlerce siyasi tutuklu var. Halkın iradesi gasp edilmiş durumda, kayyumlar hâlâ görev başında buna itirazı olan milyonlar var. Bu milyonlar ‘Evet HDP Türkiye’nin geleceğini bir kere daha düşündü’ diyecek. Bu deklarasyonla birlikte HDP’nin rolünde, misyonunda, siyasetteki konumunun çok daha fazla güçleneceğine inanıyorum.

RÖPORTAJIN TATAMI İÇİN TIKLAYIN

HDP’li Oluç: Çok Büyük Kaybettireceğiz

HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, apatma kararı çıkarsa bağımsız aday olarak seçime girmeyeceklerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “O en uç nokta ama şu anda onu tartışmıyoruz bile. Sonuç olarak şu; demokratik siyaset alanını terk etmeyeceğiz ve bu durumda mutlaka bize kapatma ve siyasi yasak yoluyla bir şey kaybettireceğini düşünen anlayışın karşısında tutumumuzu net olarak ortaya koyacağız ve çok büyük kaybettireceğiz. Seçmeni de seçeneksiz bırakmayacağız ve kaybettireceğiz. Seçmenlerimiz bu konuda net bir fikre sahip” ifadelerini kullandı.

HDP’li Oluç, parti kapatılırsa veya kapatılmazsa mevcut ittifakların neresinde olacaklarına dair yaptığı açıklamada ise “Cumhurbaşkanı adayı tartışmasına başlamadık. Genel olarak bunu konuşuyoruz ama “Biz aday çıkartır mıyız?” gibi bir konuyu kurullarımızda konuşmadık. Ama tartışacağız tabii” dedi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi doğrultusunda Anayasa Mahkemesi’nin kapatma davası açtığı Halkların Demokratik Partisi (HDP), davanın kabulü sonrasında bir yandan ülke genelinde “HDP’liyiz Her Yerdeyiz” adı altındaki ziyaretlerle seçmeninin nabzını tutarak yol haritası belirlemeye çalışırken bir yandan da savunmaya dönük hazırlıklarını sürdürüyor.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç; Artı Gerçek, BBC Türkçe, Gazete Duvar ve Mezopotamya Ajansı’ndan gazetecilerle bir araya gelerek gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. HDP’li Oluç’un BBC Türkçe’de yayınlanan Ayşe Sayın ile yaptığı röportajı ise şöyle:

Kapatma davasında gelinen aşama nedir, bir ek savunma süresi istediniz, verilmeyeceğini düşünüyor musunuz?

Başvuruyu yaptık ama henüz bir cevap almadık. Hazırlıklarımızın son aşamasına yaklaştık. Ön savunma bizim açımızdan önemliydi. İlkesel bazı konularda görüşlerimizi yoğunlaştırdığımız bir savunma oldu. Aslında bu iddianamenin bu haliyle kabul edilmemesi gerektiğini çok net verilere dayanarak hukuki açıdan ele aldık ve söyledik. Son hali verildikten sonra ön savunma göndereceğiz.

Usul açısından da yasa açıdan da verilmesi gerekir. Çünkü ek süre istememiz de gerçekten iddianamenin haliyle ilgili bir şey. O kadar karmaşık bir iddianame ki; siz sadece basına düşen 800 küsur sayfasını görüyorsunuz ama ekler var, yaklaşık 70 klasör flash diskle verilmiş belgeler var. Ve bunlar tasnif edilmeden verilmiş vaziyette, karma karışık, tam bir çorba vaziyetinde. Bunların tasnif edilmesi gerekli, ilgili kişilere iletilmesi gibi çok ciddi çalışma gerektiriyor. Aslında bu çalışmayı bizim değil, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yapması gerekiyordu. Ama her şeyi doldurmuş ve göndermiş bir şekilde. Normal olarak hem usul hem yasa açısından ek süre verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ama ne karar verirler o Anayasa Mahkemesi’nin takdiri.

Savunmanızın ana çerçevesi ne olacak?

Ön savunma ile esas savunma arasında fark olacak. Ön savunmada daha çok hukuki alanda değerlendirmeler yaptık. Hukuken bu iddianamenin neden kabul edilmemesi gerektiğini anlattık. Ama esas savunmada bu iddianamelerin hepsine tek tek cevap vereceğiz. Milletvekillerinin her biri kendi savunmalarını yapacak, yasak istenenler de kendi savunmalarını yapacaklar. Hepsine cevap vereceğiz, cevapsız hiçbir şey bırakmayacağız. Çünkü Türkiye’de hukuk işliyor olsa bu iddianamenin kabul edilmesi söz konusu olmazdı. Hukuk olsa; iddianame kabul edilse bile buna dayanarak parti kapatmak söz konusu olmazdı. Bunların hepsi politik olduğu için biz hukukla yetinemeyeceğimizi düşünüyoruz.

Epey kapsamlı bir çalışmamız var. Bu tarihe bir belgedir. Aynı zamanda çıkacak sonucun ne olduğunu şimdiden bilmiyoruz ama biz uluslararası alanda da hukuken de politik olarak da bu savunmaları oralara da ileteceğiz ve oralarda da gereken adımları atıyoruz. Ayrı bir büro kurduk, orada bir hukukçu ekibi çalışıyor zaten. Daha evvel İstanbul’da bir toplantı yapmıştık akademisyen ve hukukçularla birlikte. O önemli ve verimli bir toplantı olmuştu. Oralardan çok önemli öneriler gelmişti, onlara savunma yazarken de görüş soruldu, önerileri alındı, öyle bir organik ilişkiyi sürdürüyoruz.

“Kesinlikle alternatifsiz bırakmayacağız”

Bu süreçte çok fazla il ziyareti toplantısı yapıyorsunuz, orada bu konuları konuşuyorsunuz, siz ne diyorsunuz, seçmeniniz ne öneriyor?

Biz bu çalışmayı, “HDP’liyiz Her Yerdeyiz” başlığıyla yaptık. Yapmamızın birinci amacı il ilçe örgütlerimizin olduğu her yerde eş genel başkanlar, parti yöneticileri ve milletvekillerimizle, halkla buluşmalar gerçekleştirdik. Gittiğimiz neredeyse her yerde müthiş bir sahiplenme olduğunu gördük. Bunu abartarak söylemiyorum, hem Batı’da hem Kürt coğrafyasında çok ciddi sahiplenme oldu. Halk çok farkında olan bitenin ve kesinlikle sizin yanınızdayız mesajını çok net olarak veriyorlar. Eleştirileri yok mu? Var, politik olarak zaman zaman dile getirenler oldu. Şunu daha iyi yapabilirdik, genel politik eleştiriler. Biz de bunları engellemedik tam tersine dinlemek istedik. Ama genel olarak baktığımızda müthiş bir sahiplenme gördük biz. Şu konuda herkesin kafası net: Diyorlar ki, parti ne derse onu yapacağız. Çünkü biz şunu söyledik, “en kötü ihtimal kapatılmak” ve yaklaşık 520 kişiye yakın siyasi yasak isteniyor. “Peki ne yapacaksınız?” dediler. Biz “demokratik siyasette kararlıyız, bir yol mutlaka bulacağız, mutlaka bir yol açacağız. Kesinlikle alternatifsiz bırakmayacağız” dedik.

“Siz ne istiyorsunuz?” diye de sorduk. Bir tane, “demokratik siyaseti bırakın” diyen olmadı. Tam tersine herkes çok kararlı bir şekilde, “parti ne diyecekse biz onu yapacağız” mesajını net olarak verdi.

Seçmeniniz seçeneksiz kalma kaygısı yaşıyor mu?

O vardı. Benim gördüğüm çeşitli yerlerde bu sorular samimi sorulardı. Acaba kapanacak, herkese siyasi yasak gelecek de çekilecek misiniz ortadan, gibi bir ruh hali kimilerinde var hakikaten. Ama sordular, biz açık yüreklilikle bunu anlatınca herkes çok rahatladı. Kimseden demokratik siyasetle niye uğraşıyoruz, buradan bir şey çıkmaz, gibi bir yaklaşım gelmedi. Tam tersine çok kararlı şekilde, parti ne diyorsa, ne öneriyorsa biz onun arkasındayız, birlikte hareket edeceğiz ve siyasi olarak mutlaka hesabını soracağız, ruh hali çok yaygın ve net.

Siz parti olarak ‘Biz aslında en kötü senaryo dahil yolumuzu belirledik’ diyecek noktada mısınız?

En kötüsüne göre de bir yol belirledik kendimize. En kötüsü olmaz ama başka türlü de olursa ona göre de yol haritası belirledik. Ama kesinlikle siyasi alanı boş bırakmayacağız. Bu konudaki tutumumuz çok net. Ve seçime gidiliyor, seçim öncesinde en kötü ihtimali harekete geçirebilirler seçime girmemizi engellemek için. Bunların hepsini aşacak bütün formülleri hazır.

“Seçmenlerimiz bu konuda net bir fikre sahip”

Kapatma kararı çıkarsa bağımsız aday olarak seçime girme gibi gibi bir seçenek gündeme gelir mi?

O en uç nokta ama şu anda onu tartışmıyoruz bile. Sonuç olarak şu; demokratik siyaset alanını terk etmeyeceğiz ve bu durumda mutlaka bize kapatma ve siyasi yasak yoluyla bir şey kaybettireceğini düşünen anlayışın karşısında tutumumuzu net olarak ortaya koyacağız ve çok büyük kaybettireceğiz. Seçmeni de seçeneksiz bırakmayacağız ve kaybettireceğiz. Seçmenlerimiz bu konuda net bir fikre sahip.

Daha büyük nasıl kaybettireceksiniz?

Valla onların kaybı bizden fazla olacaktır. Kapatmanın yaratacağı sonuç bizim seçmende daha kararlı bir tutuma yol açacaktır. Ayrıca AKP’nin seçmeninde çok ciddi bir kırılma yaratacaktır. Yani AKP’nin Kürt seçmeni açısından söylüyorum, onlar ne yaparlar AKP’ye oy vermediklerinde, onu göreceğiz hep birlikte. Ama onların kayıplarının büyük olacağını net olarak söyleyebilirim. Kabul edilebilir bir şey değil bu.

Mesela geçmiş partilere baktığımızda tabii hepsinin kapatılması kötü bir şey, biz ilkesel olarak parti kapatmaya karşıyız; ama geçmiş partilere baktığımızda hiçbirisi HDP kadar demokratik siyaset içinde kurumsallaşmış bir parti olmadı. HDP demokratik siyaset alanında yer tuttu ve Türkiye’nin demokratik siyaseti açısından baktığımızda kalıcı bir pozisyonu oldu.

2014’ten bu yana bu kadar çok seçime girdi ve seçmen çok benimsedi partiyi. Daha önce diğerlerinde bu kadar büyük bir sahiplenme olmamıştı doğrusu. Dolayısıyla seçmenin tepkisi diğer partilerin kapatılmasından çok daha köklü bir tepki olacaktır. Hakikaten aidiyet hissediyor bizim seçmenimiz. Geçmişte de vardı elbette ama şimdi daha kalıcı ve güçlü bir bağ kurulmuş oldu. Dolayısıyla bunun faturası yasakçı zihniyetler açısından ağır olacaktır.

“Gençler arasında ciddi bir destek var”

Bazı anketlerde partiniz yüzde 10 barajının altında gibi görünüyor, kapatma davası oy düşüşüne yol açar mı?

Yaptırdığımız araştırmalarda ve ciddi bazı araştırmaları da görüyoruz, onlarda öyle bir sonuç ortaya çıkmıyor. Daha çok iktidara yakın şirketler manüplatif sonuçlar çıkarıyor. Ama onlarda bile kararsızlar dağıtıldıktan sonra barajın üstünde çıkıyor hepsi. Bizim yaptığımız araştırmalarda çok daha iyi sonuçlar çıkıyor. Yüzde 13’lerin üzerinde görünen araştırmalar var. Ama kapatma halinde sonuçların çok daha farklı olacağını görüyoruz. Özellikle Kürt coğrafyasında yaptırdığımız araştırmalarda sahiplenme ve artış güçlü bir şekilde görülüyor. Gençler arasında ciddi bir destek var. O nedenle kapatılmasının yaratacağı sonuçlar kapatma zihniyetine sahip olanlar açısından ağır olacaktır.

Dava kapatma ile sonuçlanırsa veya kapatılmazsa mevcut ittifakların neresinde yer alırsınız? Bağımsız bir cumhurbaşkanı adayı çıkarır mısınız?

Cumhurbaşkanı adayı tartışmasına başlamadık. Genel olarak bunu konuşuyoruz ama “Biz aday çıkartır mıyız?” gibi bir konuyu kurullarımızda konuşmadık. Ama tartışacağız tabii.

Eylül’ün ikinci yarısında bir deklarasyon yayımlayacağız. O deklarasyon için toplantılarımızı yapıyoruz. Saha çalışmalarını büyük ölçüde tamamladık. Bu çalışmalar ay sonunda tamamlanmış olacak. Bu hafta il eş başkanları toplantımızı yapıyoruz. Arkasından Parti Meclisi ve sonrasında milletvekili grubumuzu toplayacağız. Oralarda da bu konuları konuşacağız.

Deklarasyonun temel amacı şu: Bir cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olacak kişiden beklentiler nedir, bunu açıklayacağız. İkincisi; yerel demokrasisi güçlü bir parlamenter sistem diyoruz. Böyle bir parlamenter rejimde hangi konularda hangi adımlar atılması gerekir, onu biraz tarif edeceğiz. Geçiş sürecini tarif edeceğiz. Herhalde 15-20 madde arası bir deklarasyon olur.

Cumhurbaşkanı adayının hangi partiden olduğu önemli, nasıl olmalı? İlkesel olarak nasıl bir pozisyonu savunmalı ve bu geçiş sürecinde yapılması gerekenler nelerdir? Bunu anlatan bir deklarasyon olacak. Onun üzerine konuşmak hem bizim açımızdan hem de diğer partiler açısından daha rahat olacak. Bu deklarasyonu herkese açık yapacağız. Hem topluma hem de bütün siyasi partilere açık yapacağız.

İttifaklara dönük de bir mesaj mı?

Tabii. Herkes burada görmüş olacak. Herhalde bir pozisyon belirtirler, görüşlerini açıklarlar. Ama orada şu-bu ittifak diye bir şey olmayacak.

Partinizden ‘HDP kolay lokma olmayacak’ açıklamaları geldi. Herkese mesaj derken, kapınız herkese açık mı olacak?

Bizim genel yaklaşımımız şöyle: Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu bazı demokratik değişim ve dönüşümler var. Herkese mesaj derken bu anlamda söylüyorum. Herkes buna nasıl baktığımızı bilmeli. Yargı, yerel yönetimler, idari sistemde neler yapılmalı. Bunun içinde bizim kendi sorunlarımıza dair konular da var. Yargı alanını tartışırken kapatma davası, çeşitli siyasi davalar, AİHM’de 18. Madde ihlali kararında olduğu gibi bize yönelik açılmış siyasi davalar var. Yargı alanında yapılacak demokratik değişim dönüşümler mutlaka bizi de kapsayacak bir şey olmalı.

AKP’ye de kapıları kapatan bir yaklaşım olmuyor sanki…

Şununla bununla pazarlık yapıyoruz diye bir şey yok. Türkiye’de demokratik değişim yapmak isteyenlerin atması gereken adımlar şunlardır diyerek fikirlerimizi ortaya koyuyoruz. Bunların içinde eleştirecek, yanlıştır diyecekler de olabilir ama bu fikirleri ortaya koyuyoruz. Bunları tartışmak istiyoruz. Ve seçmenlerimize demiş oluyoruz ki, bunları düşünen tartışan ve görüş bildiren kimler onlara bakın bakalım. Sonuçta bu bir seçim, insanlar gidip oy verecek. Partilerin kararları önemlidir ama seçmenler de içlerine sinen adımlar atmak isterler. Herkes bunu görmeli.

Bizim önemli konularımızdan biri Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünün gerçekleşmesi için atılacak adımlar. Toplumda son dönemde yaşananlara bakılırsa alttan alta kaynayan bir ırkçılık var. Bu çok tehlikeli. O nedenle demokratik değişim ve dönüşümün hangi alanlarda nasıl yapılması gerektiği konusunda ilkesel duruşu bir kez daha ifade etmek ve diğer siyasi partilerin tutumlarını görmek, dinlemek bizim açımızdan önemli. Seçmen açısından da önemli.

“2022’de seçim olma ihtimali vardır, illa 2023 Haziran’ına kadar sürmez”

Erken seçim beklentiniz var mı?

Bütün kamuoyu yoklamaları şu anda milletvekillerine seçimlerine bakıyor herkes ama esas mesele yüzde 50 artı 1, cumhurbaşkanlığı seçimi… Bütün kamuoyu yoklamaları şu anda iktidarın kaybettiğini gösteriyor. Şu anda seçim olsa yüzde 50 artı 1’i tutturamıyorlar. Dolayısıyla böyle bir durumda iktidarın erken seçim kararı almasının ben kendi açısından intihar gibi olduğunu düşünenlerdenim. O nedenle ben beklemiyorum şu anda. Ama Türkiye’nin konjonktürü nereye doğru gelişir, ne olur, elbette onu bilemeyiz ama ben apar topar bir erken seçim beklemiyorum.
Bir de seçim yasasını bu haliyle koruyarak seçime gitmek istediklerinden de emin değilim. Yaptıkları çalışmalar basına zaman zaman yansıyor filan. Seçim yasasında değişiklik yapılırsa ancak bir yıl sonra uygulamaya alınabiliyor. Ama 2022’de seçim olma ihtimali vardır, illa 2023 Haziran’ına kadar sürmez. O da erken denilebilir ama ondan önce ben bir apar topar seçim beklemiyorum.

Demirtaş’tan ‘yeni ittifak’ açıklaması: HDP, üçüncü bir ittifakı harekete geçirebilir

‘Yeni ittifak’ tartışmalarına değinen Selahattin Demirtaş, “Eğer bugünkü muhalif ittifak bileşenleri, demokrasi mücadelesinde HDP ile yan yana durmaktan çekinirlerse HDP demokrasi mücadelesinden vazgeçecek değildir. Tek başına da kalsa ilkeleri doğrultusunda mücadele yürütmeye devam eder. Bunu yaparken de nicel durumuna bakmaksızın birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütüyle görüşerek üçüncü bir ittifakı harekete geçirebilir. Seçim zamanı gelince de demokrasi ittifakı olarak diğer ittifaklarla ilkeler çerçevesinde görüşmeler, işbirlikleri yapılabilir.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / 4 Kasım 2016 tarihinden beri Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, avukatları aracılığı ile Medyascope’tan Ferit Aslan’ın sorularını yanıtladı.

Demirtaş, Montrö Bildirisi’ni imzaladıktan sonra haklarında hukuki süreç başlatılan 104 amiralve ‘yeni ittifak’ tartışmalarına değindi.

‘Yeni ittifak’ tartışmalarına ilişkin Demirtaş, “Eğer bugünkü muhalif ittifak bileşenleri, demokrasi mücadelesinde HDP ile yan yana durmaktan çekinirlerse HDP demokrasi mücadelesinden vazgeçecek değildir. Tek başına da kalsa ilkeleri doğrultusunda mücadele yürütmeye devam eder. Bunu yaparken de nicel durumuna bakmaksızın birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütüyle görüşerek üçüncü bir ittifakı harekete geçirebilir. Seçim zamanı gelince de demokrasi ittifakı olarak diğer ittifaklarla ilkeler çerçevesinde görüşmeler, işbirlikleri yapılabilir.” dedi.

104 amirale ilişkin açıklamalarda bulunan Demirtaş, “Hükümet bu bildiriden önceden haberdarmış zaten. İsteseler bildirinin yayınlanmasını engelleyebilirlerdi. Fakat yayınlanmasını özellikle istediler çünkü buradan bir güç gösterisi yaparak toplumsal baskıyı artırmak gibi bir hedefleri vardı. Ama bu plan tutmadı” ifadelerini kullandı.

HDP’li Demirtaş, sorulara böyle yanıt verdi:

103 amiralin bildirisi ile yeniden bir darbe tartışması yaşandı ve soruşturma başlatıldı, bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hükümet bu bildiriden önceden haberdarmış zaten. İsteseler bildirinin yayınlanmasını engelleyebilirlerdi. Fakat yayınlanmasını özellikle istediler çünkü buradan bir güç gösterisi yaparak toplumsal baskıyı artırmak gibi bir hedefleri vardı. Ama bu plan tutmadı. Çünkü toplum, artık hükümetin hiçbir yalanına inanmıyor, hiçbir politikasına güvenmiyor. AKP’nin hiçbir entrikası seçmen desteğine dönüşmüyor. AKP vazosu kırıldı ve büyü bozuldu. Bunun geri dönüşü yok artık.

Bazı çevreler iktidara “mağduriyet yaratacak” malzeme verilmemesini isterken, bazı kesimler ise tam tersini düşünüyor, bu konudaki fikriniz nedir?

Muhalefet ne yaparsa yapsın AKP her halükarda oradan bir mağduriyet çıkarmaya çalışıyor. Dolayısıyla muhalefetin böyle bir kaygıyla hareket etmesi doğru olmaz. Bununla birlikte, tabii ki gereksiz ve politik olarak faydasız konuların üzerine fazladan düşerek AKP’ye istismar alanları sağlamamak da gerekir. Muhalefet, halkın beklentilerini ve halkın gündemini esas alırsa hata yapmaktan da kurtulmuş olur.

Yaklaşık beş yıldır cezaevindesiniz ve sizin hakkınızda televizyonlarda sürekli her türlü şey söyleniyor (hakaretler, terörist yakıştırması) ama sizin dört duvar arasındaki mesajlarınız da televizyonlarda tartışılıyor, gündem haline getiriliyor. Bunun neye bağlıyorsunuz?

Çünkü ben tek başıma bir birey değilim, Türkiye’nin üçüncü büyük partisinin uzun süre yöneticiliğini yaptım, şimdi de üyesiyim ve ayrıca büyük bir halk kitlesinin gönülden desteğini ve sevgisini yanımda hissediyorum. Gücümü de tüm bunlardan alıyorum.

Bana hakaret etme yarışına girenlerin söylemleri, örneğin bana yönelik “terörist” ithamları ve hakaretleri, kendi ahlaki seviyelerini ve siyasi pespayeliklerini gösteriyor. Bu hakaretleri, yapanlara iade ediyorum ama çok da umurumda değil zaten.

Üçüncü ittifak öneriniz ciddi bir tartışmaya neden oldu. Bunu biraz daha açar mısınız? HDP’nin öncülüğündeki bir ittifakın oluşma ihtimalini nasıl görüyorsunuz mevcut durumda?

HDP zaten kurumsal olarak demokrasi ittifakını uzun süre savundu. Bu siyasi bir modeldir, seçim ittifakı önerisi değildir. Daha ziyade, toplumsal mücadeleyi büyütmek ve siyasi işbirliklerini hayata geçirebilmek amacıyla mücadele ortaklığı kurmaktır. Yani demokrasi için birlikte mücadele etme iradesidir. Bunun bir seçim ittifakına dönüşüp dönüşmeyeceğine, seçim sürecinde duruma bakılarak karar verilir.

Eğer bugünkü muhalif ittifak bileşenleri, demokrasi mücadelesinde HDP ile yan yana durmaktan çekinirlerse HDP demokrasi mücadelesinden vazgeçecek değildir. Tek başına da kalsa ilkeleri doğrultusunda mücadele yürütmeye devam eder. Bunu yaparken de nicel durumuna bakmaksızın birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütüyle görüşerek üçüncü bir ittifakı harekete geçirebilir. Seçim zamanı gelince de demokrasi ittifakı olarak diğer ittifaklarla ilkeler çerçevesinde görüşmeler, işbirlikleri yapılabilir.

HDP herhangi bir ittifaka dahil değil diye mecburen ve kerhen başka bir ittifakı desteklemek zorunda değildir. HDP seçmeni ancak görüşmeler, ilkesel uzlaşmalar ve ahlaki bir zeminde kurulacak işbirlikleriyle harekete geçecektir. HDP’yi yok sayan, HDP kitlesine, seçmenine her gün hakaret eden kişi ve gruplar bizzat HDP seçmeni eliyle asla iktidar olamazlar. Bununla birlikte demokrasiyi savunan, barış ve özgürlüklerden yana olan, HDP’yi eleştirse de HDP’ye ve kitlesine saygılı yaklaşan herkesle işbirliği yapılabilir.

Tabii bunlar tümüyle benim kişisel düşüncelerimdir, kurumsal olarak HDP’yi bağlamaz. Ben fikrimi ifade ederim, elbette HDP yönetimi tüm düşünceleri, önerileri olduğu gibi benimkileri de tartışır ve alacakları karar ben dahil tüm HDP’lileri bağlar. Bizdeki demokrasi bu şekilde işliyor ve hepimiz buna saygılı yaklaştığımız için HDP kendi bütünlüğünü ve gücünü korumaya devam ediyor.

Bir gazeteci (Abdülkadir Selvi) üçüncü ittifak çıkışınızın siyasette karşılık bulduğunu ancak HDP ve Kandil’in bundan memnun olmadığını, sizde eksik olan tek şeyin yeteri kadar cesur olmamanız olduğunu yazdı. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

Gerçekten bir şeyler söylemek isterdim ama adını andığınız kişiye cevap vererek kıymetli kelimelerimi ziyan etmek istemiyorum.

Bugüne kadar mahkemelerde hiç tahliye talebinde bulunmadınız. Bu tavrınız böyle devam edecek mi? Cezaevinden çıkmanıza halkın karar vereceğini söylüyorsunuz, bunu yakın zamanda olası görüyor musunuz?

Evet, şimdiye kadar hiç tahliye talep etmedim, etmeyeceğim de. Belki iktidar bizleri bu şekilde içeride tutabilir ama kendisi de bunun bedelini halk desteğini kaybederek siyaseten ödüyor. Dolayısıyla hapisliğimiz boşuna çekilen zulümler değil. İktidar eriyor, halkın iradesi büyüyor. Bizleri özgür kılacak olan da işte halkın bu iradesidir.

Biz kimseden merhamet dilenmiyoruz, mahkemelerden sadece adalet bekliyoruz. Adalet yok diye de ağlayıp sızlanmıyoruz. Mücadele ediyor, direniyoruz.

Bizleri içeride tutanlar son yerel seçimlerden ders çıkarmamışlarsa yapacak bir şey yok. Biz direnmeye devam edeceğiz. Yani dewamke 🙂

İYİ Parti Lideri Akşener: Vatandaşın derdi bini aşmış gidiyor

“Türkiye’de çok sert bir siyaset var. Herkesin birbirine hakaretin sınırlarını zorladığı bir durum. Nasıl dayanıyorsunuz?” sorusuna İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Ben çok şeyi bir arada gördüm. 40 yaşında İçişleri Bakanı oldum. O zamanlar müthiş bir nezaket vardı. Yaşlılar gençlere el verirdi. O devrin siyasetçileri kitap okur, literatür takip ederlerdi. Kurşun gibi sözler olurdu ama Türkçe’nin güzelliği onu anlatamam.” şeklinde cevap verdi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, ünlü televizyoncu Armağan Çağlayan’ın Youtube’daki kanalında yayınlanan GörBeni programına konuk oldu. Akşener, programda Çağlayan’ın sorularına verdiği yanıtlar şu şekilde;

Türkiye’de giderek büyüyen bir siyasi partinin lideri olmak zor bir şey mi?

Zor.

Bu sizin küçüklükten beri hayaliniz mi siyasetle uğraşmak? Yoksa şartlar mı sizi buraya getirdi?

Hayalimdi, ben İzmit doğumluyum, Kocaeli’ndeki bütün ilçelerde yaşayan benim yaş grubumdan, tahsil yapmaya gayret etmiş ailesi tarafından okutulmuş kız çocuklarının bir hayali vardı, idolü vardı Leyla Atakan rahmetli. Benim Kocaeli’ne belediye başkanı olmak gibi bir hayalim vardı, milletvekilliği falan değil. Leyla abla belediye başkanıyken trafik kazasında hayatını kaybetmişti.

Abim MHP İl Başkanıydı 60 ihtilaline kadar. Biz çok siyasi bir aileyiz. Kadın olduğunuz zaman o yıllarda, siyaset yapmayı ailenizdeki erkekler üzerinden tanımlıyorsunuz. Abim siyasetçi, ailemde annemin dayısı İstanbul İl başkanı, çocukları ilçe başkanı, babamın tarafı rahmet İnönü ve Atatürk’ün arkadaşları böyle bir devlet ve siyaset kavramı olan bir ailenin kızıyım ben.

Abilerinizden birinin sol görüşlü olduğu söylenir?

Hayır, benim abim tek, eşim sol görüşlüdür. Eşim, CHP üyesi, üst kurul delegesi bir babanın oğlu. O devirde Mao’cu olmuş bir arkadaş… Doğu Perinçek benden hiç hoşlanmaz muhtemelen bir Mao’cu neferini ülkücü edip evlendiğim için olabilir. Ben il başkanının kız kardeşiyim. Ne kadar Marksist kitap varsa okumuştum, adamı ikna edeyim diye. Antitez geliştirmek için okumadığım kitap kalmadı ama başarılı oldum.

Okuldan mı tanışıyorsunuz?

Yok, komşuyuz biz.

Günde kaç saat çalışıyorsunuz? 

Vallaha ben de bilmiyorum. Ben uzun yıllardır politika yapıyorum 27 yıl olmuş. Bir kadın olarak siyasette bu kadar aktif bulunup siyasi olarak sağ kalan tek kadınım ben. Çok fırtınalı bir siyasi hayatım oldu. O dönem içerisinde zamanı kullanmayı öğreniyorsunuz. Ben politikaya başladığımda oğlum 13 yaşındaydı. Dolayısıyla bir planlamanız oluşuyor.

Fakat şöyle bir durum oluşuyor; Hem annesiniz hem eşsiziniz, hem politikacısınız vs kendinizle ilgili zaman ayıramıyorsunuz. Şahsi bir alan oluşmuyor temel zorluğu bu. Ben iyi kitap okuyan bir insandım akademi dünyasından geliyorum. Şu anda literatür takip ediyorum ama genellikle eşim okuyup özet çıkarır, iki yıldır da oğlum özet çıkarır. Roman okumayı, literatür takip etmeyi çok severdim ama şimdi o kadar vaktim yok.

Yemek yapıyor musunuz?

Şu anda çok fazla yaptığım söylenemez, Kovid döneminde yaptım. Çok iyi yemek yaparım. İzmit Kız Enstitüsünün yemek bölümü mezunuyum. Üniversiteden mezun olduktan sonra evlenmeden evvel “yemek pişirmeyi öğren kızım deyip” 2 yıllık yemek bölümü okudum bir de.

En çok hangi yemeğiniz meşhur?

Tandır gibi kuzu eti pişiririm, domatesli pilav, düğün çorbası bir de pastırmalı böreğim vardır kendime has. Yemek yemeyi severim ama dikkat ediyorum.

Çok yoruldum ben, artık birilerine bıraksam mı bu işi dediğiniz oluyor mu?

Oluyor tabii, şöyle; benim bugünkü pozisyonumu tamamen şartlar getirdi. Bazen düşünüyorum kelebek etkisi ne kadar önemliymiş. Eğer 7 Haziran 2015 seçimlerine giderken bana kocamı aldattığıma dair bir iftira atıldı. O iftira olmasaydı ve ben çok sert bir mücadele vermeseydim, böyle dost zannettiğiniz yüzüne ayna tutulup da bazı iğrençlikleri şahit olmamış olsaydım ve genç kadınların bilmediğiniz yerlerde her gün böyle tacizlere maruz kaldığını her alandan bahsediyorum şahit olmamış olsaydım bu yolculuk olmayabilirdi.

2015 son seçimim diyordum bir daha aday olmayı düşünmüyordum. O kavga buraya getirdi. 2017’de malum referandum oldu, o referandumda bireysel olarak şehir şehir gezerek, yapılmayacak bir gayretle, işin ucundan tutmadan gövdemle bir referandum karşıtlığı çalışması yaptım. Sonrası bu günü getirdi. Bunların hiçbiri planlı değildi.

Sonra MHP Genel Başkanlığı… ve orada çok büyük bir mücadele verdiniz. Demirleri tutma sahneniz… Orada “benim burada ne işim var ya” diyor musunuz?

Öyle durumlarda öyle demiyorsunuz. Ben Rumeli göçmeni bir ailenin kızıyım. Bizde kadınlar mücadele edicidir, sadece benim ailem 3 kere göç etmiş ve erkekler askerde bu göçü organize eden kadınlar olmuş. Doğal bir genetik var sanki, derleyici toplayıcı bir kültür kodu diyorum ben buna. O mücadele haline geçildikten sonrasını düşünmüyorsunuz. Ailemdeki tüm kadınlar, genci yaşlısı, okumuşu okumamışı tümü böyledir. Mücadele esnasında traktör gibiyiz. Orada hiç öyle düşünmedim. Onca insan benimle birlikte ve polisler duruyor. Bir problem çıktığı takdirde o insanların zarar görmemesi birinci öncelikti. O demiri tutmak arkadaşlarımın o teli yıkmasının önüne geçmekti. Çünkü; orayı o teli oraya gerenleri alması gerekiyordu. Haksızlık oradaydı. Bizim arkadaşlarımız o teli yıkmaya kalkışsa o doğru değildi. Kendinizden önce başkalarını düşünmeye başlıyorsunuz. Bu tamamen muhtemelen hem ailenin hem de kadın olmanın getirdiği karakter.

Babanız ne iş yapardı?

Babam İzmit Devlet Hastanesi’nin muhasebe müdürüydü. Ondan evvel Tarım Kredi Kooperatifleri’nde çalışıyordu. Ortaokul mezunuydu benim babam. Bölge müdürlüğüne kadar çıktı ve şehir şehir gezerdi. Dört kardeşiz biz, 10 yaşıma kadar olan süreci ağırlıkla annemle geçirdim ben evin en küçüğüyüm. Annem ev kadınıydı, çiftçilik yapardık biz geriye dönüp bakıyorum benden çok çalışmış.

Nerede çiftçilik yapıyordunuz?

İzmit’in Gündoğdu köyündeniz biz. İlkokulu köyde bitirdim, ortaokula bir yıl köyden gittim geldim ondan sonra benim için İzmit’e taşındı ailem.

Akademisyenlik nereden?

Sınav açılıştı, ben Kocaeli Mühendislik Fakültesi’nde hocalık yaptım. İnkılap tarihi hocalığı yaptım. En son politikaya 1993 Kasım gibiydi teklif aldım. DYP’den Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı üzerine o zaman bölüm başkanıydım. Politikaya başladım. Doktoram var ama kullanmıyorum ben. Ama en önemli özelliği ben ilkokul öğretmeniyim Bursa Öğretmen Okulu mezunuyum. O okul öyle bir eğitim vermişti ki köyden gitmişsiniz, yetiştirme yurdundan kız arkadaşlarımız vardı. Türkiye’nin her yerinden arkadaşlarımız vardı, subay kızları vardı, memur kızları da vardı yetim çocukları da vardı… Mesela 3 rengin dışında üzerinizde kıyafet olmayacak gibi bir talimat gibi beynimize işlenmesi Bursa Öğretmen Okulu’ndandır. Niye? Öğrencinin dikkaktini çekmeyeceksin diye. Topuklu ayakkabı giymeyeceksin öğrencinin karşısında…Saçın uzunsa toplu olacak… Büyük küpe takmayacaksınız, etek dizin altında olacak ama bilekte de olmayacak…Bana mesleğim sorulduğu zaman ben öğretmenim diyorum.

Türkiye’de çok sert bir siyaset var. Herkesin birbirine hakaretin sınırlarını zorladığı bir durum. Nasıl dayanıyorsunuz? Dinlerken ben televizyonda çok utanıyorum.

Ben çok şeyi bir arada gördüm. 40 yaşında İçişleri Bakanı oldum. O zamanlar müthiş bir nezaket vardı. Yaşlılar gençlere el verirdi. O devrin siyasetçileri kitap okur, literatür takip ederlerdi. Kurşun gibi sözler olurdu ama Türkçe’nin güzelliği onu anlatamam. Şimdi bugünün Türkiye’sinde anadili konuşmak gibi bir problemleri var arkadaşların. Öğretmen gözüyle söylüyorum bunu bildikleri kelime sayıları oldukça düşük. Kelime bilginiz iyi değilse söversiniz. Bu resmi görünce bir gün şöyle ayıldım ben; bir gazeteci genç arkadaş dedi ki “Sayın Erdoğan, Sayın Kılıçdaroğlu’na şöyle dedi; Sayın Kılıçdaroğlu şu cevabı verdi, Sayın Bahçeli de bu konuşmaya şöyle dedi, siz ne diyorsunuz?” O kadar enteresan bir anki benim için banane diyemedim, sektirdim cevabı. Ondan sonra geldik Genel Merkeze arkadaşlara oturduk. Bu insanların gerçek sorunlarını gizlemek için bu bir orta oyunu. İktidar partisi bu işi yapıyor. Sonuç itibariyle biz de buna düşüyoruz. Ben 20 Ocak 2020 tarihinden itibaren ilçe ilçe gezmeye başladım. İnsanları dinlemeye bugün gelinen noktada gittiğim her ilçede yüzde 70-80 AK Parti’ye oy vermiş insanlarımızla karşılaşıyorum ve sinir krizi geçirenler var. O gerçek gündemi kapatmak için bu hakaretlerin havada uçuştuğuna kanaat getirdim. Rahmetli Özal’ın, Demirel’in, Başbuğ Türkeş’in, Erbakan’ın… Meclis konuşmalarına denk geldim. Seçim zamanları televizyonlarda da yaptığı konuşmalar var. Gülümseyerek bitiyor program. Şimdi öyle olmuyor. Buna hakkımız yok ki. Vatandaşın zaten derdi bini aşmış gidiyor. Onun için bunun içine girmemeye çalışıyoruz.

Siz Türkiye siyaseti için şanssınız. Bir kadın liderin olduğu yerde daha kibar olmak gerekiyor. 

Siz kibarsınız. Niccolò Machiavelli görseydi Türkiye’nin bugünkü halini yerinde ters dönerdi. Bir sonuç odaklı, seçim kazanma odaklı her şey mubah diye bir anlayış var ben bunu reddediyorum. O perdeyi yıkmak üzere bir çalışmamız var. İşsiz gencin, siftahsız dükkan kapatan esnafın… Kadınlar gelip kulağıma söylüyor, “3 çocuğum var 1 televizyon var bir cep telefonu var, tablet lazım” her gittiğim yerden 22-23 bilgisayar talebi oluyor. Ama siz geçilmeyen köprüden gidilmeyen yoldan, tünellere para veriyorsunuz. Öğrenciye bilgisayar dağıtamıyorsunuz. Böyle bir şey olur mu? Bunu gündeme getirmek siyasetçinin görevidir. Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz.

Oğlunuzun siyasetle ilgilenmesini ister misiniz?

Ben insanlara şunu yapın bunu yapın demem, bu soruyu hep kendi kendime sorarım ailemden de gençler var. Genel başkan olmasam kendisi bilir derim ama ben genel başkanlık görevini yürüttüğüm için. An itibariyle ilgilensin istemem, çok zor ve yoğun bir iş. Siyaset sevildiği zaman çok güzel yapılan bir iş. Odağında insan olan bir iş. İnsan seven kişilerin siyaset yapmasında büyük fayda var. Ailemdeki tüm gençler kendileri bilir. Oğlumun çok siyasetle ilgisi yok.

Buraya gelen her siyasetçi dedi ki “çocuğum benim çocuğum olduğunu saklıyor” 

Oğlum Galatasaray Lisesi mezunu, orada okurken benim çok fırtınalı bir siyasi hayatım vardı. O zaman soyadını söylemezdi. Ben Fatih derdi o kadar.

Sizin eşiniz kendisini az göstermeyi başarıyor ama..

İşine gidip geliyor, İzmit’te bir işi var. Otobüs ya da trenle İzmit’e gider gelir. Akbili var İstanbul içinde toplu taşıma kullanır ve sonuç itibariyle benim sokaktaki gözümdür. Kimse de tanımaz.

Eşinizle en uzun ne kadar görüşmediniz?

4-5 gün eşimle görüşmüyorum, Pazar günü bir yere gidiyoruz, Perşembe falan dönüyorum. Ama evlilik çok canlı kalıyor haberiniz olsun.